‘Siyah balık çıkıverirse köşeden şaşırma!’

Sanırım okuduğum en tuhaf kitap, başka hiç bir kitaba benziyor diyemiyorum. Üstelik edebiyat kariyerinin başlarında en iyi kitabını yazmış olmak üçüncü kitapta onu çok zorlayacak belli ki.

Bugün canım Sevinç Erbulak ile yeni kitabı ‘Artık Aranmayanlar Gezegeni‘ üzerine konuşacağız.

Birçoğumuzda olan o bir başka dünyacılık, tuhaflık, benzersizlik baş gösteriyor bu kitapta. Kabul ediyorum o gezegeni anlamak, kitaba başlamak 20-25 sayfayı buluyor. Sonra bir masal sizi kucaklıyor, sarıyor sarmalıyor.

Ona göre bu kitap bağımsız hikayeler anlatıyor, bana göre birbiri için doğmuş beş çocuk gibi aslında kitap. Asla bağımsız hikayeler olduğunu kabul etmiyor zihnim. Bildiğin roman.

İkinci haftada dördüncü baskıyı yapmış bir deli işi. Bir bütünün bir parçası koparsa nereye gider sorusunu yüzlerce defa zihnimde parlatıyor kitap. Kendi hayatım ile ilgili asla sormadığım ama cevabını bildiğim soruları getiriyor aklıma.

Görelim bakalım neresi bu ‘Artık Aranmayanlar Gezegeni“?

***

Tolga Öztorun:  Kitapta ilk sen değil de Haruki Murakami karşılıyor bizleri. Baktım da 1Q84’ü 2009’da Japonya’da yazmış. Sanki sekiz sene önce kitabını yazarken ‘Sevinç bir gün hikaye yazar ve bu cümle onu tasvir eder’ demiş gibi. Ne tuhaf bir ahenk var aranızda.  Okurken dinlenecek müzikleri de seçmişsin. Baya baya ortam hazır. Keşke bir de koku seçebilseydin. Neler oluyor? Bu olaydan Murakami’nin haberi var mı? Bu gerçekten çok heyecan verici bir olay.

Haruki Murakami

Sevinç Erbulak:  Bu olaydan Murakami sevgilimin haberi olmaz mı? Elbette var. Bilmiyorum Tolga, onu okumaya başladığım günden beri ‘anlıyorum’ ve anlaya anlaya seviyorum ben onu. Pek çok yazardan alıntı yapabilirdim. Düşündüm de. Sevdiğimiz kitapları, yazarları düşün bir. Dünyada çok güzel cümleler var.

Ama bir gece “1Q84” ü açıp, altını çizdiğim satırlara baktığımda, hem de kitabı okuduktan yıllar sonra bunu yaptığımda gördüm ki, benim sevgilim kitabımın her bölümü için bir cümle bırakmış zaten bana.

Bak sana da öyle gelmiş işte.

Evet, Murakami her şeyi biliyor çünkü alıntı konusunda belli bir kelime sayısını aşınca ajansı arandı elbette.

Yani onun da benden haberi var artık.

Şimdi sıra, onun da beni ‘anlayacağı’ günlerde….

Tolga Öztorun:  Peki, kitap başka dillere çevrilecek mi? Yani Murakami de seni okuyabilecek mi?

Sevinç Erbulak:  Tolga, bunu o kadar çok istiyorum ki. Şu an bütün totemlerim kitabın başka dillere çevirtilmesi üzerine kurulu.

Her gece perilerden aynı şeyi rica ediyorum.

Başka ülkelere, coğrafyalara ulaşsın Gezegen’im lütfen.

Öyle bir şey olduğunda Murakami’nin kitabını kendi ellerimle götürürüm ona. Hem Japonya’yı da merak ediyorum, seyahat olur bana ;)

Tolga Öztorun:  Bu bir çeşit objelere ruh katma oyunu mu? Mesela gerçek hayatta konuşuyorlar mı sence onlar? Cidden başka bir dünyanın mümkün olduğuna inanıyor musun? Eğer öyleyse onları duyabilmeyi çok isterdim.

Sevinç Erbulak:  Sanki duymuyorsun!

Sen de çok iyi biliyorsun ki objeler konuşuyor, şakalaşıyor, üzülüyor ve seviniyor.

Objelerin de enerjisi var.

Tolga? Yok olup gidiyor olamayız değil mi? Şu anda parmaklarıma bu cevapları yazdıran enerji ben bu dünyadan göçtüğümde mutlaka bir yere gidiyor olmalı. Orada diğer enerjilerle buluşuyor olmalı.

