Röportaj

Av. Efkan Bolaç: “Akkuyu halkı üzerindeki ölü toprağını silkeledi. Nükleeri ülke gündeminden çıkaracağız.”

0

Av. Efkan Bolaç

Akkuyu yine hareketlendi. Hükümetin Türkiye’nin ilk nükleer santralini kurması için Rus şirketi Rosatom’a açtığı Mersin’in Akkuyu koyunun çevresinde geçtiğimiz hafta boyunca yoğun nükleer karşıtı gösteriler yaşandı.Bu gösterilerin artmasında geçen haftanın Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının 66. yılına denk gelmesi kadar, Rus şirketinin yetkililerinin santral alanına gidip gelerek çalışmaya başlamaları da önemli rol oynuyor.

Biz de Yeşil Gazete olarak son günlerde Akkuyu’da neler olduğunu olayları yakından takip eden Avukat Efkan Bolaç’la konuştuk. 1970 yılında Akkuyu’nun bağlı olduğu Mersin’in Büyükeceli köyünde doğan ve halen İstanbul’da serbest avukatlık yapmakta olan Efkan Bolaç, şimdi kendi köyüne yapılmak istenen nükleer santrala karşı mücadele eden aktivistlerden biri.

Şu anda Büyükeceli’de bulunan ve sürmekte olan nükleer karşıtı kampın da içinde yer alan Av. Efkan Bolaç’la yaptığımız röportajı sunuyoruz:

– Akkuyu’da son günlerde eylemler devam ediyor. Eylemlere kimlerin katıldığını ve neler yaşandığını anlatabilir misiniz?

Son zamanlarda nükleer santral ile ilgili çalışmaların daha sık telaffuz edilmesi ve Rusların zemin etüdleri ile ilgili çalışmalara başlaması bölgede hareketliliğe sebep oldu ve antinükleer aktivistleri ve köylüleri daha aktif hale getirdi. Eylemlere Mersin NKP önderliğinde siyasi partiler, sendikalar ve köylüler katılıyor ve destek veriyorlar. Eylemler 2011 yılı içinde ivme kazanmış, mitingler vb. etkinliklerle çeşitlendirilmiş bulunuyor. Ancak en etkilisi ve katılımı yüksek olanı 17 Nisan 2011 tarihinde gerçekleştirilen insan zinciri olmuştu. Hatırlayacağınız gibi bu tarihte Mersin-Akkuyu arasında 30 ayrı noktada insan zincirleri oluşturulmuştu. Son iki yıl (2010-2011) için konuşursak, şimdiye kadarki hiçbir eyleme kolluk güçlerinin müdahale etmediğini ve herhangi bir sorun çıkmadığını eklemek isterim.

– Rus teknisyenler ne zamandan beri santral alanında çalışmaya başladılar? Onların tavrı nasıl? Jandarma korumasıyla dolaştıkları doğru mu?

Rus teknisyenler taşeronlar aracılığıyla 2011 Mart’ından beri inşaat sahasında bulunuyorlar, ancak son 3 aydır faaliyetlerinde yoğunlaşma oldu. 9 Ağustos 2011 tarihine kadar Ruslar herhangi bir eskort ile gezmezken, nükleer karşıtları o tarihten sonra nükleer saha yolunda nöbet tutmaya başladılar ve onlar da aynı gün jandarma eşliğinde inşaat sahasından çıktılar. 10 Ağustos’ta Akkuyu Nükleer Güç Santrali AŞ’nin Rus genel müdürü inşaat alanına geldi. Kendisiyle görüşme talebimiz olmasına rağmen bizimle görüşmedi ve 10 araçlık jandarma konvoyu ile dışarı çıkabildi.

– 6-7 Ağustos’ta göstercilere müdahale edildiği, hatta yaralananlar olduğu haberlerini aldık. Jandarmanın ve resmi yetkililerin köylülere ve göstericilere yaklaşımı nasıl?

