[Kedi-Siz] Defne Sesin Okay: Sokak hayvanları sahipsiz değil!

Bir İrlanda Atasözü diyor ki; “Kedilerden hoşlanmayan insanlardan uzak durun.” Oysa yazar da konukları da İrlandalı değil. Onlar sadece kedilere gönül vermişler. Tolga Öztorun her hafta kendi sevdiği kedicileri sizin için misafir ediyor.[Kedi-Siz] kedisiz yaşayamayanların toplanma noktası. Her cumartesi sizinle…

***

İki senede toplam kırk sayı olmuş, beni heyecanlandıran otuz dokuz röportajın ardından insanın arkadaşı ile röportaj yapmasının heyecanı ile sınanıyorum. Bu işi tanıdık biri ile yapmak baya zormuş :)

Sanırım on seneden fazla olmuştur biz tanışalı. Harika bir fotoğrafçı, eğitmen, üzerine bir de anne…

Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü mezunu, bir dönem Doğuş Üniversitesinde eğitmen oldu.

Ama ben biliyorum ki iyi fotoğraflar için iyi bir yüreğe ihtiyaç var. Farklı bakıyor olmak bu işin yolu…

Üstelik kadın kendi kağıdını kendi yapıp kendi basıyor… Muz ağacından kağıt yapıyor, fotoğraf çekiyor ve üzerine özel bir teknik ile basıyor. Böylece ortaya çıkan şey sıradan bir fotoğraf olmaktan çıkıyor.

Derdi doğa ile… Karelerin çoğunda mutlaka doğa var.

Kendi kendine, kendini çektiği self-portrelerine ayrıca bayılıyorum ama galiba ben bu kadına hayranım.

Çünkü o Defne Sesin Okay,

***

40 – Defne Sesin Okay: Sokak hayvanları sahipsiz değil!

Tolga Öztorun:  Öncelikle Misket’i konuşalım istiyorum. Biricik oğlun Poyraz’ın Misket sonrası gelişiminde neler oldu? Poyraz’ın huyu suyu değişti mi? Poyraz ile bir kediyi birleştirmek için geç kaldığını düşünüyor musun?

 Defne Sesin Okay: Misket, bir inşaat alanı ile yoğun trafik arasında, bir kaldırım üzerinde kıvrılmış olarak hareket etmeden duruyordu. Onu gördüğümde almaya imkânım yoktu çünkü  araba kullanıyordum ve Poyraz’ın okuldan dönüş saatine yetişmek zorundaydım.

45 dakika sonra Poyraz ve ben birlikte onu bulmaya gittik. Hakikaten o kadar süre boyunca pozisyonunu değiştirmeden ve bağırarak aynı noktada duruyordu. Onu o kaos ortamından çıkardık. Sonrasında da biz onun, o da bizim bir aile ferdimiz oldu.

Misket

Her şey olması gereken zamanda olur, buna inanırım.. O sebeple oğlum Poyraz ile buluşmasının geç olduğunu düşünmüyorum. Misket olmadığı zamanlarda da sokakta yaşayan kediler ve köpeklere olan yakınlığımı izliyordu. Hatta zaman zaman bana desteği de oluyordu. Ayrıca kardeşlerimin de kedileri var…

Solucanlar, sümüklü böcekler, kuşlar, arılar ve daha pek çok hayvan bizim dostumuzdur. Onlara bir el uzatırız, onlar kalbimizi sarar. Bu böyledir…

Eve Misket’in gelmesiyle Poyraz ve kedinin birbirlerine temas etmesiyle – ki burada yalnızca dokunmak üzerine değil, duygusal ruhsal ve fiziksel bir temastan bahsediyorum – farklılıklar görüyorum. Her şeyden önce yakından tanıma ve öğrenme sürecini yaşıyor. Birlikte oynadıkları oyunlara baktığımda, evdeki kovalamaca ve saklambaç oynayan bir kardeşi mi, yoksa ileriye atılan pelüş oyuncağını getirtip önümüze koyan köpek mi, duvarlarda yürüyen örümcek mi, ağaçların içinde zıplayarak koşan bir ceylan mı, yoksa suyun içine batıp çıkan bir ördek mi… İnan bilemiyorum Tolga.

