Ana Sayfa Blog Sayfa 1182

Araştırma: ABD’nin batısındaki orman yangınlarının en büyük nedeni iklim krizi

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) iklim uzmanı Rong Fu ve ekibinin yaptığı, PNAS isimli akademik dergide de yayımlanan bir araştırmada, ülkenin batısındaki orman yangınlarının en büyük nedeninin iklim krizi olduğu kaydedildi.

ABD’de 2001-2018 yıllarında çıkan orman yangınlarında 13 bin 500 kilometrekarelik bir alan yok olmuştu. Ancak, bu rakam 1984-2000 yıllarında yok olan orman alanlarından iki kat fazla.

Buhar basıncı açığı yükseldikçe su azalıyor

DW Türkçe‘de yer alan habere göre, iklim uzmanı Rong Fu ve ekibi, orman yangınlarının bu kadar kısa sürede nasıl kötüleştiğini anlamak için havadaki buhar basıncı açığını etkileyen faktörleri inceledi. Bu değer, belirli bir hava sıcaklığında havanın ne kadar nem çekebileceğini gösteriyor.

Araştırmaya göre, buhar basıncı açığı ne kadar yüksekse, toprak ve bitki örtüsündeki su da o kadar çok azalıyor. Kuruma olduğu için de orman yangınları tehlikesi artıyor.

Bilim insanları, ABD’nin batısındaki orman yangınlarının yaz aylarındaki buhar basıncı açığıyla yakından ilişkili olduğu düşünüyor. Araştırmaya göre, 2001-2018 mayıs-eylül aylarında buhar basıncı açığı yüksek olan gün sayısı, daha önceki yıllara göre yüzde 94 artış kaydetti.

2000’den önce hava durumu verileriyle açıklanabiliyordu

Ekibin hesaplamalarına göre, iklimdeki doğal dalgalanmaların buhar basıncı açığının yükselmesindeki etkisi yüzde 32. Geriye kalan son 20 yıldaki yüzde 68’lik yükselmenin nedeninin ise küresel ısınma olduğu belirtiliyor.

Rong Fu, 2000 yılından önce yangını teşvik eden havayı, hava durumu verileriyle çok iyi açıklayabildiklerini kaydetti. Fakat, zamanla bunun üçte birinden azı doğal hava koşullarıyla açıklanabiliyor.

Hatta bir kesim, havadaki buhar basıncı açığı değerlerindeki anormalliklerin yüzde 88 kadarının insanların yol açtığı küresel ısınma kaynaklı olduğunu düşünüyor.

[COP26] Glasgow’daki aktivistlerden ‘Squid Game’ temalı eylem

COP26’ya ev sahipliği yapan Glasgow’da iklim aktivistlerinin eylemleri de devam ediyor.

Sabah saatlerinde konferansın gerçekleştiği OVO Hydro önünde bir araya gelen aktivistler Netflix’in ünlü dizisi Squid Game temalı bir eylem düzenledi.

Eylemcilerin bir kısmı dünya liderlerinin maskelerini taktı, bir kısmı ise kırmızı tulumlar giyerek dizide olduğu gibi çocukların oynadığı oyunları oynadı.

‘Oyun oynamayı bırakın’

Aktivistlerin dünya liderlerine mesajı ise “Oyun oynamayı bırakın” oldu. Maskesi takılan liderler arasında konferansa katılmayan Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Birleşik Krallık Başbakanı Boris Johnson vardı.

Önümüzdeki günlerde Glasgow sokaklarını iklim eylemi talep eden insanlarla dolduracak daha fazla eylem planlanıyor.

Gelecek eylemler

3 Kasım tarihinde Yeşil Yıkama yürüyüşü düzenlenecek. Şehir merkezinde Türkiye saati ile 15.00’da başlayacak eylem Buchanan Gallery‘de sonlanacak.

5 Kasım TSİ 14.00’da İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg’in de katılacağı bir iklim grevi gerçekleşecek. 6 Kasım Küresel Eylem Gününde de saat 15.00’da kitlesel eylemler düzenlenecek.

 

Sakızdan heykellerin yapıldığı sergi ziyarete açıldı

Çiğnenmiş atık sakızlardan yapılmış eserlerin sergilendiği “Sakızdan Heykeller” isimli sergi, Aydın‘ın Kuşadası ilçesindeki Necati Korkmaz Mikro Minyatür Sanat Merkezi ve Sergi Alanı‘nda ziyarete açıldı.

Sakızdan yapılan eserler, mikro heykeltıraş Necati Korkmaz tarafından altı ayda yapıldı.

En küçük heykel 3 santimetre

DHA‘da yer alan habere göre, çevre duyarlılığı oluşturmak amacıyla önce atık sakızları toplayan mikro heykeltıraş Korkmaz, daha sonra da bu sakızlardan 15 minyatür heykel yaptı. Heykellerin en büyüğü 13, en küçüğü ise 3 santimetre boyutlarında.

Sergide ayrıca, Korkmaz’ın ancak büyüteç ya da mikroskopla görülebilen milimetrik boyutlardaki 42 mikro minyatür çalışması da kalıcı olarak sergileniyor.

Fotoğraf: DHA

‘Amacım sakızın çevreye verdiği zarara dikkat çekmek’

Mikro heykeltıraş Necati Korkmaz, dünyada ilk defa çiğnenmiş atık sakızlardan heykel yapıldığını kaydederek, amacının çözülmesi uzun yıllar alan sakızın çevreye verdiği zarara dikkat çekmek olduğunu söyledi:

Amacım, doğada yaklaşık 1000 yıl çözülmeyen sakızın çevreye verdiği zarara dikkat çekmek. Umarım yaptığımı minyatür heykeller, sakızın atık bir madde olduğunu ve geri dönüşüm işlemine tabi tutulması gerektiği konusunda insanlarda farkındalık oluşturur.

Son yıllarda birçok ülkede doğada çözülmeyen binlerce ton sakızı başka bir malzemeye dönüştürme fikri gelişmeye başladı. Geri dönüşüm kutularında toplanan kullanılmış sakızlar, plastik türevi mutfak eşyaları, çocuk oyun alanları, oyuncaklar, plastik bardak, tabak ve kalem gibi ürünlere dönüştürülebiliyor.”

1 Nokta 5: İklim krizi toplumsal cinsiyet eşitsizliğini nasıl körüklüyor?

Toplumsal cinsiyet eşitsizliği, hem LGBTİ+’ların hem de kadınların maruz bırakıldığı en büyük hak ihlallerinden biriyken, iklim krizi de cinsiyet rollerinden dolayı toplumsal cinsiyet eşitsizliğini olumsuz yönde etkiliyor.

Her yıl 10 binden fazla kadın İklim krizine bağlı sebeplerden dolayı hayatını kaybediyor. Bunun nedeni olarak, yaşlı ve çocuk bakımının kadının üstünde olması, kadınların felaketler hakkında yeterince bilgi sahibi olmasından maruz bırakılması gösterilebilir.

