Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Işık Latin Amerika’dan yükseliyor

Şili’deki başkanlık seçimlerini,  geçtiğimiz günlerde yapılan ikinci turun sonucunda, sol koalisyonun ortak adayı Gabriel Boric kazandı. 35 yaşında ve dünyanın en genç başkanı olacak Boric, oyların %56,5 ini aldı. Sağcı aday J. Antonio Cast ise %44’te kaldı. Birinci turda, daha yüksek oy almasına rağmen ikinci turda kaybeden Cast’ın seçim sonuçlarına itiraz edeceğinden korkuluyordu ancak korkulan olmadı. Cast, seçim sonuçlarını tanıdığını söyleyerek Boric’i tebrik etti.

Başkent Santiago’ya hukuk okumaya gelen Gabriel Boric, 2011’deki gençlik eylemlerinin de öncülerindendir. Boriç, daha sonra klasik sol sosyalist partilerin dışında olan radikal sol grupların ortak adayı olarak parlamentoya girmiş. Eşitsizliğe karşı 2019 yılında başlayan toplumsal hareketin Şili’deki bu sonuçların ortaya çıkmasının temelini oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ve yıllardır Şili halkının kamusal değil özel emekliliğe mahkum edilmesi yeni arayışlarda çok etkili olmuştur. Dünyanın en güneyinde yer alan kentlerden Punta Arenas doğumlu Boric, şehrinin Antarktika’ya olan yakınlığından dolayı da uzun zamandır iklim krizinin farkında olanlardandır. Onun içindir ki seçimlerdeki vaatlerinde demokrasi ve adaletsizlikle mücadelenin yanında hep ekolojiyi de vurgu yapmıştır.

Rüzgar soldan esiyor!

Latin Amerika halklarından bazıları, sağ siyasetçileri ya da otoriteryan liderleri iş başına getirmişti ancak şimdilerde bu eğilim tersine dönmüş durumda. Örneğin, Bolivya’da Eva Morales’in yaptığı hatalarla iktidarı bir süreliğine kaybeden sosyalistler yeniden iktidara doğru ilerlerken, Brezilya’da İşçi Partisi, faşist Bolsonaro’yu yaklaşan seçimlerde devirecek gibi duruyor. Kolombiya’da ise eski bir gerilla liderinin seçimleri kazanması bekleniyor. Maduro ve Daniel Ortega’yı örnek göstererek yürütülen “bu solcular diktatörleşip ülkeleri mahvediyor” propagandası ise pek tutmayacak gibi. Boric, demokrasi anlayışıyla bu liderlerden çok farklı bir yerde durduğunu her fırsatta ortaya koymaya çalışıyor. Zaten bir koalisyon adayı olduğu için de tek başına hareket etmesi  oldukça zor. Boric, daha seçimlerden önce, yeni ve bağlayıcı demokratik  bir anayasa oluşması sürecini desteklediğini de söylemişti.

Yeni anayasa süreci

Şili, uzun zamandır neoliberal politikalar doğrultusunda oluşturulmuş ve diktatör Pinochet’in döneminden kalma bir anayasa ile yönetiliyor. Bu anayasa, toplumun isteklerini hiçbir şekilde yansıtmamasına rağmen yürürlükteydi ve çok tartışılıyordu. Bu nedenle daha seçimlerden önce Şili halkı, yeni bir anayasa yazım süreci başlatmak için referanduma gitti. Halkın, “Referandumda yeni bir anayasa istiyor musunuz” sorusuna cevabı %78 evet oldu. Diğer soru ise anayasayı kimlerin yazacağıyla ilgiliydi. O sorunun cevabı da yine aynı oranda, anayasayı halkın seçtiği geçici bir meclis – buna konvansiyon da diyebiliriz – yazsın şeklinde oldu.

Evet oylarının ezici bir çoğunluğa sahip olduğunu düşünürsek, Pinochet’nin izinden gitmeyi düşünen Cast’ın anayasa konusunda halkın büyük bir kısmıyla ters düştüğünü de görebiliyoruz. Çünkü, bu oran onun oy oranının neredeyse iki katı. Sürecin nasıl işlediğine gelirsek: 2021’in Mayıs ortasında bu anayasayı yazacak konvansiyon için seçimler yapıldı. Bu seçilecek heyette özellikle cinsiyet eşitliği ve yerli temsiliyetine önem verildi. 155 kişilik konvansiyonun yarısı kadınlardan oluşacaktı. Ülke nüfusunun önemli bir kısmını oluşturan Mapuçe yerlilerinin temsiliyeti ve cinsiyet eşitliği sağlanması çok güzel gelişmeler oldu. 155 kişilik konvansiyonun başkanlığına ise delegelerin %96’sının oyunu alan bir Mapuçe yerlisi 58 yaşındaki kadın Elisa Loncon seçildi. Loncon, seçildikten sonraki konuşmasında hem Mapuçe dili Mapudungun hem de İspanyolca olarak “ Bu ülkenin tarihini değiştirmek için bir kadına oy verdikleri için herkese teşekkür etmek istiyorum” dedi. Dahası, şimdiden başlamış olan yazım sürecinde yer alanların büyük bir çoğunluğu kamuda çalışmamış, sol eğilimli, feminist ve ekolojist yaklaşımlı bireylerden oluşuyor. Anayasanın, bu oluşan meclisle dokuz ayda yazılması gerekiyor. Yazım süreci dokuz ayda bitmezse üç ay daha uzatılacak. Anayasayı yazacak olan meclis yedi alt birimden oluşup altta sıraladığım konuları çalışacaklar:

  • Siyasal sistem, hükümet, yasama organı ve seçim sistemi.
  • Anayasal ilkeler, milliyet ve vatandaşlık.
  • Devlet biçimi, yerel yönetim, eşitlik, arazi adaleti, vergi sistemi.
  • Temel haklar.
  • Çevre ve doğa hakları, ekonomik model ve müşterekler.
  • Adalet sistemi, özerk denetim organları ve anayasa reformu.
  • Bilgi sistemleri, bilim ve teknoloji, kültür-sanat ve Şili’nin mirası.

Adım adım doğrudan demokrasiye

Anayasayı direkt olarak halktan seçilen insanların yazacak olması ve üzerinde çalışılacak konu ve kavramlara baktığımızda heyecan verici bir tablo çıkıyor ortaya. Burada temsili demokrasi uygulamasından çok farklı bir durum var. Farklı bölge, cinsiyet ve etnik kökenlerden insanlar, yaşamak istedikleri bir toplumun anayasasını kendileri yazıyor. Yazım süreci tamamlandığında metnin bu 155 kişinin 2/3 ünün oyuyla kabul edilmesi gerekiyor. Eğer böyle bir çoğunlukla kabul edilirse, metin halkoylamasına sunulacak. Bu çalışmanın tam anlamıyla bir doğrudan demokratik süreç olduğunu söyleyemeyiz ancak bu yönde atılmış adımlar içeriyor. Örneğin yerel yönetimlerin güçlendirileceği, ekonominin eşitlikçi ve ekolojik bir bakış açısıyla ele alınacağı vurgusu, müşterekler ve “arazi adaleti” gibi yeni ve önemli bir kavramla karşı karşıyayız.

Ve sonrası!

Boric’in yüksek bir oyla seçim kazanması, ilk konuşmasında Greta Thunberg’e de atıf yapıp, ekolojik bir süreç başlayacağını duyurması ve adalet, eşitlik vurgusuyla Mapuçe dilinde de seslenmesi çok olumlu gelişmeler. Ancak işinin çok kolay olmayacağı da kesin. Çünkü, koalisyonu oluşturan her güç kendi isteklerini dayatacaktır. Bütün bunları uzlaştırırken, bahsettiği şeyleri gerçekleştirmesi ne kadar mümkün olacak süreç gösterecek. Boric ve onun gibi düşünenler, Yunanistan’da birkaç yıl önce Syriza’nın yarattığı hayal kırıklığının farkındadır diye düşünüyorum. Hepimiz, neoliberalizmin ilk deney alanı Şili’den yıkılışını da görmek istiyoruz. Ancak Şili’de halen çok güçlü olan muhafazakar sağ milletvekili sayısını düşündüğümüzde bu o kadar da kolay olmayacaktır. Bunun için, Şili’de oluşacak yönetimin çok kararlı ve uluslararası bir desteğe sahip olması gerekir.

