Damdan avluya düşen hikayeler: Mardin Masalcılar Buluşması

Sen koskoca yaz bir tek kelime yazma, “Kuşlar, Orman ve Ben” boş kalsın, ekim ayının sonuna yaklaştığımız şu günlerde kalk, kel alaka bir konuyu yaz, olacak iş değil.

Ama emin olun Alper her hafta bıkıp usanmadan ve en ufak bir kızgınlık belirtisi göstermeden bana görevimi hatırlattı.

Konumuz Mardin Masalcılar Buluşması.

Son yıllarda amma arttı ama bu masalcıların sayısı demiyor musunuz siz de içinizden? Ama bu böyle olmuştur hep, bir dönem herkes reiki masterı oluyordu, bir dönem yogacılar köşe başında çoğalıyorlardı neredeyse, şimdi de masal anlatıcılarının zamanı. Einstein’dan Dalay Lama’ya kadar masalların önemiyle ilgili herkes iki çift laf etmiş, şimdi biz eksik mi kalalım?

Madem bu köşe bir anı köşesi, bana eşim, dostumdan, arkadaşlarımdan gelen şu soruyu kendi tanıklığımdan cevaplayayım isterim: Peki ama nasıl başladı bu masal hikayesi?

Masalın geçmişini anlatmak bize düşmez elbette ama sanırım ülkemizdeki bu akımın hikayesini anlatabilecek olanlardan biri benim. Umarım kimseye haksızlık etmeden bunu başarabilirim. Lakin bu oldukça uzun bir konu. Tıpkı binbir gece masalları gibi uzun uzun anlatılsa yeridir.

Bu nedenle en iyisi mi ben, önce geçtiğimiz hafta, 3-8 ekim tarihlerinde gerçekleşen Mardin Masalcılar Buluşması’ndan kısaca bahsedeyim. Kısaca diyorum zira o klişe lafı söylemeden edemeyeceğim: anlatılmaz yaşanır!

Dengbejler doğudan, Mabira’lar kuzeyden

Bu yıl ikincisiydi. Geçen yıl da birincisi. Geleneksel olmasına ramak kaldı. Ev sahibimiz Mardin Müzesi, müdürüyle, bütün personeliyle, binalarıyla, çalışma mekanlarıyla seferber olmuş bu umut dolu, iyilik tohumu serpen organizasyona kendisini adamış adeta.

Masalcılar buluşması diyoruz ama, aslında zamanla birbirinden ayırdığımız pek çok disiplini bir araya getiriyoruz yeniden. Masalın içinde sadece hikaye yok, müzik, şarkı, ses, sessizlik, dans, mimik, yol,  muhabbet; ne ararsan var.

Türlü çeşit masal anlatıcıları hikayelerini şehrin çeşitli yerlerinde, evlerin damlarında, antik kentlerin duvarlarının dibinde, geçmişin kemiklerinin üzerinde, sarnıçlarda, manastır avlularında anlattılar, hakikatin kapılarını aradılar, belki bir nebze araladılar.

Hikaye bu ya, sözün olduğu her yere sığar, bazen şarkılara saklanır. Dengbejler doğudan, Mabira’lar kuzeyden seslerini Mardin’e getirdiler. Dilleri anlamasak da şarkı duyguyu koluna takıyor, meramı bize aktarıyor.

Spoilerı verdim bakın, Dengbejler, Rebabiler, Mabiralar diyorum. Görüyor ve yükseltiyorum, horonu da ekliyorum. Müzik,ses,dans; insan ruhunu yükselten ne varsa, bu buluşmada vardı.

Derler ki Sergisi

Buluşmanın programını bu yazıya görsel olarak ekleyeceğim ve ne şahane anlar yaşadığımızı görmemiz için bir takım takip adresleri, hashtagler filan vereceğim tabii ama bendeniz ne yaptım bu buluşmada onu anlatayım.

Bu toplaşma için Muti (tam adı Muteber Yüğnük) ile birlikte taa yazdan beri çalışıyoruz. “Derler ki” başlıklı bir katılımcı sanat etkinliği için.

Serginin de hikayesi uzun ama özetle katılmak isteyen herkes bir kasnak alıyor (ya da kasnak benzeri bir malzeme) buraya kendince önemli bulduğu, yaralandığı bir duygusunu (malum yaraların derinleştiği bir çağda yaşıyoruz), istediği bir malzeme ve teknikle işliyor. Biz de onları bir mekana yerleştirerek ziyaretçilere sunuyoruz.

Bütün bir yaz koordinasyonu ile uğraştığımız bu kasnaklı sergiye aralarında dijital sanat, film, nakış, bakır dövme, şiir, ses kayıt, seramik, baskı tekniklerini kullanan 30’un üstünde kişi katıldı. Katılım çağrısı yapıp katılamayanlar bin pişman oldu. Sonucu biz beğendik.

Burada önemli not şu: “Derler ki Sergisi” şehir şehir, kasaba kasaba, hatta köy köy gezecek gibi görünüyor, katılım her zaman mümkün. Buradan bunu da duyurayım.

