Gündem

Alevilerden tarihi bildirge

Büyük Alevi Kurultayı, Türkiye, Avrupa, Balkan, İran, Irak, Suriye’den 10 bini aşkın Alevinin, Alevi kurum yöneticilerinin, İnanç önderlerinin, sanatçıların, akademisyenlerin, Alevi yöre derneklerinin, siyasi partilerin, büyükelçiliklerin ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerin katılımıyla 15-16 Ocak tarihlerinde Ankara’da Anadolu Gösteri ve Kongre Merkezi’nde toplandı. Kurultayda 10 bine yakın alevi bir araya geldi.

Alevi Kurultayı

Büyük Alevi Kurultayı Ankara'da toplandı

Aleviler bizim kardeşimizdir denilerek Alevi çocuklara zorla din dersi verildiğini, Alevi köylerine zorla cami yaptırıldığını söyleyen Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Başkanı Ercan Geçmez “Bizim bu tür kardeşliklerle işimiz yoktur. Eğer hükümet Alevilerin sorunlarını çözmek istiyorlarsa varız. Hangi çalıştaya katılalım? Katliamlara katıldığı için yargılanan birinin katıldığı çalıştaylara mı katılalım? Bizi katillerimizle mi yüzleştirmek istiyorsunuz? Biz bu işlerde samimiyet ararız. Yıllardır bunu konuşanlar samimiyetsizdir. ‘Dinden ne istiyorsunuz?’ diyorlar bize, asıl siz dinden çekin elinizi. Biz Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılmasında ısrarlıyız, bunu Sünni yurttaşların özgürlüğü için istiyoruz. Çünkü onlar özgür olursa biz de özgür oluruz. Bu ülkede Alevilerin sorunlarına Sünniler, Kürtlerin sorunlarına Türkler, gayrimüslimlerin sorunlarına Müslümanlar sahip çıkmazsa bu ülkede barış olmayacaktır. Biz eşit yurttaşlık istiyoruz, herkes gibi inancımızı yaşamak istiyoruz. Biz inancımızı biliyoruz, devlet elini çeksin” dedi.

6 Mart’ta İzmir’de büyük bir miting yapacaklarını belirten Geçmez, ‘zorunlu din derslerinin kaldırılması ve eşit yurttaşlık’ konularında tüm Türkiye’ye seslerini duyurmak istediklerini belirtti. Başbakan Erdoğan’ın Kars’taki heykele “ucube” dediğini de hatırlatan Geçmez, ‘’Asıl ucube İstanbul’daki Karakaş Tekkesi’dir. O araziye şu an AK Parti İstanbul İl Başkanlığı’nın binası dikildi. Asıl ucube odur, ona uzatılmış eldir” diye konuştu.

İki gün süren kurultayın sonuç bildirgesinde öne çıkan vurgular şunlardı;

Kurultayımız toplumsal eşitsizliğin arttığı mahalle baskısının yaygınlaştığı siyasette gerilimin ve çatışmanın yaşandığı sanatın değil politikacıların ucubeleştiği, Türkiye’nin huzursuzluğa mutsuzluğa ve kutuplaştırılmalara maruz kaldığı bir ortamda toplanmıştır. Bunun bilincinde olan aleviler, aynı zamanda Türkiye’de, siyasal İslamcı hegemonyanın, gerek kamusal alanda, gerek özel alanda, cemaatler ve AKP iktidarının işbirliği ile kurduğu sosyal ve politik baskı mekanizmalarını, farklı olanları mağdur haline getirdiğine tanık olmaktadır.

Biz Aleviler, her insanın doğuştan kazanılmış hakları olarak, bilinen, sağlık eğitim barınma, gibi haklarının AKP hükümeti ile birlikte kamusal hizmet olmaktan çıkarılıp piyasa koşullarına, terk edildiği, özelleştirilme adı altında, cemaatlere peşkeş çekildiğinin bilincindeyiz. Bu nedenle kurultayımız, barınma sağlık ve eğitim hakkını kamusal bir hizmet olduğunu görüp, ücretsiz nitelikli ve herkese eşit sunulmasını savunmaktadır.

Koçgiri, Dersim, Maraş, Çorum, Malatya, Sivas, Ümraniye ve Gazi katliamlarının utancıyla yüzleşilmesi ve acıların paylaşılması gerekirken, geçmiştekiler gibi simdi ki başbakanının da Alevileri toplumun diğer kesimleri karşısında açık hedef haline getiren söylemleri, çeşitli topluluklara yönelik olarak yaratılan ve yeniden üretilen kin ve nefret duygularının, kardeşlik ve hoşgörü gibi içi doldurulamayan afakî kavramlarla ortadan kaldırılamayacağını gözler önüne sermektedir. Çağdaş demokrasi ve insan hakları anlayışı, kişilere ve gruplara ırk, inanç, cinsiyet vb. özellikler bakımından taşıdıkları farklılık nedeniyle yöneltilen ve toplumsal önyargılardan beslenen nefret ve ayrımcılık suçu içeren saldırılara karşı yasal düzenlemelerin yapılmasını gerektirmektedir. Türkiye’de Alevilerin ve ötekileştirme ve ayrımcılığa maruz bırakılmış tüm grupların sorunlarını çözme iddiasında olanların öncelikli hedefi, nefret suçlarına ilişkin hukuki alt yapıyı oluşturmak olmalıdır. Türkiye toplumu olarak katliamların ayıbı ve utancıyla yüzleşmek ve mağdurların bu konudaki acı ve hassasiyetlerini paylaşmak amacıyla adım atmak, nefret suçlarına ilişkin bilinç geliştirme yolunda bir başlangıç noktası olarak düşünülmelidir. Alevilere yönelik katliamlar zincirinin bir halkası olan Sivas Katliamının gerçekleştiği Madımak Oteli’nin utanç müzesi haline getirilmesi talebi de bu çerçevede değerlendirilmeli ve bir an önce karşılanmalıdır. Alevilerin toplumsal-tarihsel hafızasında aynı oranda önemli bir yer tutan tüm katliamlarla yüzleşilmelidir. Bu bağlamda, zamanaşımına uğratılan Çorum, Maraş ve Sivas Katliamlarının dosyaları yeniden açılmalı ve failler bir an önce ortaya çıkarılmalıdır. Dersim katliamıyla ilgili devlet arşivlerindeki kayıtlar açılmalı ve Seyit Rıza’nın mezarının yeri açıklanmalı, mezarı ailesine teslim edilmelidir.