Ben sadece bir kedi aldığımı sanıyordum. :) evimizdeki hamsterımız olan Kartopu ile karşılaşmalarında herkesin yeri belli oluyor.

Poyraz’daki değişim için şunu söyleyebilirim; daha neşeli ve paylaşımcı.  

Tolga Öztorun: Reklam çekimlerinde özellikle kedilerin kullanılması konusunu konuşalım istiyorum. Video veya fotoğraf çekilirken haince uyuşturulan, hatta hayatını kaybeden bir sürü kedi hikayesi duyuyoruz. Bir fotoğraf sanatçısı olarak bu konuya bakışını merak ediyorum.

 Defne Sesin Okay: Fotoğraf ve/veya video çekimlerinde izlediğimiz kedilere verilen her türlü sakinleştirici ilaca olumlu bakmam mümkün değil. Çekimlerde kedinin yer alması gerekiyorsa sakin bir kedinin seçilmesi gerekir. Ve çekim yapılmadan önce bir “temas” sürecinin başlaması doğru bir yaklaşımdır. Bu süreç de bir iki saatle sınırlı olamaz… Günler öncesinden başlaması gereken bir alışma süreci olmalı…

Fotoğrafçı- kameraman – varsa ekip, her biri ve kedi, iletişim içinde olmak durumunda. Yoksa çekilen görüntü sadece görüntü olarak kalır. İzleyiciye hiç bir şey geçmez… Geçerse de bu olumlu bir geçiş olmaz.

Bir kayanın ya da bir ağacın fotoğrafını çekerken kurulması  gereken ilişkiden farklı değil bu… 

Tolga Öztorun: Defne, hayvan hakları yasasının TCK kapsamında olmayışı ve Kabahatler Kanunu içinde olmasına ne diyorsun? Çok yakında bir yasa tasarısını meclisten geçirmeyi planlıyorlar, sence sokak hayvanlarını neler bekliyor?

Defne Sesin Okay: Evet yasa…

Hiç bir canlıyı diğerinden farklı bir seviyede görmüyorum. Tüm canlılar eşit konumda. Bu benim için böyledir demiyorum. Bu zaten böyledir. Ancak insanlar bunu görmezden gelirler. Doğaya sırtlarını döndüler.

Ötekileştirme olduğu sürece bu yasanın yeri, içeriğinde değişikliklerin yapılması kolay olmayacak. Hep beraber yaşamayı öğrenmek istemeyen bir toplumuz.

Ancak hep böyle de devam etmeyecek Tolga…

Sokak hayvanları sahipsiz değiller. Özellikle yakın çevremde onlara zaman, maddi- manevi, besleme, tedavide  inanılmaz destek veren gönüllü arkadaşlarım var. Onlara buradan teşekkür etmek isterim.

Aldığı kararlarla, gösterdiği tutumla işaret ettiği kişi-yer-olaydan çok, aslında insan kendi yerini belirler. Bu yasa da bunu gösterecek bize ama ben büyük bir sürprizle karşılaşacağımı sanmıyorum. Sokak hayvanları birer korku unsuru, fazlalık olarak görüldüğü sürece olumlu ve işlevsel bir değişimin olması için biraz daha zaman var gibi. Sokak hayvanlarının beklediği sevgi, ilgi umarım, umalım ki en kısa zamanda olsun. Onların haklarını almaları için de herkesin elinden geleni değil daha fazlasını yapması gerekiyor.

Gerekli olan bilince ulaşmak zor değil. İhtiyaç duyulan şey belli: iyi niyet.

Tolga Öztorun: Teşekkür ediyorum, iyi ki varsın.

Defne Sesin Okay: Bu keyifli zaman için çok teşekkür ederim Tolga :)

 

 

 

Röportaj: Tolga Öztorun

(Yeşil Gazete)