Yeşeriyorum

Gladyatör Oyunları ve Katledilen Doğa / İnsanlık

Söz felsefeden, çağdaşlıktan açılınca hep Antik Yunan anılır da “çevre” olunca anılamaz mı? Net bir şekilde ben bu soruya “evet – doğal çevreyi koruma konusunu biraz da Antik Yunan’dan günümüze açılan bir perspektifle değerlendirebiliriz diyorum.

Antik Yunan kültürü “estetiğe” çok önem verirdi. Onlar için “orantı” güzelliğin birincil koşuluydu. Bu bakış açısı yaşamlarında mimariden – heykeltraşlığa kadar pek çok alanda yer aldı. İşte bu nedenledir ki Dünya’ nın Yedi Harikası’ndan dördü bu devre aittir.

Zira ülkemizde bizzat doğanın güzelliği ile iç içe kurulmuş olan antik kentleri gezerken de hayranlık içinde kalırız. Bir misal; Antalya’daki Patara kenti papatyaları ve doğal güzelliğiyle benim favori kentlerim arasındadır. Ne var ki üzücü bir şekilde bu ketin de büyük kısmı yangında tahrip olmuştur. ( ülkemizdeki bu tarihi eser tahribatına ise başka bir yazıda değinmek istiyorum )

Mimari kusursuzluğa oynar, yönetim doğrudan demokrasidir, İ.Ö 600 – 545 yıllarında büyük bir “düşünsel” gelişim yaşanır, Yunan’ın attığı her adım bir sonrakini tetikler de bir dönem gelir her şey baş aşağı olur.

İ.Ö 330 -30 Hellenizmin çöküşü ve büyüyen Roma İmparatorluğu ile her şey çok şaşalı da gözükse insandan- hayvana- doğaya olan katliam inanılmaz boyutlara ulaşmıştır. Hakimiyeti ile “ego” su büyüyen ve bunu inanılmaz yollarla beslemeye çalışan Roma’ya “gladyatör oyunları” gelir.

Düzenlenen oyunlara munera adı verilir. İlk gladyatör dövüşleri, içinde dinsel öğeler taşıyan basit gösterilerdir. Ancak İ.Ö 3. ve 2. yüzyıllarda oyunlara ilgi giderek artar ve bu gösteriler Roma halkının vazgeçemediği eğlenceler arasına girer. Philostratos, bu oyunları “vahşi” bulan Atinalıların Korinthos kentinde bir amphitheatrum inşa ettirmelerinin nedeninin Roma ve Korinthos arasındaki rekabet olduğunu öne sürer *. Gerçekten de bu gösterileri insanlık dışı bulan Yunanlılarda oyunlar dinsel içerikli olarak kalmıştır. Gladyatör oyunlarının halkın beğenisini kazanmasıyla aristokratlar arasındaki rekabet sonucu, halkı bu oyunlara daha fazla bağlamak için gladyatörlerin vahşi hayvanlarla dövüştürüldükleri venatio adı verilen bir gösteri türü daha eklenir. Bu gösteriler o kadar tutulmuştur ki, İ.S.2. yüzyıl sırasında pek çok tiyatro binası tadilat görür.

Roma’da “oyunlar” otoriteyi temsil eden ve aynı zamanda halkı oyalayan önemli bir simgedir. Bu oyunlarda dünyanın pek çok yerinden çeşitli, nadide hayvanlar sırf öldürülmek üzere imparatorluğa getirilmekteydi. Sadece insanların değil tüm doğanın katliydi aynı zamanda.

Antik Yunan’dan Roma’ ya geldiğimizde ise düşünsel gelişimin durduğunu, sanat ve felsefe konularında Yunan’ın tekrarlanmasından öte fazla bir şey yapılmadığını ve üzerine bu tarz katliamların gerçekleştiğini göz önüne alacak olursak- salt otorite’nin ( mutlakiyetçi bir yapının ) varlığının nelerle beslendiğini daha iyi görürüz.

Günümüzde belki binlerce kişinin seyirci olarak katıldığı gladyatör gösterileri yok, ama “insan”ın vahşete eğilimi bambaşka şekillerde ve bambaşka oyunlarda kendisini gösteriyor. Binlerce insan televizyonlarının başında tarihi eser kıyımlarına tanıklık ediyor, kurgusal savaşları alkışlıyor, yanan ormanları bir macera filmi gibi izliyor, tam da öyle olsun diye hazırlanmış olan kimi yarışmalara ve sporlara fanatiklik ediyor.. Şimdi tekrar Antik Yunan’a dönelim ve tekrar günümüze gelelim … Nasıl yönetiliyoruz??


* Wolfgang Pietsch, Roma İmparatorluğu’nun Doğusunda Gladyatörler ve Gladyatör Oyunları, Öğleden Sonra Ölüm Efes Gladyatörleri, Selçuk, 2002, s. 9

Kategori: Yeşeriyorum