7 Ağustos’ta bariyerlerin aşılması ve jandarma ile karşı karşıya gelinmesi aslında jandarma açısından sürpriz oldu. Müdahale etme konusunda kararsız kaldılar. Kalabalığı durdurmak için gayret etseler de başarılı olamadılar. Bu arbede sırasında birkaç kişi yaralandı, ancak bu yaralanmalar ciddi boyutta değil. Jandarma 7 Ağustos’ta zaten ortada değildi,  özel güvenlik aşılınca gelmişlerdi. Bu sebeple müdahaleleri başarılı olamadı. Ayrıca köylüler ve kitle kararlı hareket etti ve içeri girme konusunda ısrar edince jandarma geri çekildi. Sonuçta nükleer santral istemediğimize dair bildiri Akkuyu’daki santral alanı içerisinde okundu.

– Rus şirketinin Mersin’de “halka nükleeri sevdirmek” için propaganda çalışması yapacağı söyleniyor. Bu çalışmalar hakkında bilginiz var mı? Köyde böyle bir çalışma yapabiliyorlar mı?

Rus şirketi böyle bir çalışma yapacağını duyurmuş, ancak herhangi bir hareket yok. Şirket yaptığının meşru olmadığını biliyor ve basın açıklaması yapacakları yerleri bile gizli tutuyorlar. Basın toplantılarına son anda sadece Anadolu Ajansı (AA) muhabiri alınıyor, diğer gazeteciler çağrılmıyor.

– Büyükeceli köyünde hava nasıl? Köylüler Rusların santral alanına gidip gelmesine nasıl tepki göteriyorlar? Geçtiğimiz yıllarda köydeki nükleer karşıtı havanın dağıldığı söyleniyordu. Bu durumda bir değişiklik var mı?

Köylüler 40 yıllık belirsizlikten sıkılmış ve bir anlamda mücadele yorgunu olmuşlardı. Ancak bu durum nükleer taraftarlığını değil, yapsalar da kurtulsak mantığının harekete geçmiş olmasından kaynaklanıyordu. Ancak 2011 yılının başından beri halk tekrar aktif hale gelmiş, üzerindeki ölü toprağını silkeleyerek gereken ivmenin kendisinden geleceğini anlamıştır. Bu sebeple bu tarihten sonra Büyükeceli halkı eylemlere artan kalabalıklarla katılmaya başlayacaklar. Bu konudaki iradelerini her konuşmada, her eylemde belirtmektedirler. Ancak var olan tepki Ruslara yönelik değil, bu kararı alan hükümete de yönelik. İnsanlar inşaatı yapmak isteyen şirket yetkilerini santralı hayata geçirmeye çalışan güç odağı olarak karşılarında gördükleri için şirket yetkililerine tepki veriyorlar. Yoksa halkın Ruslara ve yetkililere yönelik bir önyargısı yok.

Ancak köylüler santrali yapmak isteyen  Rus yetkililerin ellerini kollarını sallayarak gezmelerinden rahatsız oluyorlardı. Artık eskortla gezmelerinden dolayı memnuniyetlerini gizlemiyorlar.

– Büyükeceli köyünde ve genelde Akkuyu yakınlarında yaşayanlar olarak nükleer santral yapılmasıyla ilgili başlıca kaygılarınız ve karşı çıkış gerekçeleriniz nelerdir?

Büyükeceli’de veya Sinop’ta veya dünyanın herhangi bir yerinde nükleer santral yapmak artık mantıki ve sürdürülebilir değil. Fukuşima’da olanlar ve sonrasında yaşananlar nükleere evet diyen köylüleri bile etkiledi, hatta bazı evetçileri hayırcı yaptı. İnsanların gözündeki Japon teknolojisine güven bir anda tuz buz oldu. Daha da ötesi, pek çok insan nükleer anlaşmayı bilmiyor ve nükleer teknolojinin de ülkeye getirileceğini sanıyor. İnsanlarla konuştukça ve anlaşmanın içeriğini anlattıkça yapılmak istenenin ne olduğunu anlıyorlar ve nükleer santral kurulsun diyenler bile bu şartlar varsa kurulmasın demeye başlıyorlar.

