ManşetRöportaj

Sezilerle dans eden bir topluluk: Dadans

Bu hafta ülkenin dört bir yanını (yani hem coğrafi anlamda, hem de “farklı konular” demek istercesine) sarmış hüzün ve dertlerden sıyrılalım istedik. Dedik ki, varoluşsal acının da, coşkunun da, hüznün ve pişmanlığın da doğrudan paylaşılmasının en eski sanatlarından biri olan dansla ilgilenen bir grup genç kadını konuk edelim köşemize.Dadans birbirini uzun yıllardır tanıyan Dila Yumurtacı, Melek Nur Dudu, Hazal Kızıltoprak, Burcu Brodo tarafından kurulduktan sonra aralarına katılan Elif Yalçın, Deniz Uztürk ve Merve Uzunosman’dan müteşekkil bir topluluk.

Aşağıda kendileriyle yaptığımız röportajı bulacaksınz. Linklerde internette bulunabilen videoları ve kısa filmleri de var. İyi okumalar!

Dadans nedir, onla başlayalım. Bir dans topluluğu mudur misal?

Dila: Dadans bir topluluktur, sadece bir dans topluluğu değildir, ancak en çok ilgilendiği şey danstır. Eğer iki ana
dalda toplarsak bunlar dans ve sinema. Sadece modern dans topluluğudur demek yanlış olur, çünkü modern,
çağdaş dans, bale, tiyatro, dans tiyatrosu ve resim de içerir.

Hazal: Performe edilebilen her şeyin topluluğu oluyor aslında.

 

Nasıl kuruldu Dadans? Bir de grubu kurmak yerine var olan dans gruplarına da yönelebilirdiniz, neden ayrı, sıfırdan bi’ şeyler başlattınız?

Dila: Aslında bu topluluğun kurulması 15 yıllık bale hayatımıza dayanıyor. Hep bir şeyler yapmak, yaratmak vardı içimde ve en yakınımdakiler bu insanlardı. Çünkü insanın kafasının uyuştuğu insanları bulması zor bir şey. Üniversite döneminde bunu yaratmak için daha uygun bir ortam kuruldu, yeni insanlar geldi, onlarla da aynı uyumu yakaladık. Ve sonra bu bir şekilde en yakın arkadaşlarınla geçirdiğin zamanı somut bir şeylere dönüştürmek oldu. Bu başka bir gruba dahil olmak şeklinde de olabilirdi ama başka bir yere, insanlara uyum sağlamak daha zordur ve öyle bir durumda bu kadar samimi bir ortamda her şey bu kadar kendiliğinden gelişemezdi herhalde.

Burcu: Bir kere her şeyden önce birlikte çalıştığımız insanların vücut yapılarından, nasıl dans ettiklerine, neleri daha rahat yapabildiklerine kadar her şeylerini bildiğimiz için bu, başka bir gruba dahil olmaktan çok daha kolay ve samimi. Bu daha da verimli kılıyor tüm çalışmaları ve projelerin gidişatını.

Melek: Biz çok uzun zamandır birbirimizin hayallerini, sevdiği film tarzlarını, olaylara bakış açılarımızı vs bildiğimiz ve bunu bilmekten keyif aldığımız için bu hayallerin devamlılığını ve gerçekleşmesini sağlamak çok daha güzel.

Burcu: Ayrıca açıkçası birbirimize nazımız da geçiyor :)

Dila: Bu iyi bir şey değil ama bence (Gülüşmeler)

Burcu: Ama sonuçta istemediğimiz bir şeyi sıkılmadan çok daha rahat söyleyebiliyoruz birbirimize.

Dila: Evet haklısın iletişim daha sağlam oluyor çünkü hiyerarşi yok.

Merve: Birbirini 15 yıldır baleden tanıyan bu dört kişinin arkadaşlığına (Hazal, Dila, Melek, Burcu) sonradan katılan biri olarak (Bu arada bir not: Dadans’ın iki üyesi daha var -Elif ve Deniz- onlar  Dadans’a sonradan katılmışlar ve şu anda erasmus programıyla ecnebi bir takım memlekettelermiş) ilginç bir şekilde herkesle kafalarımız uyuştu. Neden başka bir topluluğa girmek istemedik… Çünkü bence kendi işlerimizi üretmek daha cazip geldi bize. Onların yolunda ilerleyip kendi isteklerimizin birkaçından ödün vermek yerine hep beraber isteklerimizi ortak bir şekilde gerçekleştirebiliyoruz.