1 nokta 5 programının dördüncü bölümünde Merve Özçelik, belgesel yönetmeni ve toplumsal cinsiyet uzmanı Nuran Seyhan Bayer ile beş soruda iklim krizinin toplumsal cinsiyet üzerindeki etkilerini konuştu.

Nuran Seyhan Bayer, iklim krizinde alınacak kararlarda dezavantajlı grupların öncelikli olarak söz sahibi olmaları ve karar vericiler arasında yer alması gerektiğinin altını çizdi. Bayer, aksi durumda ise olumsuz etkilerin artacağını belirtiyor.

Kadınların iklim kriziyle önemli derecede mücadele verdiğini ifade eden Bayer, bundan sonra da kadınların ve LGBTİ+’ların iklim kriziyle en etkili mücadeleyi veren kesim olacağını da vurguladı.

1 nokta 5

[COP26 Liderler Zirvesi] Gürcistan Başbakanı: Kafkaslar buzulların yüzde 40’ını kaybetti

İskoçya‘nın Glasgow kentinde gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı’nda (COP26) konuşma yapan Gürcistan Başbakanı İrakli Garibaşvili, ülkesi adına burada bulunmaktan büyük memnuniyet duyduğunu ifade etti.

İklim değişikliğinin, Gürcistan ve genel olarak Kafkasya bölgesinin doğasına ciddi hasar verdiğini kaydeden Garibaşvili, “Güzel dağlar, buzullar ve nehirler ile bilinen Kafkasya, buzulların yüzde 40’ını şimdiden kaybetti. Sadece son yirmi yılda, Doğu Gürcistan’daki kayıpların oranı 20. yüzyılın sonunda yapılan tahminleri aştı” dedi.

Fotoğraf: AA

‘Cesur ve kapsamlı sonuçlar bekliyoruz’

Küresel doğal afetlerden kaçınılması için tüm ülkelerin mümkün olabilecek en etkili şekilde mücadele etmeleri gerektiğini belirten Garibaşvili, BM Genel Sekreteri’nin, İklim Değişikliği Hükümetlerarası Konseye sunduğu en son raporunu tamamen paylaştıklarını kaydetti.

AA’nın aktardığına göre konferanstan çıkan sonuçların tüm dünya için son derece kritik önem taşıdığını kaydeden Garibaşvili, “Gürcistan, ortak iklim hedefimizi önemli ölçüde ilerletecek ve salgından (Covid-19) daha önce hiç olmadığı kadar yeşil, daha güçlü ve daha güvenli sonuçlarla çıkmamıza yardımcı olacak bu zirvenin cesur ve geniş kapsamlı sonuçlarını sabırsızlıkla bekliyor” dedi.

12 Kasım’a kadar devam edecek

Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin yeni hedefini dünya ile paylaştığı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği 26’ncı Taraflar Konferansı (COP26) 31 Ekim tarihinde başladı.

12 Kasım tarihine kadar devam edecek konferansın ilk iki günü liderlerin açıklamalarının yer aldığı Dünya Liderleri Zirvesi’ne ayrılmış durumda.

Yeşil Gazete Glasgow’da: Birleşik Krallık’ın organizasyondaki eksiklikleri göze çarpıyor

Tüm dünyanın gözü şu anda İskoçya‘nın Glasgow kentinde. Şehir 31 Ekim-12 Kasım tarihlerinde Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 26’ncı Taraflar Konferansı’na (COP26) ev sahipliği yapıyor.

İstanbul Politikalar Merkezi (İPM) İklim Değişikliği Kıdemli Uzmanı ve aynı zamanda Yeşil Gazete yazarı Ümit Şahin, Glasgow’un ilk günlerinde yaşanan gelişmeleri editörümüz Elif Ünal‘la konuştu.

 

Ümit Şahin; Birleşik Krallık‘ın organizasyondaki eksiklerini, COP26’nın neden önemli olduğunu, açılış konuşmalarında ve dünya liderlerinin konuşmalarında öne çıkan başlıkları ve iki hafta boyunca hangi gündemleri takip etmemiz gerektiğini anlattı.

 

COP 26 başarılı olacak mı? Cevabı dört kritik soruya bağlı

Yazanlar: Helen Mountford, Taryn Fransen, Jamal Srouji, Lorena Gonzales, Nathan Cogswell, Mima Holt, Yamide Dagnet, Rebecca Carter, Rhys Gerholdt

Yeşil Gazete için çeviren: Ece İldem

***

26. Birleşmiş Milletler İklim Konferansı (COP26), en üst seviyede insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük problemin, küresel ve kolektif eylemle çözülebileceğine karşı güveni yeniden tesis etmelidir.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli’nin (IPCC) yayınladığı çarpıcı raporu ve aylardır beraber tecrübe ettiğimiz tahmin edilemez hava koşullarının yıkıcı etkileri göz önüne alındığında, Glasgow’a giden olan hükümetlerin ve diğer tüm aktörlerin fikir birliğine vararak sera gazı salımlarını önümüzdeki on yılda önemli ölçüde azaltmak ve dünya çapında karışı karşıya kalınan iklim olaylarını ciddiye almakta kararlı olmaları gerekiyor.

İklim eylemi için son durum

Tüm dünyada iklim değişikliğine karşı mücadelede önemli ilerlemeler kaydediyoruz. Örneğin elektrikli arabalara geçiş gün geçtikçe hız kazanıyor, yenilenebilir enerjinin kullanımı üstel olarak artıyor, bazı milletler 2030 için iddialı emisyon azaltma hedeflerine sahipler, çoğu ülke ve şirket iddialı net-sıfır hedeflerini için yarışmaya başladılar bile.

Bu gelişmelere rağmen, şu an ki ulusal iklim taahütleri (NDC’ler), ısınmayı 1,5 °C altında tutmak için yeterli değil. Bunun yanında, iklim açısından savunmasız ülkelerin çoğu ormanlarını korumak, temiz enerjiye daha çok uyum sağlamak ya da kendilerini iklimin etkilerinden korumak için yeterli desteğe erişemiyorlar.

COP26’nın ilk iki günündeki Dünya Liderler Zirvesi’nde ya da öncesinde, devlet liderlerinin -özellikle emisyonlarını azaltma ya da finansal hedeflerini daha geliştirmemiş olan büyük emisyon sahiplerinin daha da yüksek taahhütlerle gelmeleri gerekiyor. Bu adımlardan sonra resmi müzakereler, karşı karşıya olduğumuz eksikleri ele almalı ve Paris İklim Anlaşması’nın hedeflerine daha hızlı ulaşabilmemiz için önümüze net bir yol çizmelidir.

Peki karar vericiler ve kilit aktörler COP26’nın başarıya ulaşması için gerek şart olan bu dört soruya nasıl cevap vermeli?

Ülkeler, 2030’da derinlemesine emisyon kesintilerini gerçekleştirecek ve 1,5 °C hedefini sürdürmeye karar verecek mi?