Buradan karamsar olduğum sonucu çıksın istemem. Ben, seçilen liderin özelliklerinden çok, halkın kendi anayasasını yapmaktaki ısrarından umutluyum. Bu halk, bu iradeyi gösteriyorsa neoliberalizmin uygulamalarına zaten dur diyecektir ki yıllardır eylemlilik içerisindeler. Eşitlik ve adalet için 2019’dan beri devam eden gösterilerin yanında feminist grup Las Tesis’in eylemleri de tüm dünyaya yayılmıştı. Son olarak şunu söylemek isterim: Ortaya çıkmış müthiş bir potansiyel ve eylemlilik var. Şimdi, hem Şili insanlarının hem de tüm Dünya insanlarının hiyerarşisiz bir siyaset ve yaşam anlayışını hayata geçirmek gibi bir sorumluluğu var ve bunun için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız. Çünkü, uluslararası sermeye nasıl Yunanistan’da gelişen Syriza Hareketi’ni seçim başarısına rağmen boğduysa Şili’de de aynısını yapmaya çalışacaktır. Bunu yapabilirsek hep beraber, belki Allende mezarında bir nebze olsun rahat uyur.

*

Not: Yazımı kaleme alırken, uluslararası siyasi gelişmeleri çok iyi takip eden Cengiz Aktar’ın Açık Radyo’daki verdiği bilgilerden yararlandığımı şükranla belirtmek isterim.

Kategori: Hafta Sonu

DünyaManşet

ABD’nin 46’ıncı Başkanı Joe Biden

ABD medyasına göre, Amerika Birleşik Devletleri‘nde 3 Kasım günü yapılan Başkanlık Seçimi’ni 270 delege sayısını aşan Demokrat Partili aday Joe Biden kazandı. Seçimlerin en kritik eyaletlerinden biri olan ve 20 delegesi bulunan Pensilvanya‘dan Biden lehine sonuç gelmesi üzerine, ABD basını Biden’in Başkan olabilmek için yeterli delegeye ulaştığını bildirdi. Başta Associated Press (AP) olmak üzere uluslararası haber ajansları da Biden’ın ABD’nin 46. başkanı olduğunu duyurdu. Kritik eyaletlerden Nevada‘yı da Biden alarak delege sayısını 290’a yükseltti.  

Resmi sonuçlar ilan edilmemiş olmasına karşın, Donald Trump, oy sayımı devam eden diğer eyaletlerde kazansa bile tekrar başkan seçilme şansını yitirmiş durumda. 

Joe Biden bir twitter mesajı atarak, seçilmekten onur duyduğunu ve seçim sürecinde sürekli söylediği gibi bütün Amerikalıların Başkanı olacağını ifade etti. 

ABD’nin en yaşlı ve J.F. Kennedy‘den sonra ikinci Katolik başkanı olacak Joe Biden, ayrıca ABD tarihinde en çok oy alarak Başkan seçilen ilk kişi. 2020 seçimlerine Amerika halkı rekor katılım gösterdi ve 100 milyonu önceden, 50 milyonu sandığa giderek olmak üzere, 150 milyon seçmen oy kullandı.

Biden’in yardımcısı olarak aday gösterilen Kamala Harris ise ilk kadın, Siyah ve Asya kökenli Başkan Yardımcısı koltuğuna oturacak. 

Sonuçların ABD medyasında duyulması üzerine ülkenin pek çok yerindeki Siyah vatandaşlar sevinç gösterileri yaptı.

Üç kritik eyalette oy sayımı sürüyor

ABD Başkanlık seçiminde son durum ise şöyle: 

  • AP’nin bildirdiğine göre, kritik eyaletlerden Pennsylvania’da Joe Biden, başkan seçilmesi için gerekli asgari 270’in üzerinde 284 delege sayısına ulaştı. Biden Nevada seçimlerini de kazanarak delege sayısını 290’a çıkardı. 
  • Biden ayrıca sayımın sona yaklaştığı Georgia, Arizona eyaletlerinde de Cumhuriyetçilerin adayı Donald Trump‘ın önünde.
  • Cumhuriyetçilerin kalesi konumundaki Alaska‘da da henüz kazananın kim olduğu belli değil.
  • Georgia eyaletinde ise, yetkililer Senato seçimi için yeniden sayım yapılacağını açıkladı.

Trump pes etmiyor

ABD basınının Pensilvanya sonuçları açıklandığı sırada golf oynamaya gittiğini açıkladığı Donald Trump ise kolay pes etmeye niyetli görünmüyor. Özellikle Pensilvanya için yeniden sayım isteyeceğini belirten Trump, sonuçların medyaya yansımasından sonra bir twit atarak, seçimi kendisinin kazandığını öne sürdü. 

İkinci kez seçilmeyen 10’uncu Başkan olarak tarihe geçen Trump’ın ekibinin özellikle kritik eyaletlerde oyların yeniden sayılması hatta seçimlerin yenilenmesi için mümkün olan tüm hukuki yolları deneyeceği belirtiliyor. Avukatları, pazartesi günü çok sayıda eyalet için dava açacaklarını bildirdi. 

Kategori: Dünya

Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Toplumsal yaşamlara bir tiyatro izler gibi bakmak…

ABD seçiminin ve bu seçimin sonuçlarının, net bir biçimde ve önceden kabul edilen kurallara göre, nasıl bütün tarafların doğrulayacağı bir sonuca ulaşacağı gibi konularda belirsizlikler yaşamaktayız. Aynı şeyler daha önce, Türkiye’de defalarca oldu. Başka ülkelerden örnekler de bulunabilir.

Bir toplumda çeşitli ölçütlere göre farklar ve farklara göre ayrışmış taraflar, daha da kötüsü arası çok açılmış bir kutuplaşma varsa, bir anlaşma zeminine ulaşmak gittikçe güçleşiyor. Hakem veya kuralları belirlenmiş seçim gibi nesnel süreçlerde ya da herhangi bir tartışmada/ tartışmalı konu ortaya çıktığında, toplumlar bir sonuca ulaşmak için nasıl davranıyorlar?

Davranış biçimleri olarak, çok belirgin iki genel kategoriden söz edilebilir: Barışçı süreçler ve çatışmalı süreçler. Bunların arasında ve ötesinde birçok başka kategori de kurulabilir elbet. Ancak basit olması için toplumsal davranışları, kabaca böyle dikotomik bir gruplaşmada toplayalım.

Toplumsal yaşamın önümüze çıkardığı sorunlar karşısında, ortaya çıkan durum hemen hemen her zaman, çatışmacı bir süreç oluyor. İnsan toplumları genellikle ve öncelikle, barışçı olan yöntemleri değil, çatışmalı olanı seçiyor. Birçok toplumda ise, çatışma hızla şiddet içeren yöntemlere, büyük sorunlarda, savaşlara kadar varabiliyor.

Yeşil, çevreci ya da ekolojist grupların dünya görüşü ya da kurmak istedikleri dünya düşü oldukça eşitlikçi ve ayrımcılık içermeyen, emeğe dayalı ve barışçıl yöntemleri önceleyen, şiddet kullanımını hoş görmeyen ve ne insana ne doğaya ne kaynaklara zarar vermeden, onlarla ilişkilenirken olabildiğince korumacı, demokratik ve dayanışmacı biçimde yaşama özlemi/ arayışı olarak özetlenebilirse, acaba bu tür beklentiler çok mu saf ve anlamsız?

Uzlaşma yerine şiddet neden daha fazla kabul görüyor?

Neden sakin, temiz, eşitlikçi ve hiyerarşik olmayan bir toplumsallaşma öngörülemiyor? Gereğinden fazlasını tüketmemek/ israf etmemek gibi özeni olan ve rekabetsiz, barışçıl, şiddet içermeyen, sorunları konuşarak ve dayanışarak ve birlikte çözmeye çabalayarak aşmaya çalışan toplum düzenleri, insanların büyük bir bölümü tarafından neden anlamlı kabul edilmiyor?

Bu metindeki asıl soru bu.

