Yazarlar

Karasu da bizim, Akkuyu da… – Yılmaz Kilim

0

Geçtiğimiz günlerde ekoloji mücadelesi için önemli iki etkinlik vardı. Biri nükleer santrale karşı Büyükeceli’de diğeri de HES’e karşı Tarsus’un Boğazpınar köyünde.

Akkuyu’da yapılmak istenen nükleer santrale karşı yapılan eylemde 1945 yılının 6 ve 9 Ağustos günlerinde Japonya’nın Hiroşima ve Nagazaki kentlerine atılan atom bombasında ölenler anıldı. Nükleer santral de patlarsa etkileri atom bombasından farksız oluyor. Çernobil ve Fukuşima felaketinin etkileri hala devam ediyor. Her iki kazanın da yarattığı radyoaktif kirlilik bütün dünyayı tehdit ediyor.

Fakat nükleer silahlarla nükleer santraller arasındaki ilişki sadece bununla bitmiyor. Nükleer santrallerde kullanılan yakıt çubukları zenginleştirilmiş uranyum içeriyor. Kullanılan yakıt çubuklarının tekrar işlenmesinden ise yine yakıt olarak kullanmak üzere uranyum ve plütonyum elde ediliyor. İşte nükleer silahlarda kullanılan plütonyum da böyle elde edilmiş oluyor. Kimi kaynaklara göre nükleer santraller ise elektrik üretmekten çok bu nedenle nükleer silah üretmek için kuruluyor.

Akkuyu’daki nükleer karşıtı eylem, nükleer karşıtı mücadelenin bu yönüne de dikkat çekmesi bakımından önemliydi. Diğer yönüyse olağan çalışma koşullarında nükleer santrallerden kaynaklı radyoaktif kirliliğin olası etkileri ile santralde kullanılacak soğutma suyunun deniz ekosisteminde yaratacağı etkiler. Bu da her şey sorunsuz yürüse bile yüzlerce kilometre uzaktaki canlıların ve bizlerin nükleer santralden etkileneceği anlamına geliyor.

Eğer hala “Boğazpınar Köyündeki HES’ten bana ne?” diye düşünenler varsa onlara da önemli birkaç not düşebiliriz. Doğu Akdeniz’in cömert topraklarının Torosların yarattığı iklime ve kaynak sularına ihtiyaç duyar. Ekosistemin karmaşık yapısı nedeniyle küçük bir değişiklik bazen bir felakete neden olabilir. Peş peşe HES’lerin planlandığı Cehennem Deresi ve Kadıncık Vadisi ise yaban hayatı koruma ve geliştirme sahası ilan edilmiş, biyolojik çeşitliliği nedeniyle Torosların en önemli alanlarından.

Mersin ve Tarsus şehir merkezinin içme suyu Berdan Nehri’nden karşılanıyor. Berdan aynı zamanda tarımsal sulama amacıyla kullanılıyor. Cehennem Deresi ve Kadıncık Çayı ise Berdanı oluşturan iki önemli kol. Cehennem Deresi ve Kadıncık Vadisi üzerinde gerçekleştirilen her faaliyet Mersin ve Tarsus’un içme suyunu etkileyecektir.

Barajlar ve HES’ler deniz ekosistemini de etkilemektedir. Siyasilerin “sularımız boşa akıyor” söyleminin ekosistemde/yaşamda yeri yoktur. Çünkü elektrik karın doyurmaz. Mersin Körfezindeki balıkların besin kaynağı başta Seyhan, Berdan, Göksu Nehirleri ile Deliçay, Müftü, Tece, Lamas, Kargıcak dereleri olmak üzere akarsulardır. Barajlar ve HES’ler denizdeki canlıların ihtiyacı olan besin maddelerinin onlara ulaşmasını engeller.

Sonuç olarak bütün bu nedenlerle Ağustosun yakıcı sıcağında Büyükeceli’deki ve Boğazpınar’daki eylem ve etkinliklere olmamız önemliydi. İyi ki hala oralarda bizim için mücadele eden birileri var.

Biz de kilometrelerce mesafeden desteğe giderken kendimiz için orada olduğumuzun farkındaydık. Çevre Düzeni Planı ile ilgili bir forumda köy muhtarımız söylemişti ve aslında bütün bir toplantıyı özetlemişti benim için. Ben de ondan çalıyorum şimdi. İşte bu yüzden Karasu da bizim, Akkuyu da, ve hatta Sinop da.

 

Yılmaz Kilim

Tarım Orkam-Sen Mersin Şubesi

 

 

Kategori: Yazarlar

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.