Köşe Yazıları

Yumurtada fipronil kalıntısı hangi sorunlara işaret ediyor – Bülent Şık

Avrupa’da çeşitli ülkelerde piyasadaki yumurtalarda zehirli bir kimyasal madde olan fipronil isimli pestisitin kalıntısının çıkması son birkaç aydır gündemde. En son bir internet sitesinde yer alan “Zehirli Yumurta Krizinde Sansür” başlığını taşıyan haber meselenin başka bir noktasına dikkat çekiyor. Üretiminde yumurta kullanılan çeşitli gıdalarda fipronil kalıntısı olup olmadığı ve halk sağlığı adına yapılan çalışmaların halktan gizlenmesi.

Yumurta gıda sektöründe çok kullanılır; örneğin bisküvi, kek, kurabiye vs. gibi işlenmiş yüzlerce gıda maddesinin imalat reçetesinde yer alan bir gıda maddesidir. Yumurtada bulunan fipronil kalıntısı haliyle işlenen bu ürünlere de geçecektir. Ancak bu geçişin ne düzeyde olduğu ya da işlenmiş gıdalarda fipronil kalıntısı bulunup bulunmadığı sadece laboratuvar analizleri ile anlaşılabilir. Avrupa’daki gıda ürünlerinde bu tarz bir analizin yapılıp yapılmadığını bilmiyoruz; ama çok kuvvetle muhtemel işlenmiş gıdalarda fipronil kalıntısı var mı diye bakmak kimsenin aklına gelmemiştir. Yumurtada tespit edilen fipronil kalıntısının tesadüfen tespit edilmiş olma ihtimali de bence çok yüksek. Bu önemli bir nokta ve biraz açmak gerekiyor. Gıdalarda pestisit kalıntılarına bakılırken “çoklu kalıntı analizi” dediğimiz bir analiz yöntemi kullanılır. Bu analiz yönteminde aynı anda ya da bir seferde onlarca ya da yüzlerce pestisitin kontrolü yapılabilir. Yani o gıdada hangi pestisitlerin kalıntısı var ve ne miktarda var sorularına yanıt aranır.

Ancak çoklu kalıntı analizi yöntemi ile sadece analiz yönteminin kapsamı içinde yer alan pestisitlerin kalıntısını araştırabilirsiniz ve bu çok önemli bir sorundur. Bir analiz yöntemini doğru ve kesin sonuçlar elde edebilecek şekilde kullanmadan önce laboratuvarda bazen günler süren ön çalışmalar yapılır. Analitik kimya çalışanlar bu işe “metot oturtma” derler.  Pestisit metot oturtma çalışması özetle şöyle bir şeydir: Mevcut gıda mevzuatı tarımsal ürünlerin üretiminde hangi pestisitlerin kullanılmasına müsaade ediyorsa o pestisitlerin kalıntısını araştıracak bir yöntem oluşturulur. Buna ek olarak, geçmişte kullanılmış ancak artık kullanılması yasak olan pestisitleri de analiz yöntemine katabiliriz. Bu kabaca yüzlerce pestisitin analizini yapabilecek bir metot oluşturmak anlamına gelir. Literatürde de tek bir analiz yöntemi ile örneğin 500 farklı pestisiti analiz edebilme kapasitesine sahip analiz yöntemleri vardır. Ama çalışılacak 500 pestisit metot oturtma çalışmaları esnasında tek tek analiz cihazına tanıtılır; onları tespit etmeye yarayacak analitik parametreler belirlenir. Bu iş tamamlandığında laboratuvara gelen bir gıda örneğinde doğal olarak sadece daha önce analiz cihazınıza tanıttığımız pestisitlerin kalıntısı var mı yok mu diye bakabiliriz. Ancak bu analiz yöntemi kapsamında bulunmayan ama gıdada kalıntısı bulunan bir pestisiti tespit edemeyeceğimiz anlamına gelir. Meselenin kırılma noktası burasıdır. Analiz yönteminde fipronili tespit etmek için gereken ön çalışmalar daha önce yapılmışsa fipronil tespit edilebilir.

Öyleyse bu bilgiler ışığında meseleye bakalım.