Altı yıl önce Paris’te, ülkeler, sera gazı emisyonlarını azaltarak küresel ısınmayı, kötünün iyisi olan 1,5 °C’ta sınırlamak ve sıcaklığın daha da artması konusunda ortaya çıkacak daha pahalı ve tehlikeli sonuçlardan kaçınmak konusunda anlaştı. Bu eşiğin aşılmasının engellenmesi için 2030’da emisyonların yarı yarıya indirilmesi ve yüzyıl ortasında net-sıfır hedefine ulaşılması gerekiyor.

COP26 zirvesi öncesinde ülkeler, Paris Anlaşması’nın hedeflerine doğru ilerleme kaydetmek için 2030 için güncellenmiş ulusal iklim taahhütlerini yerine getirmek için uğraşıyorlar ve şimdiye kadar 120’den fazla ülke NDC’ler sundu ve birçoğu net sıfır duyurusu yaptı.

Peki taahhütleri ihtiyaçlarımızı karşılıyor mu?

112 ülkenin ve Avrupa Birliği’nin (30 Temmuz’da teslim edildi) NDC’lerinin Birleşmiş Milletler tarafından incelenmesi sonucunda ortaya çıkan verilere göre 2030 yılında bu ülkeler emisyonlarını 2010 seviyelerine göre toplamda %12 azaltıyorlar. Güncellenmiş taahhütlerini sunmamış olan ülkelerin taahhütleri de eklenirse 2030 itibariyle küresel emisyon 2010 değerlerine oranla %16 artacağı sonucuna varıyoruz. Bu, 2030’da emisyonlarımızı yarı yarıya azaltma hedefimizden çok uzakta olduğumuzu gösteriyor.

Rampion Açık Deniz Rüzgar Çiftliği, Birleşik Krallık. Ülkelerin 2030’dan sonra emisyonları azaltmak ve mümkün olan en kısa sürede net sıfır emisyona ulaşmak için agresif adımlar atması gerekiyor. Fotoğraf Nicholas Doherty/Unsplash

WRI ve Climate Analytics tarafından yapılan başka bir analizde ise sıcaklık penceresinden bakılıyor. Yayımladıkları makaleye göre yasal olarak bağlayıcı net-sıfır hedefleriyle birleştirilen mevcut iklim taahhütleri, yüzyılın sonunda 2,4 °C ısınmaya sebep olacak. G20 ülkeleri tarafından henüz resmi olarak kabul edilmemiş ancak yeni açıklanan ek hedefler de dikkate alındığında sıcaklık artışı 2,1 °C sınırında kalıyor. Yine makalenin verilerine göre eğer G20 ülkeleri 2030 emisyonları ve net-sıfır ile ilgili kararlı davranıp kesin azaltım hedefleri belirlerse artış 1,7 °C’de tutulabilir. Bu sonuç da bize 1,5 °C hedefinin sanıldığı kadar imkansız olmadığını gösteriyor.

Bu raporların açıklandığı sırada, Güney Afrika, ülkeyi 1,5 °C hedefine yaklaştırabilecek daha iddialı 2030 hedeflerini açıkladı. Özellikle gelişmekte olan bir ülkeden gelen bu hedefler bizim için çok sevindirici. Buna ek olarak Japonya da 2030 yılında emisyonlarını 2013’e oranla %46-%50 arasında azaltacağını resmi olarak taahhüt etti. Sahip oldukları zayıf taahhütlerin üzerine bu hatırı sayılır iyileştirme geçen yıl yapıldı. Ama daha fazlasına ihtiyacımız var. Toplamda küresel emisyonların %33’ünden sorumlu olan Çin, Hindistan, Suudi Arabistan ve Türkiye taahhütlerini açıklamadılar. COP26 süresince yeterince güçlü ve iddialı taahhütler ortaya koyabilirlerse hedeflerimiz arasındaki uçurumu kapatmaya da yardımcı olabilirler.

Daha öncesinde, Avustralya iddialı bir 2030 planı olmaksızın taahhütlerini sunmuş, Brezilya ve Meksika ise daha önceki taahhütlerinden daha zayıf hedefler belirlemişlerdi. Bu nal toplayıcıların da küresel ortaklığa emisyonlarını düşürmekle ilgili daha iddialı taahhütlerle katılmaları da çok önemli.

Bu konuda ufak bir pürüz daha var; her ne kadar AB, ABD ve diğer G20 ülkeleri iddialı 2030 emisyon azaltma hedeflerine sahip olsalar da 1,5 °C’lik hedefe tam olarak uymuyorlar. Birleşik Krallık‘ın 2030 hedefleri yeterli olsa da, gelişmiş ülkelere finansal destek vermeyle ilgili kanunlarını güçlendirmeliler.

Asıl büyük emisyon aktörleri henüz kuvvetli taahhütlerle gelmemiş olmalarına rağmen, COP26 sürecinde öne çıkmaları bekleniyor. Ve COP26 sürecinde hükümetlerin, yüksek emisyonlara sahip olan ve 2030 hedefleri 1,5 °C hedefiyle uyuşmayan ülkelerin Paris Anlaşması’nın Küresel Hisse Senedi’nin bir parçası olarak toplu değerlendirmenin yapılacağı 2023’ten önce hedeflerini iyileştirmeleri gerektiği konusunda hem fikir olmaları gerekmekte.

2023 yılı itibariyle güçlendirilecek iklim hedefleri kanun yapıcıların boyunu aşacaktır ve ülkeler Paris İklim Anlaşması’nda belirlenen döngüler hesaba katıldığında 2025’te yeni hedeflerini sunmak zorundalar, ancak gerçek şu ki başka seçenekleri yok. 2020’lerde toplu bir biçimde sera gazı emisyonlarını düşüremezsek, 1,5 °C hedefi ulaşılmaz hale gelecek. Bu sınırı geçmenin korkunç sonuçları hesaba katıldığında, bu durumdan ne pahasına olursa olsun kaçınılması gerekiyor.

Ülkeler 2030 sonrasında emisyonlarını kesmek ve mümkün olduğunca hızlı net-sıfır hedefine ulaşmak için girişken davranmalılar. Geçtiğimiz senelere baktığımızda net-sıfır taahütlerinde büyük bir artış görünüyor. Bugüne kadar küresel emisyonun %54’ünden sorumlu olan 63 ülke net-sıfır hedefi açıkladı, bunların içinde bir çok kırılgan ülke ile büyük emisyon sahibi Çin, AB, Amerika ve Brezilya gibi ülkeler beraber bulunuyorlar. Ancak diğerlerinin yanı sıra Çin ve Brezilya, net sıfır hedeflerine ulaşmak için en güvenli yol olan emisyon azaltma ile ilgili yakın vadeli taahhütlerde bulunmadılar.

