Köşe Yazıları

İzlenimler: KCK duruşmasında Kürtçe kazandı

0

Diyarbakırdayız. 13 Kasım Perşembe, saat 08.30…KCK Davasının kritik duruşmasını izlemek üzere  Adliyenin yolunu tutuyoruz. Kapıda ziyaretçi listesinden isim yoklaması, x ray’den geçiş, üst aramadan sonra, Mahkemenin loş, soğuk koridorlarına giriyoruz. Henüz erken, ondan önce başlamaz diyor, bilenler. Kentte yürüyüş var, miting var.  Dışarıyı, tutukluların getirilişini görmek istiyorum. Dışarıya çıkıyorum.  Güneşli bir gün.

Adliye binasını çepeçevre kuşatan bariyerlerin yanında yürüyor, bekliyorum.  Önden polis  konvoyu geliyor, adlarını bilmediğim hantal araçlar.  Ardından, tutukluları taşıyan, koyu haki renkli cezaevi araçları sökün ediyor. 100’e yakın tutukluyu Mahkemeye taşıyorlar. Yanımdan geçip gidiyorlar.  Frigofrik kamyonlarını andıran kasaların tepesine yakın, kafes kapağı gibi küçük pencerelere bakıyorum.  Hiçbir şey görünmüyor. Bu yeni araçlar, insanlar dışarıya göremesin, diye tasarlanmış belli ki.  Eskiden böyle değillerdi. Tutukluların yüzleri görünürdü kafeslerin ardında. Hatta mahkemeye, duruşmaya götürülmek  kenti, yolları, insanları görebilmek için bir sevinç vesilesi bile olurdu…

Yeniden Adliyenin girişine yöneliyorum, bu defa kapıda kalabalık birikmiş. Tutuklu yakınları; kadınlar, erkekler… Beyaz sarığıyla bir imam çekiyor dikkatimi. Yeniden aranıyor, giriyoruz teker teker. Mahkeme koridoruna bariyerle çevrili özel bir bölüm kurulmuş. Özel davayı izlemeye gelenler buradan özel salona alınacaklar.

Tutuklu yakını onlarca kadının arasına karışıyorum. Genç, yaşlı, başı açık kapalı, tülbentli eşarplı kadınlar heyecanlı, kaygılı aralarında konuşuyorlar.Tahliye çıkar mı acaba, önümüz bayram, kim bilir? Heveslenme, kendini hazırlama, sonra hayal kırıklığı oluyor, kötü oluyor insan. Pek umutlu değiliz, ama inşallah olur… Belki de bırakırlar, sürpriz olur, çifte bayram olur o zaman!

Ne kadar bekledik ayak üstü, bilmiyorum. Saat yok, telefon yok. Nihayet giriş başlıyor. Önce tutuklu yakınları, anneler, eşler, oğullar, kızlar, kardeşler. Listeden isim isim kontrol edilerek alınıyorlar salona.  İki yeğen, bir nişanlı genç kadın giremiyorlar. Yeğen olmaz.  Nişanlı, kimsesi yok benden başka, görüşe de ben gidiyorum, diyor, Hele dur, diyorlar, yer kalırsa, bakarız. Kız, yineliyor, kimsesi yok, kimsesi yok…

Sıra bize, konuklara geliyor. Salon kapısında yeniden çanta, üst baş araması. Devasa büyüklükteki salona giriyorum. Adliyenin iç avlusuna, bu özel dava için yaptırılmış. Eski parayla trilyon harcanmış, diyorlar. Arkada, konuklara ayrılmış sıralara geçip oturuyorum. Salon tamamen dolu. Karşıda Mahkeme Heyetinin oturacağı kürsü, sağında sinema perdesi gibi, dev bir ekran. Tutuklular çoktan oturtulmuşlar. Etraflarını, çok sayıda polis tek sıra kuşatmış. Polislerin arasından tutukluların sırtlarını görebiliyoruz ancak. Salonun iki yanı avukatlara ayrılmış, çok sayıdalar. Önlerinde mikrofonlar var.

Mahkeme başlıyor. Yoklama yapılıyor önce. Sanıklar Kürtçe, buradayım, diye yanıt veriyorlar. Yargıç,  Kürtçe savunma için bir üst mahkemeye avukatların yaptığı itiraza verilen cevabı okuyor önce. Reddedilmiş! Sıra savunmalarda. Genç bir adam yerinden kalkıp mikrofona gidiyor. Savunmasını Kürtçe yapacağını bildiriyor, Kürtçe olarak. Yargıç müdahale ediyor, savcılık ifadenizi Türkçe yaptınız, Türkçe bildiğinizi biliyoruz. Siz, bizim bilmediğimiz bir dilde, Kürtçe dediğiniz bir dilde konuşuyorsunuz, savunmanızı Türkçe yapın, diyor ve sanığa yerine oturmasını söylüyor.

Avukatlar söz almaya başlıyorlar. Sayın Hakim, siz burada sanıkların savunma hakkını engelliyorsunuz. Bir de böyle mikrofona çağırıp  ana dilinde savunma yapmasını engelleyerek müvekkilimizin onurunu kırıyorsunuz. Bu ülkede 20 milyon insanın konuştuğu bir dili nasıl yok sayarsınız, diyorlar. Lozan’dan söz ediyorlar. Yargıç, gayet sakin, Türkçe savunma yapmak isteyen varsa buyursun gelsin, savunmasını yapsın, diyor.  Hatta alicenaplık gösterip, sanıklar isterlerse bulundukları yerden de savunma yapabilirler, diyor. Sanıklardan ses yok. 96  Kürt siyasetçi yekvücut, anadilde savunma yapmakta kararlılar.

