Yeşeriyorum

Tutuklulukta 10 yıl. İnsaf yahu!

Son günlerde tutuklamalar konusunda CMK 102.maddesinin yürürlüğe girmesi ve Yargıtay 9.Ceza Dairesinin verdiği karar ve ardından gelen tahliye kararları gündemde önemli bir yer oluşturdu.

Genel olarak ceza hukukunda ana kural masumiyet ilkesidir. Yani yargılaması yapılıp bir suçtan ceza alınıp kesinleşmediği takdirde herkes masumdur. Bu nedenle ana kural gereği tutuksuz yargılama yapılması esastır.

Bu kural yüzyıllar süren hukukun demokratikleşmesi ve insan hakları mücadelesinin bir sonucudur. Yoksa daha eski çağlara gittikçe sadece suçlanmanın bile ceza verilmeye yeterli görüldüğü, suçlama ile tutukluluğun gerçekleştiği, savunma hakkının olmadığı, işkencede alınan itirafların yeterli kanıt sayıldığı dönemler olmuştur. Engizisyonda geçerli olan bu yöntem bizde 20-30 yıllık yakın bir zamanda sıkıyönetim mahkemelerinde bile geçerli olmuş “işkence ile alınmış ifade gerçek ise kanıttır” ibaresiyle kararlara gerekçe oluşturmuştur.

Toplumsal yaşamın değişmesi ve hak ve özgürlüklerin gelişmesi ile toplumsal dönüşüm Ceza Hukukunda masumiyet ilkesini genel kural haline getirmiştir. Fakat bu kuralın uygulanmasında yargılamanın sağlıklı yapılabilmesi için tedbir amaçlı bazı kısıtlamaların getirilebileceği tüm dünya Ceza Hukuk sistemlerinde kabul edilmiştir. İşte bu tedbirlerden birisi, insan özgürlüğünü kısıtlamayı da yanında getiren tutuklama tedbiridir. Ama bu özgürlüğü baştan kısıtlayan genel kurala aykırı bu durum yasa koyucular tarafından belli kriterlere bağlanmıştır. Bunun nedeni bu önlemin istisnai olarak uygulanması gereği ve insan özgürlüğünü daha ceza almadan kısıtlama olanağı vermesidir.

Bu nedenle tutuklama nedenleri yasalarda açıkça belirlenip gösterilir. Bu konuda özel hükümler konur. Türk Ceza Muhakeme kanununda aşağıdaki hükümlerle tutuklama gerekçeleri gösterilmiştir. Bu hallerde bile kesin tutuklama yapılır demek doğru değildir. Tutuklama kararı verilebilir denilerek tutuklamanın zorunlu olmadığı vurgulanmıştır. İlgili maddeler aşağıdaki gibidir.

TUTUKLAMA NEDENLERİ

Madde 100 – (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

1. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (Madde 76, 77, 78),

2. Kasten öldürme (Madde 81, 82, 83),

3. (Ek bent: 06/12/2006 – 5560 S.K.17.md) Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),

4. İşkence (Madde 94, 95)

5. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, Madde 102),

6. Çocukların cinsel istismarı (Madde 103),

7. (Ek bent: 06/12/2006 – 5560 S.K.17.md) Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),

8. Uyuşturucu veya uyarıcı Madde imal ve ticareti (Madde 188),

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, Madde 220),

10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (Madde 302, 303, 304, 307, 308),

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (Madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (Madde 12) suçları.

c) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci Maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.

d) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.

e) 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü Maddelerinde tanımlanan suçlar.

f) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu Maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.

(4) (Değişik fıkra: 25/05/2005-5353 S.K./11.mad) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı bir yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.

TUTUKLAMA KARARI

Madde 101 – (1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re’sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda hukukî ve fiilî nedenler ile gerekçeleri gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.

(3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin yardımından yararlanır.

(4) Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhâl serbest bırakılır.

(5) Bu Madde ile 100 üncü Madde gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.

Buraya kadar tutuklamanın hangi koşullarda olabileceğini belirten yasa koyucu bununla da yetinmemiş tutukluluğun hangi süreye kadar uygulanabileceği konusunda da aşağıdaki maddeleri yasaya eklemiştir.

TUTUKLULUKTA GEÇECEK SÜRE

Madde 102 – (1) (Değişik fıkra: 06/12/2006 – 5560 S.K.18.md) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.

(3) Bu Maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra verilir.

Madde 252-…………………………..

(2) 250 nci Maddenin birinci fıkrasının (c) bendinde öngörülen suçlar bakımından, Kanu nda öngörülen tutuklama süresi iki kat olarak uygulanır

Görüldüğü gibi burada oldukça uzun sürelere yer verilmiştir. Bu sürelerin uzunluğu tutuklamanın peşin bir cezaya dönüşmesine olanak vermektedir. Bu sürelerin mümkün olduğu kadar kısa tutulması gerekirdi. Burada ayrıca bir yorum sorunu ortaya çıkmıştır. Uzatma sürelerini belirleyen ve belli suçlarda 2 katının uygulanacağını söyleyen 252 madde de belirtilen sürenin ne olduğu konusunda hukukçular arasında görüş ayrılıkları belirmiştir. Bu konuda aşağıdaki haberde görüleceği gibi Yargıtay 9.Ceza Dairesi olabilecek en kötü yorumu belirleyerek ağır cezalık işlerde 5 yıl özel bazı suçlarda 10 yıl gibi tutukluluk üst sınırı belirlemiştir.

