Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Evet, ülke yanıyor ama yine de iklim krizine karşı eylem zamanı; hemen, şimdi-2

Son birkaç gün kamuoyunun gündemine yine orman yangınları oturdu. Hemen her yaz olduğu gibi yaşanan büyük orman yangınları toplumdaki doğa hassasiyetini harekete geçirdi. Bu elbette olumlu. Fakat sorun şu ki, yangınları yangınlar sırasında konuşmak, tıpkı depremleri deprem sırasında konuşmak gibi, hiçbir işe yaramıyor. Tersine pek çok gerçek dışı bilgi ile toplumsal bilinç kirleniyor. Bu köşede henüz büyük orman yangınları yaşanmadan, biri 12 Haziran, diğeri de 3 Temmuz tarihinde iki yazı yayımladım. Mutlaka söylemek isteyip de söyleyemediğim şeyler kalmıştır ama ben bu hafta, geçen hafta başladığım yazıma devam etmek istiyorum.

Geçen hafta yayımlanan birinci bölümde dünyada ve Türkiye’de gerçekleşip iklim krizinin doğrudan göstergeleri olan olaylara örnekler vererek, iyi dileklerde bulunmanın ve iyiyi ummanın böyle konularda çözüm getirmeyeceğini, bir an önce eyleme geçilmesi gerektiğini belirtmiştim. Elbette dünya çapında yapılan bazı çalışmalar var ancak bunların hedeften çok uzak olduğunu açıkça vurgulamak gerekiyor. Gelin isterseniz ‘ne yapılmalı?’ sorusuna birlikte yanıt arayalım.

Krizin sorumluları

Artık iklim krizine sera gazlarının yol açtığını ve sera gazlarının en büyük nedeninin de fosil yakıtlar olduğunu bilmeyen kalmadı. Amerikan Çevre Koruma Ajansı‘na (EPA) göre [3] ekonomik sektörlere göre sera gazı salımları aşağıdaki gibi.

Aslında bu tablo çözümü aramamız gereken yeri de açıkça ortaya koyuyor. Sera gazı salımlarının %25’i elektrik ve ısı üretimi amacıyla fosil yakıtlar dediğimiz kömür, doğalgaz ve petrolün yakılması sonucunda ortaya çıkıyorsa, iklim krizi ile mücadele edebilmek için fosil yakıtlardan elektrik ve ısı üretiminin azaltılması gerekiyor anlamına geliyor bu aynı zamanda. Buna bir de endüstriden kaynaklanan sera gazı salımlarının önemli bölümünün fosil yakıt yakılmasıyla ilişkili olduğunu eklersek, sanırım iklim krizi ile fosil yakıtlar arasındaki büyük bağ kendiliğinden ortaya çıkar; kim ne derse desin, iklim krizinin en önemli nedeni fosil yakıtlardır.

Diğer yandan, sera gazı salımlarının %24’ü tarımsal faaliyetlerden (hayvancılık dâhil) ve ormansızlaşmadan kaynaklanıyorsa, tarım ve hayvancılık yöntemlerimizi değiştirmeli ve ormansızlaşmayı durdurmalıyız. Ulaşımda, bina yapım anlayışımızda değişikliklere gitmeliyiz. Güzel, ama bütün bunlar nasıl olacak?

Odağında yaşam olan ‘yaşam anlayışı’

Aslında bu konuyla ilgili de çok yazı yazdım. Sonuncusu yine bu köşede 12 Temmuz tarihinde “Ot gibi yaşamak üzerinde düşünceler” başlığıyla yayımlandı. Özetle söylemek istediğim şu; insan özel bir canlı değil, dünya dediğimiz büyük yaşam birliğinin canlı unsurlarından herhangi biri. Fakat bize insanın özel olduğu düşüncesi öyle bir aşılanmış ki, bu saplantıdan bir türlü kurtulamıyoruz. ‘Dünyadaki her şey önce insan için’ yaklaşımı bütün sorunların kök nedeni bana göre. Zaten nihai değerlendirmede diğer canlıların aleyhine olup insanın lehine olabilecek bir durum da yok. Çünkü tek ve büyük bir bütünün parçalarıyız. Bu bütüne zarar vermemenin, dolayısıyla insanlığın mutluluğunun tek gerçekçi yolu da bir ot gibi basit yaşamak. Yani yaşama başka bir amaç aramadan, yaşamı yaşamın odağına alarak yaşamak. Bütün mesele bu aslında!

*

Okuyucularıma: Her yıl olduğu gibi bu yıl da ağustos ayında dinlenmeye çalışacağım. O nedenle zorunlu bir durum olmadığı sürece yazılarıma ara vereceğim. Eylül ayında görüşmek dileğiyle…

Kategori: Hafta Sonu