İklim KriziManşet

BM’nin ‘hidroelektrik politikası’nın Endonezya sınavı

Yeşil Gazete için çeviren: Doğa Başak Öztürk

  • Kuzey Samatara Hidro Enerji (PT NSHE), Endonezya’da 510 megawatt gücünde bir proje olan ‘’Batang Toru’’ barajını inşa etmek istiyor. Tapanuli orangutanı isimli yeni bir primat türünün keşfi, baraj yapımına karşı olan aktivistleri kızdırdı ve barajın fonlanmasını riske attı çünkü söz konusu orangutanların 800’ünden fazlası proje alanında yaşıyor.
  • PT NSHE, bu projenin zaten 2015 Paris İklim Anlaşması karbon azaltma taahhüdünün bir parçası olduğunu ve barajın Endonezya’nın karbon emisyonlarını %4 azaltacağını iddia ediyor. Şirket temsilcileri COP25 İklim Zirvesi’nde projenin küresel ısınmanın önlenmesine katkı sağlayacağını dile getirdi.
  • Halbuki, Birleşmiş Milletler ve Paris Anlaşması, yeni hidroelektrik barajların çoğunu karbonsuz saymasına rağmen son yapılan bilimsel araştırmalar, tropikal barajların, özellikle rezervuarlarının ilk dolduruldukları anlarda yüksek miktarda karbondioksit, metan ve azot oksit yayabildiklerini gösteriyor.
  • Dünya, küresel sıcaklık artışında 2 dereceyi önlemek için emisyonlarını kesmeye çalışırken, önümüzdeki on yıl içinde inşa edilecek barajlar sera gazı emisyonunu atmosfere yükleyecek. PS NSHE, buna karşılık barajın küçük bir rezervuara sahip olacağını ve bu nedenle önemli miktarda emisyon üretmeyeceğini savunuyor.

Emmy Hafild, COP 25 iklim konferansında PT NSHE kıdemli başkan danışmanı. Fotoğraf Justin Catanoso.

COP25’e yalnızca delegeler, sivil toplum kuruluşları ve aktivistler katılmadı; BM iklim politikası sürecinden çıkar sağlamak isteyen ve bir şeyler arayan tüm ulusal ve uluslararası şirketler de katılım sağladı.

Polonya’da yapılan COP24’e katıldığı gibi bu sene İspanya’daki COP25’e de katılmış bir Endonezyalı enerji şirketi olan PT NSHE buna iyi bir örnek oluşturuyor. Şirketin COP25’e katılmasının tek sebebinin kendi ünlerini korumak ve olası çevresel muhalefet sebebiyle 1,6 milyar dolarlık baraj projelerini kurtarmak olduğu düşünülüyor.

PT NSHE kıdemli başkan danışmanı Emmy Hafild, COP25’te Mongabay‘a verdiği demeçte, “Endonezya hükümeti projemizi destekliyor” dedi. “Ama [çevreciler nezdindeki] kötü şöhret yüzünden bankaların ihtiyatlı olmasından korkuyorum. Bu bizim en büyük endişemiz ve bu yüzden buradayız.” Hafild, “İklim değişikliğine önem veriyoruz ve bu projeye ihtiyacımız var” diye ekledi.

Bu, tek başına ele alındığında şirketin COP katılımını büyük ölçüde açıklayan şifreli bir beyan. Birleşmiş Milletler Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) uzun süre hidroelektrik barajların minimum sera emisyonu ürettiğini varsayarak onları ‘’yeşil barajlar’’ kategorisinde sınıflandırdı ancak yapılan son bilimsel araştırmalar gösteriyor ki tropikal barajlar özellikle ilk faal oldukları zamanlarda fazlaca sera gazı emisyonuna sebep oluyor.

Baraj ve orangutan

PT NSHE, 2008 yılında 510 megavat değerinde bir hidroelektrik projesi olan Batang Toru barajının inşasına başladı. 2017 yılına kadar ise Dünya Bankası Uluslararası Finans Kurumu IFC’ye kredi başvurusu yapmak için gerekli olan politikaları ve belgeleri uygulamaya koydular.

Ardından, Hafild’in de belirttiği üzere “orangutanlar konuya dahil oldular”.

Bundan iki sene önce primataloglar, şimdiye kadar bulunmuş sekizinci büyük maymun türü olan, Tapanuli orangutanını keşfettiklerini duyurmuştu. Bilim insanları doğada yaşayan yaklaşık 800 tapanuli orangutanının olduğunu tahmin ediyor ve bunlar da teklif edilen baraj sahası etrafındaki yağmur ormanlarında yaşıyorlar.

NSHE’nin hidroelektrik projesi barajın su tutması, yol yapımı ve baraj inşası süresince kesilecek ağaçlar sebebiyle Batang Toru’nun habitatını tehdit edecek ve nadir bulunan türlerin yaşamını tehlikeye atacak.

Borneo Future direktörü ve orangutan uzmanı Erik Meijaard, türün sadece 800 bireyi kalmışken barajın bu türün yok olma olasılığını önemli ölçüde arttıracağını söylüyor.