Yanıtının, basit ve basite indirgenemeyecek kadar karmaşık ve çok köklü nedenlere dayandığını bilmek bile insanı hala, ABD’de yaşayan toplumların nerdeyse yarısının Trump gibi çatışmacı bir politikacıyı seçmiş olmasına şaşırmaktan alıkoyamıyor. Gerçi bu tür çatışmacılığı bir erdem gibi başlarının üzerinde taşıyan politikacıların, Türkiye’de, Ortadoğu’nun başka ülkelerinde, Asya’da ve Çin’de, Japonya’da ve bütün Latin Amerika’da ve Afrika’da (ve hepsinden daha şaşkınlık verici olanı) Avrupa’da da büyük bir politik başarı sağladığını görüyoruz. Soru işareti daha da büyük hale geliyor.

Biraz daha düşününce hayvan toplumlarında da hiyerarşik yapıların bulunduğunu, büyük bir bölümünde (sadece memelilerde değil) en azından dişi-erkek ikileminin ve hiyerarşisinin; böceklerde, bitkilerde bile, istilacı türlerin diğer canlı türlerine hiçbir yaşama şansı tanımayan doğa düzenlerinin olduğunu da biliyoruz.

Bu soruyu ya da bu tür soruları, belki yanlış bir açıdan bakarak soruyoruz, belki de hiçbir zaman yanıtlayamayacağız…

*

Yaşadığımız yeryüzündeki insan topluluklarına, Anadolu’da birlikte olduğumuz insanlara, kentlere, kıra ve buralarda yaşayanların kurdukları yaşama biçimlerinin özelliklerine yeniden bakalım… Belirli sorular yanıtsız kalsa bile, nedenleri hakkında biraz daha aydınlanma veya bilme gereksinimi hiç dinmeyen bir biçimde zihninizde dönüp dolaşıyorsa, rastladığınız her şeyi bu yanıt arayışı doğrultusunda yorumlamaya başladığınızı fark ediyorsunuz.

Metin And’ın 2014’de 7. baskısını yapmış “Başlangıcından 1983’e Türk Tiyatro Tarihi” kitabını okuyorum. Özellikle “köylü tiyatrosu geleneği” ve “halk tiyatrosu geleneği” bölümlerindeki bilgiler, sanki bu doğrultudaki sorularla ilişkileniyor. 

Modern tiyatronun öncesinde, kırdaki köylü seyirlik oyunları veya kentlerdeki halk tiyatrosu, And’ın terimleriyle açık biçimlere sahip, açık eserler. Geleneksel tiyatrolarda, yaratıcılar/ oyuncular/ seyirciler ve oyununa dair bütün diğer ögeler, oyuna katılan her şey duruma göre yeniden biçimlenebilir, değişilebilir veya güncel olarak yeniden yorumlanabilir nitelikte. Bu “göstermeci tiyatronun” birçok ögesi, Brecht’in epik tiyatrosunun temel ögeleriyle benzeşiyor gibi…

Bu tiyatro geleneği, belki Anadolu’nun en kadim/ eski topluluklarından beri doğayla, doğa verileriyle, tarımla ve diğer toplumların dostça veya düşmanca ilgileriyle yoğruluyor. Anadolu halkının tiyatrosu, en saf biçimiyle sanki barışçı olasılıklar bakımından bazı ipuçları veriyor.

Ortaoyununu ele aldığımızı düşünelim. Bütün oyunun çatısı, gerilimi, Pişekar ve Kavuklu’nun, bu iki kişinin/tipin karşıtlığı ve çatışması üzerinde gelişiyor. Çok benzer düşünceleri Karagöz’le Hacivat için de söyleyebiliriz. Temel karakterler her zaman, çeşitli bakımlardan tam bir karşıtlık üzerinde kurulmuştur. Benzer özellikleri kukla oyunları ya da geleneksel başka oyun türleri için de söyleyebiliriz. Belki çok benzer kalıplar, geleneksel Çin tiyatrosunda veya Hint tiyatrosunda da aynıdır. Gerçi en temel çatışmanın her zaman iyi ve kötü, yaşam ile ölüm arasında olduğu da söylenebilir.

Şaşırtıcı olan, karşıtlık/ rekabet ve çatışma üzerine kurulan temel ilişki motifini ABD başkan adayları arasında ya da ADB-Rusya veya ABD-Çin başkanları arasındaki durum ile ilgili olarak gözlemliyor olmak… Daha da şaşırtıcı olan, seçim yapılan ülkelerde seçim süreçlerinde veya ülke içinde iktidar ile muhalefet başkanları ilişkisinde, toplumların bu gerilimi ve çatışmayı/ kavgayı ve her an çeşitli derecelerde oluşan şiddeti, aradığını görmek…

Sorun, tam olarak burada da değil. Sorun, dünyanın bütün halklarının bütün zamanlarda böyle bir gerilim ve çatışma içinde olmak istemesiyle ilgili… Neden sürekli olarak, çatışmaya hazır olmak üzere düşünce ve davranış geliştiriliyor?

Uygarlıkla ilgili bunca gelişme varken…

Eğer insanlığın yaşayabilmek ve kendini geliştirebilmek için en köklü gereksinimlerinden birisi gerilim, rakipler arasındaki çatışımlar ve elde etmek istediğini güç kullanmak veya şiddet yoluyla sonuç elde etmek isteği ise ve sürekli dünyanın bütün toplumları buna hazır olmaya çalışıyorsa, yeni kuşakları buna göre eğitmek ve yetişmek istiyorsa yeşil ve doğa dostu/ ekolojist bir bakış açısının ne kadar bir şansı olabilir ki?

Bu çatışma ve şiddet tutumunun, “uygarlıkla ilgili bunca gelişme” kaydettiğimizi sandığımız bugünde bile bu kadar canlı, bu kadar kızgın ve taşkınlık içinde olması ve bu güdünün her zaman en temel öge olmaya devam etmesi, doğrusu gelecek açısından çok ürkütücü.

Her gün gördüğümüz bunca savaş, göç ve ayakta kalabilme kavgası, yoksulluk ve ilkel bir güdüden başka bir şey olmayan rekabet, üstünlük ve hükmetme hırsı ve sonuç olarak şiddete dayalı bir hiyerarşi geleneğine toplumlar bunca açlıkla sarılmaya devam ediyorsa, bu gezegende insanların insanca ve ekolojik dengeler içinde yaşayabilmek için gerçekten bir şansı var mı?

Belki dünyanın en gelişmiş demokrasilerine, en eski ve demokratik anayasalarına doğru olmayan bir güven duyduk ve bizi fazlasıyla yanıltmasına izin verdik?

Ama gerçekten insan toplumları, bir rekabet ve çatışma olasılığı olmadan, hiyerarşiler ve temsiller olmadan, çatışma ve şiddet olmadan yaşamayı çok mu yavan buluyorlar? Süreğen bir sükunet, barış ve dinginlik ortamını, kavgasız ve gerilimsizliği, dayanışmayı ve birbirini içtenlikle anlamayı, tatsız/ heyecansız ve saçma, bir an önce aşılması/ bitmesi gereken bir toplum durumu olarak mı görüyorlar?

*

Küçük özür notu

Uzunca bir ara verdiğim için, özür dilerim.

Ancak yazmak ve yazmak için düşünmek, tam ve kesintisiz bir zihinsel durum gerektiriyor. Düşünce kesintiye uğradı mı. sökülüp giden bir çorap ipi gibi kolay-kolay, sökülmeden önceki yerine yerleştirilemiyor. İp sökülmüş ve dokuma delinmiş ya da hasara uğramış oluyor.

Ancak bunları bir mazeret olsun diye yazmıyorum. İçinde bulunduğum zihin durumu ile ilgili bir açıklama olarak yazıyorum.

Yaz aylarında hiç beklemediğim bir biçimde (ve her gün sorunun çözüleceği beklentisiyle) iki ay internet olmadan yaşadım. Söylemeliyim ki, internetsiz yaşam, çok daha basit ve sakinmiş. Teknoloji/ teknolojik gelişmeler üzerine bunca söz yazmış ve “uygun teknoloji” yeğlemesini savunmuş biri olarak, internetsizlikten yakınmanın açıklanabilecek bir yönü olmadığını bilerek yazıyorum; bu durum düşünme ve çalışma ve yaşama biçimleri bakımından beni epey değişikliğe uğrattı ve gerçek, büyük ve karmaşık dünyadan uzaklaştırdı, iletişimsiz, yalıtılmış, habersiz ve bir bakıma cahil bıraktı.

Sonra da yine internet teknolojisi ile çalışmaya başlayınca, o kadar büyük bir birikim önümü bloke etti ki, bundan uzunca bir süre kurtulamadım.

