DünyaManşet

Donald Trump için gösteri nihayet sona mı erdi?

Yazan: Judith Butler

Yeşil Gazete için çeviren: Özde Çakmak

*

Donald Trump’ın sahneden zarif ve hızlı bir şekilde inmesi hiçbir zaman sözkonusu olmadı. Birçoğumuzun aklındaki tek soru, düşüşü sırasında ne kadar yıkıcı olacağıydı. “Düşüş”ün genellikle krallar ve tiranlara mahsus olduğunu biliyorum fakat bizler o tiyatroda faaliyet gösteriyoruz, tek fark kralın aynı zamanda soytarı, iktidardaki erkeğin de gözle görülür hiçbir yetişkinin olmadığı odada öfke krizine giren bir çocuk olması.

Trump’ın iktidarda kalmak için, hayattaki nihai sondan – “bir kaybeden” olmak – kaçınmak için elinden geleni yapmaya çalışacağını biliyoruz. Mecbur kalırsa, seçim sistemini manipüle etmeye ve yok etmeye istekli olduğunu gösterdi. Tehdit ettiği şeyi yapıp yapamayacağı ya da “tehdit”in iktidarsız bir buyruk olarak havada kalıp kalmayacağı ise belli değil. Yapmacık bir tutum olarak, oyu durdurma ya da geçersiz kılma tehditi tabanının yutması için düzenlenmiş bir tür gösteriden ibaret. Fakat bir avukat ekibiyle, hatta hükümet için çalışan avukatlar ile birlikte bir yasal strateji olarak düşünüldüğünde demokrasi için ciddi bir tehlike oluşturuyor.

Trump başkanlığında daha önce defalarca olduğu gibi, blöf mü yapıyor, entrika mı kuruyor, rol mü yapıyor (bir oyunu sahnelemek) yoksa rol mü alıyor (gerçek zarara yol açmak) anlamaya çalışıyoruz. İktidara tutunmak için demokrasiye muazzam hasar vereceğini söyleyerek poz kesen türden bir adam olmak başka; bu gösteriyi gerçeklik haline getirerek seçim normlarını yürürlükten kaldıracak davalara ve oy verme hakkını güvenceye alan yasalara önayak olmak, ABD demokrasisinin bizatihi çerçevesini sökmek bambaşka bir şey.

Sandık başına gittiğimizde, Joe Biden/Kamala Harris (hem Bernie Sanders’ın hem de Elizabeth Warren’ın en ilerici sağlık ve finans planlarını reddeden ortayolcular) için oy vermediğimiz gibi oy kullanma olasılığı için de oy vermedik, oylarımızı temsili demokrasinin mevcut ve gelecek kurumları için kullandık. Hapishane kurumlarının dışında olan bizim gibi kişiler siyaset anlayışımızla eşgüdümlü olan anayasal çerçevenin bir parçası olarak kalıcı seçim yasalarıyla yaşıyorduk. Daha önce haklarından mahrum edilmeyenlerin çoğu hayatlarının nasıl da yasal çerçeve içerisindeki temel güvene dayandığının farkında bile değildi.

Ne var ki, haklarımızı koruyan ve eylemlerimize rehberlik eden bir şey olarak yasa fikri bir hukuki ihtilaf (ligitation) alanına dönüştü. Trump yönetiminde dava açılamayan hiçbir yasal norm yok. Yasa saygı duyulması ya da uyulması için değil, potansiyel bir hukuki ihtilaf alanı olarak orada. Hukuki ihtilaf yasanın gücünün nihai alanı haline gelir ve şimdi tüm diğer yasa çeşitleri, hatta anayasal haklar artık o alan içerisinde müzakere edilebilir maddelere indirgeniyor.

Trump’ın acelesi ne? 

