Köşe Yazıları

Gazete, Yeşil Gazete

Basın özgürlüğü, düşünce özgürlüğü ve gazetecilik etiği. Bu üçü bir arada olmadığında ortaya ne çıktığını merak ediyorsanız Türkiye medyasına bakabilirsiniz. Elbette dünyada da medyanın ciddi bir bölümünün çıkar odaklarıyla ve iktidarla yakından ilişki içine girip güvenirliğini kaybettiğini, bağlı oldukları sermaye kuruluşlarının etkisi altında halkın haber alma hakkını ve yorum özgürlüğünü değil, politik güç odaklarını, patronları ve şirket kârlarını savunduklarını biliyoruz. Türkiye’de ana akım medya ya iktidar odaklarına, ya da şirketlere (ya da hem ona, hem ona) göbekten bağlı. İşin kötüsü alternatif basının bir kısmı da bağlı oldukları siyasi akımların propagandasını yapmaktan gazetecilik veya yorumculuk yapmaya fırsat bulamıyorlar.

Öte yandan internetin olanakları sadece müzik, video gibi alanlarda değil, gazetecilikte de belli bir demokratikleşmeyi mümkün kılıyor. İnternet sayesinde yaratılan sıra dışı gazetecilik başarıları arasında ABD’de Huffington Post gibi New York Times’ı bile yakalayan, hatta geçen önemli bir internet gazetesini hatırlamak yeter. Huffington Post gibi irili ufaklı sayısız örnek, bağımsız ve alternatif bir yayıncılık yapmakla kalmıyor, gerçek anlamda halkın haber alma ve özgür ve bağımsız yoruma ulaşma hakkını garanti altına alıyorlar. Bu nedenle yaygınlaşan internet medyasının önemi büyük. Ama tek bir şartla: Ne yaptığınızı bilmek, önüne gelenin aklına esen konuda atıp tuttuğu bir mecra yaratmamak ve internette de olsanız, amatör de olsanız ve meslekten olmasanız da düşünce özgürlüğüne ve gazetecilik etiğine sıkı sıya bağlı olmak zorundasınız. Aksi takdirde internet gazeteleri bilgi kirliliğinin, kaba propagandanın ve karalama kampanyalarının aracı haline geliyor.

Türkiye’de başlı başına bir müessese haline gelen köşe yazarlığı ise kimi yerde gazetecilik etiğine uymamanın bahanesi olmuş durumda. Bu konuda aklıma gelen en çarpıcı örnek Taraf gazetesi yazarı Rasim Ozan Kütahyalı’nın Ağustos ayında Başbakan Erdoğan ile yaptığı röportaj. Başbakanın önemli sözler de söylediği bu röportaj Taraf gazetesinde üç gün boyunca sürmanşetten yayınlandı. Ama eminim çoğunuzun aklında da benim gibi Başbakan’ın dediklerinden çok, Kütahyalı’nın başbakana yönelik övgüleri kalmıştır. Gazetecilerin iktidara yağ yapması görülmedik şey değildir. En yakın örnek olarak HaberTürk televizyonu yayın yönetmeni Yiğit Bulut’un referandum öncesindeki Erdoğan röportajını hatırlayabiliriz.

Öte yandan Kütahyalı’nın yaptığı röportajın giriş ve sonuç kısmındaki değerlendirmeleri ilginçti. Erdoğan’a hayranlığını sayıp döken Kütahyalı önemli bir cümle ediyordu o röportajda. Bir nedenle, kendini hiçbir zaman bir gazeteci olarak görmediğini söylüyordu.

Kütahyalı’nın demek istediği herhalde şuydu: Ben gazeteci değil, yorumcuyum. Gazeteci objektifliği veya gazetecinin çok yönlü bakması, farklı görüşleri dikkate alması, görüştüğü kişiye tarafsız davranması gibi meslek kuralları beni bağlamaz. Gazeteci olmadığıma göre mesleğin etik kurallarıyla da işim olmaz. İstediğim kişiye hayranlığımı belirtir, istediğim kişiyi yerin dibine batırırım. Peki o halde gazeteci olmayan Kütahyalı nasıl olup da önemli bir gazetecilik işi (Başbakan’la özel röportaj) yapmış, gazetesi de bunu sürmanşet yapmıştır? Mesleki deformasyon diyebilirsiniz ama, hemen aklıma hekim olmadığı halde hastaları tedavi etmeye kalkan, hastayı öldürünce de “ben doktor değilim, tıp etiği beni bağlamaz” diyen birisi geliyor.

Benzer durumlar özellikle haber analizi, ya da derinlemesine yorum ve değerlendirme yapmaları için işe alındığını sandığım bazı uzman köşe yazarlarının kimi yazılarında da kendisini gösteriyor. Bazı köşe yazarları akıllarına geldiği gibi propaganda yapıyor, tıpkı röportaj yaparken soru sormayıp çanak tutan muhabirler, akıllarına estiği gibi manşet atan editörler gibi… Medya patronlarının kendi ticari çıkarları için televizyon kurduğu, ülkedeki medya kuruluşlarının en az yarısının tamamen iktidara bağlı olduğu bir ülkede çok şey istiyorsun diyebilirsiniz. Ama ana akım medyanın haber-yorum ayrımını unuttuğu, orijinal haber yapmayı bıraktığı, haber peşinde koşan gerçek muhabir sayısının da, analiz yapan gerçek yorumcu sayısının da giderek azaldığı, hatta cümle kurmasını bilmeyenlerin editörlük yaptığı bir ülkede internet medyasından yine de yaptığı işe özen göstermesini, kendini ciddiye almasını ve etik değerlere sahip olmasını beklemek zorundayız.

İşte Yeşil Gazete, sadece yeşil haberler konusunda öncü olmakla ve olaylara yeşil taraftan bakmakla yetinemez. Bu da neticede bir gazete. Bu gazeteyi gönüllüler de çıkarsa, bu gazete amatör de olsa, bu gazetede meslekten gazeteci sayısı çok az da olsa, hatta bu gazete bir siyasi partiyle açıkça bağlantılı da olsa, yorum özgürlüğüne, bağımsız haberciliğe ve gazeteciliğin etik kurallarına bağlı olmak zorunda. Kaliteli, güvenilir, kendini ciddiye alan internet gazetelerinin sayısı artmalı. Çünkü propaganda ve laf kalabalığı yeterince var. Biz gözden kaçırılan haberlere yer vermeli, sesi kısılan yorumculara kapılarımızı açık tutmalı, göz ardı edilen isimlerle röportaj yapmalı, görmezden gelinen yeşil bakış açısının zenginlik kattığı bir mecra yaratmalıyız. Yeşiller’in, çevre ve ekoloji hareketlerinin, ayrımcılığa uğrayanların, dezavantajlı grupların ve sivil toplumun gündemini yansıtmak da işte tam buna denk düşüyor.

Yeşil Gazete yenilenirken aklımızdan çıkarmamamız gereken bir şey bu. Geleneksel basın zor durumda. Belki de geleceğin özgür medyasını biz kuruyor olabiliriz.