[Kedi-Siz] Sema Eryiğit: Kedi tüyü kola kadar zarar vermez bir çocuğa!

Bir İrlanda Atasözü diyor ki;

Kedilerden hoşlanmayan insanlardan uzak durun.

Oysa yazar da konukları da İrlandalı değil. Onlar sadece kedilere gönül vermişler. Tolga Öztorun her hafta kendi sevdiği kedicileri sizin için misafir ediyor.

[Kedi-Siz] kedisiz yaşayamayanların toplanma noktası. Her cumartesi sizinle…

***

Sevdiğim insanları konuk ede ede geldik kaçıncı sayıya. Bugün en bilindik seslerden birini konuk ediyoruz.

Hayvan hakları konusunda her zaman büyük savaşçı, hatta senelerce hayvanlar ile ilgili Radyo D’de program bile yaptı. Kısa da olsa bir süre tahtını bana kaptırmıştı!

Fazla güzel kalpli, hemen her taşın altından çıkıveriyor. Görme engelliler için kitap seslendiriyor, kışın kedi evleri yapıyor, geri dönüşüm için plastikler topluyor, hayvanlar için organizasyonlar yapıyor. Oğlu ve iki kedisini birlikte büyütüyor. E daha ne yapsın?

Gerçekten hayranım ona…

Çünkü o Sarı Şeker Sema

***

9 – Sema Eryiğit: Kedi tüyü kola kadar zarar vermez bir çocuğa!

Tolga Öztorun: Peynir ve Messi. İki kedin var beraber yaşadığın, güzel bir dünyan var. Bize onların hayatına girme hikâyelerini anlatır mısın?

Sema Eryiğit: Peynir 16 yaşına girdi, Ankara-Angora karışımı bir kedi. Bir ilanda görmüştüm, evde doğmuş. Sahibi yavrulara yuva arıyordu. Ben de o zaman kardeşimle birlikte yaşıyordum. Bir canlı dostumuz olsun istiyordum. İletişim kurdum, gittim, aldım. Bana insan dışı bir türle yaşamayı o öğretti, sabretmeyi, sevmeyi ve daha bir çok şeyi olduğu gibi.

Messi, bizim kanalın bahçesinde doğmuştu, ben de Peynir yaşlanmaya başlayınca ona arkadaş olacak ve sürekli uyumasını engelleyecek, biraz Peynir’i koşturacak bir yavru almak istiyordum. Bu yavruyu da sokaktan evlat edinmek istiyordum. Bir arkadaşım bahçede çok güzel yavrular var dedi, çıktım “pisi pisi” diye seslendim, koşarak bana geldi, bir anlamda o beni seçti. Messi’yi eve getirdiğimde hamileymişim, bilmiyormuşuz. Ben zaten çocuğumu da onlarla büyütmek istiyordum. İstediğim gibi de oldu.

Tolga Öztorun: Hiç üzerine vazife değilken, herkesin ailesi ile gezip tozduğu saatlerde insanları bilinçlendirmek için “Canlı Dostlarımız” diye harika bir program hazırladın ve sundun senelerce. Eminim ki bir sürü insan bu sayede çok şey öğrendi. Bu program ile ilgili en önemli anını anlatır mısın?

Sema Eryiğit: Aslında programın daha da uzun sürmesini isterdim ama bu tarz sosyal sorumluluk projelerine sponsor bulmak zor oluyor.

Programı yaparken hamileliğimi de yaşadım, insanlara anlatmaya çalışıyordum bu süreci. Doğum iznindeyken sana emanet etmiştim biliyorsun. Hayvanlara yapılan eziyetlerle ilgili haberleri, bu olayların dava haberlerini takip eder, yayında paylaşırdım. Çoğu haberi gözlerim dolarak okurdum. İnsanların nasıl bu kadar kötü olabildiğini aklım almıyor.

Bu programı televizyona da yapmak isterim ama dediğim gibi sponsor işi bizi zorluyor. Kanallar bu tarz işler için bütçe ayırmıyor, çünkü reyting getirisi fazla olmuyor. Ah keşke daha fazla bilinçlendirecek programlar yapabilsek.

Benim bir kitap projem var, yoğunluktan ilgilenemedim. Bir an önce bitirmem lazım.

Tolga Öztorun: Kedi ve bebek annesi olmak… Yani ikisine aynı anda anne olmak bu coğrafyanın en fena mahalle baskısına maruz kalmak demektir. Hamilelik sürecinde kedilerden ayrılman konusunda çok baskı gördün mü? Bu süreci bize anlatır mısın?

Sema Eryiğit: Beni bırak anneme bile “kızın kedileri ne yaptı? Atsın onları, bebekle olmaz” diyen çok kişi oldu. Kardeşime bile benzer sözleri söylediler benim için.

Üzerine vazife olmayan herkes karışmaya çalıştı. Herhalde ben çocuğumun sağlığını hepsinden önce düşünürüm. Bi de atmak ne demek yahu? Ben o kedileri 1 aylıkken almışım, anne gibi koynumda büyütmüşüm, nasıl bir vicdansızsın ki çocuğumu sokağa atmamı istiyorsun?

Ayrıca ben veterinerime, hamileliğimi takip eden doktoruma danışıyorum zaten, onlar sakınca görmüyor da sen hangi uzmanlığınla bu lafları edebiliyorsun? İnsanlar bu kadar acımasız işte hayvanlara karşı. Ben hepsine kulak tıkadım, kedilerimle beraber uyudum, oğlum doğdu hep yanlarında yatırdım. Hala hep beraber uyuruz. Google’a mutluluğun resmi yazınca bi resim çıkar, fakir bir aile anne, baba, çocuklar, kedi, köpek hepsi birlikte uyurken yüzleri gülüyordur. İşte mutluluk budur. Yaşamayanlara acıyorum.

Ayrıca radyoda köpeğimiz Topie var, oğlum Işık radyoya geldiğinde hep Topie’yi sever. Köpek sevgisini de ondan öğrendi.

İnsanlar kedileri hamilelik sürecinde toksoplazma yüzünden suçluyorlar, ancak çoğu kişi bilmiyor ki iyi yıkanmamış bir maruldan da toksoplazma bulaşabilir. Kimse hamile bir kadın dışarıda bir restoranda salata yerken “aman yeme” demiyor. Kedilere gelince suçlamak ne kolay.

Çocuk tüy yutar diye endişeleniyorlar ama kola içirmekten çekinmiyorlar, kedi tüyü kola kadar zarar vermez bir çocuğa. Cahillik böyle bir şey! Hürriyet Aile web sitesindeki yazılarımda zaman zaman bu konulara değiniyorum. Özellikle sosyal medya hesaplarımda Işık ve kedilerin fotoğraf ve videolarını paylaşıyorum ki örnek olsun. Nefesim yettiğince anlatmaya devam edeceğim.

Işık’ı sık sık Yedikule Hayvan Barınağı’na götürüyorum. Orada sağlıklı ya da engelli hayvanları görüyor, seviyor. Bir gün bana “anne yine barınağa gidelim” dediğinde ağlayacaktım sevinçten. Akvaryuma gidelim falan demiyor, barınağa gitmek istiyor. Engelli bir köpek var orada “Çiço’ya gidelim” diyor. Bundan daha büyük mutluluk olabilir mi?

Tolga Öztorun: Teşekkür ediyorum, iyi ki varsın.

 

Röportaj: Tolga Öztorun

(Yeşil Gazete)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page