Ana Sayfa Blog Sayfa 1183

Aile hekimleri: Aşılama durma noktasına geldi

Günlük yeni Covid-19 hasta sayısının 23 bin, koronavirüs’e bağlı ölüm sayılarının da günlük 200’ün üstünde olmasına rağmen vatandaşın aşı yaptırmamasının endişe verici olduğunu söyleyen aile hekimleri, aşılamanın durma noktasına geldiğini belirterek yeni tedbirlerle özellikle aşı kararsızlarının ikna edilmesi gerektiğini belirtti.

‘Hamileler mutlaka aşılanmalı’

Sekizinci  İstanbul Aile Hekimliği Derneği (İSTAHED) Kongresi’nde konuşan Dr. Dildök, aşı olması gereken 12 yaş üstünde yüzde 50’ye ulaşıldığını kaydetti, “Geriye kalanlar aşı karşıtları ya da aşı kararsızları. Bu kişilerin de ikna edilmesi gerekir” diye konuştu.

Aşı konusunda en büyük tereddüt yaşayan kişilerin hamileler olduğunu söyleyen İstanbul Aile Hekimliği Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Serkan Özbakış ise geçen yıl koronavirüs’e bağlı hamile ya da yeni doğum yapmış kişilerde ölüm oranlarının yüzde 50 oranında arttığını belirterek şunları söyledi:

Bu yıl geçen yıla göre yüzde 50 daha artış oldu. Bu hesapla pandemi öncesi döneme göre anne ölümleri yüzde 225 artış gösterdi. Bu ürkütücü bir rakam. Ne yazık ki, hayatını kaybeden annelerin yüzde 90’ı aşısız. Hangi aşıya ulaştığınız hiç önemli değil. Hamilelerin mutlaka Koronavirüs aşısı yaptırmaları gerekiyor”

Osman Kavala, cezaevinde dördüncü yılını tamamladı

İş insanı ve hak savunucusu Osman Kavala, tutukluğunun dördüncü  yılının pazartesi günü tamamlandığını duyurdu. Tutulduğu Silivri Cezaevi‘nden bir mesaj yayımlayan Kavala, “Hayatımın dört yılını kaybettikten sonra, teselli bulabileceğim şey, benden sonra yargı karşısına çıkacak olanların daha adil bir muamele görmeleri ihtimalidir” dedi.

Mesaj şöyle:

“Pazartesi günü Silivri Cezaevi’nde dördüncü yılım tamamlandı. Bu süre içinde, sadece cezaevinde olduğum için kendi hayatımı yaşama imkânımı kaybetmekle kalmadım, hedef gösterildiğim ve kamuoyunda hakkımda ‘karanlık’ ve ‘kötü’ bir insan izlenimi yaratılmaya çalışıldığı için, kendi gerçekliğim de tahrif edildi. Hayatımın dört yılını kaybettikten ve bir ‘memleket sorunu’ haline geldikten sonra, teselli bulabileceğim şey, yaşadıklarımın yargıdaki sorunlarla yüzleşilmesine katkıda bulunması ve benden sonra yargı karşısına çıkacak olanların daha adil bir muamele görmeleri ihtimalidir”

Osman Kavala, 1 Kasım 2017’de Gezi olaylarının planlayıcısı, yöneticisi ve finansörü olduğu iddiasıyla “hükümeti devirmek veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs” (TCK 312) ve “cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni devirmeye teşebbüs” (TCK 309) suçlamalarıyla tutuklanmıştı. Bu davadan beraat etmesine rağmen bırakılmadı, daha önce tahliye kararı verilmiş bir davanın konusu olan casusluk ve 15 Temmuz darbe girişimine karışmak suçlamayla yeniden tutuklandı. 

AİHM tarafından verilen “derhal serbest bırakılmalı” kararı uygulanmadı. Bir kez bile savcıya ifade vermeyen Kavala hakkında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, defalarca “suçlu olduğuna” dair beyanat verdi, beraatini “operasyon” olarak nitelendirdi.

Son olarak, ABD ve 9 Avrupa ülkesinin büyükelçileri, Kavala’nın serbest kalması çağrısı yapınca, Erdoğan, bu kişileri “istenmeyen adam” ilan etmek istedi. Büyükelçiler, yeni bir açıklama yapıp Viyana Sözleşmesi’nin 41. maddesine riayet ettiklerini açıkladığında kriz yatıştı. Ancak kriz sırasında Erdoğan tarafından “Soros artığı” diyerek suçlanan Kavala, bundan sonra adil bir yargılama yapılamayacağı gerekçesiyle duruşmalara katılmasının ve savunma yapmasının anlamsız olacağını belirtti. 

 

[COP26] 120’den fazla isim 6 Kasım’da eyleme çağırıyor: COP26 değil mücadele!

Glasgow’da düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 26’ncı Taraflar Konferansı’nda (COP26) devletleri iklim değişimini durdurma konusunda gerçekçi adımlar atmaya çağıran 120’den fazla aktivist bir imza metni yayımladı.

Aralarında Sezen Aksu, Sertap Erener, Feryal Öney, Lale Mansur, Serra Yıldırım, Oya Baydar, Ömer Madra, Yetvart Danzikyan gibi isimlerin de olduğu 120’den fazla aktivist iklim için atılan adımların yetersizliğini vurguladı.

6 Kasım için eylem çağrısı

Genç iklim aktivistlerinin, aydınların, gazetecilerin, sendika üyelerinin, sanatçıların ve birçok kurum temsilcisinin olduğu isimler imza kampanyasıyla tüm yurttaşları iklim için harekete geçmeye çağırıyor.

“Ben de varım” diyen imzacılar 6 Kasım Cumartesi küresel eylem günü ve sonrasında gösterilecek dayanışmanın önemine vurgu yapıyorlar.

Kadıköy’de eylem

İklim aktivistleri 6 Kasım Cumartesi günü saat 15.00’te Kadıköy’deki Süreyya Operası önünde bir araya gelecek. Burada gerçekleştirilecek basın açıklamasının ardından Müze Gazhane’ye yürüyüş düzenlenecek.

Gazhane’de ise aktivistlerin konuşmalarının yer aldığı forumun yanı sıra Asena Akan, Banu Kanıbelli, Ceyda Özbaşarel ve İdil Meşe sahne alacak.

‘COP26 değil mücadele’

“İklim ve gezegen için: COP26 değil mücadele” başlığını taşıyan ve 6 Kasım’da eylemlerde buluşma çağrısı yapan metinde şu ifadeler yer alıyor:

Dünya liderleri kasım ayında, geleceğimizi belirleyeceği ortada olan Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26) için Glasgow’da buluşacak.

