Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Son orman yanmadan

Gündemi takip edenler –ki, bu yazıyı okuyanlar mutlaka takip ediyordur, hem dünya genelinde hem de ülkemizde her biri diğerinden önemli pek çok doğal yıkımın farkındadır. Gün geçmiyor ki ‘bu kadarı da olmaz’ dedirtecek olay ve uygulamalarla karşı karşıya kalmayalım. Sorun şu ki, hemen her konuda önceden haber veren, önlem alınmasını isteyen, bilgi ve deneyime dayalı açıklamalar o konuların uzmanları, sivil toplum kuruluşları ya da gazeteciler tarafından yapılıyor olsa da, esas kıyamet büyük ölçüde olay(lar) yaşandıktan, doğa büyük zararlar gördükten sonra kopuyor.

Marmara Denizi’nin ölmekte olduğunu herkesin gözünün içine sokarcasına haykıran müsilaj sorunu bunun en son ve tipik örneklerinden.

Orman yangınları kapımızda

Ülkenin bir bölümü için oldukça kurak bir bahar yaşandığını biliyoruz. Buna karşılık orman yangınlarının sıklıkla görüldüğü bölgelerde görece serin ve bol yağışlı bir bahar geçirdik. Bu nedenle henüz toplumun tümünün dikkatini çekecek ölçüde büyük ve etkili orman yangınlarına şahit olmadık.[1] Umarım hiç olmayız.

Ama gerçekçi düşünmek zorundayız ve istesek de istemesek de hem bu yaz hem de sonraki yazlarda orman yangınlarının olacağını biliyoruz. O nedenle, ifade yerindeyse ‘testi kırılmadan’ uyarmak konuyla ilgili uzmanların ve organizasyonların görevi. Türkiye Ormancılar Derneği (TOD) birkaç gün önce çok önemli bir basın açıklamasında bulunarak, orman yangınlarının hem daha az görülmesi hem de daha az zarar vermesi için yapılması gerekenleri kamuoyu ile paylaştı.[2]

‘Önlemek, söndürmekten kolay’

Aşağıda, hem bu açıklamadan yararlanarak hem de kendi görüşlerimi ekleyerek orman yangınlarına karşı yapılması gerekenleri maddeler halinde özetlemeye çalıştım:

  • 1. Orman Genel Müdürlüğünün (OGM) uzun yıllara dayanan önemli bir yangınla mücadele deneyimi bulunuyor. Bu konuda zaman içerisinde dikkate değer iyileştirme ve geliştirmeler de yapıldı. Ancak son yıllarda, özellikle çıkan orman yangını sayısında önemli artışların olduğu da biliniyor. İklim krizi, azalan yağışlar ve artan sıcaklıklarla birlikte bu artışın daha da şiddetleneceği ise aşikâr.
  • 2. ‘Orman Koruma’ derslerinde her orman mühendisi adayına ilk öğretilen şey yangını önlemenin yangını söndürmekten çok daha kolay ve ucuz olduğudur. Orman yangınlarının çok büyük bir bölümünün insan kaynaklı olduğu düşünüldüğünde, orman yangınlarını önlemenin anahtarının da orada aranması gerekir. Bu noktada eğitim ve bilinçlendirme çalışmalarından çok daha önemli olan şey insan-orman etkileşimini makul sınırlar içerisinde tutma gereğidir. Günübirlik rekreasyonel kullanımlardan başta madencilik ve turizm olmak üzere ormanda verilen çeşit çeşit işletmecilik izinlerine kadar, ormana giriş-çıkış yapan insan ve araç sayısının bu derece arttığı koşullarda orman yangınlarını önlemek ne derece mümkün olabilir? Benzer nedenlerle ülke ormanlarının son dönemlerde küçük küçük parçalara bölündüğü de gözden uzak tutulmamalı. Ormanın içine şu ya da bu nedenle soktuğumuz her tesis, her insan, her araç kuşku götürmez kesinlikte en büyük yangın riski.
  • 3. Büyük orman yangınları sonrasında kamuoyu genellikle uçak, helikopter, arazöz vb. teknolojik unsurların kullanımını konuşsa da Türkiye koşullarında orman yangınlarının söndürülmesi hâlâ çok büyük ölçüde yerden müdahale ve insan emeği ile ilişkili. Bu nedenle, orman mühendisinden orman işçisine kadar OGM’de yoğun bir şekilde hissedilen personel yetersizliğinin mutlaka çözülmesi, istihdam edilen personelin de odun üretiminden daha önemli ormancılık etkinlikleri olduğu gerçeğine yönlendirilmesi gerekiyor. Özellikle yangınlara karşı sezonluk olarak çalıştırılan orman işçileri ve onlarla ilgili sorunlar başlı başına bir yazının konusunu aşacak kadar derin ve önemli.