Bazıları yönetime işletme modeli getirerek karı için müzakere etmekte sınır tanımadığı için Trump’ı suçlasa da, iş anlaşmalarının çoğunun kanuni takibatlarla sonuçlandığını görmek önemlidir (2016’dan itibaren, 3.500’den fazla davası var). Mahkemeye istediği sonucu zorla almak için gidiyor. Seçim politikalarını destekleyen temel yasalara dava açıldığında her yasal koruma kendisine karşı çıkanlara kazanç sağlayan bir araç olarak düzmece ilan edilirse demokratik normları yok etmek için dava açma gücünü kısıtlayacak hiçbir yasa kalmaz. Oyları saymayı sonlandırma çağrısı yaptığında (Covid testini sonlandırma çağrısında olduğu gibi), bir gerçekliğin somutlaşmasını ve yanlış ya da doğru olarak algılanan şey üzerindeki kontrolünü sürdürmeyi istiyor. Pandeminin ABD’de kötüye gitmesinin tek sebebinin sayısal sonuçlar sağlayan testler olduğunu ileri sürüyor. Eğer durumun ne kadar kötü olduğunu bilmenin yolu yok ise, anlaşılan durum o kadar da kötü değildir.

3 Kasım’ın erken saatlerinde, Trump kaybetmekten korktuğu kilit eyaletlerde oy pusulalarını saymaya son verilmesi çağrısı yaptı. Sayım devam ederse, Biden pekâlâ kazanabilir. Bu sonucu savuşturmak için sayımı durdurmak istiyor, vatandaşlar oylarının sayılma hakkından mahrum kalsalar bile. ABD’de sayım her zaman uzun sürer: Bu kabul edilen bir normdur. O halde, acelesi ne? Trump sandık sayımı şimdi durdurulduğunda kazanacağından eminse, onu neden durdurmak istediğini anlayabiliriz. Ama seçim rakamlarının elinde olmadığı düşünüldüğünde onu neden durdursun? Eğer sayımı durduran dava dolandırıcılıkla itham eden bir davaya eşlik ederse (bilinen bir dayanak olmadan bunu yaparsa), sistemde bir güvensizlik yaratabilir ve bu güvensizlik yeterince derin olursa nihayetinde kararı mahkemelere, Trump’ın tıkabasa doldurduğu ve kendisini iktidara getireceğini düşündüğü mahkemelere atacaktır. Bu durumda mahkemeler, başkan yardımcısı ile birlikte, bildiğimiz seçim politikalarının yokedilişini yasalaştıracak plutokratik bir iktidar oluşturacaktır. Fakat asıl sorun şu ki, bu güçler genel olarak onu destekleseler de, sadakatlarinden anayasayı isteseler de istemeseler de yok etmeyecekler. 

Bu kadar ileri gitmeye istekli olması bazılarımızı şaşırtıyor, oysa siyasi kariyerinin başlangıcından beri çalışma biçimi böyle. Bizi demokrasi olarak temellendiren ve yönlendiren yasaların kırılganlığını gördüğümüz için hala korkuyoruz. Fakat Trump rejimini daima ayrıştıran şey, hükümetin idari gücünün sürekli ülkenin yasalarına saldırması ve onun kanun ve nizamı temsil ettiğini iddia etmesiydi. Bu çelişki ancak kanun ve nizamın yalnızca onun tarafından bedenleşmesiyle mantıklı olur. Medya güdümlü çağdaş narsizmin kendine has biçimi böylece ölümcül bir tiranlık biçimine dönüşüyor. Yasal rejimi temsil eden kişi yasanın kendisi olduğunu, yasaları istediği gibi yapıp bozacağını zannediyor ve sonuç olarak hukuk adına güçlü bir suçlu haline geliyor.

Trump, Hitler değil

Akademisyenlerin açıklığa kavuşturduğu gibi, faşizm ve tiranlık farklı biçimlere bürünürler; diğer tüm faşist biçimleri tanımlamak için nasyonel sosyalizmin örnek alınması gerektiğini iddia edenlere katılmıyorum. Trump Hitler değil ve seçim politikaları tam olarak askeri bir savaş olmasa da (her halükarda, şimdilik bir iç savaş değil), tiranın düşüşünü hızlandıran yıkımın genel mantığı nerdeyse kesin görünüyor. Mart 1945’te, müttefik güçler ile Kızıl Ordu her bir Nazi sığınağını yenilgiye uğrattıklarında, Hitler ülkenin kendisini yok etmeye karar vererek ulaşım ve iletişim sistemlerinin, fabrika arazilerinin ve kamu kuruluşlarının yok edilmesini emretti. O batıyorsa, ülke de batacaktı. Hitler’ın bu emrine “Reich Bölgesi’nde Yıkıcı Önlemler” adı verildi fakat iktidarı bırakmamak ve hain olarak algılanan kişileri cezalandırmak için duyduğu gaddar arzuyla ailesini, arkadaşlarını öldürerek hain olarak algılanan kişileri cezalandıran Roma İmparatoru’nu çağrıştıracak şekilde “Nero Emri” olarak bellleklere kazındı. Destekçileri kaçmaya başlarken, Nero kendi hayatına son vermişti. İddialara son sözleri şu oldu: “İçimde büyük bir sanatçı ölüyor!”

