Editörün SeçtikleriKentManşetTürkiyeYeşil Gazete Doğu'da

[Yeşil Gazete Doğu’da-3] ‘Van’da orman görmek için en az bir nesle ihtiyaç var’

Haber-İzlenim Dizisi: Alev KARAKARTAL

*

Doğu yolculuğumuzun ilk uğrak noktası Van seyahatimizin ikinci günündeyiz ve pastırma yazının keyfini süren kentte gözlerimiz serinlemek, binalar arasında sıkışmış ruhumuzu biraz olsun dinlendirmek için bir parça yeşillik arıyor. Ama yok. Dört bir yanını çeviren sarp dağların çırılçıplak gölgesini düşürdüğü, tarih boyunca defalarca yıkılıp tekrar yapılan kent, çok katlı binaların, apartmanların arasında, kişi başına düşen 2 metrekareden düşük yeşil alan ortalamasıyla ekim sıcağında kavruluyor.

Ne ormanı var kentin ne bir zamanların bahçeleri, yaylaları kalmış geride ne de oturup bir soluk alacak kayda değer bir park bulamıyoruz.

Orman varlığı konusunda Türkiye’de son sıralarda yer alan, ormanlaşma oranı yüzde 1 bile olmayan Van’da yeşile hasret yılların konusu…

Adı var kendi yok Kent Ormanı

Kente biraz olsun nefes aldırabilmek, yeşille buluşturmak için girişimler de yapılmamış değil. 2012’de, eski büyükşehir belediye başkanı Bekir Kaya döneminde Kurubaş ilçesinde bir Kent Ormanı’nın yapımına başlanmış. İlk yıl, hem de birkaç kez çok sayıda fidan dikilmiş, tel örgülerle çevrilen alanda o fidanların yeşerip orman haline gelmesi beklenmiş. Ama olmamış. Yanlış ağaçlandırma politikasının ardından sahipsizlik, ilgisizlik ve ertelemeler, Kent Ormanı’nı adı var kendi yok bir tabeladan ibaret hale getirmiş.

Van’ın en yüksek tepesi olan Kurubaş’taki 400 dönümlük alanda kurulmak istenen Kent Ormanı’nın aslında çok uygun bir yerde olduğunu söylüyor Vanlılar. Şehri kuşbakışı gören, hakim bir tepede kurulmak istenen orman için dikilen ve ilk dikildiklerinde önemli bölümü tutuyor gibi görünen fidanlara hiç bakım ve sulama yapılmamasına, kendi haline bırakılıp teker teker ölmelerinin izlenmesine ise öfkeliler.

Alanın etrafına çevrili tel çitler de zamanla kırılıp dökülmüş, şimdilerde küçükbaş hayvan sürülerinin gezinti alanı haline gelmiş.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü öğretim üyesi Doç. Dr. Onur Şatır, kent ormanı oluşturmak için henüz teraslama yapılırken, ilgilileri uyardığını söylüyor: “Projeksiyonlara bakıp, burada bir orman göremediğimi söyledim, çünkü her yerde olduğu gibi belediyenin ücretsiz dağıttığı çam türleri diktiler ağırlıklı olarak. Halbuki her tarafa çam dikemezsiniz, ağaçlandırma yapacağınız yerin iklimine, toprağına, ekosistemine uygun fidanlar dikmelisiniz. Van’ın yapısına uygun meşe olabilirdi ya da ardıç türleri, akasya, iğde, ılgın ve yaprak döken türler seçilmeliydi, seçilebilirdi. Bu ağaçlar çok fazla su ve bakım istemediği için karma bir ormanda başarılı bir biçimde hayatta kalabilirdi.”

Doç. Onur Şatır.

Peyzaj mimarlığında en önemli noktanın doğal tür kullanmak olduğunu kaydediyor Şatır: “Denenmiş türler üzerinden gitmelisiniz. Mesela burada akçaağaç, ıhlamur da çok güzel gelişir, badem ağaçları olabilir. Van’da meyvecilik çok gelişkindir. Elma ve kayısı ağaçları çok iyi verim verir, çünkü burada meyve sinekleri azdır, rakım yüksek olduğu için güneşi dik alırlar. Belediye ağaçlandırmada bu ağaçları da kullanabilir. Hatta halka açık yaparlarsa, insanlar gider toplar, hatta gelir sağlar.”

Hayvancılık, yakacak için kesim, iklim

Şatır, Batman, Diyarbakır, Mardin, Urfa boyunca sürecek yolculuğumuzun ilk durağında, hat boyunca duyacağımız Evliya Çelebi referansını da ilk kez dillendiren kişi:

“Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi’nde bu bölgelerde yoğun meşe, ceviz ormanları olduğundan bahsedilir. Özellikle de Adilcevaz-Ahlat-Erciş hattında. Van şehrinin bundan yüz yıl önceki fotoğraflarına baktığımızda evlerde bahçe kültürünün olduğunu, bağ evlerinin bulunduğunu görürüz. Bu mekanlar daha çok sayfiye yerleri gibi kullanılıyormuş.” Yani çok uzun zamandır Batı ve Karadeniz’de bilinen anlamda bir orman yok aslında. Ama yakın zamana kadar, meyve bahçeleri, üzüm bağlarının yanı sıra kentte yayla kültürü de gelişkinmiş.