Çevresel tartışmalar, Asya Kalkınma Bankası ve Dünya Bankası‘nın projeden uzaklaşmasına sebep oldu ancak Çin Kalkınma Bankası (BoC) devreye girdi. BoC, projenin fonlanmasını ve inşaatı üstleneceğini söyledi. Mart ayında ise BoC çevrecilerin endişelerini ve tartışmalarını kamuoyuna açıklayarak bu konuyu yeniden değerlendireceklerini ifade etti. Bugün, proje finansmanı hala belirsizliğini sürdürüyor.

PT NSHE’nin iddiaları

COP25’teki cömert Endonezya pavyonunda Hafild, 6 Aralık Cuma günü bir saatlik bir program boyunca Batang Toru barajı projesinin çevresel erdemlerini övdü. Orangutan habitatına zarar verilmeyeceği konusunda ısrar etti, hatta bilakis zaman içinde iyileştirilmiş korunan alanlar yoluyla geliştirileceğini söyledi.

Savunmaları arasında vurguladığı en önemli nokta, düşük karbonlu hidroelektrik barajın karbon kirletici dizel yakıtlı bir santralin yerini alacak oluşuydu.

Hafild, eğer baraj inşa edilirse, eski elektrik santrali gibi 400.000 haneye hizmet edeceğini, ancak Endonezya’nın karbon emisyonlarını yüzde 4 oranında azaltacağını söyledi. Aslında Endonezya, 2025 yılına kadar ülkenin toplam emisyonlarını  23 oranında azaltmak için önerilen projeyi, 2015 Paris İklim Anlaşması’nın karbon azaltma taahhüdü kapsamındaki Niyet Edilen Ulusal Taahhüt (NDC) çerçevesinde görüyor.

Hafild, “yüzde 4’lük bir azalma, yıllık olarak atmosfere çıkmayan 1,6 milyon ton karbona eşdeğer” dedi COP25’de. Yüzde 4’lük bir emisyon azaltımının da yıllık 12,3 milyon ağaç veya 230.000 hektar doğal yaşlı orman yetiştirmeye eşit olduğunu iddia etti.

Tapanuli Orangutanlar (Pongo tapanuliensis): Solda yetişkin erkek, sağda yetişkin dişi. Batang Toru Ormanı, Kuzey Sumatra, Endonezya. Fotoğraf: Tim Laman, Creative Commons

Risk altındaki orangutanlar

Ancak şirketin savunmalarından hiçbiri ekolojistler ve çevre savunucuları için yeterli değil. Çevreciler, PT NSHE’nin iddialarının hiçbirini güvenilir bulmuyorlar.

Bugün, Endonezya dünyanın en büyük 10 sera gazı salan ülkesi arasında yer alıyor. Özellikle ülkenin tarımsal faaliyetleri yaygınlaştırmak için uyguladığı ormansızlaştırma politikası ve palmiye yağı endüstrisi Endonezya’nın hala büyük bir karbon/ kirli kömür kullanıcısı olduğunu gözler önüne seriyor.

Projeyi yakından takip eden Kosta Rika‘daki ‘’International Rivers’’ program direktörü Stephanie Jensen-Cormier, projenin Tapanuli orangutan habitatına ciddi şekilde zarar vereceğini düşünüyor. Şirketın inşaat finansmanı konusunda şüphe duyduğuna dikkat çeken Jensen-Cormier, firmanın öncelikle yeşil badana için COP25’te bulunduğunu söyledi.

Projenin Tapanuli orangutan habitatına ağır hasar vereceğine inanan Cormier, Mongabay’e yazdığı e-mailde “Baraj, popülasyonlarını parçalayacak ve genetik çeşitliliklerini ölecekleri noktaya indirecek” dedi.

Dağ gorilleri üzerine yaptığı uzun kariyeri ile tanınan, tropikal alan ekoloğu Ian Redmond ise şunları kaydetti: “Zooloji ailemizin en son tanımlanmış üyesinin hayatta kalmasını sağlamak, küresel bir endişe konusudur. Bölge ve Tapanuli orangutanları için en iyi sonuç, Batang Toru’nun bir Dünya Mirası Alanı olarak önerilmesi ve baraj projesinin sonlandırılması olacaktır.

Gerçekten karbon azaltımı mı yoksa yeşil badana mı?

Orangutanlar bir yana, dizel yakıtlı bir elektrik santralinin bir hidroelektrik barajla değiştirilmesi gerçekten sera gazı emisyonlarını azaltabilir mi? Bunun daha temiz bir enerji kaynağı olduğu sanılsa da, aslında değil.

Bu konuda son on yılda yapılan çalışmalar, büyük ve küçük barajların özellikle de tropikal barajların; projelerin rezervuarlarına ve iletim hatlarına yol açmak için ağaçların kesilmesinden veya inşaatta karbon yoğun beton kullanılmasından bile daha fazla emisyon yarattıklarını kanıtlamıştır.

Bir rezervuar yapmak için herhangi bir tropikal arazi sular altında kaldığında büyük bir bitki kütlesi batmış olur. Bu bitkiler öldüklerinde, rezervuarın dibinde önemli bir karbon kaynağı haline gelirler.