Sanırım artık hazırım, hepsi de yanıtsız kalan soruları, satırları, metinleri, alt alta dizmeye…

[email protected]

 

 

Kategori: Hafta Sonu

DünyaManşet

Donald Trump için gösteri nihayet sona mı erdi?

Yazan: Judith Butler

Yeşil Gazete için çeviren: Özde Çakmak

*

Donald Trump’ın sahneden zarif ve hızlı bir şekilde inmesi hiçbir zaman sözkonusu olmadı. Birçoğumuzun aklındaki tek soru, düşüşü sırasında ne kadar yıkıcı olacağıydı. “Düşüş”ün genellikle krallar ve tiranlara mahsus olduğunu biliyorum fakat bizler o tiyatroda faaliyet gösteriyoruz, tek fark kralın aynı zamanda soytarı, iktidardaki erkeğin de gözle görülür hiçbir yetişkinin olmadığı odada öfke krizine giren bir çocuk olması.

Trump’ın iktidarda kalmak için, hayattaki nihai sondan – “bir kaybeden” olmak – kaçınmak için elinden geleni yapmaya çalışacağını biliyoruz. Mecbur kalırsa, seçim sistemini manipüle etmeye ve yok etmeye istekli olduğunu gösterdi. Tehdit ettiği şeyi yapıp yapamayacağı ya da “tehdit”in iktidarsız bir buyruk olarak havada kalıp kalmayacağı ise belli değil. Yapmacık bir tutum olarak, oyu durdurma ya da geçersiz kılma tehditi tabanının yutması için düzenlenmiş bir tür gösteriden ibaret. Fakat bir avukat ekibiyle, hatta hükümet için çalışan avukatlar ile birlikte bir yasal strateji olarak düşünüldüğünde demokrasi için ciddi bir tehlike oluşturuyor.

Trump başkanlığında daha önce defalarca olduğu gibi, blöf mü yapıyor, entrika mı kuruyor, rol mü yapıyor (bir oyunu sahnelemek) yoksa rol mü alıyor (gerçek zarara yol açmak) anlamaya çalışıyoruz. İktidara tutunmak için demokrasiye muazzam hasar vereceğini söyleyerek poz kesen türden bir adam olmak başka; bu gösteriyi gerçeklik haline getirerek seçim normlarını yürürlükten kaldıracak davalara ve oy verme hakkını güvenceye alan yasalara önayak olmak, ABD demokrasisinin bizatihi çerçevesini sökmek bambaşka bir şey.

Sandık başına gittiğimizde, Joe Biden/Kamala Harris (hem Bernie Sanders’ın hem de Elizabeth Warren’ın en ilerici sağlık ve finans planlarını reddeden ortayolcular) için oy vermediğimiz gibi oy kullanma olasılığı için de oy vermedik, oylarımızı temsili demokrasinin mevcut ve gelecek kurumları için kullandık. Hapishane kurumlarının dışında olan bizim gibi kişiler siyaset anlayışımızla eşgüdümlü olan anayasal çerçevenin bir parçası olarak kalıcı seçim yasalarıyla yaşıyorduk. Daha önce haklarından mahrum edilmeyenlerin çoğu hayatlarının nasıl da yasal çerçeve içerisindeki temel güvene dayandığının farkında bile değildi.

Ne var ki, haklarımızı koruyan ve eylemlerimize rehberlik eden bir şey olarak yasa fikri bir hukuki ihtilaf (ligitation) alanına dönüştü. Trump yönetiminde dava açılamayan hiçbir yasal norm yok. Yasa saygı duyulması ya da uyulması için değil, potansiyel bir hukuki ihtilaf alanı olarak orada. Hukuki ihtilaf yasanın gücünün nihai alanı haline gelir ve şimdi tüm diğer yasa çeşitleri, hatta anayasal haklar artık o alan içerisinde müzakere edilebilir maddelere indirgeniyor.

Trump’ın acelesi ne? 

Bazıları yönetime işletme modeli getirerek karı için müzakere etmekte sınır tanımadığı için Trump’ı suçlasa da, iş anlaşmalarının çoğunun kanuni takibatlarla sonuçlandığını görmek önemlidir (2016’dan itibaren, 3.500’den fazla davası var). Mahkemeye istediği sonucu zorla almak için gidiyor. Seçim politikalarını destekleyen temel yasalara dava açıldığında her yasal koruma kendisine karşı çıkanlara kazanç sağlayan bir araç olarak düzmece ilan edilirse demokratik normları yok etmek için dava açma gücünü kısıtlayacak hiçbir yasa kalmaz. Oyları saymayı sonlandırma çağrısı yaptığında (Covid testini sonlandırma çağrısında olduğu gibi), bir gerçekliğin somutlaşmasını ve yanlış ya da doğru olarak algılanan şey üzerindeki kontrolünü sürdürmeyi istiyor. Pandeminin ABD’de kötüye gitmesinin tek sebebinin sayısal sonuçlar sağlayan testler olduğunu ileri sürüyor. Eğer durumun ne kadar kötü olduğunu bilmenin yolu yok ise, anlaşılan durum o kadar da kötü değildir.

3 Kasım’ın erken saatlerinde, Trump kaybetmekten korktuğu kilit eyaletlerde oy pusulalarını saymaya son verilmesi çağrısı yaptı. Sayım devam ederse, Biden pekâlâ kazanabilir. Bu sonucu savuşturmak için sayımı durdurmak istiyor, vatandaşlar oylarının sayılma hakkından mahrum kalsalar bile. ABD’de sayım her zaman uzun sürer: Bu kabul edilen bir normdur. O halde, acelesi ne? Trump sandık sayımı şimdi durdurulduğunda kazanacağından eminse, onu neden durdurmak istediğini anlayabiliriz. Ama seçim rakamlarının elinde olmadığı düşünüldüğünde onu neden durdursun? Eğer sayımı durduran dava dolandırıcılıkla itham eden bir davaya eşlik ederse (bilinen bir dayanak olmadan bunu yaparsa), sistemde bir güvensizlik yaratabilir ve bu güvensizlik yeterince derin olursa nihayetinde kararı mahkemelere, Trump’ın tıkabasa doldurduğu ve kendisini iktidara getireceğini düşündüğü mahkemelere atacaktır. Bu durumda mahkemeler, başkan yardımcısı ile birlikte, bildiğimiz seçim politikalarının yokedilişini yasalaştıracak plutokratik bir iktidar oluşturacaktır. Fakat asıl sorun şu ki, bu güçler genel olarak onu destekleseler de, sadakatlarinden anayasayı isteseler de istemeseler de yok etmeyecekler. 

Bu kadar ileri gitmeye istekli olması bazılarımızı şaşırtıyor, oysa siyasi kariyerinin başlangıcından beri çalışma biçimi böyle. Bizi demokrasi olarak temellendiren ve yönlendiren yasaların kırılganlığını gördüğümüz için hala korkuyoruz. Fakat Trump rejimini daima ayrıştıran şey, hükümetin idari gücünün sürekli ülkenin yasalarına saldırması ve onun kanun ve nizamı temsil ettiğini iddia etmesiydi. Bu çelişki ancak kanun ve nizamın yalnızca onun tarafından bedenleşmesiyle mantıklı olur. Medya güdümlü çağdaş narsizmin kendine has biçimi böylece ölümcül bir tiranlık biçimine dönüşüyor. Yasal rejimi temsil eden kişi yasanın kendisi olduğunu, yasaları istediği gibi yapıp bozacağını zannediyor ve sonuç olarak hukuk adına güçlü bir suçlu haline geliyor.