YARGITAY KARARI…
Yargıtay 9. Ceza Dairesi, tutukluluk sürelerine ilişkin düzenlemenin 31 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, dairede temyizde bulunan dosyaları tutukluluk süresi açısından incelemeye aldı.
Maddede belirtilen tutukluluk sürelerine uyan 5 dosyayı elen alan heyet, tahliye taleplerini sonuçlandırdı. Buna göre Daire, CMK’nın 102. maddesindeki ‘Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez’ hükmü ile özel yetkili mahkemelerin görev alanına giren suçlarda tutukluluk süresinin iki katına kadar çıkarılabileceğine dair yasa hükmü gereğince, tutukluluk süresini en fazla 10 yıl olarak belirledi.

Bu oldukça vahim bir karardır. Tutuklamanın tamamıyla bir istisnai durum olmasını gerektiren masumiyet ilkesinin ruhuna aykırı bir karardır. Burada bir yorum yapılacaksa bunda masumiyet ilkesi göz önünde tutularak ve tutuklamanın istisnai bir yol olması da gözetilerek daha kısa olarak yorumlanması gerekirdi. Benim düşüncem ağır cezalık işlerde en fazla 3 yıl iki katı olarak uygulanacaklarda ise 4 yıl olmasıdır. Çünkü 2 katı uygulanarak zaten istisnanın istisnası uzatma süresi de uygulanmış olmaktadır. Burada daha farklı yorumlarda mümkün olacaktır. Bu yasa maddesinin benim tarafından yapılan bu yorumu bile çok uzun süreler sonucuna götürmektedir.

Ama asıl unutulmaması gereken yasa maddelerini yorumlarken yasanın ve evrensel hukuk kurallarının ruhuna uygun davranmaktır.

Bir insanın özgürlüğünü onunla ilgili bir ceza kararı vermeden uzun süre elinden alamazsınız. Yargılamanın uzun sürmesi bir insanın üzerinde zaten ayrı bir psikolojik sorun yaratırken bir de bu süreyi onu özgürlüklerinden uzaklaştırıp tutuklu olarak geçirmesini sağlamak tek kelime ile insafsızlıktır. Bir de bu insanın bu yargılama sonucu aklanma ihtimali olduğunu da düşünürseniz uzun tutukluluk peşin cezayı geçip haksız bir ceza haline de dönüşebilir.

Bütün bu sorunların çözümü için yapılacak şeyler bellidir. Yargılamaların süresini mümkün olduğu kadar kısaltacak önlemler alınmalıdır. Tutuklama tedbiri ancak istisnai olarak ve çok özel durumlarda gerçekleşmeli bunun yerine kanunda da var olan başka tedbirlerin uygulanması yoluna gidilmelidir. Burada bir sorunda, hakimlerin tutuklama kararı vermek zorunluluğu olmasa da bütün ağır cezalık işlerde sanki zorunluymuş gibi tutuklama kararı verme yönündeki eğilimleridir. Hukuk fakültesinde okurken öğrendikleri Tutuklamanın istisnai olduğu yorumundan vazgeçip sanki her dosyada tutuklama kararı vermek zorunluluğu varmış gibi davranmaları önemli bir sorundur. Aslında pek çok konuda olduğu gibi bu konuda takdir haklarını evrensel hukukun gereklerini ve eğitimlerini göz önünde tutup öyle davransalar sorunların çoğu çözülür. Ama maalesef böyle olmuyor. Bu nedenlerle bu işi takdir yetkisine bırakmadan 102 madde de mevcut tutukluluğun üst sınırları kısaltılmalıdır.

Burada bir başka sorunda insanların bu tip durumlarda kendi konumlarına ve inançlarına göre tavır takınmasıdır. Sadece kendi yandaşlarını etkilediği zaman karşı çıkıp başkalarına uygulandığı zaman ses çıkarmamak ve kendileri için vahim gördükleri suçlarda uygulanmasını savunmak çıkarcı, ikiyüzlü bir davranıştır.

İnsanın özgürlüğü en önemli değerdir. Bu nedenle bunun kısıtlanması ancak kesinleşmiş bir cezadan sonra olmalıdır. Tutuklama ise ancak çok zorunlu hallerde ve makul sürelerde olmalıdır. Ama bu herkes için aynı olmalıdır. Şu suçlarda uygulansın şunlarda uygulanmasın demek de ne toplumsal yarar ne de insani bir duruş yoktur. Adalet, herkes için, eşit biçimde olmalıdır.

Geçmişte terörist sayılanlara uygulansın diye Cmk nun bu yönde değişmesi için baskı yapanlar bu konuda şimdi mağdur olduklarında seslerini çıkartıyorlar. Aynı şekilde Cmk nun iddianame hazırlanma süresini 6 ayla sınırlayan maddesinin makul süreye dönüştürülmesini savunup belirsiz bir hale gelmesinde sorumlu olanlar şu anda iddianamelerin neden geciktiğini sorguluyorlar.

Bu yakınmalarında haklılar. Ama gönül isterdi ki insan hakları savunucuları ve özgürlükçü hukukçular bu konuda görüş belirtirken onların seslerine kulak vermeyi bir deneselerdi ve hukukun demokratikleşmesinden ve özgürlükleri korumasından yana tavır takınsalardı.

Hukuk herkese bir gün lazım olur. Bu yüzden hepimiz onun insan hak ve özgürlüklerine uygun hale gelmesi için elimizden geleni yapmalı ve bu konuda hak ve adalet kavramından başka bir kriter aramamalıyız. Bu noktada buluşmak umudu ile…

Kategori: Yeşeriyorum