Yeşeriyorum

Yerindelik Denetimi ve Çevre Davaları Kaybedilecek İddiası Hakkında Birkaç Söz / Kemal Tuncaelli

İdari Yargılama Usul Yasası Madde 2. idari yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlıdır. İdari mahkemeler yerindelik denetimi yapamazlar, yürütme görevinin kanunlarda gösterilen şekil ve esaslara uygun olarak yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya idarenin takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı veremezler.

Bu hüküm Anayasanın değiştirilip halk oyuna sunulan 125. maddesine eklenmiştir.

Yargı yetkisi, idari eylem ve işlemlerin hukuka uygunluğunun denetimi ile sınırlı olacak, hiçbir surette yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacak.

Bu şekilde İdari Yargılama Usul Yasası’nda mevcut olan bir hukuki ilke Anayasa metnine alınmıştır.

Bu madde Anayasa Mahkemesi’nin süzgecinden geçmiş ve buna Anayasa Mahkemesi hiçbir itiraz getirmemiştir.

***

Yerindelik denetimi nedir?

Buna bakmak için önce İdare Mahkemeleri nedir ve ne iş yapar, bunu bir açıklamak gerekir.

Çok basit olarak idarenin yaptığı işlemlerin yargı yolu ile denetimi  yapılırken, yönetimin tutum ve davranışının hukuka uygun olup olmadığı sorunu üzerinde durulur. Yönetimin tutum ve davranışının yerindeliğinin denetimi yargı denetimi dışında kalır. Yargı yerleri yasallık denetiminin yanında, yerindelik denetiminde bulunamazlar. Yönetsel yargı yerinin,y erindelik denetiminde bulunması, yargının yönetime karışması, politikasını saptaması, yasama, yürütme ve kamuoyuna karşı sorumluluğu bulunmayan yargıcın, yönetimin yerini alması demektir. (Prof.Dr.A.Şeref Gözübüyük, Yönetsel Yargı s. 22)

İdarenin gösterdiği sebeplerin hukuki nitelendirmesinin mahkeme tarafından denetlenmesi “yerindelik denetimine (controle d’oppurtunite)” yol açma tehlikesi taşır. İdare bir sebebin hukuki nitelendirilmesini yapmış ve belli bir karar almıştır. Mahkeme de sebep konusunda bir başka nitelendirme yapıp bir başka kararın alınmasının daha doğru olacağı sonucuna varabilir. İdarenin yaptığı nitelendirmenin yanlış, mahkemenin yaptığı nitelendirmenin doğru olacağını kimse söyleyemez. O nedenle demokratik hukuk devletinde idari işlemlerin sebep unsuru konusunda nitelendirme yapma yetkisi, kural olarak, mahkemelere değil, idareye aittir. Oysa sebebin tavsifinde hata nedeniyle bir idari işlem iptal edildiğinde, sebebin nitelendirilmesi konusundaki yetki idareden mahkemelere geçmiş olmaktadır. Bu nedenle mahkemeler, sebebin tavsifinde hata olup olmadığını incelerken çok dikkatli olmalı, kendilerini sınırlandırmayı bilmelidirler. İşte Fransız Danıştayı bu konuda kendini sınırlandırmayı bilmiş, idari işlemin sebebin tavsifini denetlemeyi, “açık değerlendirme hatası” olmadıkça kabul etmemiştir. (Doç.Dr.Kemal Gözler, İdare Hukuku s. 795)

Bir ülkenin idaresinde “hukukilik (legalite)” ne kadar önemliyse “yerindelik (oppurtunite)” de en az onun kadar önemlidir. Diğer bir ifadeyle, bir idari işlemin sadece “hukuki uygun olması” yetmez; aynı zamanda “yerinde olması”, yani kendisinden beklenen kamu yararını etkili bir şekilde gerçekleştirmesi gerekir. İdari işlemin ”hukuka uygunluğu”nu gerçekleştirmek nispeten kolaydır. Asıl zor olan idari işlemin “yerindeliğini” sağlamaktır. Bunun bilinen bir yolu ise yoktur. İşte bu nedenle hukuk, hiç olmazsa belirli alanlarda, idarenin elini kolunu bağlamamış, ona hareket serbestisi tanımış, bazı konularda idareciye, belli bir kararı alıp almama veya alınması mümkün birden fazla karar arasında birisini seçme serbestisi  tanımıştır. İşte bu serbestiye “takdir yetkisi” denir. Yani idareye takdir yetkisinin tanınmasının nedeni, idareye yerindeliği yüksek kararlar alma imkanının sağlanması düşüncesidir. (Doç.Dr.Kemal Gözler, İdare Hukuku s. 826)