Trump, Hitler değil

Akademisyenlerin açıklığa kavuşturduğu gibi, faşizm ve tiranlık farklı biçimlere bürünürler; diğer tüm faşist biçimleri tanımlamak için nasyonel sosyalizmin örnek alınması gerektiğini iddia edenlere katılmıyorum. Trump Hitler değil ve seçim politikaları tam olarak askeri bir savaş olmasa da (her halükarda, şimdilik bir iç savaş değil), tiranın düşüşünü hızlandıran yıkımın genel mantığı nerdeyse kesin görünüyor. Mart 1945’te, müttefik güçler ile Kızıl Ordu her bir Nazi sığınağını yenilgiye uğrattıklarında, Hitler ülkenin kendisini yok etmeye karar vererek ulaşım ve iletişim sistemlerinin, fabrika arazilerinin ve kamu kuruluşlarının yok edilmesini emretti. O batıyorsa, ülke de batacaktı. Hitler’ın bu emrine “Reich Bölgesi’nde Yıkıcı Önlemler” adı verildi fakat iktidarı bırakmamak ve hain olarak algılanan kişileri cezalandırmak için duyduğu gaddar arzuyla ailesini, arkadaşlarını öldürerek hain olarak algılanan kişileri cezalandıran Roma İmparatoru’nu çağrıştıracak şekilde “Nero Emri” olarak bellleklere kazındı. Destekçileri kaçmaya başlarken, Nero kendi hayatına son vermişti. İddialara son sözleri şu oldu: “İçimde büyük bir sanatçı ölüyor!”

Trump ne bir Hitler oldu ne de Nero fakat berbat performansları destekçileri tarafından ödüllendirilen son derece kötü bir sanatçıydı. Ülkenin nerdeyse yarısı için çekiciliği ahlaki utanç ya da etik sorumluluk prangalarından yoksun sadizmin coşkulu bir biçimine yetki veren bir uygulama geliştirmeye dayanıyordu. Bu uygulama sapkın serbestliğini henüz tam olarak elde etmedi. Ülkenin yarıdan fazlası tepki ve ret ile karşılık vermekle kalmadı, utanmaz gösteri baştan beri solun dehşet uyandıran bir tablosuna dayanıyordu: Ahlakçı, cezalandırıcı ve yargılayıcı, baskıcı ve genel nüfusu her türlü sıradan zevk ve özgürlükten mahrum bırakmaya hazır.

Bu şekilde, utanç solda dışsallaştırıldığı ve yerleştirildiği sürece Trump’ın senaryosunda kalıcı ve zaruri bir yer işgal etti: Sol sizi silahlarınız, ırkçılığınız, cinsel saldırılarınız, yabancı düşmanlığınız için utandırmak istiyor! Destekçilerinin heyecanlı fantezilerine göre, Trump ile birlikte utancın üstesinden gelinebilirdi ve soldan ve onun cezalandırıcı ifade ve davranış kısıtlamalarından “özgür” olunacaktı – nihayet çevresel düzenlemeleri, uluslararası anlaşmaları yok etme, ırkçı kin kusma ve açık açık kalıcı mizojini biçimlerini onaylama izni. Trump ırkçı şiddet ile heyecanlanan kalabalıklar için kampanya yürütürken, onlara gelirlerini yeniden bölüştürecek, öğünlerini ellerinden alacak ve en sonunda “canavarca” ve radikal bir Siyah kadını (Harris?) başkan olarak yerleştirecek komünist bir rejim tehditinden (Biden?) koruma sözü verdi.

Yandaşları da iddiaları kabul etmiyor

Bununla birlikte, giderek tükenen başkan kazandığını ilan ediyor fakat herkes onun kazanmadığını biliyor, en azından henüz değil. Fox bile onun bu iddiasını kabul etmiyor, Pence bile her oyun sayılması gerektiğini söylüyor. Hızla inişe geçen tiran test yaptırmaya, oy sayımına, bilime ve hatta seçim hukukuna, kendi gerçeğini bir kez daha evirip çevirmek için neyin doğru olduğunu ve neyin doğru olmadığını kanıtlayan bütün o elverişsiz yöntemlere son verme çağrısı yapıyor. Kaybedecekse eğer, demokrasiyi de kendisiyle birlikte alaşağı etmeye çalışacak.

Ama başkan kazanan olduğunu ilan ettiğinde herkes kahkahalarla güler ve hatta arkadaşları onun için taksi çağırırsa, kendisini güçlü bir yokedici olarak görme halüsünasyonunda nihayet tek başınadır. İstediği kadar dava açabilir fakat eğer avukatlar dağılırsa ve yorgun düşen mahkeme artık onu dinlemeyi bırakırsa, kendisini olsa olsa yalnızca bir gerçeklik gösterisi olarak Trump denilen adayı yönetirken bulur. Sonunda Trump’ın demokrasiyi destekleyen yasaları yok etmeye çalışırken onun en büyük tehditine dönüşen bir başkanın belli belirsiz görünüşü haline gelmesine izin verme fırsatı bulmuş olabiliriz. Bitmek bilmez gibi görünen bir yorgunluk sonrası biraz dinlenmenin yolu açılmış olabilir. Elinden geleni ardına koyma, Uykucu Joe!

Makalenin orijinali için tıklayın

Kategori: Dünya

DünyaGündemManşet

ABD’de nefesler tutuldu, sandıklar açılıyor: Biden az farkla önde, Trump erken zafer ilan etti

Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD), Cumhuriyet Parti’nin adayı ve şu anda da mevcut başkan olan Donald Trump ve Demokrat Parti’nin adayı Joe Biden arasındaki başkanlık yarışında sona yaklaşılıyor, sandıklardan çıkan oylar birer birer açıklanıyor.

Resmi olmayan sonuçlara göre Joe Biden, Donal Trump’ın az farkla önünde gözüküyor. Şimdiye kadar sayılan oylarla Demokratlar 224, Cumhuriyetçiler 213 delege çıkardı.

Seçimlerde seçmenler doğrudan başkan adaylarına değil destekledikleri partinin delegelerine oy veriyor. Bu yüzden toplamda fazla oy alan değil, daha fazla delegeye ulaşan aday başkan seçiliyor. 538 delegenin yarıdan bir fazlası olan 270 delegeye ulaşan isim ise başkanlık seçimini kazanıyor.  Şu anda seçim sonucuyla ilgili bir şey söylemek için oldukça erken çünkü sayım işlemi günler alabiliyor.

Rakamlar birçok eyalette yakın giderken seçimin belirleyicisinin Wisconsin, Michigan ve Pensilvanya eyaletlerinin oyları olacağı belirtiliyor.

Trump’tan erken zafer ilanı ve usülsüzlük iddiası

Milyonlarca oyun sayımı devam ederken Trump, Demokrat Parti’nin yarışı önde götürmesine rağmen erken zafer ilan etti. Beyaz Saray‘da düzenlediği basın toplantısında açıklama yapan Cumhuriyetçi Parti adayı “Açıkça bu seçimi biz kazandık” dedi.

Ayrıca seçimlerde usülsüzlük yapıldığını öne süren Trump “Bu bizim ülkemiz için utanç verici” ifadelerini kullandı. Trump, kullanılan oyların sayımının durdurulmasını istediklerini ve seçimleri Yüksek Mahkeme’ye taşıyacaklarını söyledi.

Trump’ın ‘usulsüzlük yapıldığı’ iddiasını destekleyecek herhangi bir kanıt ise bulunmuyor. Ayrıca kesin bir zafer ilanı etmek için ise oldukça erken.

Biden: Bu kadarını beklemiyorduk

Seçim sonrası ilk konuşmayı ise Biden yapmıştı. Demokrat Parti adayı Arizona’da kazandıklarını duyururken ‘Bu kadarını beklemiyorduk’ ifadesini kullandı. Biden, seçmenlerine şöyle seslendi:

Oyları saymak uzun sürecek ancak Pennsylvania’yı da kazanacağız. Seçimin gerçek sonuçlarını yarın sabaha kadar öğrenmek zor. Bu karar Amerikan halkına ait. Ama ben çok iyi hissediyorum.

Kritik Florida ve Texas eyaletini Trump kazandı

ABD’de 59. başkanlık seçimlerinde kritik önemdeki Florida ve Texas eyaletlerini ABD Başkanı ve Cumhuriyetçi Parti adayı Donald Trump kazandı.

Amerikan Associated Press (AP) haber ajansının yayımladığı resmi olmayan sonuçlara göre ABD Başkanı Trump, Florida eyaletindeki oyların yaklaşık yüzde 51,3’ünü aldı.

Halen oy sayımının devam ettiği eyalette toplam oyların yüzde 96’sı sayılırken, yüzde 51,3 oy oranına ulaşan Trump, yüzde 47,8 oy oranında kalan Biden’a üstünlük sağlayarak eyaletteki seçimleri kazandı. Bu sonuçla Biden’ı geride bırakan Trump, eyaletteki 29 delegeyi hanesine yazdırmış oldu.

Trump, Texas’ta ise 38 delege kazandı.

