Roma döneminden kalan tarihi yolun olduğu araziye mermer ocağı ruhsatı verildi

Isparta’nın Sütçüler ilçesi Yukarı Köprüçay Havzası’nda bulunan Çukurca köyünde, mermer ocağı ruhsatı verilen arazide, Roma döneminden tarihi yol ve yapı kalıntıları bulundu.

Özel bir firma tarafından açılmak istenen mermer ocağını istemeyen köylülerin gösterdiği tarihi kalıntılar, Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu tarafından tescillendi. Isparta’da Sütçüler ilçesine bağlı Çandır köyünde işletilen bir mermer ocağının ruhsat sahası içerisinde bulunan tarihi kale, köylülerin müze yetkililerine yaptığı başvurunun ardından yok olmaktan kurtarılarak koruma altına alınmıştı.

Evrensel’den Yusuf Yavuz’un haberine göre, tarihi eserlerin bulunduğu Çukurca köyünün iki ayrı bölgesi ise 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak koruma altına alındı. Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu, konuyla ilgili yaptığı açıklamada koruma kurulunun kararının sevindirici olduğuna dikkat çekti. Söz konusu arazide mermer ocağı açılmasına göz yuman yetkililer hakkında ise gerekli işlemin yapılması talebinde bulundu.

Mermer ocağı izni

Aynı ilçede yaşanan bir başka tarih skandalı ise Çukurca köyünde ortaya çıktı. Antalya’nın Manavgat ilçesi sınırlarındaki Köprülü Kanyon Milli Parkı’na yalnızca 1 kilometre mesafede mermer ocağı açmak için MİGEM’den (Maden İşleri Genel Müdürlüğü) ‘201200410’ numarasını taşıyan bir ruhsat alan Numan Tekkanat adlı girişimci, projeyle ilgili bir ÇED Başvuru Dosyası hazırlatarak geçtiğimiz Şubat ayında Isparta Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğüne başvurdu. 16 Mart tarihinde ise Çukurca köyünde projeyle ilgili halkın katılımı (ÇED) toplantısı düzenlendi. Toplantıda yetkililere ve mermer ocağı şirketine köylerinde bu projeyi istemediklerini belirten köylüler, bu taleplerini tutanakla kayıt altına aldı.

Roma Yolu kalıntıları bulundu

Küçük ölçekli tarım ve hayvancılıkla geçinen Çukurca köylüleri, köyün iki yakasında açılması planlanan mermer ocağının üretim alanlarını yok edeceğini düşünüyor. Ancak mermer ocağının yaratacağı etki bununla da sınırlı değil. Köprüçay’ın önemli geçitlerinden birinde kurulu olan Çukurca köyü ve çevresinde, binlerce yıllık yaşamın izleri bulunuyor. Antik çağda Luwi’lerin ardılı olarak bilinen Pisidia uygarlığının sınırları içerisinde bulunan bölge, Roma döneminden kalma taş döşeli yollarıyla ünlü. Çukurca köyünde mermer ocağı izni verilen arazide, günümüze kadar ulaşan Roma yollarının bir bölümüyle çeşitli yapı kalıntıları bulundu. Köylülerin işaret ettiği arazide inceleme yapan yetkililer, tarihi kalıntıları önce tutanakla kayıt altına aldı, ardından ise tescil edildi.

Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu ise 24 Nisan tarihindeki toplantısında gündemine aldığı Çukurca köyünün iki ayrı bölgesinde bulunan tarihi kalıntıların bulunduğu alanın 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak korunması yönünde karar aldı. Koruma Bölge Kurulu’nun 6109 sayılı kararına göre, söz konusu arazide her türlü madencilik faaliyeti yapılamayacak, arazi hiç bir şekilde tahrip edilemeyecek.

“Sorumlular yargılansın”

Isparta’da son iki haftada ardı ardında yaşanan kültür mirasına yönelik yağmaya tepki gösteren Yukarı Köprüçay Havzası Koruma Platformu, bir açıklama yaparak yetkilileri göreve davet etti. Mermer ve taş ocaklarına ruhsat veren kurumların yetkililerinin daha dikkatli davranarak ruhsata konu sahada derinlemesine inceleme ve araştırma yapmadan onay vermemeleri gerektiğine dikkat çekilen platform açıklamasında, “Yıllardır bölgemizin kanayan yarası olan mermer ve taş ocakları, arazi seçiminden işletme aşamasına kadar büyük bir özensizliği ortaya koymaktadır. Su kaynaklarından biyolojik varlıklarımıza, yaşam alanlarımızdan kültür mirasımıza kadar uzanan bu hoyratlık, bölgemizin geleceğini tehdit etmektedir. Bir an önce bu özensizliğe son verilmesini ve tarihi dokunun bulunduğu arazilerde madencilik yapılmasının önünü açan sorumlular hakkında gereğinin yapılmasını talep ediyoruz. Platform olarak bu konunun takipçisi olmayı sürdüreceğiz” görüşlerine yer verildi.

Firma “Arkeolojik kalıntı yok” dedi

Memer ocağıyla ilgili hazırlanan ÇED Başvuru Dosyası’nda, söz konusu arazide yapılan incelemede mimari ve arkeolojik yapı kalıntısına rastlanmadığı öne sürülmüştü. Söz konusu arazide bir kaç noktada tarihi kalıntının ortaya çıkması, gözleri yatırımcı firmaların para karşılığı anlaşarak ÇED dosyalarını hazırlattığı kuruluşlara çevirdi. Çevreye ve yaşam alanlarına olumsuz etkisi olacak projelerde zorunlu olan ÇED süreci, aşılması gereken bir prosedür olarak görülüyor. Bu da pek çok projede telafisi olanaksız zararların doğmasına yol açarak hem doğayı ve kültür varlıklarını tehdit ediyor hem de kamu kaynaklarının kötüye kullanılması sonucunu doğuruyor.

(Evrensel)

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page