Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Bizi cinsiyetçi, türcü ve ırkçı yapan sözcükler – Erol Malçok

“Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük” *

İnsan yargılar ve kanılarla dolu geçmişinden kendini arındıracaksa dilindeki olumsuz sözcükleri kazımayla başlamalıdır işe öncelikle. Zira ne düşündüğümüzü ele veren dilimizdir. Dil ve düşünce arasında diyalekt bir ilişki vardır.

Yıllar önce vejetaryenlik ve arkasından gelen veganlık sürecinde dilimde hayvanlar üzerinden kullandığım olumsuz kelimeleri düzeltmem gerektiğini düşünürken ilginç bir tesadüfle Carol J.Adams’in Etin Cinsel Politikası kitabını okuyordum. Dilimi temizleme uğraşındayken Adams’in kitabında örneklerle verilen hayvan isimlerinin hakaret olarak kullanılmasını eleştiren kısım beni ne kadar önemli bir uğraş içerisinde olduğum konusunda çok uyarmıştı. Adams bunu hayvan isimleri üzerinden veriyordu. Ben listeyi birbiriyle çok bağlantılı olduğu için cinsiyetçilik ve ırkçılık üzerinden genişletmek istedim.

İşte o kullanana utanç vermesi gereken sözler:

Adamakıllı
Adam gibi
İbne
Kancık
İnsanoğlu
Bilim adamı
Eksik etek
Karı gibi
Ne biçim erkeksin
Erkekler ağlamaz
İşadamı
Erkek adam
Komşum aleviydi ama iyi insandı
Kürtler de her makama gelebiliyor daha ne istiyorlar ki
Arapsaçı gibi
Ermeni dölü
Af edersin Ermeni
Hayvan oğlu hayvan
İt oğlu it
Eşek oğlu eşek
Köpek gibi
Aslan oğlum
Domuz gibi
Ayı oğlu ayı
Öküz gibisin öküz
Eşek gibi yapacaksın
Erkek adam et yer
Hadi mangala gidelim

Bu sözcükler ve tamlamalar çoğaltılabilir. Ancak meramımızı anlatmak açısından yeterlidir sanıyorum. Bir anekdotla devam etmek istiyorum. Geçen yıl, yani oğlum dokuz yaşındayken “baba neden ev kadınlığı var da ev adamlığı diye bir şey yok” demişti. Ben de çocuk literatüre geçecek ya da diğer kavramı sorgulatacak bir kavram üretti diye düşündüm o anda. Arkasından aklıma Rebecca Solnit’in Bana Bilgiçlik Taslayan Adamlar kitabı geldi. Solnit genç bir yazarken yazarların buluştuğu bir kokteyle katılır. Ve kokteylde yaşları büyükçe birkaç erkek yazar onu masalarına davet ederek Solnit’e şöyle hitap eder. “Gel bakalım genç kız anlat neler yapıyorsun.” Rebecca Solnit bu soruya çok sinirlenir ve yazın dünyasında bile bu tepeden bakan erkek egemen “şiddet”i eleştirmek için bu kitabı yazar.

Dil, düşünceyi ele verir

Resmi tamamlaması açısından bir anekdot daha verelim. Birkaç yıl önce iki arkadaşımla Antik Likya Yolu’nu yürürken Kaş civarında otogara gitmek için otostopla aracına bindiğimiz bir otel sahibi sohbet esnasında işçi ücretlerinden yakınmıştı. Ve arkasından şu cümleleri ekledi: “ Aslında Kürt gençleri daha ucuza çalışıyor ama otel sahipleri olarak onları değil buranın gençlerini çalıştırma kararı aldık. Buranın gençleri de şımarık, daha fazla ücret almalarına rağmen iyi çalışmıyor.” Bir nevi ırkçılığın kapitalizmle imtihanı ve kafa karışıklığı hali…

Dilin düşünceyi ele verdiği bütün bu an – lar cinsiyetçiliğin, faşizmin, hayvan yemenin, ırkçılığın nasıl birbirini beslediğini çok iyi gösteriyor. İnsanı üretilen hayvan simgeleriyle aşağılamak tahakkümün tüm biçimlerini içeriyor. Etin Cinsel Politikası’nda erkek hayvanların katledilirken sömürünün dişil olan üzerinden süreklileştirildiğini söyleyen Adams’ın Ne Adam Ne Hayvan kitabı da Ayrıntı Yayınları’nca yeni çevrildi. Henüz okumadığım halde yine çok uyarıcı bir kitap olduğunu tahmin edebiliyorum.

Bütün bu ayrıntıları bir araya getirdiğimizde dilin arkeolojisiyle düşüncenin arkeolojisini birlikte yürütüp bir praksise ulaşmamız gerektiği çok açık ortaya çıkıyor. Dil-düşünce-eylem birlikteliğinin gerçekleşmediği, aksi halde bir psikolojik yarılmaya ve suçluluk duygusuna kapılmamamız mümkün değil. Yani dile gelen düşünülüyordur ve düşünülen pek de eylenmiyorsa gerçekleşmeyen insan potansiyelinin suçluluk duygusuna yol açması kaçınılmazdır.

*Ahmet Telli, Belki Yine Gelirim, Gibi Yayınları 1999

Kategori: Hafta Sonu