Stanford Üniversitesi’nden Katy Ashe, “Fiziksel karışım eksikliği ve yüksek oksijen tüketimi nedeniyle, rezervuarlarda çok düşük oksijen seviyeleri oluşuyor” diye açıklıyor bu durumu: “Karbonun anaerobik bozunması bakteriler tarafından meydana geldiğinde… metan bir yan ürün olarak üretilir… Bu metan, köpürme veya suların gazdan arındırılması yoluyla doğrudan havaya taşınır.” Bu gazın serbest kalması, su, yüksek basınç altında türbinlerden geçtiğinde ortaya çıkıyor ve nehrin akışına salınır.

Rezervuar doldurulduğunda sular altında kalan bitki örtüsü biyokütlesi ve karbon bakımından zengin topraklar, barajın faaliyetinin ilk birkaç yılında muazzam bir emisyon zirvesi oluşturur. Kritik olarak, önümüzdeki on yıl içinde faaliyete geçirilen yeni barajlar küresel ısınmanın, Paris Anlaşması’nda belirlenen sınırlar dahilinde kalmak ve iklim açından kritik noktayı geçmekten kaçınmak için kesin bir şekilde kontrol edilmesi gereken zamanda, atmosfere en büyük emisyonları salacaktır.

Salınan emisyonun ilk büyük zirve değerlerinin ardından, oksijen bakımından fakir tropik rezervuarlar, ilk zirveye göre daha düşük bir seviyede olsa da, tüm çalışma ömürleri içinde sera gazı üretmeye devam ediyor. Rezervuarın altındaki çürüyen bitkiler ve diğer karbon kaynakları, çok güçlü bir sera gazı olan metan yayıyorlar.

Bilim insanlarının tropik barajların iklim değişikliğini engellemediğini açıklamasına ve bu konuda uyarı yapmalarına rağmen Asya, Afrika ve Latin Amerika‘daki hükümetler çoğu zaman BM’ye barajların temiz olduğunu ve emisyonu azalttığı iddia ederek barajları inşa etmeye devam ediyor.

PT NSHE’nin sunumunu yaptığı Madrid’deki COP25’teki Endonezya pavyonu. Fotoğraf Justin Catanoso.

İnşa etmek veya etmemek

Öyleyse soru şu: PT NSHE Batang Toru barajı gerçekten Endonezya’nın karbon emisyonunu %4 oranda azaltacak mı? Yoksa bu iddia dünyanın atmosferik sıkıntılarına daha fazla metan mı ekliyor? PT NSHE, bir nehir akıntısı barajı inşa etmeyi planladığını ve emisyonları azaltacak küçük bir rezervuara sahip olacaklarını söylüyor.

Ancak bu her şeye rağmen Batang Toru barajının sıfır emisyon üreteceği anlamına gelmiyor. 2016 yapılan küresel bir araştırmada, altı kıtaya yayılan 267 rezervuardan önemli miktarda karbondioksit, metan ve azot oksit yayıldığı tespit edildi.

Bu araştırmacılar, metanın “20 yıllık kısa zaman zarfında daha yüksek bir küresel ısınma yaratma potansiyeline sahip” olduğunu ve ülkelerin emisyonlarını azaltmasının kritik önemde olduğunu belirtiyorlar. Aslında, son IPCC değerlendirmesine (AR-5) göre, bu on yıllık zaman ölçeğinde dikkate alındığında metanın etkisi CO2’den 86 kat daha fazla.

Bu, feci sonuçların önlenmesi için küresel ısınmanın [projeksiyona] dahil edilmesi gereken zaman dilimi. 100 yıldan daha uzun bir zaman dilimi içinde ise, metanın küresel ısınma üzerindeki etkisi 34 kat ve azot oksidin etkisi ton başına karbondioksitten neredeyse 300 kat daha fazla. Bilim insanları rezervuarların küresel pirinç çeltik yetiştiriciliğine kıyasla insan ürünü sera gazı emisyonlarının %1,3’üne katkıda bulunduğunu tahmin ediyorlar.

Buna rağmen, dünyanın tropikal barajları Birleşmiş Milletler emisyon değerlendirmelerinde hala bir kalem olarak sayılmıyor. Aslında, dünya ülkeleri BM’nin Temiz Kalkınma Mekanizması (CDM) kapsamında yeni inşa edilen barajlar için karbon kredisi almaya, analistlerin kapatılması gerektiğini söylediği bir sera gazı emisyonları muhasebe deliği olarak, uygun görülmeye devam ediyor.

Brezilya Amazonları‘nda birçok barajı inceleyen bir araştırmacı olan Philip Fearnside‘a göre, “Emisyon envanterlerinde ve emisyon azaltmada  hidroelektrik barajların rolü sistematik olarak göz ardı edildi” ve Birleşmiş Milletler tarafından acilen ele alınması gerekiyor.

Ancak bu, COP25 kural yapımında ele alınmayacak bir karbon muhasebesi deliği, yani Paris Anlaşması gelecek yıl yürürlüğe girdiğinde kalıcı olarak yerinde kalması muhtemel.

Makalenin İngilizce Orijinali

Kategori: İklim Krizi