Arizona ve California eyaletini Biden kazandı

Seçim açısından kritik önemde olduğu belirtilen Arizona eyaletini ise Joe Biden kazandı. CNN International’ın aktardığına göre Biden burada oyların yüzde 51.8’ini kazandı. Bu sonuçla Biden, Arizona’dan 11 delegeyi hanesine yazdırmış oldu.

En çok delegeye sahip eyalet California‘da kazanan aday da gene Biden oldu. Resmi olmayan sonuçlara göre oyların yüzde 65.6’sını kazanan Biden, hanesine 55 delege yazdırmış oldu.

West Virginia’yu Trump, Virginia’yı Biden kazandı

AA’nın aktardığına göre A West Virginia eyaletinde Cumhuriyetçi Donald Trump, Virginia eyaletinde Demokrat Joe Biden kazandı.

Trump, 2016 yılında da West Virginia eyaletinde rakibi Hillary Clinton’ı yenmişti. West Virginia’yı kazanan son Demokrat 1996’da Bill Clinton olmuştu.

Virginia eyaletinde ise Demokrat başkan adayı Joe Biden seçimi kazandı. 2016 yılında da Virginia’da Demokrat aday Hillary Clinton kazanmıştı.  Trump, West Virginia’da 5 delege kazanırken, Biden ise Virginia’da 13 delegeyi hanesine yazdırmış oldu.

Mississippi ve Massachusetts’te sonuçlar

Cumhuriyetçi Donald Trump Mississippi, Demokrat Joe Biden ise Massachusetts eyaletini kazandı. Halen oy sayımının devam ettiği eyalette Trump, Demokrat rakibi Biden’ı geride bırakarak oyların çoğunluğunu ve 6 delegeyi kazanmayı garantiledi.

Öte yandan Biden, Massachusetts eyaletindeki oyların çoğunluğunu elde etti ve eyaletteki 11 delegeyi kazandı. Bu sonuçlarla Trump toplam 19, Biden ise toplam 28 delegeye ulaştı.

Alabama, Delaware ve Illinois’in galipleri belli oldu

Alabama eyaletinde Cumhuriyetçi Donald Trump, Delaware ve Illinois eyaletlerinde ise Demokrat Joe Biden kazandı.

Trump, 2016 başkanlık seçimlerinde de Alabama eyaletinde rakibi Hillary Clinton’ı yenmişti. Diğer taraftan Delaware ve Illinois eyaletlerinde ise Demokrat başkan adayı Joe Biden seçimi kazandı.

Her iki eyaleti 2016 yılında da Demokrat aday Hillary Clinton kazanmıştı. Trump, Alabama’da 9 delege kazanırken, Biden ise Delaware’de 3, Illinois’de 20 delegeyi hanesine yazdırmış oldu.

Güney Carolina ve Oklahoma Trump’ı seçti

ABD’de 59. başkanlık seçimlerinde Trump, Güney Carolina ve Oklahoma eyaletlerinde kazandı. Bu sonuçla Trump, Güney Carolina’da 9, Oklahoma’da ise 7 delegeyi hanesine yazdırdı.

Trump Tennessee’de, Biden New Jersey’de kazandı

Cumhuriyetçi Donald Trump, Tennessee eyaletinde, Demokrat Joe Biden New Jersey eyaletinde kazandı. Trump, Tennessee’de 11 delege kazanmış oldu.

Türklerin yoğun olarak yaşadığı New Jersey eyaletinde ise Demokrat başkan adayı Joe Biden seçimi kazanarak 14 delegeyi hanesine yazdırdı.

ABD’de başkan nasıl seçiliyor?

ABD halkı bu seçimle birlikte 46. başkanını belirleyecek. Amerika’nın kendine özgü bir seçim sistemi var. Amerikalı seçmen, sandığa gittiğinde doğrudan yeni başkanı ve yardımcısını değil, bu kişileri seçecek olan seçiciler kurulu delegelerine oy veriyor.

Başkan adayının aldığı oy sayısı değil, kazandığı delege sayısı belirleyici oluyor. Seçiler kurulu, senato ve Temsilciler Meclisinin toplam üye sayısı olan 538 delegeden oluşuyor. Delege sayısı 270 olan başkan adayı seçimi kazanmış oluyor.

Delegelerin dağılımı eyaletlerin nüfus oranlarına göre belirleniyor. 40 milyon civarında nüfusu olan Kaliforniya’nın Seçiciler Kurulu’nda 55 delegesi varken, nüfusu 1 milyon veya altındaki eyaletlerde ise 3 delege oluyor.

Ayrıca ülkede birçok eyalette belirli durumlarda seçim sandığına gitmeden posta yoluyla oy kullanabiliyor. Bugün aslında posta yoluyla oy pusulası göndermeyen seçmenler sandığa gidecek.

Sandıkların açılma ve kapanma saatleri de eyaletlere göre farklılık gösteriyor. Tüm eyaletlerdeki oy verme işlemi, 4 Kasım 2020 günü Türkiye saati ile 05.00’da sona erecek.

Oy sayım işlemi haftaları bulabiliyor

Oyları sayma işlemi resmi olarak bugün başladı. Eğer oyları yeniden sayım gibi bir durum söz konusu olmazsa eyaletler kasım ayı içerisinde oyların sayımını tamamlamış olacak. Oy sayım işlemleri haftaları bulabiliyor.

Tüm seçmen oylarının Washignton’a 16 Aralık’a kadar gönderilmesi gerekiyor.  Fakat yine de sandık çıkış anketlerinden resmi olmayan sonuçlara göre yeni başkan tahmin ediliyor.

Seçilen başkan ise hemen göreve gelemiyor. Ancak 20 Ocak’ta yapılacak yemin töreniyle göreve başlıyor. Seçimin galibi, 20 Ocak 2020’den 20 Ocak 2025’e kadar ülkeyi yönetecek.

 

Kategori: Dünya

DünyaManşet

ABD seçime diken üstünde gidiyor

Amerika Birleşik Devletleri yarın seçime gidiyor. Başkan Donald Trump’la rakibi Demokrat Joe Biden’ın kampanyalarını, seçime saatler kala, kararsız olarak nidelenen ve anketlerde neredeyse başa baş görünen eyaletlerde sürdürüyor.  Ülkedeki anketlere göre, Biden 10 puan Trump’ın önünde. “Kararsız” olarak nitelenen ve Biden’ın çoğunda önde olduğu bölgelerde ise fark ülke genelindeki kadar değil.

Bu eyaletlerin önemli bir bölümünde anketlere göre Biden önde ancak Trump’la arasında çok az fark bulunuyor. Bu da seçim gecesinin sonucunu şimdiden tahmin etmenin güç olduğu anlamına geliyor.

Ancak ABD başkanı Trump, bugün Michigan’da yaptığı konuşmada yarın yapılacak başkanlık seçiminde oy sayımının aynı gün bitmemesi durumunda avukatlarının devreye girebileceğini söyledi.

‘Görülmemiş tehlike’ uyarısı

Öte yandan ülke yarınki seçimlere şimdiye dek  görülmemiş bir gerilimle gidiyor. Anketlerde geride görünen Başkan Donald Trump’ın sonuçları kabul etmeyebileceği ve posta yoluyla kullanılan oyların sayımı sırasında aşırılıkçı silahlı grupların sokağa dökülebileceği konuşuluyor.  Birçok eyalette polis özel önlemler alırken, çok sayıda dükkan sahibi de kepenk indirmeyi planlıyor.

Savaş bölgelerindeki istikrarsızlık üzerine rapor ve tespitleriyle tanınan Uluslararası Kriz Grubu da, ‘derinden kutuplaşmış haldeki ABD’nin önümüzdeki günlerde görülmemiş bir tehlikeyle karşı karşıya olduğu’ uyarısında bulundu.

Kurumun 30 sayfalık raporunda, “Amerikalılar her dört yılda bir düzenlenen bu kampanyalarda belirli düzeyde öfkeye alışmış olsa da, mevcut başkanın sonucu reddetmesinin veya silahlı şiddetin gerçekçi bir ihtimal olduğu bir durumla hiç karşılaşmadılar” denildi.

