Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

En kirliyle temizlemek mi?

Büyük Pasifik Çöp Yaması ya da diğer adıyla Yedinci Kıta bugün artık herkesin bir şekilde duyduğu bir fenomen. Plastik kirliliğinden bahseden hemen herkes “okyanusun ortasında plastik çöplerden bir ada bile oluşmuş” diye bu fenomenin tarifini yapıyor. Buna dair onlarca görsel ve içerik internette herkesin erişebileceği ve yine herkesin anlayabileceği bir formatta mevcut!

Aslında ortada bir ada yok ancak tarif edilen bölgede ciddi bir plastik kirliliği birikimi söz konusu. Çünkü ilgili alan, dünya üzerindeki beş büyük okyanus girdabı alanlarından biri. Bu tür girdap bölgeleri akıntılar aracılığıyla birçok farklı yerden çöplerin biriktiği alanlardır. Hatta bunlardan bir tanesini Jules Verne 1870’lerde kaleme aldığı Denizler Altında Yirmi Bin Fersah isimli kitabında etraflıca anlatmış. Sargasso Denizi olarak bilinen bu alan da önemli bir çöp birikim alanı. Verne de bu alanı tam olarak böyle bir alan olarak tarif ediyor.

Yüzey temizliğiyle ‘kaş yapayım derken göz çıkarmak’

Bu tür kirlilik alanları birçok girişimcinin “acaba nasıl temizleyebiliriz?” sorusunu sorup çeşitli girişimlerde bulunmasına neden olabiliyor. Ocean CleanUp, bu amaçla kurulmuş bir kuruluş. Boyan Slat isimli bir mühendis, Akdeniz’de gördüğü plastik kirliliği sonrası bu işi çözme amacıyla böyle bir girişime el atmış ve tasarladığı çöp toplayıcı alet ile Akdeniz değil de bu çöp yamasında temizliğe girişmiş. Birkaç yıldır bu çalışma sürdürülüyor.

Ancak bu çalışmaya dair önemli eleştiriler mevcut. Bu eleştirilerin başında, yüzeyden çöp toplayan bu tarz sistemlerin nöston/plöston olarak adlandırılan ve deniz yüzeyinde faaliyet gösteren canlıları da topluyor olması. Bu canlı grupları derin okyanus bölgelerinin yüzey sularının verimliliğinden ve canlılığından sorumlu. Plastik çöpleri toplarken bunları da toplarsanız kaş yapayım derken göz çıkartmış olabilirsiniz. Diğer bir eleştiri ise bu tür faaliyetlerin plastik üretim ve tüketiminin devamlılığını sağlamaya yarayacak faaliyetler olduğuna yöneliktir. Eğer çöp denizel ortamdan başarıyla toplanabiliyor algısı yerleşirse bu durum plastik üretim ve tüketiminin olduğu gibi ya da artarak devam etmesine neden olabilir.

Bir diğer eleştiri de çeşitli kirletici şirketlerin bu çalışmaları yeşil yıkamalarına alet ederek sorumluluktan kaçınacak şekilde kullanma potansiyelleri. Bu üç eleştirinin ne kadar isabetli eleştiriler olduğunu basit bir literatür taramasıyla anlamak mümkün. Örneğin Ocean CleanUp henüz ne kadar deniz canlısını yüzey temizlemeyle birlikte topladığını açıklamış değil. Bunun yanında üçüncü eleştiriyi; yani çeşitli şirketlerin bu faaliyetleri yeşil yıkama faaliyetinde kullanma girişimlerinin başarılı olduğunu da yine Ocean Clean Up isimli kuruluşunun Coca Cola firmasıyla iş birliği yaptığını açıklamasından anlıyoruz. Geçtiğimiz hafta gündeme düşen bu haber ile çevrecilik ya da çevre korumacılık gibi kavramları kullanarak faaliyet gösteren kuruluşların ne derece manipülasyona açık olduklarını da görebiliyoruz. Zira, son yapılan araştırmalar Coca Cola’nın okyanus ve denizlerdeki plastik kirliliğinin önemli bir kısmından sorumlu olduklarını ortaya koyuyor.

‘Yeşil yıkama’ya dikkat

Hal böyleyken bu tarz kirletici firmaların kendi üretim stratejilerinden kaynaklı olarak ortaya çıkan kirlilikleri, bunu temizleme iddiasındaki kuruluşlar aracılığıyla gerçekleştirmesi açık bir tabirle suçu örtbas edip kendini aklamaya çalışma girişimidir.

Benzer birçok başka örneğe tüm ülkelerde rastlamak mümkün. Büyük kirletici şirketlerin desteğini almak için sıraya girmiş olan kuruluşların hepsinin de ortak noktası ihtiyaç duydukları finansmanın bireysel bağış ya da yardımlarla karşılanamayacak kadar çok büyük olması. Oysaki durum hiç de öyle değil. Çünkü ilgili kuruluşların neredeyse hiçbiri aldıkları maddiyatın büyüklüğünü eşleştirdikleri faaliyetlerle doğru düzgün bir fark yaratamadıklarıdır. Örneğin Unilever ile anlaşıp sahil temizliği organize eden bir STK’nin yaptığı işin kıyı kirliliğini önlemeye katkısı sıfır bile değildir. Ya da Coca Cola ile anlaşıp deniz yüzey temizliği yapan bir kuruluşun deniz yüzey kirliliğinin azaltılmasına katkısı değil zararı vardır. Her iki durumda da ilgili firmalar çevreciliği deforme edip üretimlerini olduğu gibi sürdürmenin yolunu yaparken STK’lere da ciddiyetsizleşmek ve çevreciliği kirletme işlevi kalmaktadır.

Sonuç olarak büyük şirketlerin yapması gereken, ürettikleri ucuz plastiklerin yayıldığı denizel ortamları, fonladıkları kuruluşlar aracılığıyla temizlemek değil, aksine bu kirliliğe neden olan plastiklerin yerine depozitoya ve tekrar kullanılabilirliğe uygun ve plastiğin alternatiflerinin olduğu üretim modellerine geçmektir. Aksi takdirde yapılan şey tüketiciyi kandırmak ve çevrecilik mevhumunun da kirletilmesine katkı sağlamaktan öte bir şey olmayacaktır.

 

Kategori: Hafta Sonu