Yargı yerlerinin, yönetimin yerine geçerek, iptal edilen kararın yerini almak üzere yeni bir karar almaları, yönetsel eylem ve işlem niteliğinde karar vermeleri, yönetim yerine takdir yetkisini kullanmaları, siyasal yeğlemelerde bulunmaları yargı yetkisinin dışında kalır. (Prof.Dr.Şeref Gözübüyük Yönetsel Yargı s. 23)

Buraya kadar açıklamalardan da görülebileceği üzere yerindelik denetimi yapmak idare hukuk kurallarına aykırı ve gerek Türk idare Hukukunda gerek de diğer ülke hukuklarında yasaklanmış olan bir olgudur. Yasak getirilmesi, hukuka aykırı değil aksine hukuki ve demokratik olanıdır.

Bunun Anayasa’ya alınmasını hiçbir hukuki sakıncası yoktur, aksine idareyi de mahkemeleri de rahatlatan bir uygulamadır.

***

Gelelim bu kuralın Anayasa’ya alınması ile bütün çevre davalarının düşeceği ya da kaybedileceği iddiasına.

Şimdiye kadar açılmış ve kazanılmış davaların genel gerekçesi yerindelik denetimi değil hukuka uygunluk kriteridir. Bazen mahkemeler bu kuralı delmiş olsalar da kendi gerekçelerinde ben yerindelik denetimi yaptım bu nedenle böyle bir karar verdim diyemez. Dediği an zaten verdiği karar tartışmalı hale gelir.

Bu davalar şimdiye kadar nasıl açılmış ve kazanılmış ya da kaybedilmişse yine aynı şekilde kazanılacak ya da kaybedilecektir. Yani mahkemeler Yetki, Şekil, Sebep, Konu ve Amaç yönünden idari işlem ve uygulamaları inceleyecek Kamu Yararı kavramını da göz önünde tutup bir karar verecektir.

Biz davalarımızı açarken yaşam hakkı, temiz bir çevrede yaşama hakkı ve bunun gibi Anayasal, Hukuksal nedenlerimizi sıralıyoruz ve diğer sebepler varsa (yetki, şekil, konu ve amaç) bunları da belirterek hukuka uygun olmayan kararların iptalini talep ediyoruz.

Bundan evvel de böyleydi bundan sonra da böyle olacak.

Bir de çevre davaları sadece hukuksal değil diğer bir yanıyla da toplumsal davalardır. Bu konuda insanlar ne kadar örgütlenirse ve bu taleplerini kamuoyuyla paylaşma da ne kadar başarılıysa o kadar etkili olacaktır. Bunun yanında eksik olan yasaların çıkması ve yanlış olan yasaların kaldırılması için sürdürülecek toplumsal mücadele de bu davaların yanında ve asıl olması gereken mücadele yöntemidir.

Gerekli hukuksal ve demokratik mücadele yöntemlerini yok sayıp her şeyi mahkemelerin yerindelik denetimine indirgemek kelimenin tam anlamıyla bir aymazlıktır. Hadi bir an iyi bir şey olduğunu varsayalım: Mahkemeler idarenin yerine geçip karar verdi mahkemelerin salt bu kriterle doğru karar vereceğinin garantisi nedir?

Mahkemeler ancak hukukun gereklerine uygun davrandıklarında doğru karar vermeye yaklaşabilirler. Bunun dışında başka yerlere yaslanmaya çalışmak ne hukuki ne de mantıki bir çözümdür.

Kategori: Yeşeriyorum