Net-sıfır hedefine ulaşabilmek için ortaya konması gereken güvenilir bir yol haritasının oluşabilmesi için müzakereciler COP26’nın bir sonucu olarak ülkelerin uzun dönem stratejiler hazırlamaya devam etmesi ve bu hedeflerini zamanla gözden geçirip revize etme konusunda hem fikir olmalılar. Bu kararla yüzyıl ortasında küresel net-sıfır hedefine ulaşmak için ihtiyacımız olan uzun dönem yol haritasına sahip olacak aynı zamanda bu yolda ilerlerken hedeflerimizi açık bir şekilde izleyebilme olanağına sahip olacağız.

Gelişmekte olan ülkeler ihtiyaçları olan finansal ve manevi desteği alabilecekler mi?

Glasgow’da ülkeler şimdi ve gelecekte iklim etkilerinin darbeleriyle yüz yüze gelen kırılgan ülkelerin ihtiyaçlarını karşılama konusunda hem fikir olmalılar. Büyük emisyon sahiplerinin iddialı emisyon azaltma hedeflerini kabul etmelerinin yanında, COP26 gelişmekte olan ülkelerin adaptasyonlarına, kayıp ve zararlarının belirlenmesini desteklemeye ek olarak ormanlarını korumaktan temiz enerji kaynaklarına geçişe kadar ki uğraşlarına da destek vermeyi taahhüt etmelidir. Planlanan tüm bu destekler geliri yüksek olan ülkelerin iklim finansına daha fazla katkıda bulunmasıyla sağlanabilir. Gelişmekte olan ülkelerdeki gücen ortamını yeniden inşa etmek için atılması gereken en önemli adım da bu finansmanın sağlanmasıdır.

Bir çiftçi, Endonezya’nın Nusa Penida kentindeki bir deniz yosunu çiftliğinde deniz yosunu topluyor. İklime karşı savunmasız birçok ülke, deniz seviyesinin yükselmesinin evleri ve işyerlerini etkilemesi gibi adapte olamayacak kadar şiddetli etkilerle karşı karşıya. 

İhtiyacımız olan şeylerin anlık bir resmine bakalım:

İklim finansmanı: 2009’da Kopenhag’da, gelişmiş ülkeler kamu ve özel kaynaklardan 2020 yılına kadar yılda 100 milyar Doları tedavüle sokacağını beyan etti. Son OECD raporlarının tahminine göre 2019 itibariyle toplam iklim finansmanı 79,6 milyar Dolar, bu durum gelişmiş ülkelerin hedefi tutturamadığını belgeliyor.

BM Genel Kurulu’nda, Başkan Joe Biden, Amerika’nın uluslararası iklim finansmanı taahhüdünü 2024 yılına kadar 11,4 milyar Dolara ulaşabilmek için tekrar ikiye katlayacağını duyurdu. Bu haber doğru bir adım olsa da hala 100 milyar Dolar hedefinin çok gerisindeyiz.

COP26 öncesinde Almanya ve Kanada, Birleşik Krallık COP26 Başkanlığı’nın talebi üzerine gelişmiş ülkelerle görüşülerek hazırlanmış yıllık 100 milyar Dolar için bir ‘teslimat planı’ açıklayacak. COP26 sürecinde ve sonrasında bir çok gelişmiş ülkenin finansmana katılımlarını hedefe ulaşmak için yeniden düzenlemeleri ve 2020-2024 periyodu için en az 500 milyon Dolar sağlanması konusunda hemfikir olmaları gerekecek.

2025-sonrası iklim finansmanı sağlanması için yapılacakların başlatılması da COP26’nın diğer ana konularından biri.

Daha önce alınan kararlar bize genel bir yol çizebiliyorlar ama Glasgow’da müzakereciler hedefe nasıl ilerleneceği konusuna konsantre olmalılar. Müzakereciler tarafında 2025’ten önce belirlenmesi gereken iklim finansmanı hedefine yılda 100 milyon Dolarlık tabandan ulaşmak için bazı fikirler ve yaklaşımları da içeren çeşitli genel yaklaşımlar önerildi.

Paris İklim Anlaşması’nın uzun dönem hedefleri ve gelişmekte olan ülkelerin öncelikleri göz önüne alınarak sağlam bir ilerleme planı hazırlanması bir gereklilik. Ülkelerin yeni hedefle ilgili müzakerelerin kamu iklim finansmanını yaygınlaştırılması, uyum finansmanı için belirli bir hedef ve çevre sorunlarının azaltılmasına yardımcı olan emisyonları azaltan dayanıklılığı arttıran doğa temelli çözümler gibi ortak çabalara fon tahsil edilmesi gibi konuların ele alınıp alınmayacağını, alınırsa nasıl ele alınacağının da dikkate alması gerekecek.

Uyum:. Emisyonların azaltılmasının yanı sıra Paris İklim Anlaşması, iklime karşı dayanıklılığın arttırılması ve iklim etkilerine karşı kırılganlığın azaltılması gibi küresel uyum hedeflerini de içeriyor. Bu hedefe ulaşmak için ülkelerin bugüne kadar kaydettiği ilerlemenin toplu olarak izlenmesi ve değerlendirilmesi gerekiyor.

COP26’da ülkelerin seçenekleri tartışması ve uyum hedeflerinin başarılması için bir yol haritasında hemfikir olmaları bekleniyor. Uyum hedefleri konusunda ülkelerin küresel hedefe ulaşmakla ilgili kafa karışıklıkları değerlendirildiğinde, IPCC ülkelerin ilerlemelerini ölçmelerine, değerlendirmelerine ve buna teşvik etmeye yardımcı olacak özel kılavuzlar veya özel bir rapor hazırlamayı göz önünde bulundurabilir.

Bunlara ek olarak, gelişmekte olan ülkeler iklim değişikliği etkilerine karşı dayanıklılıklarını arttırmak ve uyum sağlayabilmek için finansal desteklerde hatırı sayılır iyileştirmelere ihtiyaç duyuyor.

COP26’da gelişmiş ülkelerin emisyonlarını azaltmak için harekete geçirilen hedefleriyle uyumun sağlanabilmesi için finansmanı da önemli ölçüde arttırmaları gerekiyor. Kalitenin arttırılması – kredi yerine hibe de dahil olmak üzere daha imtiyazlı finansman – ve tüm iklim finansmanına arttırılmış erişim de dikkate alınmalı.

Kayıp ve Zarar: Son IPCC raporuna göre dünyadaki her yerleşim bölgesi iklim değişikliğinin sonuçlarını zaten yaşıyor. Gerçekliğe döndüğümüzde ise çoğu iklim-hassas ülkeler bu değişikliklerle uyum sağlayamayacak durumdalar. Bunun sonucunda zorunlu göç, tarım alanlarının kaybı, su seviyelerinin yükselmesiyle ev ve iş yerlerini kaybetmek gibi sonuçlarla yüz yüze geliyorlar.

2019 yılında yapılan COP25’te ülkeler, kayıp ve zararı ele almak ve hassas ülkeler için teknik yardımın ulaştırılmasını sağlamak için Santiago Kayıp ve Hasar Ağı’nı kurdu. Bu iyi bir başlangıç olsa da platform şu an yalnızca bir internet sitesinden ibaret, bunun yerine ihtiyacımız olan şey sağlam ve işlevsel bir mekanizma.