Küresel ortalama sıcaklık artışını 1,5℃ ile sınırlandırmak için emisyonların 2030 yılına kadar yarıya indirilmesi hedefi, bizlere iklim kaosundan çıkış için sadece yüzde elli şans tanıyan bir hedeftir. Üstelik bu yetersiz hedefin bile çok gerisindeyiz.

Gerçeği, yükselmekte olan emisyon değerlerinden okuyabiliyoruz. Küresel emisyonların 2030 yılına kadar 2010 seviyelerine kıyasla %16 artması bekleniyor!

Peki 30 yıldır sürdürülen iklim zirvelerinde bir araya toplanan liderler bu süre boyunca ne yaptı?

30 yıldır aynı ezberleri dinliyoruz. COP26 öncesinde verdikleri demeçlerden de anlıyoruz ki bir iklim zirvesini daha boşa harcayacak, her bir günün yaşamsal önemde olduğu bu tarihi sınırda, bizi oyalamaya devam edecekler.

Artık zaman çerçevesi daraldı; 1,5C hedefinde başarılı olabilmek için, yani bugünü ve geleceği kurtarmak için hemen harekete geçilmeli; 2050 değil 2030 yılına dek fosil yakıt emisyonlarının sıfırlanması hedeflenmelidir. Hem Glasgow’da hem de dünyanın dört bir yanında kitlesel protestolar inşa etmek zorundayız.

Bilimin arkasında birleşen küresel iklim hareketinin sloganı; “Sistemi Kökten Değiştir” (Uproot The System).

Bu hareketin Türkiye ayağı olarak, iklim adaleti ve adil dönüşüm ilkeleriyle bir araya gelen bizler de 6 Kasım Uluslararası Eylem Günü’nde COP26 zirvesini protesto etmek ve “Harekete geç!” demek için örgütleniyoruz.
Gezegenin bütününün tehlikede olduğunu söyleyenlerin sesinin yükselmesi için, sesimizi ve gücümüzü büyütmek için bir araya geliyoruz.

“Ben de orada olacağım” diyen herkesi 6 Kasım Küresel Eylem Günü’nde bu harekete katılmaya davet ediyoruz.

***

İmza verenler

Abdülsamet Baskak FiDEDER
Ahmet Aykaç Akademisyen
Akgün İlhan Akademisyen, Açık Radyo Programcısı
Alev Er Gazeteci
Ali Mirkan Konar Mühendis
Ali Şahinkaya Yokoluş İsyanı Türkiye
Arzu Başaran Sanatçı
Arzu Şenel Atmaca Sağlık Çalışanı
Atilla Dirim Çevirmen
Atlas Sarrafoğlu Youth For Climate
Aydanur Gülşen Yönetici
Aydın Engin Gazeteci, Yazar
Aykurt Nuhoğlu Siyasetçi
Ayşe Çavdar Yazar, Araştırmacı
Ayşegül Sevim Doktor
Bahar Topçu Öğretmen, Aktivist
Banu Kanıbelli Müzisyen
Barış Gençer Baykan Akademisyen
Baskın Oran Akademisyen
Bedri Soylu İşçi
Bülend Tuna Mimar
Bülent Atamer Sivil Toplum Aktivisti
Burak Demir Antikapitalistler Platformu
Can Irmak Özinanır Akademisyen
Çağla Oflas Hepimiz Göçmeniz Platformu
Çağla Üren Gazeteci
Can Candan Sinemacı, Akademisyen
Celal Korkut Yıldırım Diş Hekimi
Çetin Özen Kamu Çalışanı
Ceyda Özbaşarel Müzisyen
Derya Kap Gazeteci
Deysem Siti Aktivist
Didem Gençtürk Açık Radyo Programcısı
Duru Barbak Fridays For Future Türkiye
Ece Baykal Fide Akademisyen, Aktivist
Ecem Albayrak Yokoluş İsyanı Türkiye
Ela Naz Birdal Youth For Climate
Elif Ünal Gazeteci, Aktivist
Emin Şakir İşçi
Emine Özkan Yeşiller Partisi Eşsözcüsü
Emine Uşaklıgil Yazar
Ercüment Gürçay Açık Radyo Programcısı
Erdoğan Aydın Tarihçi, Yazar
Eren Sevim Elektrik Mühendisi
Erol Köroğlu Akademisyen
Ersin Damarsardı Kamu Çalışanı
Ethem Özgüven Yönetmen
Evrim Kepenek Gazeteci
Faruk Sevim Uçak Mühendisi
Ferda Keskin Akademisyen
Feryal Öney Müzisyen
Gençay Gürsoy Akademisyen
Gülseren Onanç Aktivist
Güneş Akçay Aktivist
Gürhan Ertür Sivil Toplum Gönüllüsü
Hacer Ansal-Akademisyen
Hacer Yeşilçay Aktivist
Hadi Cin Avukat
Hakan Yapar Yokoluş İsyanı Türkiye
Hasan Fehmi Aktivist
Hatice Morkaya Diş Hekimi
Helin Alp İşçi
Hilal Şenel Film Yapımcısı, Aktivist
Işıl Su Gürgöze Yokoluş İsyanı Türkiye
İbrahim Betil Sivil Toplum Gönüllüsü
İdil Dağdemir Aktivist
İdil Meşe Müzisyen
İlksen Mavituna Açık Radyo Programcısı
İsmail Çapar İşçi
İsmail Karaavcı Kamu İşçisi
Jbid Luys Gezer Youth For Climate İklim Aktivisti
Koray Doğan Urbarlı Yeşiller Partisi Eşsözcüsü
Lale Mansur Sanatçı
Levent Gültekin Yazar
Levent Tüzel Siyasetçi
Mahmut Koca Kamu Çalışanı
Mehmet Ali Fırat Kamu Çalışanı
Mehmet Altan Akademisyen
Mehmet Emin İlbeyli Gazeteci
Melisa Akkuş İklim Öncüleri
Meltem Düzel Yeşil Düşünce Derneği, Aktivist
Metin Yoksu Gazeteci
Muğdat Bartu Mühendis
Murat Cano Avukat
Murat Çelikkan İnsan Hakları Aktivisti
Murat Güvenç Akademisyen
Murat Sabuncu Gazeteci, Yazar
Nazar Büyüm Yayıncı
Necmiye Alpay Yazar
Nesrin Nas Siyasetçi
Nicole Cavak Youth For Climate
Nil Mutluer Sosyal Bilimci
Nuran Yüce DSİP
Nurcan Baysal Yazar
Nurten Ertuğrul Mali Müşavir
Ömer Madra Açık Radyo
Onur Gözütok İhracat Uzmanı
Onur Korkmaz İklim Adaleti Aktivisti
Orhan Alkaya Şair, Yönetmen
Orhan Silier Tarihçi
Oya Baydar Yazar
Öykü Uslu Öğrenci
Ozan Tekin Antikapitalistler Platformu
Özdeş Özbay Açık Radyo Programcısı
Özge Korkmaz Antikapitalist Öğrenciler
Özlem Teke Aktivist
Petra Holzer Yönetmen
Piraye Antika İş İnsanı
Ramazan Çalışkan Aktivist
Rıza Türmen Hukukçu
Roni Margulies Yazar
Rüksan Tuna Mimar
Şanar Yurdatapan Müzisyen
Şenol Karakaş Antikapitalistler Platformu
Serra Yılmaz Oyuncu
Sertab Erener Müzisyen
Sevgi Uçan Çubukçu Akademisyen
Sevil Turan Sivil Toplum, Aktivist
Sevilay Çelenk Akademisyen, Yazar
Sezen Aksu Sanatçı
Şükrü Hurmalı Sanatçı
Tatyos Bebek Diş Hekimi
Tuğba Özer Gazeteci
Tülin Hadi Mimar
Tuna Emren Aktivist, Bilim Yazarı
Ufuk Uras Siyasetçi
Yasemin Sayıbaş Akyüz Grafik Sanatçısı
Yetvart Danzikyan Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni
Yıldız Önen DSİP