Sergi dışında programa hikayelerimizle katıldık elbette. Akşamları Mardin evlerinde toplaşıldı. Bunlardan birine Refika Kadıoğlu ve Güler Topaloğlu ile birlikte katıldım. Suriyeli mülteci kadınların çocuklarıyla katıldığı bu masal çemberinde 1001 geceden bir hikaye anlattım, Refika ve Güler’in şarkılarına eşlik ettim, oradaki herkesle horon ettim. Refika ve Güler’le ayrıca Dem’li şarkılar söyledik bir başka programda.

Mardin Gençlik Merkezi’nde Hopilerin (Orta Amerika’da yaşayan ve tarımla uğraşan Amerikan yerlileri) Yaradılış Efsanesi‘ni anlattım. Ki bu coğrafik uzaklık, dinleyiciler için benden sonra Ferhat Budak’ın anlattığı Ferhat ile Şirin’in hikayesi ile keskin bir tezatlık oluşturdu kanımca.

Mardin Müzesini Nihat Erdoğan‘dan, Şahmaran’ı Kemal-Metin Kahraman‘dan, Cemal Süreya’yı Sezai Sarıoğlu‘ndan dinledik. Dara Antik Kentinde Sıla Topçam, Bengü Demiray, Avrupa’dan kalkıp gelen Sam Cannarozzi, Mor Evdin Manastırında Argın Kubin ve Beyza Akyüz masallar anlattı. Dengbej Abdurrahman Oğuz ise her fırsatta billur sesiyle bizi aldı götürdü.

Bunlardan gayrı anlatacak çok şey oldu olmasına da, bazısı anlatılır, bazısı anlatılmaz.

Mesela, Şahmarancımız Ebuburak ile Deniz (Soruklu Evren)’in Hatay’dan Mardin’e masal yürüyüşleri ayrı bir hikaye, anlatmak bize değil onlara düşer. Mesela kaldığımız eski Mardin evinin avlusundaki muhabbetler birer masal olmaya aday. Mardin şehri başka bir masal. Buluşmaya gelen her masalcı ayrı ayrı masal zaten.

Fazlası olsun, eksiği olmasın; Mardin Masalcılar Buluşmasında ben takip edemediğim için, anamadığım bütün hikayecilerinin isimlerini burada geçirelim; Arbil Çelen Yüce, Arzu Candoğan, Berzan Bakır, Fuat Ercan, Gökçe Kurt, Göknur Birincioğlu, Göksel Altınışık, Gönül Reyhanoğlu, Günnur Başar, Hüsamettin Oğuz, İnci Gül, Kenan Olpak, Mehmet Tekirdağ, Metin Kahraman, Oruç Çakmaklı, Özge Sönmezcan, Özlem Durmaz, Pınar Özütemiz, Rebabi Koçer Bakır, Sema Çeker, Songül Bozacı, Şenol Morgül, Yıldıray Lise, Yücel Feyzioğlu. Herbirine, sevgili Sezai (Sarıoğlu)’nin dediği gibi yollarımıza masal döktükleri için binlerce şükran!

***

Derler ki, hikaye anlatılırken tüm evren katılırmış. Hakikatçi “kuş” dediğinde kuşlar şakır; “su” dediğinde dereler şırıldar; “ateş” dediğinde korlar harlanırmış.
Ya rüzgar?

O, sözü uçururmuş, taşırmış uzaklara…

***

Mardin Masalcılar Buluşması’ndan kareler için:
Facebook sayfaları:
Mardin Müzesi
Mardin Masalcılar Buluşması

Hashtag:
#mardinmasalcılarbuluşması ve türevleri
#derlerki ve türevleri

Özel Teşekkür: Bu teşekkür işine girişmek ürkeklik vesilesi. Çünkü başladı mı bitmek bilmiyor. İlk insana kadar gidiyor. Burada bir şekilde adını geçiremediklerim gönül koymasınlar, affetsinler şimdiden.

Bize ev sahipliği yapan Mardin Müzesi personeline (sayıları o kadar çok ki hepsini yazmak mümkün değil), bu güzel ekibi bir araya getirip can-ı gönülden çalışmalarına imkan sağlayan müze müdürü Nihat Erdoğan‘a; organizasyonun kalbi Seher İvrendi‘ye; Masalcılar Buluşması fikir tohumunu Çanakkale’den Mardin’e taşıyan Tacettin Toparlı‘ya; organizasyonun her noktasında ellerinin izlerini hissettiğimiz Berna Yağcı Erdoğan‘a; gece geç saatlere kadar çıkardığımız yüksek perdeden seslere tahammül ederek, tılsımımıza dokunmayan sabırlı ev sahiplerimiz Tuzkan ailesine; kaldığımız yeri güzelleştiren Velat Kaya ve Filiz Demiratay‘a; rehberimiz, işlerimizin kolaylaştırıcısı Arzella Dinç‘e, etrafta bulunup ihtiyacımız olduğunda yardımcı olan arkadaşlarımız Çiğdem Mezguaşe ve Burçak Belli‘ye; Derler ki sergisinin kuruluş aşamasında çivi çakan, misina bağlayan, sergi odasını düzenleyen, afişlerin tasarımını yapan herkese bir kere daha ve sonsuz teşekkürler.

Şifa olsun!

Güneşin Aydemir
Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page