Şiddet ihtimali var

Raporda, Trump’ın ‘zehirli bir söylem’ kullanması ve ‘şahsi çıkarlarını ilerletmek için ihtilafa davetiye çıkarma isteği’ nedeniyle potansiyel olarak şiddet yaşanabileceği yorumu yapıldı. Kriz Grubu, sosyal medya üzerinden yalan bilgi yayılması ve nefret söylemi, ırksal eşitsizlik, silahlı grupların ortaya çıkması veya sonuçların çok yakın olması gibi senaryolarda gerilimin şiddete dökülebileceği uyarısında bulundu.

Uluslararası Kriz Grubu, ABD Başkanı’nın seçimleri bir ‘ordunun’ takip etmesi yönündeki çağrısını da eleştirdi.

Polis teşkilatı: İlk kez böyle bir şey görüyoruz

CNN televizyonu ise ülkenin birçok yerinde polis teşkilatlarının olası eylemlere hazırlandığını duyurdu. Los Angeles polis teşkilatının personeline kalabalıklara müdahale konusunda uzun dersler verdiği belirtilirken, bir kaynak “Böyle bir şeyi ilk kez görüyorum” dedi. New York kentinde de şimdiden yüzlerce polis oy verme noktalarının yakınlarına konuşlandırıldı. Kentte meşhur Macy’s mağazası dahil yüzlerce dükkan, kargaşa endişesine karşı vitrinlerini paravanlarla kapatmış durumda. 

Başkan nasıl belirleniyor?

Ülkede başkan eyaletlerden elde edilen delege sayısına göre belirleniyor. 2016’da dönemin Demokrat Parti adayı Hillary Clinton ülke genelinde Trump’tan daha fazla oy kazanmasına rağmen delege sayısında geride kaldığı için yarışı kaybetmişti.

Bir ismin başkan olabilmesi için 538 delegenin 270’ini kazanması gerekiyor. Trump’un son iki gün içinde düzenleyeceği miting sayısı 10. Biden ise ağırlığı 20 delegenin bulunduğu Pennsylvania’ya vermis görünüyor.

Donald Trump bugün, Kuzey Carolina, Pennsylvania, Wisconsin ve iki etkinlikle Michigan’da. ABD liderinin seçim maratonunu sonlandıracağı yer Michigan’daki Grand Rapids. Trump, 2016 seçim kampanyasını da aynı yerde bitirmişti.

4 yıl önce Michigan, Pennsylvania ve Wisconsin’i beklenmedik şekilde kazanarak başkanlık koltuğuna oturan Trump eğer seçimi kaybederse 1992’den bu yana ikinci dönem seçilemeyen ilk başkan olacak.

3 Kasım’daki seçimde seçmenler ayrıca Temsilciler Meclisi’yle Senato’nun bir bölümü için de oy kullanacaklar.

Seçimlerde şu ana kadar 90 milyondan fazla erken oy kullanıldı. Bu bir rekor anlamına geliyor. Seçimlere katılım oranının 1908’den bu yana en yüksek düzeyde olması bekleniyor.

Kategori: Dünya

DünyaManşet

ABD’de ‘çıplak oy’a karşı Demokrat ünlülerden çıplak video

ABD’de 3 Kasım başkanlık seçimine bir aydan kısa süre kala, Başkan Donald Trump‘ın “hile yapılacağı”nı iddia ettiği posta yoluyla oy kullanma konusunda farkındalık yaratmak isteyen Holywood ünlüleri harekete geçti. 

Aralarında Chris Rock, Tiffany Haddish, Amy Schumer, Josh Gad, Sarah Silverman, Mark Ruffalo, Chelsea Handler, Ryan Bathe ve top model Naomi Campbell‘ın da bulunduğu Demokrat Partili ünlüler, kameranın karşısına çıplak geçtikleri videoda,postayla kullanılan oyların ‘çıplak oy’ (naked ballot) durumuna düşüp geçersiz sayılmaması için yapılması gerekenleri anlattı. 

Sputnik‘in aktardığına göre, ‘Çıplak oya karşı çıplak ünlüler’ hareketi, en önemli kararsız eyalet konumundaki Pennsylvaniya‘da bir mahkemenin eyaletin gönderdiği gizlilik zarflarının içine konulmadan sadece posta zarfıyla yollanan oy pusulalarının ‘çıplak oy’, yani geçersiz sayılacağı kararının ardından geldi. Seçim uzmanları, bu yargı kararının Demokrat Parti adayı Joe Biden‘a Pennsylvania’yı kaybettirebileceğini belirtiyor. 

‘Soyun ve oy ver’

Videoda ünlü kadın komedyen Sarah Silverman, eliyle göğsünü kapamış halde “Arkamda erkek yok, bunlar benim ellerim. Dürüst olmak gerekirse ellerimi memelerimle kapatmak isterdim, ama durum bu” diye konuştu. Bir diğer ünlü kadın komedyen ve aynı zamanda Demokrat Parti’nin Senato’daki azınlık lideri Chuck Schumer’in kuzeni Amy Schumer de, “Soyun ve oy ver” dedi.

‘Oyu emanet etme uygulaması’ da tartışılıyor

ABD’de on milyonlarca seçmenin kullanması beklenen posta oylarıyla ilgili ‘ballot harvesting’ tartışması da yaşanıyor. Trump, Demokrat Partilileri bu yolla da seçimlerde hile yapmakla suçluyor.

Posta yoluyla oy kullanan seçmenin oy pusulasını doldurup bir zarfa koymak, zarfın arkasını imzalamak gibi gerekli tüm güvenlik önemlerini yerine getirmesi, böylece seçim yetkililerinin kimin oy kullandığını doğrulayabilmesine imkan vermesinin ardından bir başkasına emanet etmesi, bu kişinin de oy pusulasını bir posta merkezine veya seçim merkezine bırakması uygulamasına, ‘ballot harvesting’ deniliyor. Oy toplayanlar da genelde bir partinin kampanya aktivistleri oluyor.

Pek çok eyalette yasal olan bu uygulamaya pandemi nedeniyle evde kalması gerekenlerin çoğalmasıyla rağbet arttı. 

Kategori: Dünya

Dünyaİklim KriziManşet

ABD seçimlerinde bir ilk: Seçmenlerin üçte ikisi iklimin öncelikli olması gerektiğini söylüyor

Amerika Birleşik Devletleri’nde gerçekleştirilen anket, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında sunulan vaatlerin Başkanlık seçimleri öncesinde vatandaşların tercihlerini etkileyeceğini ortaya koydu.

The Guardian ve Vice medya kuruluşları ile Covering Climate Now girişimi tarafından yapılan ankete göre her 10 seçmenden yedisi hükümetin iklim değişikliğini ele alması gerektiğini düşünüyor.

Seçmenlerin dörtte üçü ise ABD’nin 15 yıl içerisinde tüm elektriğini güneş ve rüzgar gibi yenilenebilir kaynaklardan üretmesini istiyor.

Seçmenlerin üçte ikisi ‘iklim öncelik olmalı’ diyor

Anket sonuçları ilk kez iklim krizinin ABD başkanlık seçiminde önemli bir faktör olacağını gösteriyor. Ankete katılanların yaklaşık üçte ikisi, temiz enerjiye tam geçişi destekleyen bir başkan adayına oy verme olasılıklarının daha yüksek olacağını söyledi. Seçmenlerin üçte ikisi, seçimi kazanan kişi için iklimin bir öncelik olması gerektiğini söyledi.

Ayrıca her 10 seçmenden yedisi, ülkeleri tehlikeli ısınmayla mücadele taahhüdünde bulunmaya çağıran Paris İklim Anlaşması’nda ABD’nin yer alması gerektiğini düşünüyor.

‘ABD Başkanlık seçimlerinde bir ilk’

Anket sonuçlarını yorumlayan George Mason Üniversitesi İklim Değişikliği İletişim Merkezi direktörü Ed Maibach, “Çoğumuz iklim değişikliği konusunda endişeliyiz ve liderlerin bununla başa çıkmasını istiyoruz. Bu, iklim değişikliğinin yoğun olarak öne çıktığı ilk seçim. Daha önce Amerikan siyasetinde gördüğümüz hiçbir şeye benzemiyor” ifadelerini kullandı.

Geçtiğimiz on yıl içinde, Cumhuriyetçiler tırmanan iklim krizinin inkarını ve üstünü örtmeyi benimsedikçe kriz de keskin bir partizan siyasi konu haline geldi. ABD Başkanı Donald Trump iklim bilimini bir “aldatmaca” olarak nitelendiriyor.