2020 LGBTİ+’ların İnsan Hakları Raporu: Kamu otoritelerinin hak ihlallerinde artış 

Kaos GL’nin 2020 LGBTİ+’ların İnsan Hakları Raporu yayımlandı. Avukat Yasemin Öz tarafından hazırlanan raporda 2020 yılına ait, LGBTİ+’ların insan haklarına erişimini engelleyen uygulama ve insan hakları ihlallerine ilişkin vakalar ele alındı.

Raporda, 2020 yılında da LGBTİ+’lara yönelik hak ihlallerinin fazla olduğu kaydedilirken, kamu otoriteleri ve yasa uygulayıcıların faili olduğu ihlal sayısında artış yaşandığı ifade edildi.

İhlallerin telafisine yönelik kayda değer gelişme yok

İhlale uğrayan LGBTİ+ların adalete erişim ve ihlallerin telafisine yönelik mekanizmalardan yararlanmaları konusunda da kayda değer gelişmeler yaşanmadı.

Rapor, kamu otoritelerinin sistematik ayrımcı söylemlerinin LGBTİ+’lara yönelik hak ihlallerinin seyrini doğrudan etkilediğini ortaya koydu ve “LGBTİ+’ların insan hakları alanındaki politika eksikliği, hayati sonuçlar ve ağır insan hakkı ihlalleri doğurmaya devam etmektedir. LGBTİ+’ları koruyucu yasal değişiklik gereksinimi de, bu düzeyde bir ihtiyaca karşılık gelmektedir” denildi.

‘Ayrımcı söylemler devlet politikası haline getirildi’

Raporda, koronavirüs salgını döneminde de LGBTİ+’lara yönelik hak ihlallerinin devam ettiği, hatta salgının sebebi olarak bile LGBTİ+ var oluşu gösterildiği hatırlatıldı:

Sivil toplumun genel kurulları dahil her türlü toplu etkinliklerinin salgın nedeniyle ertelendiği 2020 yılı, tüm dünyayı yeni bir hayat düzeni üzerine düşünmeye zorlarken, rapor içeriğimiz hak ihlalleri yönünden görünen artış dışında hiçbir değişiklik olmadığını göstermektedir. Salgının dahi sebebi olarak LGBTİ+ var oluşunu gösterme şeklindeki o eski ve bildik söylem dünyada da, ülkemizde de gecikmeden tedavüle konulmuştur. LGBTİ+’ların statüsü Anayasada tarif edilmiş Diyanet İşleri Başkanı gibi devlet tarafından en üst düzeyde görevlendirilmiş yetkililere varana kadar pandeminin sebebi olarak gösterilmeye çalışıldığı 2020 yılında, LGBTİ+’lara yönelik kamu otoritelerince ve siyasetçilerce geliştirilen ayrımcı söylemler sistematik bir devlet politikası haline getirilmiştir.”

Ayrıca, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın 2019 ve 2020 yıllarında doğrudan LGBTİ+’ları dini referanslarla hedef göstermesi de “LGBTİ+’ları daha da risk altında bırakan kaygı verici bir politika değişikliği” olarak değerlendirildi.

Toplam 82 vaka ele alındı

Rapor kapsamında, yargıya veya basına yansıyan veya doğrudan Kaos GL Derneği’ne ulaşan başvuru ve bilgiler doğrultusunda 2020 yılında LGBTİ+’ların insan hakları alanında toplam 82 vaka ele alındı. Söz konusu vakalarda birden fazla ihlal yaşandı. İncelenen toplam ihlal sayısı ise 103 oldu.

Öte yandan, raporda ihlal sonucunda adalet sağlanabildiyse olumlu olarak sonuçlanan vakalara da yer verildi.

Nefret söylemi ve nefret suçları gibi ihlal sayısının çok yüksek olduğu kategorilerde, genel durumu yansıtabilecek sınırlı sayıda ihlale raporda yer verildi. Bu kategorilerdeki toplam ihlal sayıları İnsan Hakları Raporu’nda yer almazken, nefret suçlarına ilişkin toplam sayı ve güncel durum önümüzdeki günlerde yayınlanacak Nefret Suçları Raporu’nda açıklanacak.

Raporda buradan ulaşabilirsiniz.

Yeni rapor: Kirleten öderse Türkiye’nin 2030’da kömürden çıkması mümkün

Türkiye’nin olası kömürden çıkış takvimini farklı senaryolar altında inceleyen ‘‘Karbon Nötr Türkiye Yolunda İlk Adım: Kömürden Çıkış 2030’’ raporu yayımlandı.

Rapora göre kirleticilerin iklim değişikliğine sebep olan sera gazlarını serbestçe salmasının önüne geçilip, kirletme bedelleri ödetilirse ve kamu kaynaklarıyla desteklenmeleri sonlandırılırsa en geç 2030 yılına kadar Türkiye’nin elektrik üretiminde kömürden çıkması doğal seyrinde gerçekleşecek.

