Öfkeliyim, kırgınım ve tiksiniyorum

Baştan yazayım. Yeşil gazetenin okurları aşağıdaki gibi öfke ve hatta nefret dolu yazılara pek alışık değil. Yeşiller olarak hep yapıcı olmak, eleştirilerimizi kişilerden çok görüş ve fikirlere yapmak gibi bir niyetimiz var. Ama bi’ yere kadar.

İşte o “bi’ yer” den sonra şirazesi kayıyor insanın.

***

An itibariyle ben, 25 yaşında Türkiyeli bir genç olarak :

Hükümetten tiksiniyorum : Açık açık “bizim demokrasiyle falan alakamız yok, faşistiz biz, liderimizin dediğine sorgusuz itaat ederiz, kendi çıkarımıza bakarız, oyunun kurallarını biz belirleriz, bizle aynı şekilde düşünmeyene yaşam ve ifade özgürlüğü yok! ” deme cesaretini gösteremedikleri için. Ağızlarından çıkan her kelimeyle ne kadar ikiyüzlü, ne kadar pervasız, ne kadar acınacak derecede zavallı olduklarını kanıtladıkları için. Utanmaz, arlanmaz oldukları ve yalanı iman belledikleri için. Şu öğrenciye dayak ve yumurta olaylarından sonra bile pişkin pişkin “devlet”, “demokrasi”, “huzur”, “kural”, “hak” ve “protesto” anahtar kelimelerinin hepsini içeren, “Gelmiş geçmiş en anlamsız ve boş nutuklar” ansiklopesine 1. sıradan girebilecek demeçlerle meydana çıktıkları için. Milyonlarca insanıın içinden geçirip dost muhabbetlerinde dillendirdiğini ben de buradan yazayım : “Ya bi’ git lan!” (Evet, aslında küfür ve argo olarak biraz daha zengin versiyonlarını söylüyoruz genelde)

Devlete zerre güvenim yok : Katilleri kayırdığı, masumları hapsettiği için. Kendi çıkarını yurttaşın varlığından hep daha üstün gördüğü için. Hergün onlarcasına tanık olduğumuz ve mıuhtemelen binlercesi de örtbas edilen zulmlerin, adaletsizliklerin ve gaspların bir numaralı faili olduğu için. Ne kadar “devlet büyüğü” kadrosu varsa hepsini çapsız, beceriksiz, cesaretsiz ve uşak zihniyetli “adam”la doldurduğu için. Bari 3-5 tane de çapsız, beceriksiz, cesaretsiz ve uşak zihniyetli kadın koyaydın!

Büyüklerime ve benden önceki kuşaklara kızgınım : Bu ülkeyi onyıllardır, ve hatta yüzyıllardır bugünkü acınası hale getirdikleri ve/veya getirenlere “Hop birader, dur bakalım” demeyi akıl edemedikleri ya da korkup bir köşeye sindikleri için. Hadi köşeleri kaptınız, bari ortadan kalan bizlere akıl vermeyin bir de!

Medya patronlarına ve habercilere öfkeliyim : Bundan 20-30 sene önce ancak öldürülerek susturulabilen gazeteci ve yazarların emanetini taşıyamadıkları için. Güçlü olanın propagandasını yapmayı gazetecilik saydıkları için. Güçlü olana karşı çıkanı “anarşist, dış odak, o-bu-şu” diye damgalayarak halkın gözünde marjinalize etme konusunda insanüstü bir gayret sarfettikleri için. Şu gayretin onda birini araştırmacı gazetecilikte gösteriyor olsanız tiraj ve reytingleriniz patlama yapardı.

Solculara kırgınım : Haklı tepkilerini hep en sevimsiz, en itici şekillerde gösterdikleri için. Halkın büyük çoğunluğunun dalaverici ve ikiyüzlü yalancılar tarafından devlet, din, o-bu-şu adına kendi saflarına çekilmelerine engel olamadıkları için. “Lelele, lelele, lelelelele!” ritmini değiştirin artık, gözünüzü seveyim.

Solcuları düşman görenlere bir lafım yok. Çok doğru yoldasınız, aynen devam. İleride caminin oradan sağa, alışveriş merkezinin oradan da U yaptınız mı tam olacak.

Halkıma küskünüm : “Hep mazlumun yanındayız”, “en hoşgörülü biziz”, “acayip misafirperveriz” diye diye yeryüzündeki belki de en hoşgörüsüz ve ayrımcı toplum haline geldiğini göremediği için. Mazlumun tam yanında, sınırsız misafirperver ve önyargısız hoşgörülü olmak konusunda ısrarlarını sürdüren Kastamonu balıkçı barınağından Osman Abi gibi gerçek anadolu bilgelerini tenzih ederim.

Kendi kuşağımı ibretle izliyorum : Her rakı sofrasında hemen hemen aynı sonuçlara varmamıza rağmen hemen ertesi sabah herşeyi unutmaya çalışıp sistemin o (facebook’ta falan hep dillendirdiğimiz gibi) nefret ettiğimiz çarklarına yapışmaya çalıştığı için. Her fırsatta 68′ kuşağından, punk kültürden, post-modern paradigmalardan ve yapıbozum yaklaşımdan söz açıp (ya da davranışlarıyla bu değerlere gönderme yapıp) hemen ardından da gölgelerde kaybolup gittikleri için. Yalnız bi’ gün facebook ve twitter üzerinden devrim falan olursa lafımı geri alırım.

Ve kendimden utanıyorum : Bütün bunlar olurken ve ben bu duygularla dolup taşarken aklımdaki biricik düşünce halihazırda bulunduğum yabancı ülkede kalmak olduğu için. Doğup büyüdüğüm topraklara “Yok abi, cacık olmaz. Enerjimi dünyanın başka köşelerine harcayayım en iyisi” gözüyle baktığım için. “Dünya genelinde ve Türkiye’de yeni ve daha güçlü bir 68′ kuşağı geliyor gibi” diye umut umut coşmalarla “Ülke ve dünya ölçeğinde karşı karşıya olduğumuz sorunlara bi’ bak, uzay-zaman sürekliliğindeki vadelerini tart, mevcut çözüm önerisi ve araçlarına bi’ göz at.. Yok yok, en ufak bi’ umut yok” diye yorgan altına gömülmeler arasında gidip geldiğim için. En garibi de yorgan altına gömüldüğüm anları umut umut coşma anlarıma tercih ediyor olmam sanırım.

Ya birilerinin dediği gibi, bütün bu ilüzyonlarla saklanmaya çalışan saçmalık, riyakarlık ve yalan-dolan çağının ardından acayip güçlü bi’ güneş doğacak hakikaten…

Ya da başka birilerinin dediği gibi artık pek bi’ ümit yok ortalıkta. Sen sen ol, şöyle güzel ve gözlerden hafiften ırak bi’ köyde bi’ arsa kapatmaya bak şimdiden.

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page