Nükleer  santraller 30 yılda bir büyük bir kazaya sebep olur ve kazandırdıklarının 10 katını geri alır. Fukuşima’da olanlar ve zararın boyutu inanılmaz rakamları telaffuz ettirmektedir. Yaklaşık 300 milyar dolar zarardan bahseden Japonya bu zararın ne kadar daha artacağı konusunda da bir öngörüye sahip değil. Yine santralin patlaması durumunda sınırları aşan zararlar Türkiye tarafından karşılanmak zorunda, bu zararların boyutları ise bilinemeyecek durumda.  Türkiye şu anda en büyük 17. ekonomi deniliyorsa eğer, bu nükleerle yaratılmamıştır. Bu durumdan faydalanmamız ve yeni nesil yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmemiz gerekiyor. Ülkemizde binlerce HES lisansı verilmiş durumda, bunun amacının ne olduğunu anlamak zor değil. Amaç bir müddet sonra ülkemizi ucuz enerji üreten bir sömürge haline getirtmek. Aksi halde 2023 yılında bu lisansların yarısı hayata geçerse ülke ihtiyacının 5 katından fazla enerji arz edilecek. Bu durum dahi mantıksızlığı tek başına ifade eder durumdadır.

– Siz bir Büyükecelili olmanın yanı sıra bir avukatsınız. Akkuyu nükleer santraline karşı yeni bir hukuki mücadele verilebilir mi? Şirketin alması gereken lisanların iptali için dava açacak mısınız?

Hükümetin yapmış olduğu anlaşmanın, Anayasa’nın 90. maddesi gereği Anayasa’ya aykırılığı iddia edilemez durumda. Bu anlaşma 15 Temmuz 2010 tarihinde 6007 sayılı kanunla TBMM de kabul edilmiş ve Rusya’nın da kabul etmesiyle yürürlüğe girmiştir. Anlaşma 21 Temmuz 2010 tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanmış ve artık bu kanunla ilgili yasal yollara müracaat, anlaşma içindeki “tahkim şartı” sebebiyle imkansız hale getirilmiştir. Bizler direnmeye devam etmekteyiz. Çünkü halka rağmen dayatılmak istenen bir durumu kabul etmemiz mümkün değil. Bizler Shakespeare’in “Bir ülkenin türkülerini yapanlar, yasalarını yapanlardan güçlüdür” şiarını kendimize rehber ettik. Hükümet istediği kadar yasa yapsın biz daha güçlüyüz. Türküler hep bizim olacak…

– Nükleer karşıtı harekette ve Akkuyu’da bundan sonra neler olmasını bekliyorsunuz? Nükleer karşıtlarının önümüzdeki günlere dair planları nelerdir?

Burada yapılmak istenen açıkça Akkuyu’yu birilerine peşkeş çekmek ve rant bölgesi haline getirmek. Çünkü nükleer santralların yatırım maliyeti kilovat başına 3-4 cent. Yakıt maliyeti ise 1 cent. OECD verilerine göre nükleer santrallarda üretilen elektriğin ortalama maliyeti ABD’de 4,65 cent, Fransa’da 3,93 cent, Güney Kore’de 3,38 cent. Akkuyu’da üretilecek elektiğin maliyeti ise 15.35 cent . Bu bile yapılan işlemin ne kadar ballı bir iş olduğunu gösteriyor.

7 Ağustos sonrasında halk ve aktivistler 40 yıllık mücadeleye yeni bir şey katmışlar ve nerede duracağımızı biz belirleriz demişlerdir. Bu saaten sonra yapılması gereken tek şey daha da ileride bir mevzi kurmaktır. Bizler Akkuyu’da yeni sömürgecilerin ve işbirlikçilerinin  heveslerini kursağında bırakacağız. Artık tek hedefimiz var: Nükleer santrali bir daha gündeme gelmeyecek şekilde ülke gündeminden çıkarmak. Buradan hükümeti tekrar uyarıyoruz: Bize rağmen yapamayacaksınız.

Son olarak şunu eklemek isterim ki, bizler bu mücadelede maalesef bir avuç insanmışız gibi gösterilmeye çalışılıyoruz. Başbakan’ın dediği gibi “çevrecinin daniskası” değiliz. Ama nükleer santrale karşı duran ve birşeyler yapmak isteyen tüm parti, kurum ve kuruluşları birşey yapmaya çağırıyoruz…

Röportaj: Ümit Şahin – Yeşil Gazete

Kategori: Röportaj

İlginizi çekebilir

Comments

Comments are closed.