Üç senaryo incelendi

Kömürün Ötesinde Avrupa (Europe Beyond Coal), Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA), Greenpeace Akdeniz, WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı), İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği ve 350.org için modelleme çalışmasını APLUS Enerji yaptı.

Raporda, 2021-2035 dönemini kapsayan ‘‘mevcut durum’’, ‘‘kömürden çıkış’’, ‘‘nükleersiz kömürden çıkış’’ şeklinde 3 senaryo oluşturularak Türkiye’nin kömürden çıkış olanakları incelendi.

Maliyetleri işletmeciler üstlenmiyor

Türkiye’de kömür yatırımlarının neden olduğu çevre ve halk sağlığı ile iklim maliyetlerinin hiçbiri kömürlü termik santral ve/ya kömür madeni işletmecileri tarafından üstlenilmiyor.

Üstelik yerli kömür alım garantisi ve kapasite mekanizması gibi uygulamalarla kömür sektörü teşvik ediliyor. Türkiye’nin kömür teşviklerini kaldırıp karbon emisyonlarını fiyatlandırma konusunda ciddi adımlar atması artık bir zorunluluk. Çünkü AB, Türkiye’nin önemli bir ticari paydaşı ve Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması, AB’ye ihraç edilen ürünlerdeki emisyon içeriğini karbon fiyatlaması yolu ile kontrol edecek.

Ek maliyetler oluşacak

Ulusal ölçekte karbon fiyatlandırma mekanizması uygulanmazsa Türkiye’den ciddi bir finansal kaynak sınırda karbon vergileri yoluyla yurtdışına aktarılacak, AB’ye yapılan ihracat üzerinde ek maliyetler oluşacak.

Söz konusu rapor, mevcut kömür teşviklerinin kaldırılması ve ‘‘kirleten öder’’ ilkesi çerçevesinde karbon emisyonunun fiyatlandırılması ile en geç 2030 yılına kadar kömürden çıkışın mümkün olduğunu ortaya koyuyor. Kömüre verilmekten vazgeçilen teşvikler, ve kirletenin ödediği toplam karbon maliyeti ile sağlanacak tasarrufla, dönüşümün faydalarının tüm toplumca paylaşılacağı, kimsenin mağdur olmayacağı planlamalara da kaynak ayrılabilir.

Sivas Kangal Termik Santrali. Fotoğraf: Barbaros Kayan/European Beyond Coal

Raporun temel çıktıları

  • Kömür maliyetlerinin kirleticiler yani termik santral işletmecileri tarafından yüklenilmesi ve kömür teşviklerinin kaldırılması durumunda elektrik üretimi için kömür kullanımı akılcı bir tercih olmaktan çıkacak ve 2028 yılı itibarıyla ithal kömürden, 2029 yılı itibarıyla ise yerli kömürden çıkış doğal seyrinde gerçekleşecek.
  • Kömürden çıkış senaryosunda, 2021 yılına kıyasla elektrik sektörü kaynaklı karbon emisyonları 2035 yılında %82,8 azalacak ve 27,6 milyon ton CO2 seviyesine gerileyecek. Bu durum Türkiye’nin iklim hedeflerine ulaşmasını mümkün hale getirecek. Mevcut durum senaryosunda ise 2053 karbon nötr hedefine ulaşmak çok zor bir ihtimal haline gelecek.
  • İçinden geçtiğimiz küresel yakıt-fiyat krizi göz önüne alınırsa kömürden çıkılması, enerji güvenliği ve yerlilik hedeflerini sağlamak için hayati bir öneme sahip. Mevcut durum senaryosunda yenilenebilir enerjinin payı 2035’te yüzde 49,4’te, yerli kaynak oranı ise yüzde 59’da kalıyor. Kömürden çıkış senaryosunda ise rüzgar ve güneş enerjisi artacak; elektrik üretiminde tamamı yerli ve yenilenebilir olan enerjinin payı 2035’te iki kata çıkarak yüzde 73,6 olacak.Kömürden çıkılmasının elektrik piyasa fiyatına etkisi simülasyonun ortalarında artsa da kömürden çıkış senaryosu altında devreye giren yenilenebilir enerji kapasitesi sayesinde bu fark giderek azalacak ve 2035 yılında mevcut durum senaryosu ile neredeyse eşitlenecek.
  • Kömürden çıkış senaryosunda elektrik üretim ve iletim sistemindeki yatırım ihtiyacı kömürden çıkışın gerçekleştiği 2029 yılına kadar ek 28 milyar dolar yatırım gerektiriyor. Bu da yıllık mevcut gayri safi yurt içi hasılanın yalnızca yüzde 0,5’inin ayrılması ile karşılanabilir.
  • 2030’a kadar kömürden çıkışta nükleerin bir avantajı yok. Nükleer enerjinin yüksek maliyeti ve barındırdığı riskler de dikkate alındığında Türkiye’nin nükleer enerji politikalarını yeniden gözden geçirmesi gerekiyor.
  • Kömürden çıkış planının, kömür bölgelerindeki çalışanları ve yöre sakinlerini mağdur etmemesi için kapsayıcı ve insana yaraşır istihdam olanakları yaratacak bir Adil Geçiş Mekanizması içermesi gerekiyor.

‘Kömürden çıkmak kaçınılmaz’

Kömürün Ötesinde Avrupa (Europe Beyond Coal) Kampanyacısı Duygu Kutluay “Küresel sıcaklık artışını 1,5 derece ile sınırlandırmak için yapılması gereken en etkili ve kolay adım kömürden vazgeçmek. Avrupa’da son 5 yıl içinde 20 ülke kömürden çıkmayı taahhüt etti. Türkiye’de iklim değişikliğine sebep olan sera gazlarını salanlara senelerce destek verildi, oysa bu raporla görüyoruz ki kirletmenin bedeli kirletenlere ödetilirse, kömürden çıkmak kaçınılmaz. Türkiye için kömürden vazgeçmek, hem kömürün hava kirliliği, iklim ve sağlık etkilerinin önüne geçecek hem de zengin yenilenebilir enerji kaynakları sayesinde gerçekleşecek enerji dönüşümü; istihdam, teknoloji, enerji bağımsızlığı ve yeni finansman kaynakları açısından faydalar sağlayacak” dedi.

Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN EUROPE) Türkiye İklim ve Enerji Politikaları Koordinatörü Özlem Katısöz “Küresel iklim gündemi, yeni santral kurulum maliyetleri, kömüre finansmanın durması gibi gelişmelerle kömürü geride bırakmak ve yenilenebilir kaynaklara hızlı bir geçiş kaçınılmaz hale geliyor. Bu çalışmanın gösterdiği gibi kömürün elektrik sisteminden temizlenmesi teknik ve finansal olarak mümkün. Bu noktada en kritik olan; bu geçişin toplumsal boyutunu en baştan planlamak ve kömür bölgelerinde çalışanlar ile yaşayanların insana yaraşır iş, toplumun tüm kesimlerini kapsayan istihdam, yeşil kalkınma gibi dönüşümün fırsatlarından yararlanmalarını sağlamak için yerel kalkınma ve istihdam politikalarını tasarlamak” yorumunu yaptı.

İkizköy/Muğla maden sahası. Fotoğraf: Mert Çakır/European Beyond Coal

‘Teknik ve ekonomik açıdan mümkün’

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) Direktörü Bengisu Özenç “Paris Anlaşması’nın onaylanması ile birlikte açıklanan 2053 net-sıfır hedefi Türkiye’nin artık iddialı bir emisyon azaltım stratejisini ortaya koymasını gerektiriyor. Bu stratejinin en önemli parçasını ise kömürden çıkış oluşturuyor. Bu adım aynı zamanda, küresel iklim hedefleri doğrultusunda değişen rekabet koşulları altında Türkiye’nin ticaret partnerleri karşısındaki konumunu korumasına ve hatta geliştirmesine de katkı sağlayacak. Bu adımın atılmasında geç kalınması ise ekonominin tümüne yayılacak bir atıl varlık riskini de beraberinde getirecek” ifadelerine yer verdi.

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Genel Müdürü Aslı Pasinli “Türkiye’de kömürden elektrik üretimi iklim değişikliğiyle mücadelemizin önünde büyük bir engel olmasının yanında doğa, halk sağlığı ve kamu bütçesi üzerinde de ciddi bir yük oluşturuyor. Karbon nötr, iklime dirençli ve kimsenin geride bırakılmadığı bir gelecek için yeşil yatırımların desteklendiği, kömür başta olmak üzere kirli teknolojilerin terk edildiği yeni bir ekonomik yaklaşıma ihtiyaç var. Karbon Nötr Türkiye Yolunda İlk Adım: Kömürden Çıkış 2030 Raporu elektrik üretimi sektörü özelinde bu yaklaşımın teknik ve ekonomik açıdan mümkün olduğunu bize gösteriyor” yorumunda bulundu.

Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Onur Akgül “Bu rapor, Türkiye’nin, elektrik üretiminde kömüre muhtaç olduğu iddiasını çürütüyor ve kömürden çıkış için uygulanabilir bir süreç öneriyor. Elektrik üretimindeki dönüşümün nükleere bel bağlamadan, 9 yıl içinde, kamu bütçesi sarsılmadan gerçekleşebileceğini gösteriyor. Kömürden çıkış sürecinde, kömürün sebep olduğu kirlilikle zenginleşenlerin de sorumluluk üstlenmesi büyük önem taşıyor. İklim krizinin yarattığı ekolojik, ekonomik ve toplumsal sorunlara karşı, “kirleten öder” ilkesini gözetmek, atılabilecek en doğru adım. Kömürden yenilenebilire doğru adaletli ve planlı geçişi bir an önce başlatmanın sorumluluğu ise karar vericilerde. İklim krizine karşı tarihi bir noktada olduğumuzun anlaşılması çok önemli” dedi.

Üç senaryo ne diyor?

TEİAŞ Yük Tevzi Bilgi Sistemi’nin 2021 Eylül sonu verilerine göre Türkiye’deki kömürlü termik santraller toplamda 20.331 MW kurulu güce sahip. Kömürlü termik santrallerinin Türkiye’nin elektrik üretimindeki payı TEİAŞ’ın üretim verilerine göre 2020 yılında yüzde 35 seviyesinde.

Genel sistem maliyetleri, toplam yatırım gereksinimleri, kaynak bazlı kurulu güç ile üretim gelişimi ve karbon emisyon miktarları gibi çıktıların yer aldığı 3 senaryonun detayları şöyle:

Mevcut Durum Senaryosu: Mevcut enerji politikalarının devam etmesi durumunda varılacak olan durumu göstermeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda yerli kömür santralleri için uygulanan alım garantisi ve kapasite mekanizması ödemeleri mevcut haliyle devam ettirilmiştir. Senaryo periyodu içerisinde herhangi bir karbon fiyatlandırma mekanizması uygulanmamaktadır. Akkuyu Nükleer Enerjisi Santrali’nin 2025 yılından itibaren kademeli olarak devreye gireceği varsayılmıştır.

Kömürden Çıkış Senaryosu: Mevcut kömür teşviklerinin kaldırılması ve kömür santralleri için uygulanan kapasite mekanizması ödemelerinin 2022 yılından itibaren devreden çıkarıldığı, ayrıca sabit bir karbon fiyatı uygulamasının getirilmesi sonucunda 2030 yılında kömürden çıkışın sağlandığı durumu göstermeyi amaçlamaktadır. Mevcut Durum Senaryosu’nda olduğu gibi Akkuyu Nükleer Enerji Santrali’nin 2025 yılından itibaren devreye girmesi varsayımını içermektedir. Bunun yanında çeşitli destek mekanizmaları vasıtasıyla denizüstü rüzgâr ve batarya kurulumu uygulamalarının da senaryo kapsamında devreye alınacağı varsayılmıştır.

Nükleersiz Kömürden Çıkış Senaryosu: Senaryo kapsamında Akkuyu Nükleer Enerjisi Santrali devreye alınmamakta, nükleer enerjinin devreye girmediği bir durumda kömürden çıkış olanakları incelenmektedir. Kömür için uygulanan destek mekanizmaları, karbon fiyatı uygulanması vb. konulardaki varsayımlar Kömürden Çıkış Senaryosu ile aynı kabul edilmiştir.

Zehirsiz Sofralar Platformu kuruldu

Sağlık, çevre, ekolojik yaşam, tüketici hakları, doğa koruma, tarım, gıda ve benzeri alanlarda çalışan 38 sivil toplum örgütü ve sivil inisiyatif Zehirsiz Sofralar Platformu‘nu kurdu.