Çağdaş demokrasi ve insan hakları anlayışının temel düsturlarından biri de eşit yurttaşlık ilkesidir. Eşit yurttaşlık ilkesi, yurttaşların dili, dini, inancı, cinsiyeti ve ırkı nedeniyle ayrımcılığa maruz bırakılmaksızın hakta ve özgürlükte eşit kabul edilmesini ifade eder. Tam da bu nedenle Alevilerin hemen bütün talepleri eşit yurttaşlık talebi olarak değerlendirilebilecek niteliktedir. Dedelik gibi Aleviliğin temel kurumları devlet merkezli bir kurumsallaştırma hedefi doğrultusunda tartışma konusu yapılmaktadır. Devletin Aleviliğe onu yeniden inşa edecek tarzda müdahalesindeki amaç, Alevilerin son derece anlaşılır ve meşru olan eşit yurttaşlık talebi mücadelesini etkisizleştirmektir. Eşit yurttaşlık ilkesinin hayata geçirilmesi, ötekileştirme ve ayrımcılığı topyekûn reddeden bir bilincin geliştirilmesi ve toplumsal yaşamın her alanının bu bilinç doğrultusunda yeniden yapılandırılması ile mümkündür.

Alevilerin eşit yurttaşlık taleplerine temel teşkil eden en önemli sorunlarından biri de, zorunlu din dersi uygulamasıdır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin ve Danıştay’ın kararlarına rağmen ilk ve ortaöğretimde verilen Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri hukuka aykırı biçimde hala zorunludur. Zorunlu din dersleriyle amaçlanan, inanç yönüyle de tek tip yurttaş yaratmaktır. Bu doğrultuda tek inanç olarak İslam, tek mezhep olarak Hanefilik ve hatta tek itikat olarak maturidilik öne çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu dayatmalar karşısında inançlı veya inançsız, hatta Sünni yurttaşlarımız dahi mağdur konumundadır. Zorunlu din dersi uygulaması Alevilerin vicdan özgürlüğüne müdahale niteliği taşımaktadır ve kaldırılmalıdır.

Öte yandan, bir kamu kurumu olarak din alanına siyasal müdahaleyi kurumsallaştıran ve İslam inancının içeriğini ve biçimini belirlemek gibi teolojik bir göreve soyunmuş olan Diyanet İşleri Başkanlığı’nın konumu ve görevleri, Alevilere yönelik asimilasyonu derinleştirmektedir. İnancı belirli bir İslam anlayışı temelinde ele alan ve din hizmetinin yürütülmesini tekelleştiren Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, bu nitelikleriyle, Alevileri Sünnileştirme amacına hizmet ettiği ve din ve vicdan özgürlüğünü ihlal ettiği açıktır. Aleviliğin, müstakil bir inanç ve ibadet düzeni olduğu, merkezi idare içinde yapılanmış bu kurumca reddedilmektedir. Bu reddiyenin en somut ifadeleri, Aleviler için ibadethane işlevi gördüğü açık olan cemevlerine ibadethane statüsünün tanınmaması ve yurttaşların hakta ve özgürlükte eşitliğini hiçe sayarak Alevi köylerine zorla cami yapılmasıdır. Aleviler için tartışmasız biçimde en önemli kutsal mekânlardan biri olan Hacı Bektaş Dergâhı, ücret karşılığı ziyaret edilebilen bir müze statüsünden çıkarılarak gerçek sahiplerine teslim edilmelidir. Alevi toplumunun önemli kutsal mekânlarından bir diğeri olan, Elmalı Tekke Köyü’ndeki Abdal Musa türbesinin yanı başında taş ocağı yapılması için ruhsat verilmesi, Dersim’de Munzur vadisinde yapılması planlanan barajlarla Alevilerin kutsal saydığı çeşitli mekân ve ziyaretlerin yok edilecek olması da Alevilerin inanç ve ibadet özgürlüklerine doğrudan saldırı niteliği taşımaktadır.

Aleviler kendisi için talep ettiği tüm demokratik hak ve talepleri, bu ülkede yaşayan ve aleviler gibi ayrımcılığa maruz kalan tüm farklı; etnik, inançsal, kültürel kimlikler içinde eş değerde talep etmektedir.

Bu nedenle kurultayımız, ülkemizin en önemli gündemlerinden birini oluşturan Kürt sorununun, demokratik, barışçıl ve şiddetten arındırılmış yöntemlerle çözülmesini talep etmektedir. Kürtlerin kültürel kimlik haklarını ve anadillerini kullanma özgürlüğünü evrensel bir insan hakkı olarak görmektedir.

Kurultayımız yukarıda ifade edilen tüm bu sorunların çözümü ve taleplerin karşılanmasını sağlayacak zeminin yaratılmasının; Türkiye’nin ihtiyacı olan, toplumun tüm kesimlerinin katılımı ile yeni baştan yazılmış, demokratik bir anayasadan geçtiğine inanmaktadır.

15 – 16 Ocak 2011

Kategori: Gündem