COP26’da savunmasız ülkeler kayıp ve zararın BM tarafından konuşulan, çözümleri tartışılan ve finansmanın ayrı bir kolu olarak görülen bir toplantı maddesi olması konusunda çağrıda bulunuyorlar.

Müzakereciler Paris Anlaşması’nın bütünlüğünü ve tutkusunu koruyan kuralları kabul edecek mi?

Müzakereciler üç yıl önce Paris Anlaşması’nın ortaya koyduğu kurallar hakkında çoğunlukla hemfikirdiler ancak COP25’de bir kaç problemli nokta ortaya çıktı: Uluslararası karbon piyasası için kuralların oluşturulması ve NDC’lerin hangi zaman dilimlerini kapsaması gerektiği konusunda anlaşmaya varmak.

2019’daki konferans süresinde ülkeler iklim eylemlerini ve destekleri hakkında şeffaf bir şekilde rapor verebilmek için bir çerçeve oluşturmanın yanında Paris Anlaşması’ndaki pürüzleri hakkında da çalışmaya devam ettiler.

COP26 sürecinde müzakereciler bizi bitiş çizgisine götürebilmek için aşağıdaki kuralları kabul ettirmeye çalışacaklar:

Karbon Piyasası: Karbon piyasası, her sektörde emisyon azaltımlarını destekleyerek, emisyonlarını olabildiğince azaltarak ve iklim uyumu için finansal kaynak sağlayarak iklim değişikliğine karşı önemli bir rol oynayabilir. Buna rağmen, karbon piyasası için güçlü şartlar ortaya konmazsa istenen ölçüde bir emisyon azaltımı görmemiz mümkün değil.

Kaçınılması gereken uygulamalardan biri, karbon kredisi alıcılarının ve satıcılarının aynı emisyon azaltma eylemini “iki kez sayma” olasılığıdır. Diğer bir problem ise ülkelere Kyoto Protokolü’nce kabul edilen eski kredileri kullanılarak bir emisyon azaltma hedefi belirleme izni vermektir.

COP26’da müzakereciler bu ve bunlar gibi hileli eylem ve isteklere sertçe karşı gelmeliler. Karbon piyasaları söz konusu olduğunda COP26’da müzakerecilerin tutumu ne olursa olsun kuralları belirlemek değil, kuralların Paris Anlaşması hedefleri ile uyumlu olacak sağlam kurallar olduklarından emin olmak olmalıdır.

Ortak Zaman Çizelgeleri: 2015 yılında Paris’te yapılan iklim zirvesinde ülkeler birbirlerinden farklı hedefler ve tarihler içeren NDC’ler yayınladılar, bazısı 2025’i hedeflerken bazısı 2030’u hedefliyordu. Daha sonra ülkeler gelecekteki ulusal tarihlerini (2031 ve sonrasına uygulanacak olan) ortak bir zaman çizelgesi kullanarak belirleme konusunda anlaştılar.

COP26’da müzakerecilerin bu zaman çizelgesinin aralığının belirlemeleri bekleniyor. 5 yıllık olacak şekilde 2031 – 2035 mi yoksa 10 yıllık olacak şekilde 2031 – 2040 mı?

İklim krizinin aciliyeti göz önüne alındığında daha kısa 5 yıllık zaman aralıkları ülkelerin NDC’lerini daha sık düzenlemeleri ve güçlendirmeleri anlamına geleceği, meydana gelen bilimsel, teknolojik, ekonomik ve toplumsan gelişmelerin faydalarından daha kolay yararlanabilecekleri göz önüne alındığında daha anlamlı gibi görünüyor. Bu durum Paris İklim Anlaşması’nın diğer hükümlerinin etkin bir şekilde uygulanmasını da destekleyecek niteliktedir.

Şeffaflık Çerçevesi: 2018 yılında ülkeler Paris Anlaşması’nın gelişmiş şeffaflık çerçevesini özetleyen yönergeler üzerine anlaşmaya varabildiler. Bununla beraber ülkelere bir yapılacaklar listesi maddesi daha çıktı, raporlama formatı, şeffaflık raporlarının içeriği ve ülkeler tarafından teslim edilecek olan bu raporları değerlendirecek teknik elemanların eğitilmesi gibi ileri konular üzerine çalışılması gerekiyordu. Bu ödevin teslim tarihi 2020 idi ancak koronavirüs pandemisi sebebiyle ülkeler ödevlerini Glasgow’da COP26’da teslim edecek.

Konu biraz teknik olsa da detayların önemi büyük. Bu çerçeve ilgili kişilere ülkelerin aldıkları aksiyonlar, aldıkları ve verdikleri finansal kaynaklar hakkında açık, yerinde, tamamlamış, tutarlı ve karşılaştırılabilir veri sağlayacak. Bu veri ilerlememizi ölçebilmek ve gelecek için daha ölçülebilir taahütler verebilmek için çok önemli.

Ülkeler ve şirketler sistem değişimine yol açacak olan devrim için iş birliği yapacak mı?

COP26 tüm alınacak kararların yanı sıra tüm toplumun katılacağı iklim değişikliğine karşı bir sistem değişimine yardımcı olabilecek yeni işbirliklerinin ve bağışların ortaya çıkması için de bulunmaz bir fırsat. Kamu-özel işbirlikleri, çokuluslu bildiriler, yeni koalisyonlar, yerel girişimler ve diğer anlaşmalar görülebilir. COP26 boyunca bu yaklaşımlardan bir sürü göreceğiz ve bazıları biz COP26’ya ulaşana kadar gizli tutulacak.

COP26 süresince dikkate alınması gereken bazı konular şöyle:

Net-sıfır: Haziran 2020’de BM Üst Düzey İklim Şampiyonları, işletmeleri, şehirleri, bölgeleri ve yatırımcıları net sıfır emisyonlu bir ekonomiye ulaşma idealinin arkasında bir araya getirmek için ‘Sıfıra Yarış (Race To Zero)’ kampanyasını başlattı. Kampanyaya verilen destek hızla arttı.

Bugüne kadar ekonominin en büyük 15 sektöründeki gelirlere göre büyük şirketlerin beşte biri içinde bulunduğumuz on yılda emisyonlarını yarıya indirme sözü verdi. Toplamda 80 trilyon Doları aşan varlıklardan veya dünya çapında yönetim alanındaki toplam varlıkların %77’sinden sorumlu 250’den fazla varlık sahibi, varlık yöneticisi ve banka, portföylerini en geç 2050 yılına kadar Net-Sıfır İçin Glasgow Mali İttifakı çatısı altında net-sıfır emisyona geçirmeyi taahhüt etti.