23 sivil toplum örgütü ve sivil inisiyatifin da desteğini kazanan platform içerisinde Türkiye Organik Ağı (TORA), Zehirsiz Sofralar Pestisit Eylem Ağı (ZSPEA) gibi çeşitli ağlar da yer alıyor.

Platform, soframıza gelen gıda ile gıda dışı tarımsal ürünlerin bulunabilir, erişilebilir, sağlıklı ve güvenilir olmasını sağlamak için yapılacak bütün faaliyetlerde kamusal refahı, gelecek kuşakların ve tüm canlıların yaşam hakkını gözetecek, ekosistemi koruyacak; iklim krizini de dikkate alarak uzun vadeli, ihtiyaçlara odaklı, yerelliği ve kendine yeterliliği öncelikleyen, kadim bilgi ve pratikleri de dikkate alan, adil bir bakış açısını egemen kılmak amacını benimsiyor.

Zehirsiz Sofralar Pestisit Eylem Ağı

2019 yılında “Zehirsiz Sofralar Mümkün” diyerek bir araya gelen 100’ün üstünde sivil toplum örgütü ve sivil inisiyatifin kurduğu Zehirsiz Sofralar Pestisit Eylem Ağı, Tarım ve Orman Bakanlığı’nı muhatap aldıkları ve 160 binin üstünde imza topladıkları Zehirsiz Kampanya ile önemli bir başarıya imza attı.

2020 yılında insan sağlığı, doğal varlıklar ve biyolojik çeşitliliğe son derece zararlı olan tarım zehirleri (pestisitler) konusu TBMM gündemine 4 kez taşınırken, Ağ’ın lobi faaliyetlerinin de etkisi ile Bakanlık, 41 pestisit etken maddesini görüşe açtı ve 25 etken maddeyi yasakladı, 7 tanesine de sınırlama getirdi.

Bunların dışında çok sayıda pestisitin kullanımı konusunda farklı ülkeler tarafından halen çevre, insan ve hayvan sağlığına etkileri açısından değerlendirmeler yapılıyor.

Daha geniş bir amaç için bir araya geldiler

İşbirliğinin sürekliliğini arzu eden sivil toplum örgütleri ve sivil inisiyatifler, Şubat 2020’de bir araya gelerek gıda güvenliğini merkeze alan daha geniş kapsamlı bir amaç için Zehirsiz Sofralar Platformu’nu kurmaya karar verdi.

Bünyesindeki ağlar ve çalışma grupları üstünden çalışmalarına devam edecek olan Platform, önümüzdeki dönemde pestisitlerin zararları ve alternatifleri konusunda kamuoyu ile ilgili tarafları bilgilendirme, lobi ve savunuculuk faaliyetlerini sürdürmeye devam edecek. Bunların yanında, sağlıklı gıdaya ulaşım için organik tarım, gıda toplulukları, doğa dostu arıcılığın yaygınlaştırılması, atalık/yerel tohumların teşviki ve yaygınlaştırılması, onarıcı tarım, agroekoloji gibi pek çok konuda çalışmalar yapılması planlanıyor.

Zehirsiz Kentlere Doğru

Platform’un desteklediği önemli projelerden biri de “Zehirsiz Kentlere Doğru” projesi. Pestisitler yani tarım zehirleri ve aynı etken/aktif maddelere sahip biyosidal ürünler ne yazık ki kentlerde de okullardan park ve bahçelere, sitelerden yol kenarları ve boş arazilere kadar pek çok yerde kullanılıyor ve sağlığımızı tehdit ediyor.

Koronavirüs salgını ve iklim krizi gibi artan küresel felaketler gezegende yaşamın bir bütün olduğunu ve ancak bir bütün olarak sürdürülebileceğini bizlere anlatmaya çalışıyor.

İklimdeki hızlı değişimler, afetler, açlık, salgınlar, göçler, gıdanın bulunabilirliği ve erişilebilirliğine dair her geçen gün artan sorunlar, hızla yok olan biyolojik çeşitlilik ve kirlettiğimiz doğa bizlere gelecekte varlığımızı sürdürebilmemiz için doğa ile uyumlu bir yaşamın kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Zehirsiz Sofralar Platformu, insanı merkez alan ve büyüme odaklı değil gezegendeki yaşamın bir bütün olarak sürdürülebilirliğini hedef alan ilkeler ile önümüzdeki dönemde çalışmalarına devam edecek.

Zehirsiz Sofralar Platformu Üyeleri:

  • Afşar Balam Kadın Kooperatifi
  • Agrida Tarım ve Turizm Derneği
  • Atölye Deneme Sanat ve Ekolojik Çalışmalar Derneği
  • Birleşik Tüketiciler Federasyonu
  • Biyosidal İş ve Çevre Sağlığı Derneği
  • Bodrum Tohum Derneği
  • Boğatepe Çevre ve Yaşam Derneği
  • Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
  • Çevre ve Arı Koruma Derneği
  • Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı
  • Çevre ve Tüketici Federasyonu
  • Doğa Derneği
  • Doğa Koruma Merkezi
  • Doğal Yaşam Derneği
  • Doğu Anadolu Tarımsal Üreticiler ve Besiciler Derneği
  • Dört Mevsim Ekolojik Yaşam Derneği
  • Ekolojik Tarım Organizasyonu Derneği
  • Fethiye Ekolojik Yaşam Derneği
  • Gastronomi Turizmi Derneği
  • İzmir Başka Bir Okul Mümkün Eğitim Kooperatifi
  • İzmit Tüketiciler Birliği Derneği
  • Kapadokya Organik Tarım Üreticileri Birliği Derneği
  • Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği
  • Kocaeli Ekolojik Yaşam Derneği
  • Koruyucu Tarım Derneği
  • Koza Dağcılık Kültür Sanat ve Spor Kulübü Derneği
  • Organik Üreticiler ve Sanayiciler Derneği
  • Sürdürülebilir Yaşam Derneği
  • Tarım Ekonomisi Derneği
  • Tohum Eğitim, Kültür ve Doğa Derneği
  • Türetim Ekonomisi Derneği
  • Tüketici Bilincini Geliştirme Derneği
  • Tüketici Birliği Federasyonu
  • Tüketici Örgütleri Federasyonu
  • Tüketicinin Sesi Derneği
  • Türkiye Biyologlar Derneği
  • Yeryüzü Derneği
  • Yeşil Düşünce Derneği
  • Zeytince Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği
  • Zehirsiz Sofralar Platformu Destekçileri:
  • Anadolu Meraları
  • Ata Tohum Takası Grubu
  • BİTOT Gıda Topluluğu
  • Büyükdere Gıda Topluluğu
  • Çekirdek Türetici
  • Çitta Gıda Topluluğu
  • Çölyak ve Organik Tarım Derneği
  • Eko Harita
  • Eskişehir Gıda Topluluğu
  • Fethiye Gıda Topluluğu
  • Gediz Ekoloji Topluluğu
  • Good4Trust
  • İstanbul Permakültür Kolektifi
  • Kadıköy Gıda Topluluğu
  • Kanserli Çocuklara Umut Vakfı
  • Kollektif Fırın
  • Originn Gıda Topluluğu
  • Taksim Gıda Topluluğu
  • Tarım ve Gıda Etiği Derneği
  • Tüketici Dernekleri Federasyonu
  • Tüketiciyi Koruma Derneği
  • Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği
  • Yavaş Gıda Türkiye Derneği

