Köşe Yazıları

İnadına Barış

Türkiye’nin batısında bir köyde yaşıyorum iki aydır. Bu köye geldiğim ilk zamanlarda nüfusun çokluğu şaşırtmıştı beni. Ortaokul yıllarına kadar her yaz doğduğum Türkiye’nin doğusundaki köye giderdik ailecek; Dersim’e. En son üniversiteye gitmeden önce gitmiştim yani tam 14 yıl önce. Araya üniversite ve iş yaşamı girdi. Hasret öyle büyüdü ki bir haftalık izinlerin yetemeyeceği bir hal aldı. Arada aklıma geldiğinde uzaklığı bahane ederdim, yetmez bir hafta derdim. Sonra yapılan barajların yok ettiği doğayı görmeyi yüreğim kaldırmaz diye ertelerdim. O barajların altında kaldı kutsal ziyaretlerimiz. Aceleye gelmeyecek bir ziyaret hayal ederdim.

Öyle böyle 14 yıl geçti köye gitmeden. Türkiye’nin en büyük ve en merhametsiz şehri İstanbul’da bu 14 yılın 9’unu geçirdim. Birden fazla sebepten terk ettim şehri. Köye yerleştim. Batı’da bir köye. Aklımın bir köşesinde günün birinde toprağıma dönme hayali ile. Çocukluk yıllarında hatırladığım köylere benzemiyordu bu köy. Yaşıtlarım olan ve kendi köylerine yerleşmiş olan arkadaşlarımın yanındayım ve ne şans onlar için diyorum. Aileleri geliyor arada. Yaşadıkları zamanlardaki köy hayatını ve köyü dinliyorum onlardan. Ne şans.

Birden fazla sebepten terk ettim şehri. Köye yerleştim. Batı’da bir köye.

Birden fazla sebepten terk ettim şehri. Köye yerleştim. Batı’da bir köye.

Son gittiğimde Dersim merkezinde kimliğini evde unutma korkusu ile çıkardık evden. Sene 2001. Hani telefonum nerde dersiniz ya evden çıkarken. O soru Dersim’de kimlik yanımda mı oluyordu. Bunlar benim hatırladığım çok çok ufak dertler. Bir önceki neslin, daha geriye gidersek iki önceki neslin yaşadıklarının yanında esamesi okunmaz biliyorum. Aklımdan geçiriyorum ister istemez bunları dinlerken. Ninemin yanımıza geldiğinde dağların(Dersimin dağlarının yanında tepe kalır tabii) üzerindeki gözetleme kulelerinin ışıklarına bakarak orada karakol mu var dediği geliyor aklıma mesela.

Bunlar benim tanıklıklarım. Neyi ne kadar anlattılarsa biz ne kadar sorduysak o kadar öğrendik ailelerimizden yaşadıklarını. İnsanı sevmeyi öğrettiler önce çünkü ve belki de yaşadıklarının acısını bize yüklemek istemediler. Kimseyi yabancılamayalım diye. Biz neyi ne kadar sorduysak o kadar anlattılar. Kabemiz insan dediler. Ramazan’da oruç tutmasak da iftarda ağırlardık komşuları. Hala da öyle yaparlar. Siz Alevi misiniz biz onları ucube sanırdık demiş konu açılınca  bir kadın mesela anneme. Gülerek anlatmıştı bunu. Bu örnekler uzar gider. Çok geçmişe gitmeyelim. Şimdi  Doğu, Güneydoğu yangın yeri. Dersim’de çatışmalar var. Babam orada. Benim de ısrarım ile tapu işlemlerini halletmeye gitti. Günün birinde köye yerleşecektim ya hani işte 14 yıldır gitmediğim köye. Başladı köy boşaltmaları, sokağa çıkma yasakları yine. Bitmedi nesillerdir bu terör. Hangi köye yerleşiyorsun? Onca acı onca kan onca göz yaşı? Kim temize çeker bu acıları? Nasıl katlanır bu insanlar bu kayıplara? Nereye gider bu köylüler nerde yaşar? Onca insan sokağa çıkma yasağında ne yer ne içer? Neyle geçinir? Her gün öyle bir acı haber ki her biri tek başına ömür çürütür. Yüreğimizi çürüttüler. Diktatör tarafında cebine para konulmuş adamlar, dilinden barış kelimesi düşmeyen parti binalarına saldırır, her gün ölüm haberleri ile nasıl nefes alacağını bilemeyenler seçim için gün sayar terörü lanetler. Elimiz kolumuz bağlı.

Oysa bugün köyde kışlık sebze tohumlarını toprakla buluşturduk. Şimdi toprak altında yeşermeyi bekliyorlar. Dışardan bakıldığında bomboş görünen o toprak bir tohumun tüm umudunu, sabırsızlığını, şevkini saklıyor içinde. Hepimizin içinde barış tohumları var. Daha bebekken ekilen. Günün birinde yeşermesini umut ettiğim. İnadına barış gelecek. Acılar unutulmayacak biliyorum. O kadar acıyacak ki canımız sevinemeyeceğiz hesap günü geldiğinde bize bu acıları çektirenlerin. İnadına o tohumu besliyorum;  barış gelecek.

Günün birinde dağlarında özgürce dolaşacağım, yaylasına çıkabileceğim, kutsal topraklarında yürüyeceğim köyümün. Uyandığımda üç defa öpeceğim o köy evinin duvarını.  Ve dönüp bana bakan yeni bir tohuma anlatacağım barışı. Belki gözlerim yaşaracak ama ona inadına gülümsemeyi öğreteceğim.

Zeliha YILDIRIM

 

 

Zeliha Yıldırım