Hafta SonuManşet

[Kuşlar, Orman ve Ben] An itibarı ile İstanbul’da bir çorbacıda…

Türkiye’de Doğa ve İnsan Konularının Yakın Tarihi’nde Tanıklıklar

Güneşin Aydemir

16

An itibarı ile İstanbul’da bir çorbacıda…

İstanbul’da sabahın karanlık bir saatinde çorbacıdayım. Rahat olduğu iddia edilen ama oldukça rahatsız bir yolculuktan sonra Taksim meydanında servisten indim. Sırtımda ve elimde oldukça derli toplu sayılabilecek birkaç çanta vardı.

Birkaç adım yürüdükten sonra çorbacı olabileceğini düşündüğüm bir yeri gözüme kestirdim. Nitekim bol gluten haricinde içilebilecek bir çeşit çorba vardı. Onun da içinde büyük ihtimalle un vardı zaten. Yine de sabahın o karanlık saatinde, uykusuz ve yol yorgunu ben için bir şükür vesilesi oldu.

Hollywood filmlerindekine benzer bir edayla bir yandan selfservis çorbamı içiyor, bir yandan da camdan yola bakıyorum. Karşı çaprazımda Gezi Parkı var. Trafik tüm şiddetiyle akmaya hazır. Otobüsler, taksiler, koşuşturarak giden insanlar. Sanırsınız haftaiçi.

Her camdan bakıp çorba içen yalnız yolcu gibi ben de düşünceler, hatıralar ve hayaller arasında gelip gidiyorum tabii.

Arkadaki müzik yardımcı olmuyor ilhamıma ama çalakalem yazacağım, kaçarı yok. Haftalardır Alper‘in sevimli, emojili hatırlatma mesajlarına karşı elim boştu çünkü.

Oysa o kadar da şey olmuştu. Ne ki yazı yazacak kadar yoğunlaşmaya vakit de olmadı bu sürede.

Tam tamına 1 ay önceymiş İstanbul’a bir önceki gelişim. Takvimi açınca anladım. Zaman nasıl da çabuk geçiyor.

(11.01) İlk geldiğim gün ayağımın tozuyla Açıkbeyin ofisine gittim. Açıkbeyin, türlü çeşit konularda eğitimler, atölyeler düzenleyen bir yapı. Yeni kuruldu. Önümüzdeki dönem birlikte bazı çalışmalara imza atacağız kısmetse.

(12.01) Ertesi gün, Buğday Derneği’nin Kompost Konferansı vardı. Bizim ekip bayağı iyi çalışmıştı doğrusu. Bu kongre – konferans işleri alışkanlık yaptı bizim Buğday’da. Hoş, “toplaşma bizim işimiz” dedim içinden çorbamdan bir kaşık daha alırken. 11 senedir her hafta pazarda adam toplamak kolay mı? Sonra TaTuTa’ları bir araya toplamak, tohum takas edenleri toplamak, Çamtepe’de çeşit çeşit insanı, grubu toplamak.

Bir kaşık çorba daha.

(13.01) Sonra ne olmuştu? Hah evet, Buğday’ın birkaç ayda bir toplanan koordinasyon kurulu ile bir araya gelmişim. Çeşitli yerlerden tanıdığınız Oya (Ayman), Mehmet (Gürmen), Berkay (Atik), Batur (Şehirlioğlu). Leyla (Aslan) ve Gizem (Altın Nance) var bu kurulda. Her seferinde, kurumsal kararları, Buğday’ın sürekli bir yenisi eklenen acı/tatlı sorunlarını konuşuruz, yanısıra biraz ondan biraz bundan, memleketin halinden, kendi halimizden konuşuruz.

Çorba gittikçe soğuyor.

(14-15.01) Ardındaki iki gün yünlerimi bohça yapıp anlattım iki yerde. Anadolu Meraları’nın koyunlarının yünlerini elde işliyor, eğiriyor ve ürünlere dönüştürüyoruz.

Yünler derken bunu kastediyorum. Önce Halka Sanat‘ta, İstanbul Permakültür Kollektifi ev sahipliğinde, sonra da Beşiktaş‘ta Defne Samman ve Mercan Yurdakuler ev sahipliğinde.

Her iki etkinlik de çok coşkulu geçti.

Soğuk çorbanın son kaşığını da içtim.

Ve ondan sonraki üç gün İstanbul’da aylaklık etmeye karar vermiştim. Sağolsun arkadaşım Ayşen (Ergene) bana evini açtı, besledi. O günlerde uzun uzun yürüdüm. Uzun süredir gitmeyi, ziyaret etmeyi ihmal ettiğim yerlere, insanlara gittim. Roma Bostanı’na gittim mesela. Yandan yönden baktım uzun uzun. Yağmurlu bir gündü.

Offff. Gerçekten arkadaki müzik çok kötü!

Devam edecek…

 

Güneşin Aydemir

Kategori: Hafta Sonu