Hazal: Bunların yanında Türkiye’deki dans topluluklarının çok kapalı bir kafa yapısı var genel olarak baktığımzda. Eğitimli, yani modern dans lisans eğitimi almayan ve konservatuarlı olmayan herhangi birinin bir topluluğa girme ihtimali çok düşük.

Dila: Bunun için bale eğitimi yetmiyor çünkü.

Hazal: Biz de o topluluklarla aynı standartları yürütebileceğimiz işler yapmaya çalışarak kendi topluğumuzu kurmaya çalışıyoruz.

Burcu: Hem zaten başka bir topluluğa dahil olacak kadar bile dans topluluğu yok ki.

 

Bugüne kadar neler yaptınız Dadans olarak?

Melek: Dadans’ın ilk işi, 2008’de Dila Yumurtacı koreografisi, Julio Cortazar’ın ‘El Çizgisi’ adlı hikayesinden uyarlama olan Satır-Sonu. Ardından insanların eklenmesiyle ve hikayenin bu yönde deforme edilmesiyle 2010’da Satır-Sonu Duble’yi sergiledik. Bu arada 2009’da yönetmenliğini Dila Yumurtacı ve Barış Konbal’ın yaptığı dansla sinemayı birleştirmeye çalıştığımız, sinema alanındaki ik deneyimimiz olan Small Talk adlı kısa filmi çektik. Small Talk; DanceCamera Film Festivali, Galatasaray Üniversitesi Sinepark Kısa Film yarışması, Akbank Kısa Film Festivali, Anadolu Üniversitesi Uluslararası Eskişehir Film Festivali, Uluslararası Altın Portakal Film Festivali ve
Uluslararası Berlin Film Festivali’nde finalde yarıştı. Bunun yanında post-prodüksiyonu henüz tamamlanmamış olan Dila Yumurtacı’nın Paris’te çektiği ‘La fille qui s’ennuie’ (Sıkılan kız) adlı kısa filmimiz de var. Bu kısa filmle aynı zamanda Fransa’da prodüksiyonda çalışan ve Dadans’ın da yapım sorumluluğunu üstlenen Gülden Güldaş’la da tanışmış olduk.

Burcu: Bir de 2011’de sergilenen Hazal Kızıltoprak ve Melek Nur Dudu koreografisi olan, günümüz estetik anlayışının sorgulanmaya çalışıldığı ‘Sinameki’ adlı dans- performans var. Son olarak öfkenin dışa vurulması ve dikenlerini içinde tutmasından esinlenilerek yapılmış bir video art çalışması olan Kirpi’den söz edebiliriz.

 

Şu sinema konusunu sorayım hemen. Bahsettiğiniz kısa filmler festivallerde falan yarışmış, ben de izledim internette de, baya’ da kaliteli çalışmalar. Sinema yönüne kayma konusunda bi’düşünceniz mi var?

Dila:
Dediğim gibi sinemaya da açığız. Çünkü zaten toplulukta sinema öğrencileri var ve o kişiler de sinema alanında işlerini yapmaya devam ediyorlar. Biz yakın zamanda ve gelecekte dadans olarak bu filmlerin yapımlarını üstlenmeyi ve her geçen gün daha kaliteli filmler yaratmayı istiyor ve planlıyoruz.

 

Sanatı ve yaptığınızı Türkiye’de nasıl konumlandırıyorsunuz peki? Örneğin toplumsal ve politik yaşananlarla bir bağınız, bunu bir yansıtmanız var mı? Atıyorum, gösterilerde bi’ sekans da olsa kadına şiddeti işlemek, LGBT’ye ayrımcılığı kınamak, ya da ne bileyim “şehitler ölmez vatan bölünmez” sloganı atmak gibi huylarınız var mı?

Hazal: Dadans yaptığı tüm işleri evrensel olarak düşünüyor, o yüzden ben bu soruya cevap olarak hayır derim.

Dila: Ben sanatı politik ya da toplumsal bir görüş doğrultusunda düşünebilirim ama yaptığım ve yarattığım işlerde nedense ikisini karıştırmayı hiç istemedim şimdiye kadar. Belki ileride olur.

Merve: Aslında herhangi bir şeye karşı olmak gibi bir durumumuz yok ama zaten bizim kuruluş amacımız da zaten olmayanı denemeye çalışmak olduğu için bunu bilinçli olarak herhangi bir konuda uygulamıyoruz herhangi bir görüş çerçevesinde.

Burcu: Ben zaten herhangi bir koreografiyle politik ya da toplumsal bir duruş aktarılabileceğini düşünmüyorum.

Hazal: Tabi ki dadansın da sorguladığı şeyler var ama bunu bir mesaj vermek amaçlı yapmak çok da doğru değil.

Burcu: Evet, insanların gözüne sokmak çok saçma.

