Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Nedendir bu sessizlik? Arya Zencefil

1999 yılında ABD’de başlayan ve Nefret Suçu Mağduru Transları Anma Günü olarak belirlenen 20 Kasım’da artık dünyanın dört bir etkinlikler yanında düzenleniyor. 20 Kasım 2021’den bu yana ise İzmir’de beş ayrı transfobik nefret saldırısı düzenlendi, iki trans kadın; Günay ve Berrak hayatını kaybetti ve en az altı trans kadın daha yaralandı. Yine İzmir’de öldürülen Hande Buse Şeker’in davasında savunma avukatları, “Aile değiller” ve “öldürülen kişi de kadın değil erkek” diyerek Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın davaya müdahilliğine itiraz etti.

Erkek şiddetine kaybettiğimiz kadınları anan anitsayac.com’da Günay Özyıldız ve Hande Şeker var, velakin bazen biz trans kadınların ölümleri o kadar sessiz, o kadar  normal karşılanıyor ki medyada yerini bulamıyor, görülmüyor dahi. Daha önce anitsayac.com ile e-mail üzerinden konuşmuştum, keşke böyle bir anıt üstünde, kaybettiklerimizin adını aradığımız bir dünyada değil, eşit olduğumuz bir dünyada olsaydık.

İzmir’de 20 Kasım’dan bu yana nefret suçları ve cinayetleri artıyor, ne soru soran var ne de trans kadınların güvenliği gündem oluyor. Aksine, sanki transların hak mücadelesi güçlüymüş de bir sürü hakkımızı güvence altına almışız gibi, suni ve çarpıtılmış gündemlerle ses çıkarabildiğimiz tek alan olan sosyal medyada hedef gösterilmeye devam ediyoruz.

Bir trans kadının yalnız isim değiştirme gibi basit bir dava için bile Anayasa Mahkemesi’ne kadar gitmek zorunda kaldığı bir düzende yaşıyoruz.

Bugün ‘trans ayrımcılığı’ yapan yarın nafakaya, kürtaja karışır 

Kadın hakları her cepheden saldırı altında, trans kadınların uğradığı bu haksızlıklar da bir başka cephe. Trans kadınların mücadelesi, kadın kümesinin dışında ve feminizmden uzak olan bir alan değil. Bugün cinsiyet tecrübesi üzerinden ayrımcılığa izin veren sistem yalnız burada durmaz. Trans kadınları ihtiyacı olup olmasın genital müdahaleye zorunlu tutan sistem yalnız burada durmaz. Kadınlığın ne olduğu tartışmaları üzerinden trans düşmanları biyolojiyi bahane ederek bizlerin üstüne yürürken, bugün Türkiye’de bir kişinin yeteri kadar kadın olup olmadığının kararını bir hakimin verdiğinin farkında olmalıdır. “Cinsiyet değiştirme davası” süresince, kimliğin değişmesine yetecek kadar farkın olup olmadığına bir hakim karar vermektedir. Feminist hareket içerisinde bizim özneliğimiz tartışılırken, ataerki halihazırda yasal olarak kimin kadın olup olmadığının yetkisini elinde bulundurmaktadır. İşte bu yetki, bugün nafakaya, yarın kürtaja da karışır, aynı zihniyettir.

Trans kadınların da mahremiyet hakkı var, beden özgürlüğü ve kendi kaderlerini tayin etme hakkı var ve bu tüm kadınlar olarak bizim insan haklarımız arasında. Bizlerin hakları daha mı önemsiz? Kaybettiğimiz kadınlar önemsiz mi ki, kadın cinayetlerine karşı olan birliktelik ve dayanışma bize gelince susuyor, üçüncü sayfa ve clickbait haberlerde kayboluyor?