Trump ne bir Hitler oldu ne de Nero fakat berbat performansları destekçileri tarafından ödüllendirilen son derece kötü bir sanatçıydı. Ülkenin nerdeyse yarısı için çekiciliği ahlaki utanç ya da etik sorumluluk prangalarından yoksun sadizmin coşkulu bir biçimine yetki veren bir uygulama geliştirmeye dayanıyordu. Bu uygulama sapkın serbestliğini henüz tam olarak elde etmedi. Ülkenin yarıdan fazlası tepki ve ret ile karşılık vermekle kalmadı, utanmaz gösteri baştan beri solun dehşet uyandıran bir tablosuna dayanıyordu: Ahlakçı, cezalandırıcı ve yargılayıcı, baskıcı ve genel nüfusu her türlü sıradan zevk ve özgürlükten mahrum bırakmaya hazır.

Bu şekilde, utanç solda dışsallaştırıldığı ve yerleştirildiği sürece Trump’ın senaryosunda kalıcı ve zaruri bir yer işgal etti: Sol sizi silahlarınız, ırkçılığınız, cinsel saldırılarınız, yabancı düşmanlığınız için utandırmak istiyor! Destekçilerinin heyecanlı fantezilerine göre, Trump ile birlikte utancın üstesinden gelinebilirdi ve soldan ve onun cezalandırıcı ifade ve davranış kısıtlamalarından “özgür” olunacaktı – nihayet çevresel düzenlemeleri, uluslararası anlaşmaları yok etme, ırkçı kin kusma ve açık açık kalıcı mizojini biçimlerini onaylama izni. Trump ırkçı şiddet ile heyecanlanan kalabalıklar için kampanya yürütürken, onlara gelirlerini yeniden bölüştürecek, öğünlerini ellerinden alacak ve en sonunda “canavarca” ve radikal bir Siyah kadını (Harris?) başkan olarak yerleştirecek komünist bir rejim tehditinden (Biden?) koruma sözü verdi.

Yandaşları da iddiaları kabul etmiyor

Bununla birlikte, giderek tükenen başkan kazandığını ilan ediyor fakat herkes onun kazanmadığını biliyor, en azından henüz değil. Fox bile onun bu iddiasını kabul etmiyor, Pence bile her oyun sayılması gerektiğini söylüyor. Hızla inişe geçen tiran test yaptırmaya, oy sayımına, bilime ve hatta seçim hukukuna, kendi gerçeğini bir kez daha evirip çevirmek için neyin doğru olduğunu ve neyin doğru olmadığını kanıtlayan bütün o elverişsiz yöntemlere son verme çağrısı yapıyor. Kaybedecekse eğer, demokrasiyi de kendisiyle birlikte alaşağı etmeye çalışacak.

Ama başkan kazanan olduğunu ilan ettiğinde herkes kahkahalarla güler ve hatta arkadaşları onun için taksi çağırırsa, kendisini güçlü bir yokedici olarak görme halüsünasyonunda nihayet tek başınadır. İstediği kadar dava açabilir fakat eğer avukatlar dağılırsa ve yorgun düşen mahkeme artık onu dinlemeyi bırakırsa, kendisini olsa olsa yalnızca bir gerçeklik gösterisi olarak Trump denilen adayı yönetirken bulur. Sonunda Trump’ın demokrasiyi destekleyen yasaları yok etmeye çalışırken onun en büyük tehditine dönüşen bir başkanın belli belirsiz görünüşü haline gelmesine izin verme fırsatı bulmuş olabiliriz. Bitmek bilmez gibi görünen bir yorgunluk sonrası biraz dinlenmenin yolu açılmış olabilir. Elinden geleni ardına koyma, Uykucu Joe!

Makalenin orijinali için tıklayın

Kategori: Dünya