Nesli tükenme tehlikesinde olan su samuru tüfekle katledildi

Muğla Fethiye Sahil Bandı‘nda yürüyüşe çıkan vatandaşların, deniz kenarında hareketsiz halde duran su samurunu fark edip, ihbar etmeleri üzerine bölgeye gelen Fethiye Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Şefliği ekipleri hayvanın öldüğünü belirledi.

Ekipler, dünyada nesli tükenmekte olan türler arasında gösterilen ve koruma altındaki su samurunun ölüm nedeninin belirlenmesi için çalışma başlatırken, Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Çevre Koruma Teknolojileri Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Yasin İlemin‘e teslim edilen hayvanın boynundan tüfekle ateş edilerek öldürüldüğü öğrenildi.

‘Su samurları sulak alanlar için gösterge türdür’

DHA‘da yer alan habere göre, hayvana suyun içerisinde 1 metre mesafeden ateş edildiğini belirten Dr. Yasin İlemin, hayvanın gece tekne ile balık avlayan kişiler tarafından katledilmiş olabileceğini tahmin ettiğini kaydetti:

Boynunun solundan vurulmuş. İncelemelerde ölümcül yaranın saçmalar sonucu açıldığını gördük. Olayın Fethiye körfezi içinde muhtemelen gece tekne ile balık avlayan şahıs tarafından gerçekleştiğini değerlendiriyorum. Su samurları sulak alanlar için gösterge türdür. Bulunduğu alanın kirlenmemiş veya az kirlenmiş bir sulak alan olduğunu gösterir. Geçmiş dönemlerde yapmış olduğumuz araştırmalarda Fethiye Akgöl’de yaklaşık 15 bireylik popülasyon tespit etmiştik. Akgöl’ün korunan sulak alan ilan edilmesi için DKMP ile ortak çalışmalar yürütüyoruz. Yine Fethiye içindeki doğal kanallar ve deniz kıyısında su samurlarının varlığını biliyoruz. Su samurları doğada balık, yengeç gibi sucul canlılar ile besleniyorlar.”

‘Ekosistem içinde önemli bir canlı’

Su samurlarının ekosistem içinde önemli bir canlı türü olduklarını kaydeden Dr. İlemin, koruma altında olan su samurlarını avlamanın cezasının 7 bin 500 TL olduğunu da kaydetti:

Su samurları zaman zaman balıkçılar tarafından balık yediği için hoş karşılanmayan memeli türü. Ekosistem içinde önemli bir canlı. Dengenin korunması ve balık popülasyonlarının uzun vadede daha güçlü olması için gerekli bir tür. Bölgede su samurları başta olmak üzere, sulak alanlar ve denizlerdeki nadir türlerin korunması, zarar verenlerin tespit edilerek gerekli işlemlerin yapılması amacıyla Sahil Güvenlik Komutanlığı ile DKMP Genel Müdürlüğü ortaklığında çalışmalara başladık.”

‘Zarar verenleri ihbar edin’

Fethiye halkına seslenen Dr. Yasin İlemin, su samurlarına zarar veren kişileri tespit ettiklerinde en kısa sürede ihbar etmelerini istedi:

Denizlerimiz ve sulak alanlarımızın sürdürülebilir kullanımı çok önemli. İçinde bulunduğumuz iklim ve biyolojik çeşitlilik krizi bu hızla devam ederse çok yakın gelecekte denizlerde tüketebileceğimiz balık kalmayacak. Son olarak Fethiye halkına sesleniyorum. Su samurları bölgemiz için bir zenginlik. Bunlara zarar verenleri tespit ettiğinizde en kısa sürede ihbar edin. Denizde suya düşmüş olan düşmana bile ateş edilmez. Sen nasıl bir varlıksın ki bunu yapıyorsun?”

[COP26 Liderler Zirvesi] Çin, yazılı açıklamasında yeni bir iklim hedefi koymadı

Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, COP26 iklim konferansına yaptığı yazılı açıklamada, gelişmiş ülkeleri iklim kriziyle mücadelede “gelişmekte olan ülkelerin daha iyisini yapmalarına yardımcı olmak için destek sağlamaya” çağırdı ve herhangi bir yeni önemli taahhütte bulunmadı.

Glasgow’da düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı’na (COP26) yazılı bir açıklamayla katılan Çin, gelişmiş ülkeleri iklim kriziyle mücadelede gelişmekte olanların daha iyisini yapmalarına yardımcı olmak için destek olmaya çağırdı.

Herhangi yeni bir iddialı hedefte bulunmayan Çin ülkesinin “yeşil ve düşük karbonlu enerji geçişini hızlandıracağını, yenilenebilir enerjiyi güçlü bir şekilde geliştireceğini ve büyük rüzgar ve fotovoltaik güç istasyonları planlayıp inşa edeceğini” söyledi.

Yazılı açıklamayla katılan tek lider

Dünyanın en büyük sera gazı emisyonu kaynağı olan Çin, 31 Ekim Pazar günü başlayan COP26’da kilit bir aktör. Ancak koronavirüs pandemisinden bu yana ülkesinden ayrılmayan Xi Jinping, konferansa katılamayacağını duyurmuştu.

Rusya ve Türkiye de konferansa katılamayacaklarını duyurdu. Ancak Başkan Xi, zirveye yazılı bir açıklamayla katılacak tek lider oldu. Devlet Başkanı’nın açıklaması liderlerin konuşmaları yapılmaya başlandıktan sonra COP26’nın resmi internet sitesine yüklendi.