Ben size söyleyeyim, travestilerin ölümünü umursamamak üzere eğitilmiş toplum yüzünden. Eminim ki bir çoğuna garip geliyordur, Kuzuların Sessizliği ve nice Hollywood filminde katil sapık erkekler olarak gösterilen, 90’lar ve 2000’ler boyunca manşetlere jilet tüküren deliler olarak yansıtılan, mizahta ve popüler kültürde etekli, peruklu komedi unsuru yapılan bizler gerçek insanlarmışız, hayatları ve mücadeleleri olan bireyler olarak varmışız, yaşıyormuşuz; inanması zor geliyor.

Translara yakıştırılan iki şey var: Seks işçiliği ve ölüm. Bunun dışında bir hayat istemek, hakkımızı aramak ve savunmak insanları rahatsız ediyor. Alışmışlar ve bir de bizim dertlerimizi dinlemek istemiyorlar sanırım. Biz her 20 Kasım da kaybettiklerimizi anarken yaşayanları da kutlarız. Hayatta kalanları kutlarız velakin Hande Kader ve Eylül Cansın gibi isimleri yalnız sima olarak hatırlayan, TOMA önünde veya bir taksinin arka koltuğunda ağlarken görenler, o kadınların mücadelelerini konuşmaz. Pembe Hayat LGBTİ+ Derneği’nin kurulduğu zamanlarda, Ankara’da faili meçhul bir şekilde 2007 yılında kaybettiğimiz Dilek İnce’yi bilmezler bile.

Desteklemek için yeterince kadın değil miyiz?

Trans kadınların yaşadığı bu şiddet, toplumun dinamiklerinin aynasıdır. Ana akım medyada hedef gösterilmek dışında hala LGBTİ+’lar kendilerine yer edinemiyor. Sessizleştirilen, arkasında kimsenin durmadığı bizler ancak “lütuf” edilirse medyada kendimize yer bulabiliyoruz, onun dışında kendi mecralarımıza itiliyoruz. Önümüze çekilen sansür duvarının arkasında, hayatları ve mücadelesi önemsizleştirilen trans kadınlar, ataerkil şiddet için kolay lokma haline geliyor. Kadın haklarına ve azınlıklara karşı gösterilen bu tutumun yansımaları, son yıllarda yaşadığımız politik atmosferde de gözlemlenebilir. Her şeyin kesişimsel olduğunu kabul etmemiz gerek.

İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılma kararında dahi biz LGBTİ+’lar gerekçe gösterildi. İşte lubunyaların hayatları üstüne oynanan bu oyun dahi, karşımızdaki zihniyetin planını apaçık gösteriyor.

Trans kadınlar olarak, hem LGBTİ+ hem de kadın olarak tehdit altındayız. Kendimizi savunmamız, deliliğin bir uzantısı, nevrotik ve agresif görülüyor çünkü bulabildiğimiz en ufak alan dahi uzun mücadeleler sonucunda kazanılmış oluyor. Elbette haklarımızı savunacağız.

Neden peki bu sessizlik? Mücadelemize destek yerine köstek olmak isteyen sesler bu kadar gürken, adalet ve eşitlik isteyen insanlar nerede? Yeterince kadın mı değiliz? Yoksa hayır… yeterince insan dahi mi değiliz?

*

https://kaosgl.org/haber/gunay-ozyildiz-icin-adalet-yasamlarimiz-kiymetlidir
https://kaosgl.org/haber/izmir-de-uc-ayda-ikinci-transfobik-nefret-cinayeti
https://kaosgl.org/haber/polisten-saldiriya-ugrayan-trans-kadinlara-seni-korumak-zorunda-degilim 
https://kaosgl.org/haber/transfobik-katilin-avukatindan-transfobik-savunma 
https://www.gazeteduvar.com.tr/aym-isim-degisikligi-talebi-reddedilen-trans-kadinin-basvurusunda-hak-ihlali-karari-verdi-haber-1535871
https://www.diken.com.tr/ismi-degistirilmeyen-trans-kadin-icin-hak-ihlali-karari/
https://spod.org.tr/anayasa-mahkemesinden-isim-degisikligi-reddedilen-trans-basvurucu-hakkinda-hak-ihlali-karari/

 

Kategori: Hafta Sonu