Bugün kenti saran boz-sarı rengin nedenlerinden biri hayvancılık. Bölgede küçükbaş hayvancılık halen oldukça yaygın. Hatta kent içinde, göl kıyısında sık sık küçükbaş hayvan sürülerine rastlamak hiç zor değil. Öğrendiğimize göre, bu hayvanlar halen sahipleriyle birlikte yine kentteki evlerin altında, bahçelerindeki ağıllarda tutuluyormuş.

Ancak koyun ve keçiden oluşan sürülerin kentin zaten çok az olan yeşil örtüsüne zararı büyük olmuş. Zaten zor gelişen, seyrek olan ağaç örtüsü, otlamaya çıkarılan hayvanlar tarafından büyüyüp gelişemeden yok edilmiş.

İkinci neden ağaç kesimi. Kışların sert geçtiği kentte, yakın zamana kadar yakacak olarak kullanılan odun gereksinimi için, az sayıdaki ağaçların yakacak olarak kullanılması da ormanlık alanların yok olmasının bir diğer nedeni.

‘Coğrafyaya uygun ağaç dikimi yapılmalı’

Şatır, ormanlık alan eksikliğinin en temel nedeni olarak ise, vejetasyon döneminin kısa olmasını gösteriyor:

“1700 rakımda, sert bir iklime sahip olan Van, kendisini çok hızlı yenileyen bir coğrafya değil. Vejetasyon dönemi son derece kısa. Diktiğiniz ağaç, batı ve Karadeniz’deki gibi hemen büyümüyor. O nedenle de ağaçlandırma için doğru ağacı seçmek şart. Sarıçam ve karacam gibi ağır büyüyen ağaçları seçmemelisiniz.  Hatta sadece ağaç da değil, çalı, otsu bitkiler, tohumların toplayıp serpilmesi de düşünülmeli. Az su isteyen, iklime uygun ağaçların seçilmesi sayesinde kent çevresine yeşil bir kuşak oluşturulması işten bile değil. Yüzüncü Yıl Üniversitesi, buna bir örnektir. Çorak bir araziye kurulu üniversite, bugün ilk kurulduğu 1982’den yaklaşık yüzde 300 daha yeşil, ama daha gidecek çok yol var.”

Kentin yağış rejimi de etkenlerden biri. Gölün hemen karşısındaki Tatvan’da ormanlık alanların bulunduğuna da dikkat çekiyor Onur Şatır: “Tabii en önemli neden oranın Van merkeze göre daha fazla yağış alması. İki bölge arasında 600 mm. yağış farkı var. Toprağa nem sağlamanız lazım. Van’da sıcaklıklar artıyor ama yağış rejiminde değişen bir şey yok. En fazla 300-400 mm. arası. En önemli kaynağımız kar da artık eskisi gibi yoğun yağmıyor. Bu da buharlaşmanın artması anlamına gelir. Yani toprak zaten çok az olan sudan faydalanamıyor.”

Yağış olmadığı için ormanlık alanlara yaşam alanı kalmaması, buna karşılık ormanın yağış getirecek oluşu, içinden çıkılması güç bir dilemma. Bunu çözebilmek için öncelikle yerel ve merkezi yönetimle bürokrasinin üzerindeki ataleti atması gerekiyor. Ormansız kentin Orman İşletme Müdürlüğü, sitesinde ormanlık alanları yayınlamanın ötesine geçmeli mesela.  Sonrasında da halkın, sadece yeşili ısrarla talep etmenin yanı sıra  var olanı korumaya, olmayanı da dikmeye, korumaya destek olması.

Dünyanın her yerinde olduğu gibi küresel ısınmaya bağlı olarak mevsimlerin kaydığını Van’da da hissettiklerini anlatan Şatır da bundan sonra bunu önlemeye yönelik çabaların yanı sıra, uyum politikalarının da hayata geçirilmesinin gerektiğini söylüyor.

Kentte, Edremit Belediyesi’nin yaptığı Dr. Miyazaki Koru Parkı gibi, aynı anda dikildikleri boylarından anlaşılan sıralı ağaçların arasında oyun parkları ve oturma grupları bulunan birkaç küçük park, Vanlıların yeşil ihtiyacına bir nebze yanıt veriyor.

‘Yeni kuşak Vanlıların toprağı sahiplenmesi için zaman gerek’

Doç. Dr. Onur Şatır’ın daha yeşil bir Van için önerilerinin yanı sıra bir de sosyolojik öngörüsü var:

“Van eskiden çok göç veren bir yerken, şimdi ağır bir gelen göç baskısı altında. Deprem, terör gibi nedenlerle yaşadığı yere ve kentine emek verenler, bağ, bahçe yapan kuşak başka yerlere gitti. Onların yerini çevre il ve ilçelerden gelenler aldı. Kent nüfusu ve ona bağlı olarak yapılaşma çok hızlı arttı. Çoğu da çarpık yapılaşma şeklinde kenti sardı.

Bu nedenle de henüz yerleşik bir kültür, toprağı sahiplenme anlayışı canlanamadı, serpilemedi. Ağacı sahiplenme, dikip büyütme kültürü, ‘artık buralıyım’ anlayışıyla, yerleşik olmayla ilgilidir ve bu henüz yeni gelenler arasında yeni yeni gelişiyor. Bir kuşak sonrasında her şey daha iyi olacaktır diye düşünüyorum. Ancak bunun için çabalamakla birlikte daha yeşil ve yaşanır bir kent için hala bir nesle daha ihtiyacımız var. “