2060’ta net sıfır emisyon

Çin, güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı’nda emisyonlarını 2030’dan önce zirveye çıkaracağını ve 2060 yılında net sıfıra ulaşacağını duyurmuştu. Ayrıca 2030 itibariyle güneş enerjisi kapasitesini 1,200 gigavata çıkaracağı sözünü vermişti.

Ancak iklim gözlemcileri ve kampanyacılar enerji tüketimini sınırlaması ve kömürden çıkış tarihini erkene çekmesi ve daha iddialı hedefler sunması için Çin’e baskı yapıyordu.

The Guardian’ın aktardığına göre Xi, yazılı açıklamasında Pekin’in verdiği sözleri tutacağını ve bu hedeflerin Çin’de “geniş ve derin bir ekonomik ve toplumsal değişim” anlamına geldiğini söyledi. Açıklamada “adım adım ve sıkı çalışma ile” bunun sağlanabileceği belirtildi.

12 Kasım’a kadar devam edecek

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26) 31 Ekim tarihinde başladı.

12 Kasım tarihine kadar devam edecek konferansın ilk iki günü liderlerin açıklamalarının yer aldığı Dünya Liderleri Zirvesi’ne ayrılmış durumda.

[COP26 Liderler Zirvesi] Hindistan 2070 yılında net sıfır emisyona ulaşma sözü verdi

Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Glasgow’daki COP26 kapmsamında gerçekleşen Dünya Liderleri Zirvesi’nde yaptığı açıklamada Hindistan’ın 2070 yılına kadar karbon nötr hale geleceğini açıkladı.

Hindistan, net sıfır hedefini açıklayan dünyanın en büyük kirleticilerinden sonuncusu oldu. Çin bu hedefe 2060’ta ulaşacağını açıklamıştı. ABD ve Avrupa Birliği ise 2050’yi hedefliyor.

Pazartesi günü gerçekleşen zirvede 120 dünya liderine seslenen Modi, “Hindistan, 2070 yılına kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşacak” dedi.

Yarı yarıya yenilenebilir enerji

Modi ek olarak 2030 yılına kadar çoğunlukla güneş enerjisinden oluşan fosil olmayan enerji payını 450 gigavattan 500 gigavata çıkaracağını ve enerji ihtiyacının yarısını yenilenebilir enerjiden elde edeceğini açıkladı.

Modi ayrıca Hindistan ekonomisinin karbon yoğunluğunun (birim enerji başına üretilen mal miktarının) 2030 yılına kadar yüzde 45 azaltılacağını duyurdu. Bir önceki hedef yüzde 35 olmuştu.

Küresel hedefin gerisinde

Bilim insanları iklim değişikliğinin en kötü etkilerinden kaçınma şansını yakalamak için dünyanın 2030 yılına kadar küresel emisyonları yarıya indirmesi ve 2050 yılına kadar net sıfıra ulaşması gerektiğini söylüyor.

Ancak bu rakamlar küreselde ulaşılması gereken hedefler olduğu için gelişmiş ülkelerin bu tarihlerin çok daha önünde bir hedef koyması gerekiyor.

Finansmana ihtiyaç olacak

Öte yandan Modi, Hindistan ve diğer gelişmekte olan ülkelerden gelen emisyon azaltma taahhütlerinin yerine getirilebilmesi için zengin ve tarihi sorumluluğu olan ülkelerden finansmana ihtiyaç duyulacağını ekledi.

Ambalajdan beslenme biçimlerine kadar birçok alanda tüketicilerin tercihlerinin de önemli olduğunu dile getiren Modi, “Akılsız ve yıkıcı tüketim yerine dikkatli ve bilinçli kullanıma ihtiyacımız var” dedi.

Modi, “Milyarlarca insan tarafından yapılan bu seçimler, iklim değişikliğine karşı mücadeleyi bir adım öteye taşıyabilir” ifadelerini kullandı.

Güncellenmiş NDC sunması gerekiyor

Daha geçen hafta, şu anda dünyanın Çin ve ABD’den sonra en büyük üçüncü sera gazı salan ülkesi olan Hindistan, net sıfır karbon emisyonu hedefi ilan etme çağrılarını reddetti.

Paris Anlaşması, ülkelerin 2015 yılında sunduğu Ulusal Katkı Beyanları’nı. (NDC) beş yıl sonra yani 2020’nin sonunda güncellemesini gerektiriyordu. Ancak Hindistan bu konuşmayı yaptığı ana kadar gelişmiş iklim hedeflerini sunma konusundaki çağrıları reddetmişti.

Modi’nin yaptığı açıklama doğrultusunda bu hedeflerle uyumlu güncellenmiş bir Ulusal Katkı Beyanı sunması gerekiyor.

İklim krizine karşı savunmasız

1,3 milyar nüfuslu ülke bir yandan atmosfere saldığı karbondioksit miktarı ile dünyanın en büyük kirleticilerinden biri. Bir yandan da iklim etkilerine karşı en savunmasız ülkelerden.

Sıcak dalgaları, kuraklık, sel ve yağmurlu muson mevsimi gibi giderek sıklığını ve şiddetini artıran aşırı hava olaylarının ülke genelinde yıkıcı etkileri oluyor.

12 Kasım’a kadar devam edecek

Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin yeni hedefini dünya ile paylaştığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26) 31 Ekim tarihinde başladı.

12 Kasım tarihine kadar devam edecek konferansın ilk iki günü liderlerin açıklamalarının yer aldığı Dünya Liderleri Zirvesi’ne ayrılmış durumda.

 

[COP26] İBB Sözcüsü duyurdu: İmamoğlu Glasgow’a gidiyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sözcüsü Murat Ongun, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu‘nun, Birleşmiş Milletler ve C40 Şehirler İklim Liderliği Grubu‘nun davetlisi olarak 2021 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı‘na (COP26) katılacağını duyurdu.

31 Ekim pazar günü başlayan COP26, 12 Kasım’a kadar devam edecek.

‘İki ayrı panelde konuşması olarak İstanbul’u temsil edecek’

Murat Ongun, sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, Birleşmiş Milletler’in ev sahipliğinde Glasgow’da düzenlenen COP26 İklim Zirvesi’nde, BM ve C40’ın davetlisi olarak 2 ayrı panelde konuşarak İstanbul’u temsil edecek.”

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın ise COP26’ya katılmak için 1-2 Kasım’da Birleşik Krallık’a gitmesi bekleniyordu. Ancak Erdoğan’ın, Türkiye’nin karşılanmayan güvenlikle ilgili taleplerinin ardından Glasgow‘a gitmeyeceği duyurulmuştu.