Yaşlı bir avukat, yaşına, kıdemine vurgu yaparak, Kürtlerin mertliğinden, yiğitliğinden dem vuruyor; gelin vazgeçin, bayramda evde çoluk çocuk sizi bekliyor, gelin inad etmeyin, Türkçe yapın şu savunmayı, diye iknaya çalışıyor. İsterseniz hemen beni azledin vekillikten diyor, babacan tavırıyla. O da biliyor, bunun bir inat olmadığını, insan olmanın en temel hakkını, anadil hakkını savunduklarını… Aykırı da kaçsa, farklı bir ses çıksın, bir jest olsun istiyor. Ama yanılıyor, yaşlı kuşak geçmişte bu temel hakkı, hakkıyla savunmuş olsaydı, belki bugün bu genç insanlar siyasi rehine olarak, bu düzmece davada,  bu salonu doldurmazdı.

Avukatlar bu davanın siyasi bir dava olduğunu, 2007’den başlayarak suç yaratmak için her türlü usulsüz dinlemeyle, telefon kayıtlarıyla suç yaratılmaya çalışıldığını; iddianamede isnat edilen suçlamaların tamamen düzmece olduğunu; değil delil, emare (belirti, ip ucu) bile bulunmadığını tekrar tekrar dile getiriyorlar. İlerde bu salonu düğün salonu yapacağız, diye espri yapıyor biri. Biri Yargıç’a sesleniyor, Sayın Yargıç, yüzümüze bakmıyorsunuz, göz göze gelemiyoruz, bizi dinliyor musunuz, diye sitem ediyor. Yargıç, o sakin edasıyla, merak etmeyin önümde ekran var, sizi görüyorum, diye yanıtlıyor. Peş peşe söz alan avukatlar sanıkların toplu olarak tahliyesini telep ediyorlar.

Bu dev ekranı, bu ses düzenini, bunca teknolojik donanımın hikmetini anlar gibi oluyorum. Mahkeme Heyetiyle, sanıklar, savunma,  göz göze gelmesinler, etkilenmesinler diye mi? Böyle kurgulanmış davalar, sanal suçlar için, sanal ortam daha mı uygun oluyor acaba? Hatta bir avukat, bu salonda sahneye konan duruşmayı tiyatro oyununa benzetiyor açıkça.  Ben de kendimi bir ara, bir Amerikan filmini izler gibi hissediyorum. Neyse ki belirli periyodlarla onlarca polisin, düzgün adımlarla tutukluların etrafında, adeta bir koreografi uyarınca yer değiştirmeleri illüzyonu bozuyor. Türkiye’de, Diyarbakır’da olduğumuzu, 19 aydır rehin tutulan Kürt siyasetçilerin, düzmece bir davayla yargılandıklarını algılıyorum yeniden.

Mahkeme Başkanı, sanıkların Türkçe savunmalarını almakta direnirken, Sezgin Tanrıkulu, Sayın Hakim, sizin göreviniz sanıkların savunmalarını kayıt altına almaktır. Elinizin altında her türlü teknik donanım var, Kürtçe savunmaları kaydedin, yeterli CD yoksa biz alırız. Sonrası size kalmış, ister değerlendirir, isterseniz değerlendirmezsiniz, diye tavsiyede bulunuyor.

Hakim, karar için mahkemeyi 14.00’e kadar tatil ediyor. Bense kararımı vermiş durumdayım: Bu oturumda Kürtçe kazandı, Kürtlerin ana dil hakkı kazandı.

Duruşma yeniden başladığında ailelerde, biz konuklarda heyecan dorukta. Bir sürpriz tahliye çıkar mı acaba? Hayır, bir kaç sanık için yapılan tahliye talepleri bile reddiliyor. Hani şöyle göstermelik, tansiyon düşürecek birkaç tahliye bile yok.

Öğleden sonraki oturum, sanık avukatlarının tarihe geçmeye layık,  politik ve hukuksal savunmalarına sahne oluyor. Gerçekten yetkin, çok sayıda avukat, bu duruşmayı, ülkemizde baş aşağı duran hukuk, adalet, suç ve ceza kavramlarını yeniden sorgulamanın bir platformu haline getiriyorlar. Soluk almadan dinliyoruz. Üsluplar, söylem son derece rafine, saygılı, ama mizahla, ironi duygusuyla bezenmiş. Sezgin Tanrıkulu, bir söz alışında, “Bu mahkeme özel, bu dava siyasi, bu mahkeme salonu kaçak,” nitelemesini yaparak günün özlü sözünü söylüyor.

13 Kasım 2010, Perşembe günü, Diyarbakır’daydım;  bir KCK  duruşması izledim. İstanbul’a dönerken, ben artık, 12 Kasım’daki ben değildim. Adliyenin yanıbaşındaki alanda, binlerce insanın sabırla tüm gün, duruşma bitinceye kadar süren mitingine tanık oldum. Diyarbakır’ın bir Kürt şehri olduğunu gördüm. Diyarbakırlılar’ın her yerinde Kürtçe konuşulduğunu duydum.

Bir yandan da, 150 yıldır yaşananları, 30 yıllık yıkımı düşünüyor, kendime, sen Diyarbakır’da hiç bir şey görmedin, diyorum. 60’ların ünlü Fransız filmi, “Hiroşima mon Amour” filminin Japon kahramanı, Fransız ziyaretçisine, atom bombasından sonraki Hiroşima’yı gezdirdikten sonra, “Sen Hiroşima’da hiçbir şey görmedin,” diyordu.

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.