Bu sebeple de göreve geldiğinden bu yana Barack Obama tarafından karbon emsiyonlarını azaltmaya yönelik ortaya konulan her politikayı geri çekiyor.

Demokratik rakibi Joe Biden ise seçim kampanyası sırasında ABD enerji emisyonlarını 2050 yılına kadar net sıfıra indireceğine temiz enerji endüstrilerinde milyonlarca yeni iş yaratmak için 2 trilyon dolarlık bir yatırım yapılacağına söz verdi.

Cumhuriyetçiler ve Demokratlar ne düşünüyor?

Ancak, The Guardian, Vice Medya ve Covering Climate Now adına, Climate Nexus, Yale İklim Değişikliği İletişimi Programı ve George Mason Üniversitesi İklim Değişikliği İletişim Merkezi tarafından yapılan yeni anket, seçmenler arasında benimsenen tutumun değiştiğini gösteriyor.

Anket sonuçları Demokratların iklim krizi konusundaki endişelerinin arttığını gösteriyor. Demokrat Partili seçmenlerin yüzde 90’ı krizi “çok ciddi” veya “biraz ciddi” olarak sınıflandırıyor. Yüzde 80’ininden fazlası ise hükümetin önderliğindeki geniş bir iklim programı olan Yeşil Yeni Düzeni destekliyor.

Cumhuriyetçilere gelindiğinde ise seçmenlerin yarısından fazlası iklim krizini “çok ciddi” veya “biraz ciddi” olarak tanımlıyor. Cumhuriyetçi Partinin karşı olmasına rağmen seçmenlerin yüzde 41’i Yeşil Yeni Düzeni destekliyor. Yüzde 51’i ise ABD’nin Paris İklim Anlaşması’na katılması gerektiğini düşünüyor.

‘Trump seçmenin tepkisiyle karşılaşabilir’

Anket, ABD’nin Paris Anlaşması’ndan çekilmesini tetikleyen ve iklim bilimini rutin olarak kötüleyen Trump’ın, iklim krizi konusunda seçmen tepkisiyle karşılaşan ilk ABD başkanı olacağını öne sürüyor.

Maibach, yaptığı değerlendirmede “Cumhuriyetçi makamların gerçekten bunun için endişelenmesi gerekiyor. Genç Cumhuriyetçiler, iklim değişikliğinin gerçek olmadığı veya ciddi bir sorun olmadığı şeklindeki parti çizgisini giderek daha az kabul ediyor. Artık iklimi inkarı istemiyorlar” ifadelerini kullandı.

Medya ve iklim krizi

Ankette iklim krizi ve medyaya ilişkin sorular da yer aldı. Sonuçlara göre ankete katılanların yüzde 60’ından fazlası medyanın aşırı hava olayları ile iklim krizi arasındaki bağlantıyı açıkça belirtmesi gerektiğini söyledi.

Seçmenlerin dörtte üçü ise önümüzdeki hafta yayınlanacak başkanlık tartışması sırasında moderatörlerin adaylara iklim kriziyle ilgili sorular yöneltmesi gerektiğini ifade etti.

2016’da Trump ile Hilary Clinton arasındaki tartışmalarda herhangi bir soru sorulmamıştı.

 

 

Kategori: Dünya

DünyaManşet

Biden’ın adaylığı resmileşti

ABD’de yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle sanal olarak gerçekleştirilen Demokrat Parti Kurultayı’nda parti delegeleri Joe Biden‘ı partinin başkan adayı olarak gösterdi.

3 Kasım’da yapılacak 59’uncu başkanlık seçimleri öncesinde düzenlenen dört gün süreli Demokrat Parti Kurultayının ikinci gününde, ülke genelindeki delegeler online olarak oy kullandı. Böylece yeterli oyu toplayan Biden’ın adaylığı resmileşmiş oldu.

Clinton’dan destek konuşması

Sanal ortamda yapılan kurultayda Biden, adaylığının delegelerin çoğunlukla onaylanmasının ardından Delaware eyaletindeki evinden ailesiyle birlikte teşekkür etti.

Oylamanın yanı sıra yine videokonferans yoluyla kurultaya katılan eski ABD Başkanı Bill Clinton da Donald Trump’a karşı yarışacak Biden’a desteğini açıkladı.

‘Oval Ofis bir fırtına merkezi’

Clinton, konuşmasında Trump’a yüklenirken, “Böyle kriz zamanlarında Oval Ofis bir kumanda merkezi olmalıdır. Şu anda ise bir fırtına merkezi. Sadece kaos var” ifadelerini kullandı. Eski Başkan, konuşmasının devamında şunları söyledi:

Dünya nüfusunun sadece yüzde dördüne sahibiz, ancak dünyadaki COVID vakalarının yüzde 25 bizde. İşsizlik oranımız, Güney Kore’nin iki katından daha yüksek. İngiltere’nin yarısından, Japonya’nın üç katından fazla.

Donald Trump dünyaya liderlik ettiğimizi söylüyor. Salgın hastalık nedeniyle işsizlik oranını üçe katlayan tek büyük sanayi ekonomisi biziz. İş yapmak yerine zamanını sosyal medya ve televizyon seyretmekle geçiren bir başkan istiyorsanız o sizin adamınız.

Trump’ın adaylığı 27 Ağustos’ta ilan edilecek

Eski Cumhuriyetçi Dışişleri Bakanı ve Biden’ı destekleyen Colin Powell da “Bizim bugün askerlerimizi kendi ailesi gibi koruyup kollayan bir komutana ihtiyacımız var.” sözleriyle Trump’ı eleştirdi.

Cumhuriyetçi Partinin de yine Covid-19 salgınından dolayı sanal ortamda gerçekleştireceği kongre sonrasında Trump’ın başkan adaylığının 27 Ağustos’ta resmen ilan edilmesi bekleniyor. ABD’de başkanlık seçimleri 3 Kasım 2020 Salı günü gerçekleştirilecek.

Kategori: Dünya

DünyaKoronavirüs SalgınıKültür-SanatManşet

Sharon Stone’dan çağrı: Katile oy verme!

Oyuncu Sharon Stone, Instagram hesabından yaptığı paylaşımda, ablası ve eniştesinin koronavirüs nedeniyle hastanede yattığını ve durumlarının ağır olduğunu söyledi.

Büyükannesi ve vaftiz annesini de koronavirüs nedeniyle kaybettiğini anlatan oyuncu, Trump yönetiminin salgınla mücadelede yetersiz kaldığını ifade etti:

Ablam ve eniştem olabildiğince evde kaldılar. Size neden enfekte olduklarını söyleyeyim. Yaşadıkları Montana’da semptomunuz yoksa test olamıyorsunuz ve test sonucunuzu da 5 gün alamıyorsunuz. Ve temas ettikleri son beş ayda iki kalp krizi, kalp stenti ve kalp pili olan annem gibi insanlar, asemptomatik olma ihtimalleri olduğu halde test olamadılar. Onlarla hastanede ilgilenen hemşireler test olamıyorlar, çünkü test yok. Hemşireler hayatlarını riske atıyor ve test olamıyorlar. O hastanedeki stres, baskı, yorgunluk, mahkeme salonunda silah taşıyıp ‘maske takmamanın özgürlükleri’ olduğunun söyleyen insanlarla karşılaşıyor.

View this post on Instagram

??????????????

A post shared by Sharon Stone (@sharonstone) on

‘Yalnızca kadınların yönettiği ülkeler iyi durumda’

Salgınla mücadelede en iyi durumda olan ülkelerin kadınların lider oldukları ülkeler olduğunu savunan Stone, 3 Kasım’da gerçekleşecek ABD Başkanlık seçimini hatırlatarak şunları söyledi:

İçinde bulunduğunuz durum bu. Bunu değiştirecek tek şey oy vermeniz: Biden ve Kamala Harris için oy vermeniz. Çünkü lider konumdaki kadınlar, biz ailelerimiz için, yaşamak için savaşacağız. Ve insanların test olması için savaşacağız. Çünkü Covid 19‘la mücadelede iyi durumda olan ülkeler yalnızca kadın liderlerin olduğu ülkeler. Lütfen oy verin, ne yaparsanız yapın bir katile oy vermeyin.

5 buçuk milyonun üzerinde koronavirüs vakasının kaydedildiği ABD’de 173 bin 778 kişi Covid 19 nedeniyle hayatını kaybetti.

Kategori: Dünya