COP26 süresinde kampanyaya emisyonlarını 1,5 °C hedefine uymak için hızlıca sınırlayabilecek 1000 şehrin de destek olması bekleniyor . Bu taahhütlerin yerine getirilmesini sağlamak için, (örneğin 2030 için) hedeflerle desteklenmeleri, şeffaflık ve bütünlüğü sağlayan kurallara bağlı kalmaları da gerekecek.

Kapsamlı incelemelerin ardından, Science Based Targets girişimi, şirketler tarafından net sıfır hedeflerinin küresel olarak uyumlu ve bilime dayalı olabilmesi için net sıfır hedeflerine ilişkin bir standart hazırladı, bu standardın da COP26’nın hemen öncesinde yayınlanması bekleniyor.

Bir bisikletçi Manila’daki 32.000 panelli Valenzuela Güneş Çiftliği’nin yanından geçiyor. Düşen maliyetler ve teknolojik atılımlar, yenilenebilir enerjide katlanarak büyümeye neden oldu. Fotoğraf: Lisa Marie David ve IMF Photo/Flickr

Finans Sektörü: Paris Anlaşması’nın üçüncü hedefi finansal akışların düşük-karbon ve iklime dayanıklı bir şekle doğru evrilmesidir. Sıfıra Yarış kampanyasının bir parçası olan Net Sıfır için Glasgow Mali İttifakı’na raporlama, risk yönetimi, getiriler ve seferberliği ilerleme için izlememiz gereken kilit alanlar olarak belirleyen İngiltere Merkez Bankası eski başkanı Mark Carney başkanlık ediyor.

COP süresinde ya da öncesinde Uluslararası Finans Raporlama Standartları Kurumu, Uluslararası Sürdürülebilirlik Standartlar Kurulu kuracak. Bununla alakalı olarak COP26’da Science Based Targets girişimi bir taslak sunarak, finansal kurumlar için net sıfır standardı geliştirmek için bir danışma süreci başlatacak.

Kömür, Petrol ve Doğalgaz: Güney Kore ve Japonya kısa süre önce diğer ülkelerdeki kömür santrallerinin gelişimini finanse etmeyi durdurma sözü verdi. BM Genel Kurulu’nda ise Çin Başkanı Xi Jinping, yurtdışında kömür santralleri inşa etmeyi durduracaklarını duyurdu. Bu arada Bulgaristan ve Uruguay, Powering Past Coal Alliance’a katılan son ülkeler olurken, Danimarka ve Kosta Rika yakın zamanda Beyond Oil and Gas Alliance’ı kurarak, fosil yakıt üretimini durdurma planını taahhüt etti.

Eylül ayında BM, şimdiye kadar yedi ülkeyi kapsayan “No New Coal Plants” taahhüdünü başlattı. COP26 sürecinde daha fazla ülkenin ve yatırımcının fosil yakıtlardan uzaklaşan girişimlerini dinlemeyi umuyoruz.

Yenilenebilir Enerji: 2010’da güneş ve rüzgar enerjisi küresel enerji üretiminin %1,7’sini karşılıyordu. On yıl sonra bu oran %8,7’e çıktı. Tecrübe ettiğimiz üstel büyüme, modellerin tahmin ettiğinden çok daha yüksek.

Düşen maliyetler ve teknolojik atılımlar, ülke ve şirketlerin daha hızlı ve kararlı bir şekilde yenilenebilir enerji hedefleri belirleme konusunda yüreklendiriyor. Muhtemelen Glasgow’da bunlardan daha fazlasını sergileyecekler. COP26’da Hindistan ve İngiltere’nin dünya çapında güneş enerjisi sağlayabilmek için ‘ulusötesi elektrik şebekesi’ oluşturulması ile ilgili ortak bir bildiri yayınlamaları bekleniyor.

Ormanlar: Tropikal ormanların kaybından dolayı ortaya çıkan karbon emisyonunun miktarı geçtiğimiz yıl Amerika’da kullanılan tüm araçların karbon emisyonundan daha fazlaydı. COP26’da ormansızlaşmayı sona erdirmek için yenilenen taahhütleri, ormanların karbon emisyonlarını nasıl emdiğini ve toplulukların iklim etkilerine uyum sağlamasına yardımcı olduğunu giderek daha fazla anladığını gösteren somut önlemleri izleyeceğiz. COP’ta yer alacak ormanla ilgili girişimler arasında Orman, Tarım Ve Emtia Ticareti (FACT) Diyaloğu aracılığıyla ormansızlaşmadan arındırılmış tedarik zincirlerini teşvik için ülkelerin bir araya getirilmesi yer alıyor.

Ayrıca, Nisan 2021’de İklim Liderler Zirvesi’nde başlatılan LEAF Koalisyonu gibi gönüllü karbon piyasalarını kullanan inisiyatifler de dahil olmak üzere, bu hedeflere ulaşmak için hükümet ve özel sektör finansmanlarına ilişkin önemli duyurular da bekliyoruz.

Elektrikli araçlar: Ford, General Motors, BMW gibi otomotiv sanayinin ağır topları elektrikli arabalara büyük yatırımlar yapıyorlar, gün geçtikçe daha fazla ülke ve şirket içten yanmalı motorlu araçların satışını aşamalı olarak durdurmayı taahhüt ediyor. COP26’da temiz ulaşıma geçişte bir kırılma noktasına geldiğimizden bahseden ülke ve şirketlerden daha cesur taahhütler bekliyoruz.

Metan: Metan daha güçlü bir sera gazı, 20 yıllık süreçte bakıldığında karbondioksitten 86 kat daha fazla ısıtma gücüne sahip. Çalışmalar gösteriyor ki metan emisyonunu kesmek için hızlıca adım atılması durumunda 2050’ye kadar 0,3 °C’lik bir ısınmayı ortadan kaldırabiliriz.

Bu süper kirletici ile ilgili olarak 2021 BM Genel Kurulu’nda Amerika ve AB, Global Methane Pledge’i duyurarak ülkeleri 2030’a kadar metan gazı seviyesini 2020 seviyelerinin en az %30 düşürmek için harekete geçmeye çağırdı. Bugüne kadar 30’dan fazla ülke bu anlaşmaya destek verdiklerini açıkladı. COP26’da bu desteğin artmasını umuyoruz.

Herkes İş Başına

Glasgow’daki COP26, yalnızca ülkelerin taahhütlerini sunmaları için bir an değil. Aynı zamanda 1,5 °C sınırını aşmamak ve iklim değişikliğinin gittikçe büyüyen etkilerine cevap verebilmek için ülkelerin çabalarını iki katına çıkarmak ve acilen atmaları gereken adımlara odaklanabilmeleri için kritik bir an.

COP26’nın ardından ülkelerin NDC’leri nasıl bir senaryo çiziyor olursa olsun, sera gazlarını hızla kesme sorumluluğumuz sıcaklıklar yükseldikçe ve iklim değişikliğinin sonuçları kötüleştikçe artacak.

COP26 herkesin ayağa kalkıp liderlerinden ciddi iklim eylem planları istemesi ve elini taşın altına koyması gereken bir an.