  • 4.Yangın önleme ve yangına müdahale organizasyonlarında yapılan idari ve teknik hatalar en aza indirilmeli. Bunun için personele yönelik eğitim çalışmalarının önemi büyük. Diğer yandan personel hiyerarşisinin oluşturulmasında bilgi ve deneyim açısından liyakatin en önemli kriter olarak göz önünde tutulması zorunlu. OGM’de, diğer pek çok kamu kurumunda olduğu üzere liyakat kriterinin nerdeyse görmezden gelindiğini ise artık sağır sultan bile duydu.
  • 5. Yaşanan büyük yangınlar sırasında, yangını bir siyasi propaganda ve ‘boy gösterme’ arenası haline getirmek ne yazık ki Tarım ve Orman Bakanından başlayarak tüm merkezi ve yerel tepe yöneticiler arasında bir alışkanlık haline geldi. Bu tür tutum ve davranışlar önemli bir maça çıkan Milli Futbol Takımının başında Futbol Federasyonu Başkanının bulunması kadar saçma ve akıl dışı. Orman yangınlarının söndürülmesi ile ilgili mevzuat yangın sırasında yönetim hiyerarşisinin nasıl şekilleneceğini açıkça ortaya koyuyor. Hiç kimse küçük ve kişisel hesaplarla bu yönetsel hiyerarşinin dışına çıkarak yangının daha fazla zarar verme riskini toplumun sırtına yükleyemez.
  • 6. Orman ekosistemi ve yangın ekolojisi çalışan uzmanlar yanan alanların küçük müdahalelerle kendiliğinden ormanlaşmaya bırakılmasının çoğu zaman daha doğru olduğunu söylüyorlar. Buna karşılık OGM, büyük ölçüde kamuoyu baskısının bir sonucu olarak en hızlı şekilde ağaçlandırma çalışmalarını başlatıyor. Oysa Anayasa’nın 169. maddesi yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilmesini hükme bağlıyor. İlgili bilimsel çalışmalar da bunun en doğru yolunun ekosistemi kendi akışına bırakmak olduğunu söylüyor. Elbette OGM’ye, anayasal görevini yaparak yanan alanlarda başka tür kullanımlara izin vermediği için müteşekkiriz. Ama iyinin daha iyisi olduğu da unutulmamalı.

  • 7. Son olarak orman yangınları konusuna hassasiyet gösteren yurttaşların da dikkat etmesi gereken birkaç noktaya değinmek istiyorum:
    • a-Başlamış bir orman yangını ile mücadele son derece zor ve teknik bir iştir. Yangın alanlarında bu işin eğitimini almış OGM personelinin uyarıları mutlaka dikkate alınmalı. İyi niyetle de olsa söndürme çalışmasına bilinçsizce müdahale niyeti, birden yön değiştiren rüzgârla alevlerin ya da yoğun dumanın içinde kalmak gibi hiç istenmeyecek durumların oluşmasına yol açabilir.
    • b-Yine yangın sırasında söndürme amaçlı girişimlerde bulunan OGM personeline bilinçsizce müdahalelerden uzak durulmalı. 2019 yılında çıkan bir yangını söndürmek amacıyla son derece teknik ve bilimsel bir işlem olan ‘karşı ateş’ yöntemini uygulamaya çalışan OGM personelinin hem alanda hem de sosyal medyada linç edilmeye çalışılması akıllardan çıkarılmamalı.
    • c- Ve yanan orman alanlarında otel veya benzeri yapıların yapılacağı yönündeki asılsız iddiaları yerli yersiz yayma alışkanlığımızı bir kenara bırakmalıyız. Hep söylediğimiz gibi, orman alanlarında otel vb. işletmeler kurmak için ormanın yanmasına hiç gerek yok. Tam tersine yanan orman alanı Anayasa’nın 169. maddesinin korumasına giriyor. Bunun aksi bir durum olursa, en başta ben ve benim gibi ormancılar ve TOD ortalığı ayağa kaldırırız.

Gerekli bilgiye ulaşmak zor değil

Kuşkusuz orman yangınları konusunda söylenecek başka pek çok şey var. Ancak kamuoyunun genelini ilgilendiren konular kısaca yukarıdaki gibi. Daha detaylı bilgi almak isteyenler TOD’un kapsamlı basın bildirisini okuyabilir ya da benzer pek çok açıklama, rapor ya da bilimsel çalışmayı gözden geçirebilirler.

Orman yangınları zaman içerisinde orman ekosistemlerine çok büyük zararlar verdiği gibi, yangın söndürme çalışmalarına katılan onlarca ormancının hayatını kaybetmesine de yol açtı. Sanırım bu yazının son cümlesi olarak, orman yangınlarıyla mücadele etmek için canını ortaya koyan ormancı-yurttaş ayırmadan herkese minnet ve saygı duygularımızı ifade etmek gerekiyor.

*

[1] Ben bu yazıyı gazete editörüne 10 Haziran akşamı teslim ediyorum. Daha sonra umarım ciddi bir orman yangını yaşanmamıştır.
[2] Basın açıklamasının tam metnine ulaşmak için tıklayın 

Kategori: Hafta Sonu