Dünyaİklim ve EnerjiManşet

Neden çevre savunucuları aynı zamanda ırkçılık karşıtı olmak zorunda?

Çevre savunucusu siyah aktivist Leah Thomas’ın Vogue‘da yayınlanan yazısı Yeşil Gazete tarafından çevrilmiştir.

*

Çevreciler, yeni nesiller için yeryüzünün korunması gerektiğine inanan iyi niyetli ve ileri görüşlü insanlar olma eğilimindedir. Yeniden kullanılabilen ürünler alırlar, insanca üretilen giysiler giyerler ve tehlikedeki türleri savunurlar; bununla birlikte pek azının, hayatı tehlikede olan siyahlarla ilgili benzer çekinceleri vardır.

Siyah bir çevre savunucusu olarak, bununla ilgili ciddi sorunlarım oldu. Mesela, neden kendi insanlığım için savaşmak benim için iklim mücadelesine bir ek seçenek ya da eklenti olsun? İklim protestoları boyunca beyaz iklim savunucularının yanında durdum, ama siyahlara ve beyaz olmayanlara gösterilen meşru olmayan şiddet karşısında  kendi topluluğum tarafından yalnız bırakıldığımı hissettim. Bu kadar yeter. Artık Black Lives Matter (Siyahların Hayatı Değerlidir) hareketinin ve çevre savunuculuğunun nasıl birbiriyle ilişkili olduğunu göstermenin vakti geldi.

Ferguson ayaklanmasının ardından…

2014 yazı boyunca, tatil için gittiğim memleketimde, Florissant, Missouri‘deydim. Siyah genç Michael Brown, yolun ortasında, evimden birkaç kilometre ötede polis tarafından en az altı kez vurularak can vermişti. Cansız bedeni saatlerce sokağın ortasında yatarken, yetkililerden bilgi alamayan halk, neler olup bittiğini anlamaya çalışıyordu. Derken tansiyon giderek yükseldi ve isyan başladı. Ben de çevre bilimleri ve siyaset eğitimimi tamamlamak üzere Güney Kaliforniya‘ya döndüm.

Ferguson ayaklanması sırasında doğada vakit geçirmek bana, eve döndüğümde yaşadığım travmayla baş etmemde yardımcı oldu, ancak buna rağmen suçluluk da duyuyordum. Ben kumsalda gezerken ya da yürüyüşteyken ailem ve arkadaşlarım benim haklarım için savaşıyor, protestolarda göz yaşartıcı bombalardan kaçıyorlardı. Ben Orange County‘de temiz hava, temiz su ve doğanın bolluğunun keyfini sürüyordum, Ferguson’dakilerin ise böyle bir şansı yoktu, üstelik bu yalnızca toplumsal huzursuzluklar olduğunda değil hep böyleydi.

Ne zaman dışarı çıkıp derin bir nefes alsam, aklıma Eric Garner‘ın son sözleri geliyordu: “Nefes alamıyorum.” Çevre bilimleri dersinde, kötü hava kalitesine ve çevresel koşullara en çok farklı renkten ırkların maruz kaldığını çok net bir şekilde ortaya koyan verileri gördüğümde dehşete düşmüştüm. O zaman çalışma alanımın doğrudan ırkçılıkla mücadeleye katkı sunacağını anladım.

Katrina Kasırgası’nın gösterdiği eşitsizlik

2018 yılında American Journal of Public Health‘te (Amerikan Halk Sağlığı Dergisi) yayımlanan hava kalitesi ile ilgili bir makalede araştırmacılar, beyaz olmayanların 1.28 kat daha fazla bedel ödediğini ve siyahların nüfusun tümüne oranla 1.54 kat daha fazla partikül maddeye maruz kaldığını ortaya koydu. Önceki çalışmalar da hava kalitesinin demografik yapıya göre orantısız bir şekilde dağıldığını göstermişti. 2016 tarihli Environmental International çalışması da beyaz olmayan belli başlı toplulukların çok daha yüksek oranda partikül maddeye maruz kaldığı yönünde bulgular elde etmişti.

Chapman Üniversitesi‘nden Georgiana Bostean‘ın, iklim değişikliğini ve doğal afetlerin artış sıklığı üzerine söyledikleri bunu doğruluyor:

Katrina Kasırgası‘nın sonuçları her topluluk için aynı olmadı. Siyahların yoğun olarak yaşadığı bölgelerin kasırgadan daha fazla hasar görmesine rağmen yardımlar, daha az etkilenen, beyazların yoğunlukta yaşadığı varlıklı bölgelere daha hızlı ve etkin biçimde ulaştı.

Bu ırksal temelli eşitsizlikler, ABD’nin tamamında sağlık ve çevre alanında krizlere yol açıyor.  Siyahların hayatına mal olan baskı sistemleri, çevresel eşitsizlikleri sürdüren sistemlerle aynıydı. Bunu fark etmek, beni “kesişimsel çevrecilik” tanımına götürdü. Bu tanımı çevreci diyaloğa katmak, çevreci toplulukların ırkçılıkla mücadele yönünde evrilmesi için zorunluydu.

‘Irkçılıkla mücadele etmeden yeryüzünü koruyamayız’

Kesişimsel çevrecilik, insanların da yeryüzünün de savunuculuğunu yapan çevreciliğin, kapsayıcı bir versiyonudur. Marjinalleştirilmiş topluluklarda yaşanan adaletsizliklerin yeryüzü ile ilişkisini belirler. En kırılgan topluluklara ve yeryüzüne yapılan haksızlıkları öne çıkarır, sosyal eşitsizliği küçümsemez ya da ona sessiz kalmaz.

Irkçılık hedef alınmadıkça, yeryüzünü korumak daha zor olacak. Bunun bir nedeni de siyah aktivistlerin zamanının ve enerjisinin tükenmeye başlaması. Kapsayıcı iklim adaleti aktivisti Mikaela Loach bunu şöyle anlatıyor:

Müttefikler öne çıksın ki siyahlar, vakit ve enerjilerini ağırlıklı olarak beyazlardan oluşan çevreci ortamlarda “varlıklarını diğer insanlara anlatmak” için harcamak yerine iklim çözümleri üretmeye ayırabilsin.

Her çevreci, bu sorumluluğu almalı ve hem iklim adaletine hem de sosyal adalete erişilmesi için, ırkçılığa karşı hareket içinde çalışmalar yapmalı.

Atılabilecek adımlar hakkında daha fazla fikir edinebilmek için Kesişimsel Çevreci Vaadi‘ni alın, Siyah Doğa: Afrikan Amerikan Doğa Şiiri‘nin 400 Yılı‘nı okuyun ve The Yikes adlı podcasti dinleyin. (Bunlar başlangıç için benim en sevdiğim kaynaklardan yalnızca birkaç örnek) Gezegeni ve siyahların hayatlarını korumak için kesişimsel çevreciliği yükseltmek ve adım atmak zorundayız.

Kategori: Dünya