Bütün çocuk oyuncakları, oyuncakçı dükkanları kapandıktan hemen sonra karnaval başlatmıyor mu o dükkanlarda sabaha kadar? :)

Bence mutlaka konuşuyorlar, illa dudaklarından kelimeler dökülmesine gerek yok. Objeler aralarında anlaşıyorlar hem de insanlardan daha iyi anlaşıyorlar diyelim biz en iyisi…

Sevinç Erbulak

Tolga Öztorun:  Tüm kitapta sanırım en büyük merakım Kutya olacak… Hiç söylemiyorsun ama Kutya bence erkek ve kesin gerçek biri… Üstelik sen ona aşıksın. Kim bu kahraman? Yani, “yok hayal ürünü” dersen çok üzüleceğim. Tüm kitapta baya varlığını hissettim ben onun.

Sevinç Erbulak:  Bir kız vardı, Kutya’ya çok âşıktı. Yoksa bir çocuk vardı, bir kıza mı aşıktı? Bilmiyorum. Şaka şaka biliyorum. Bu konuda çok şey biliyorum Tolga.

Kutya gerçeğinde, onu anımsarken, ondan kalanları anımsarken, olayların talihini ve geçmişte olup bitenleri çok değiştirdim çünkü bu sefer değiştirme şansım avuçlarımdaydı. Bu güç parmaklarımın ucundaydı ve ben de yaptım. Kutya, çok daha az yer kaplıyordu ama yaşamı kaydeden bir kız var ve istedim ki fark ettiği her şeyi Kutya’sına yazıyor olsun.

Onun yokluğunda olan her şeyi yazsın bu kız dedim. Yazmıştır, bulayım ben şu yazılanları dedim.

Sen sakın üzülme.

Kutya kitabı okuyacak Tolga, merak etme ;)

Tolga Öztorun:  Bir palyaçonun kolu, mavi baykuş, küçük siyah bir balık, odalar, müzeler veda edilesi çok zor olan şeyler. Peki, kitap biterken neler hissettin? Ben olsam ayrılmak istemezdim.

Sevinç Erbulak:  Bittiğini hiçbir zaman hissetmedim ki.

Sadece, şimdilik buraya kadar dedi içim.

Bitmedi bir şey.

Her şey çok yeni başladı galiba.

Siyah balık çıkıverirse köşeden şaşırma yani…

Odalar bitmedi, sadece güneş yoruldu ve uyumaya gitti. Bizimkiler de müzeden çıktılar. Ben sana odalar bu kadardı, müze bitti dedim mi?

:)))))

Tolga Öztorun:  Kitabın tamamını düşünürsen senin ev sevdiğin kısım hangisi? Neresi seni çok zorladı? Çok defa yazıp yazıp sildin mi? Gerçekten çok merak ediyorum.

Sevinç Erbulak:  Çok sildim. Çok attım. Ve bunu çok kolay yaptım. Müzik gibi düşünüyorum satırları. Bana ait olmadıklarında da böyle düşünüyorum. Senfoni gibi düşün. Dinlerken bir yerinde yanlış bir notaya basılıyor ve o kadar hassas kulakların var ki, yanlış çalınıyor diyorsun.

Öyle olduğu zaman durdurdum müziği.

Baştan yazdım notaları.

Zordu. Keyifliydi. Heyecanlıydı. Yorumcuydu. Uykusuz bıraktı. Cin gibi ayağa dikti, nöbetler tutturdu ama bitti.

Özel olarak bir yerinde zorlanmadım ama bak şu oldu çok enteresan. Canım editörüm Işıl Özgüner ile kitabım üzerinde çalışırken artık tanımadığım birilerinin de okuyacağını  biliyordum ya, yazamamaya; daha doğrusu kendimi denetlemeye başladığım an çok tuhaftı. Oldu ama. Sonra bu konuda kendimi terbiye ettim resmen. Sakinleştim ve kendime kaldım. İşte o zaman her şey eskisi gibi oldu. Gece, ben ve hayalimdekiler… Sıraya girdiler ve ben de gelen her kelimeye sırasıyla kağıda geçirdim. Hepsi bu.

Öyle bir en sevdiğim kısım seçmeme imkan yok ama silah tüccarlarının karılarıyla ilgili olan satıra gülüyorum hep. Altı çizilerek bana yollanan sayfaların içinde de açık ara önde gidiyor diyebilirim ;)

Tolga Öztorun:  Üçüncü kitapta bizi neler bekleyecek? Korkuyorum sormaya ama beklemesi zor olacak.

Sevinç Erbulak:  Bilmiyorum. Gelecek o.

Bana geleceği zamanı seçecek, yazdıracak kendini bana.

Berrak Yurdakul, en zoru ilk satırı yazmaktır diyor, çok güzel bir tarif bu.

Benim ilk satırım hazır.

Bak şu :

Bir sümüklüböcek sadece bir sümüklüböcektir.

Tolga Öztorun:  Seni seviyorum.

Sevinç Erbulak:  Hayır ben seni seviyorum. Anla artık şunu insafsız❤ ❤ ❤ ❤  ❤

 

 

Röportaj: Tolga Öztorun

(Yeşil Gazete)