Çaldağı haberine neden sevinemedim

Arkadaşım sabahın köründe arayıp müjdeli haberi verdi. Manisa Çaldağında nikel madeni çıkartmak için faaliyet planlayan şirket yatırımdan vazgeçtiğini açıklamıştı (Hürriyet, 11.12.2010). Yöre halkının ve bir grup aktivistin yıllardır sürdürdükleri özverili mücadele sonuçlarını vermiş ve bölgeye yıkım getireceği uzmanlarca açıkça ortaya konumuş olan proje durdurulmuştu. Sevinmeliydim.

Duyduğum iyi haberlere hemen inanmamayı acı tecrübelerden dersler alarak öğrenmiş bir kuşkucu olarak hemen haberin yer aldığı Hürriyet gazetesine ulaştım. Haberin başlığını gördüğümde sevinmemekte ne kadar haklı olduğumu anladım. Haberin bir  bölümü Çaldağı’nın 800 bin tanker asitten kurtulduğunu söylüyordu, fakat esas düşündürücü bölüm haberin ilk cümlesindeydi. Çünkü şirket Çaldağından vazgeçtiğini belirtirken yatırım için Filipinleri seçtiğini duyuruyordu.

Çaldağı’nda kurulması planlanan işletme için 300 binden fazla ağaç kesilmesi planlanıyordu. İşletmeye geçildiğinde 15 yıl boyunca 18 milyon ton sülfürik asit kullanılacaktı.  Türkiye’nin en verimli ovalarından birisiGediz havzasında yaşamı tehdit eden bu yatırımı engellemek için başta Turgutlu ve Salihli halkı olmak üzere tüm Egeliler senelerdir kararlı bir mücadele yürütüyorlar. Olası herhangi bir kaza halinde binlerce hektar tarım arazisi ve çok zengin bir ekolojik yaşam yok olma tehddidi altında idi. Geçtiğimiz aylarda Macaristan’da meydana gelen kazanın, Tuna yoluyla nasıl bir çevre felaketine dönüştüğü gerçeğin acı yüzünü bir kez daha hatıramamıza sebep omuştu. Belki de bu yüzden şirkete hükümetçe verilen garantilere rağmen, orman tahsis izinleri bir şekilde çıkmıyordu. Zaten haber dikkatle okunduğunda şirket aslında projeden vazgeçemediğini belirtiyor ve üstü örtülü bir şekilde yetkilileri yatırımını Filipinlere kaydırmakla tehdit ediyordu.

Haber duyulduğunda  nasıl tepkiler oluşacağını merak ediyorum. Eminim ki bazılarımız çok sevineceğiz. Kararlı bir mücadele ile dev bir maden şirketini yatrım kararından vaz geçirmek şüphesiz çok önemli bir gelişme. Tabiatı hiçe sayarak yapılması planlanan termik santralleri, HES’leri, Nükleer santralleri, altıncıları durdurmak için mücadele eden çevrecilere bu çekilme kararı sonucu kendilerine güven tazeleme fırsatı bulacaklardır. Bu nereden bakılırsa bakılsın olumlu bir gelişmedir.

Mutluluğu sadece bir takım rakamlardan ibaret gören, kalkınmayı herşeyin önüne koyan bir grup ekonomist ise bizleri nasıl bir fırsat teptiğimizi ikna etmek için dil dökecekler. Zaten Hürriyet’teki haberin başlığı da bu yönde: şirket Filipinleri seçti, yani Türkiye’yi seçmedi. Üstelik seçimi yapan da şirket, yani seçme hakkı şirkette, seçilme hakkı ülkelerde. Gerçekten de bu yatırım Türkiye dışında gerçekleşeceği için istihdam kayıplarından, vergi kayıplarından falan bahsedilebilir. Nitekim şirketin istediği tam da bu : kamuoyu üzerine bir baskı  oluşturarak şirketin istediği orman tahsis izinlerinin bir an önce çıkmasını sağlamak. Aksi takdirde ortaya çıkabilecek maddi kayıplar konusunda baskı oluşturacak bir lobi oluşturmak. Fakat biz bütün bu argümanları geçelim.

Nikel madeni çıkartma tesisleri Türkiye’den, dünyanın öbür ucundaki bir ülkeye gittiğinde neden sevinemiyoruz. Bizim üzerinde durmamız ve tartışmamız gereken mesele de bu. Bir yandan nikel işletmesinin doğa üzerindeki tahribatının dünyanın öbür ucunda da olsa üzerinde yaşadığımız gezegeni ilgilendirdiği ölçüde bizim de sorunumuz olmaya devam ediyor. Doğa üzerindeki tahribat ulusal sınırları hiç takmadan hepimizin geleceğini tehdit ediyor. Bu bağlamda tabiatın Manisa’da ya da Filipinler’de zarar görmemesi için kararlılıkla mücadeleye devam etmek gerekiyor.

Bu husus da bizi meselenin özüne götürüyor. Şirketin seçimini Türkiye yerine Filipinler “lehine” kullanıyor olmasını değişik nedenleri olabilir. Filipinlerdeki kitlesel tepkilerin zayıflığı veya örgütsüzlüğü şirketin kararını belirlemekte etkili olduysa bizler yeryüzünün tüm muhalifleri ile birlikte  gezegeni sonsuz bir hammadde kaynağı olarak gören anlayışa karşı kararlılık göstermeliyiz. Eğer şirket Filipinleri Türkiye’den daha ucuz bir işgücü piyasası olarak görüyor ise durum daha da vahim demektir. Bu durumda da Filipinli işçilerin insanca yaşam koşullarını sağlayacak bir ücret alabilmeleri için mücadelelerine destek vermek başlıca görevlerimizden olmalı.

Bu arada geçtiğimiz Cuma günü yatırımcı şirket Enickel’in Londra borsasında işlem gören hisselerinin %25 düştüğünün haberi geldi.Haberlere göre Çaldağı projesi şirketin bel bağladığı en önemli projesi idi ve şimdilik vazgeçtiği bu proje yüzünden ettiği zarar ve itibar kaybı nedeniyle şirketin sonunun gelebileceğini, en azından Filipinler’de yatırım yapmaya gücünün yetmeyeceğini düşünen yorumcular da az değil.

Sevinçli bir haberle başlamıştı gün. Ardından gelen karamsar düşüncelerden ve kaygılardan sonra örgütlü ve kararlı bir mücadeleden başka bir yolun olmadığını hatırladım ve gazeteleri okumaya devam ettim.