Makelenin İngilizce orijinali

 

[COP26] Kraliçe, delegelere video ile seslendi: Birlikte en aşılmaz sorunları çözebiliriz

Birleşik Krallık Kraliçesi II. Elizabeth yayımladığı video mesaj ile Glasgow’da gerçekleşen BM İklim Konferansı COP26’ya gelen delegeleri selamladı.

Akşam saatlerinde verilen resepsiyona Kraliçe’nin ev sahipliği yaması bekleniyordu ancak saraydan yapılan duyuruda Kraliçe’nin sağlık sorunları nedeniyle Glasgow’a yolculuk yapamayacağı açıklanmıştı.

Kraliçe video mesajında dünya liderlerinin iklim kriziyle mücadelede “mevcut siyasetin üzerine çıkacağına” dair umudunu dile getirdi. Mesajında vefat eden eşi Prens Philip’in de giderek daha dayanılmaz hale geldiğine dair uyarılarda bulunduğunu hatırlattı.

‘En aşılmaz sorunları çözme kabiliyetindeyiz’

II. Elizabeth “Henüz basılmamış tarih kitaplarında bu zirvenin sizi fırsatı kaçırmayan ve gelecek nesillerin çağrısına cevap veren liderler olarak tanımlayarak yazması pek çok kişinin ümidi” ifadelerine yer verdi.

The Guardian’ın aktardığına göre açıklamasında “Hiçbirimiz önümüzdeki zorlukları hafife almıyoruz. Ancak tarih göstermiştir ki, milletler ortak bir amaç için bir araya geldiğinde, her zaman umut için yer vardır. Yan yana çalışarak, en aşılmaz sorunları çözme ve en büyük olumsuzlukların üstesinden gelme yeteneğine sahibiz” ifadelerini kullandı.

Salihli, katı atık tesisine direniyor: Faaliyet hukuksuz, haklı direnişimizi sürdüreceğiz

Manisa‘nın Salihli ilçesine bağlı Caferbey Köyü‘nde büyükşehir belediyesi tarafından hayata geçirilmek istenen katı atık tesisi için iş makinelerinin bu sabah köyün merasına girmesi üzerine, köylüler ve çevre aktivistleri bir araya geldi. Yoğun sayıda kolluk kuvveti de iş makineleriyle birlikte köye girerken, halkın tepkisi üzerine iş makineleri geri çekildi.

Bölgede katı atık tesisinin yapılmaması için Manisa İdare Mahkemesi‘nde yürütmeyi durdurma istemli açılmış bir iptal davası olduğunu kaydeden Salihli Çevre Derneği ve davanın avukatı Seçil Ege Değerli, yargı kararlarını beklemeksizin iş makinelerinin köye giriş yaptığını aktardı.

‘Köy halkı şu an nöbette’

Seçil Ege Değerli, Manisa Büyükşehir Belediyesi tarafından 12 ilçede katı atık tesisinin yapılacağını ve bunlardan birinin de Salihli Caferbey Köyü’nde yapılacağının birkaç yıl önce duyulduğunu aktardı. Ancak, yerel seçim zamanında şu an ilçenin belediye başkanı olan Zeki Kayda‘nın köyde katı atık projesine izin vermeyeceğini seçim vaadi olarak söylediğini ve destek aldığını aktardı. Fakat, tüm bu sözlere rağmen de bir ay önce köyün mera alanında çalışmaların başladığını belirten Değerli, sözlerini şöyle sürdürdü:

Bunun üzerine derneğimize köy halkı başvurdu. Yaptığımız araştırmada 2018 yılında Manisa Valiliği’nin bu projeye onay verdiğini ve Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin bünyesindeki SİPİL A.Ş tarafından faaliyete başlanılacağını öğrendik.

Bugün bununla ilgili halihazırda Manisa İdare Mahkemesi’nde yürütmeyi durdurma istemli açılmış bir iptal davamız var. Ancak, bugün sabah saatlerinde yargı kararlarını beklemeksizin iş makinelerinin meraya giriş yaptığı fark ediliyor. Köy halkı bir tepki geliştirdi tabii ki. Burada pasif bir direniş başladı. Yoğun sayıda kolluk kuvveti de iş makineleriyle birlikte köye girmiş ancak halkın tepkisi üzerine iş makineleri geri çekildi. Köy halkı şu anda nöbette bekliyor.”

‘Bu köylü size ne yaptı?’

Bir köylü seçim vaadini yerine getirmeyen Zeki Kayda’ya ithafen “Bu köylü size ne yaptı?” diye sordu.

‘Hukuken hiçbir dayanağı yok’

Şirketin ne “ÇED gerekli değildir” ne de “ÇED olumlu” gibi hiçbir kararının olmadığını söyleyen Avukat Seçil Ege Değerli, bu alanın üzerine katı atık tesisi yapmanın hukuken hiçbir dayanağı olmadığını ifade etti:

Şirketin alınmış hiçbir ÇED kararı da yok. Ne ÇED gerekli değildir ne ÇED olumlu. Hiçbir şekilde ÇED süreci başlatmamışlar zaten. Alan tapuda da mera alanı. Köyde hem hayvancılık hem tarım yapılıyor ve bu mera aktif olarak hayvan otlatmak için kullanılan bir yer zaten. Etrafı tamamen zeytinliklerle ve bağlarla çevrili.

Böyle bir alan üzerine katı atık tesisi yapmanın hem hukuken hiçbir dayanağı yok hem de çevre, halk sağlığı, ekolojik denge açısından zararlı sonuçları olacağını düşünüyoruz.”

‘Yer altı suları kirlenecek’

Katı atık tesisinin hayata geçmesi durumunda yer altı sularının kirleneceğinin altını çizen Değerli, insan sağlığı açısından da çeşitli riskler barındıracağını dile getirdi:

Bu proje sahasının yani köyün merasının hemen yakınında Gediz Nehri’ni besleyen kollardan bir tanesi olan Tabak Çayı geçiyor. Meraya 10 metre civarında köyün içme suyu kuyuları var. Onun dışında tarımsal sulama suları var.

Bizim ilçemiz büyük de bir ilçe olduğu için etraftaki çöplerin toplanacağı bir merkez olarak planlanmış. Burada bu tip katı atıkların depolanması durumunda zaten yer altı sularının kirleneceği, bozulacağı bilinen bir gerçek. Bunun yanında havaya salınan partiküller, hava kirliliği, gürültü köyün yerleşim yerinin 100-200 metre yakınında yapılması insan sağlığı açısından da ciddi risk doğuracaktır.”

‘Haklı direnişimizi sürdüreceğiz’

“Buradan kamu idarecilerine sesleniyoruz. Bu hukuksuzluğa son vermelerini ve halkın taleplerini dinlemelerini istiyoruz” diyen Avukat Seçil Ege Değerli, haklı direnişlerini de sürdüreceklerini belirtti:

Şu an belediyeye ait şirketin yapacağı her bir faaliyet tamamen kanunsuz olacaktır. Şu an burada halk merasına, toprağına, memleketine sahip çıkıyor. Direnişini ve nöbetini sürdürecek. Biz de Salihli Çevre Derneği olarak ve davanın avukatı olarak ben de köylülerimizle hep beraberiz. Biz haklı direnişimizi sürdüreceğiz.”