Yumurtada fipronil kalıntısı bulunduğu ilk Almanya’da açıklanmıştı; sonraki günlerde diğer ülkelerdeki yumurtalarda da fipronil kalıntısı çıktığına dair haberler gelmişti. Almanya’daki laboratuvarın kullandığı analiz yönteminin kapsamı içinde fipronil bulunduğu için bu tespitin yapılabildiğini düşünebiliriz. Diğer ülkelerin ise “acaba bizim ülkemizdeki yumurtalarda durum ne?”  sorusuna yanıt için analiz yöntemlerini gözden geçirerek, yöntemi fipronil tespitini sağlayacak şekilde yeniden düzenlediklerini söyleyebiliriz.

Ama bu meseleye daha geniş bir çerçeveden bakmalıyız. Toksik kimyasal kalıntıları ile ilgili çalışmalarda daha önceden ön çalışmasını yapmadığımız, metot oturtma çalışmalarının bir parçası olmayan kimyasal maddeleri tespit edemeyiz.

Fipronil odağında bakarsak bu şu anlama gelir: Belki de yıllar boyunca yumurtalar fipronil kalıntısı içeriyordu ve analiz çalışmalarında fipronile bakılmadığı için bir tespit de yapılamadı. Bunun ne kadar önemli bir halk sağlığı sorunu oluşturduğunu söylememe sanırım gerek yok ve izleyebildiğim kadarıyla Avrupa kamuoyunun dahi meseleyi bu çerçeveden kavradığını düşünmüyorum. Norm oluşturan, halk ve çevre sağlığı adına faaliyet gösteren kamu kurumlarının işlerini nasıl yaptıkları üzerine, ya da nasıl yapmadıkları üzerine çok şey söylüyor fipronil meselesi.

Örneğin ülkemizde gıdalarda kalıntısı çıkması muhtemel 600 civarında pestisitin analizini yapan tek bir kurum dahi yoktur. Şu sıralar ciddi bir tartışma konusu olan glifosatın gıdalarda kalıntısı var mı, varsa ne düzeyde var sorularına yanıt verecek tek bir saha çalışması bile yapılmamıştır ülkemizde. Ancak bu saha çalışmalarının ya da kalıntı izleme çalışmalarının yapılması gerekliliğine işaret etmem toksik kimyasalların kullanılmasını meşru gördüğüm anlamına da gelmemeli.

Bu meselelere analitik bir çerçeveden bakarak bu toksik kimyasalların neden kullanıldıklarını, ne gibi sonuçlara yol açtıklarını, hangi alternatiflerin dışlandığını ve hangi akademik-politik mekanizmalarla hayatlarımıza dâhil edildiklerini mesele yapmalıyız kuşkusuz. Ama işin aslına bakılırsa kapsamlı ve iyi tasarlanmış saha çalışmaları ile meselenin ne kadar büyük olduğunu ve kamu refahını nasıl tehdit ettiğini gösterebilmek de olanaklıdır ve bu azımsanmamalıdır.

Gıdalar gerek çevreden bulaşan ve gerekse pestisitler gibi gıda maddelerinin üretilmesi esnasında kullanılan sayısı binleri bulabilen, çeşitli toksik kimyasalları içerebilirler. Az veya çok bu toksik kimyasalların kalıntısı gıdalarda bulunur ve ne mutlu ki bu binlerce toksik kimyasal aynı anda gıdalarda bulunmaz.

Doğal şartlar, gıdaların yetiştirildiği ekolojik ortamın ne ölçüde kirli olduğu, imalat ve ambalajlama teknikleri gibi pek çok parametreye bağlı olarak gıda maddeleri de belirli bazı toksik kimyasallar açısından risk içerir. Durum tespiti yapmak ve gerekli önlemleri zamanında alabilmek için de kapsamlı saha çalışmalarına, halk sağlığını koruyacak izleme ve denetim programlarına ihtiyaç vardır. Ama bu çalışmaları organize eden, gerçekleştiren sistemin işleyişinde çok ciddi sorunlar olduğu da bir gerçektir. Sistemin geneli gizlilik üzerine kuruludur ve bu gizlilik örtüsünü kaldıran her çalışma önemlidir. Dolayısıyla Avrupa’daki fipronil krizinde kamu çalışmalarının nasıl yapıldığını ve elde edilen sonuçların neler olduğunu anlamak için girişim yapan kişi ve kurumların bu taleplerinin reddedilmesine, bilgilerin kamuya açıklanmamasına ve erişim yasağı getirilmesine de bu çerçeveden bakabiliriz. Erişim yasağı kalksa sistemin ne kadar problemli olduğunu gösterebilmek olanaklı olabilecekti çünkü.

Fipronil meselesinin bize söylediği kanımca budur.

 

Bülent Şık