Merve: Biz yenilikçi olmaya çalışıyoruz ve yeni olanı yapmaya çalışıyoruz daima ve bu konuda Türkiye’de çok fazla benzerimiz olduğunu düşünmüyorum.

Dila: Doğru, çünkü iki tane ekol var Türkiye’de. Biri dansı neredeyse tamamen reddederek, minimalist bir yaklaşm sergileyen bir ekol ya da daha çok baleyi esas alan, onu kaybetmek istemeyen, sahne üzerinde teknik üzerinden ilerleyenler var. Ama bu ikisini birleştirmeye çalışan, tiyatroyu da kullanan pek fazla topluluk yok. Hep bu ekollerden birine bağlı kalmak bekleniyor ama dada da bunları reddetmesiyle bizim genel bakış açımızı veriyor.

 

Nasıl çalışıyorsunuz genelde? Önce fikir geliyor da, sonra mı uyguluyorsunuz? Tabi bunun doğaçlamaya nasıl baktığınızla da ilgisi vardır sanıyorum… Bir de oldukça başarılı, ilginç koreografileriniz var. Literatürü ya da dünyada yapılanlaraı araştırıp da mı buluyorsunuz bunları yoksa daha deneysel ve önsezilerle mi takılıyorsunuz?

Burcu: Önce teknik ders yapıyoruz, daha çok kondisyon üzerine. Daha sonra bir fikir ortaya çıktığında daha yaratıcı dersler eşliğinde koreografik çalışmalar yapıyoruz.

Melek: Sonra zaten gösteri zamanı yaklaştıkça bu iki tür çalışma da neredeyse haftada her gün gerçekleşiyor.

Dila: Aslında çalışmalarda tüm kavramları kullanmaya çalışıyoruz. Literatür konusundaki eksikliklerimizi de bu seneki okumalar ve kritiklerle kapatmaya çalışıyoruz. Günceli de takip ediyoruz, festivalleri, başka toplulukların işlerini…

Melek: Aramızdan biri bir proje yapacağı zaman mutlaka ki aktüel olanı da takip ediyor, çünkü o ona bi şekilde fikir veriyor, ama bu o haliyle kalmıyor; bunu o kişi yaratıcılığıyla şekillendiriyor ve belki çok farklı bir şey ortaya çıkarıyor.

Burcu: Yoktan var etmek zaten çok zordur. İnsan illa ki yaşadığı şeylerden etkilenir.

Dila: Ama mesela ‘Kirpi’nin çıkış noktası tamamen duyularımızdı, herhangi bir olaydan etkilenmedik diyebiliriz. Hazal’a “yat yere, soyun” dedim, aklıma bir an bir fikir geldi ve sırtını ortadan ikiye ayırdım kalemle.

Hazal: Bu biraz erotik oldu, bunu yazma istersen :)

Dila: Ya da benim kafama çiçekler soktuğum yeri açıkla deseniz açıklayamam.

Hazal: Bunlar dadansın sezilerle hareket ettiğinin bi göstergesi bence. Aslında gerçekten denediğimiz için ‘deneysellik’ ortaya çıkıyor. Türkiye’de bu biraz farklı anlaşılıyor çünkü.

Burcu: Eğer bir şeyin herhangi bir anlam kaygısı yoksa yoktur, yani izleyici ne anlıyorsa odur. Bunu ‘devinim’ vs gibi soyut ve bol virgüllü cümlelerle anlatmak oldukça saçma.

 

Gelecekte yapacaklarınızı da sorup bitireyim madem. Nedir planlarınız bu sene için?

Dila: Aralıkta Melek ve Hazal’la yapacağımız ‘Tek yaşanır mı?’ adlı bir koreografimiz var. 3 farklı kadın ruh halini
aktarmaya çalışacağız. Çok fazla ayrıntı vermeyelim şimdilik :) Bunun yanında ikinci dönem daha önce başladığımız ama yarım kalmış olan Klimt tablolarıyla ilgli bir koreografi olacak. Sinema alanında dubstep hakkında bir belgesel ve yine birkaç video yapmayı düşünüyoruz.

Melek: Planlar bunlar da, hiç planlanmamışlar da vardır mutlaka hayatın bir köşesinde bekleyen bizleri :)

 

Peki, o halde adet olduğu üzere “Yeşil Gazete’ye zaman ayırarak bu güzel söyleşiyi yaptığınız için çok teşekkür ederiz” gibi bir cümleyle bitirelim. Yolunuz açık olsun, rüzgar arkanızdan essin.

 

Röportaj: Durukan Dudu – Yeşil Gazete

Kategori: Manşet