[COP26] 100’den fazla ülke ormansızlaşmayı durdurmayı taahhüt etti

Glasgow’da devam eden BM İklim Değişikliği 26’nca Taraflar Konferansı (COP26) sırasında aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 100’den fazla ülke, 2030 yılına kadar ormansızlaşmayı ve arazi bozulmasını durdurma ve tersine çevirme taahhüdünde bulunduğunu açıkladı.

Küresel Orman Finansmanı Taahhüdü, hükümetler, yatırımcılar, işletmeler, hayır kurumları, sivil toplum ve toplulukların benzeri görülmemiş bir ittifakını bir araya getiriyor ve orman politikalarının hem ölçeğini hem de kalitesini değiştirme potansiyeli taşıyor.

Kamu fonu yaratılacak

Açıklamaya ortak olan ülkeler dünya ormanlarının yüzde 85’inden fazlasını temsil ediyor.  Küresel Orman Finansmanı Taahhüdü, 12 ülkenin ormanları korumak ve restore etmek için 2021-2025 yılları arasında 12 milyar dolarlık kamu fonu yaratma taahhüdünü içeriyor. Buna ek olarak, 7,2 milyar dolarlık özel sektör yatırımı harekete geçirilecek.

Finansman taahhüdü veren 12 ülke, Birleşik Krallık, Norveç, Kore Cumhuriyeti, Hollanda, Belçika, Danimarka, Japonya, Fransa, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, AB ve Almanya‘dan oluşuyor.

Finans kuruluşları da dahil oldu

Aviva, Schroders ve Axa dahil olmak üzere 8,7 trilyon doları aşan küresel varlığa sahip 30’dan fazla finans kuruluşunun CEO’ları, ormansızlaşmayla bağlantılı faaliyetlere yatırımı ortadan kaldırmayı taahhüt etti.

Palmiye yağı, kakao ve soya gibi ormanları tehdit edebilecek kilit ürünlerde küresel ticaretin yüzde 75’ini temsil eden hükümetler, sürdürülebilir ticaret sağlamak ve ormanlar üzerindeki baskıyı azaltmak için küçük ölçekli çiftçilere destek ve iyileştirme ve tedarik zincirlerinin şeffaflığını da içeren ortak bir dizi eylem taahhüt etti.

Önemli bir karbon yutağı

Dünya Kaynakları Enstitüsü’ne (World Resources Institute) göre ormanlar tüm CO2 emisyonlarının yüzde 30’unu emiyor. Ormansızlaşma, bu doğal karbon yutağını aşındırır ve ormanlarda depolanan karbon, ağaçlar öldüğünde salındığı için emisyonların artmasına neden olur.

2019-20 yılları arasında tropik orman kaybı, 570 milyon arabanın yıllık emisyonlarına eşdeğer 2,6 milyar metrik ton CO2 yaydı.

Sıcaklık artışını sınırlamak için şart

Ormanlar üzerinde radikal önlemler alınmadan küresel ısınma artışını 1,5°C’nin altında tutulması mümkün değil. Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli (IPCC)’ye göre, bu yüzyılda ısınmayı 2°C ile sınırlamaya yönelik tüm senaryolar, ormansızlaşma ve orman bozulmasının azaltılmasına dayanıyor.

IPCC ayrıca, mevcut ormanları korumanın, küresel iklimi stabilize etmenin yeni ağaçlar dikmekten daha hızlı, daha iyi ve daha ucuz bir yol olduğunu ortaya koyuyor.

Ormanlar aynı zamanda yerel ve bölgesel hava düzenlerini düzenleyerek iklim değişikliğine karşı bir tampon görevi görüyor. Dünyanın en yoksul kesimlerinin yüzde 90’ından fazlası geçimlerini ormanlardan sağlıyor.

‘Önemli bir küresel çaba’

Chatham House Sürdürülebilirlik Girişimi İcra Direktörü Ana Yang, “Orman Mutabakatı, ormansızlaşmayı durdurmak üzere önemli bir küresel çabayı temsil ediyor. Bu anlaşma, ormanlarımızı korumaya yönelik önemli ilk adım niteliği taşıyor ve ormansızlaşmadan arındırılmış tedarik zincirlerinin günümüzde norm haline gelmesi gerekliliğine işaret ediyor. Uluslararası camia, uzun vadeli çözümler geliştirirken, orman ekosistemleri içerisinde ve çevresinde yaşayan insanların sosyo-ekonomik ihtiyaçlarının ve taleplerinin karşılanmasını da ele almalı. Küresel ısınmayı 1,5 dereceyle sınırlandırmayı öngören bir gelecek, ancak ormanların korunmasını ve doğanın restorasyonunu kapsadığı koşulda mümkün görünüyor” dedi.

Tropik Ormanlar Birliği İcra Direktörü ve Dünya Ekonomik Forumu Doğaya Dayalı Çözümler Platformu Eş Direktörü Justin Adam, “COP26’da şahit olduğumuz bu gelişme, ormansızlaşmayı durdurma kapsamındaki dönüşümün başlangıcı olabilir. Ormansızlaşmayı durduramazsak, iklim değişikliğini sınırlandırmayı başaramayız. Glasgow Deklarasyonu, ormansızlaştırmayı durdurma kapsamında güçlü siyasi eğilimi yansıtıyor. İş ve finans dünyasının bu çabalara uyum sağlamak üzere ortaya koyduğu kayda değer ekonomik gücün yarattığı kolektif güç, gıda ve arazi kullanım sistemlerimizi, çiftçiler, tüketiciler ve gezegenimizin ihtiyaç duyduğu yöne yönlendirebilir” yorumunu yaptı.

‘Yerli halkların belirtilmesi mutluluk verici’

Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki yerli Walikale halkınin temsilcilerinden ve Orman Ekosistemlerinin Sürdürülebilir Yönetimi için Yerli Halklar ve Yerel Topluluklar Ağı Koordinatörü Joseph Itongwa Mukumo ise şunları söyledi:

“Bugün uzlaşıya varılan orman mutabakatında Yerli Halkların belirtildiğini görmekten mutluluk duyuyoruz. Siyasetin ve ekonominin ormansızlaştırmayı kendi çözümleriyle durduramaması ve biz yerli halkların bu sorunla mücadelede temsil ettiğimiz etkili ve daha önce denenmemiz çözüm önerileri doğrultusunda, yalnızca yapılması gereken doğru şey olması sebebiyle değil, aynı zamanda uygun, hatta acil olması sebebiyle, yerli haklara yönelik güvenli kullanım hakkı talep edildiği günü sabırsızlıkla bekliyoruz.”