Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Plastik üretimi, iklim krizi, seller ve plastik kirliliği

Size desem ki kullandığımız her plastik, orman yangınlarına yapılmış bir katkıdır!

Size desem ki üretilen her tek kullanımlık ya da diğer plastik, ormanlara çakılmış bir kibrittir!

Size desem ki ithal edilen her kg. plastik çöp, sellerde kaybedilen canların da sorumluluğu altına girmektir!

Muhtemelen abartıyorsun diyenleriniz olacaktır.

Ancak işin içyüzü benim değil, aslında hepimizin ancak eşit olmayan düzeylerde birlikte abarttığına işaret ediyor. Çöp ithalatçısı, tek kullanımlık plastik üreticisi, perakende satıcısı, karar alıcısı, tüketicisi, sanayicisi kısacası tüm bileşenler bu abartının farklı düzeylerde sorumlusu. O yüzden silkinmenin vakti geldi de geçiyor. Ancak bu silkinme üretimini yaptığı plastiğin, inşa ettiği betonların, sattığı fosil yakıtın iklim krizine olan devasa katkısında bir azaltıma gitmeden, 3-5 fidan bağışı yaparak ya da selzedelere yemek, battaniye ya da benzeri yardımlar dağıtarak kendini aklamakla değil, şapkayı önüne koyup sorumluluk üstlenmekle ancak mümkün olur. Çünkü ortaya çıkan felaketler birbiriyle bağlantılı onlarca başka felaketin de yaratıcısı konumunda. Dolayısıyla sebep olunan felaketin nedeninin ortadan kaldırılması uzun erimli birçok sorunun da ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır.

Felaketin görünmeyen kısımları

Son zamanlarda yaşanan sel felaketleri herkesi derinden etkiledi ve birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. Şehirleşme, dere yatağı tahribatı, HES tahribatı, ormansızlaşma ve daha birçok konu bu tartışmalar içerisinde yanlış ya da doğru birçok kişi tarafından gündeme getirildi. Sellerden dolayı hayatını kaybeden tüm canlılar, yıkılan evler ve tarumar olan yerleşimler hala TV’lerde post-apokaliptik film sahnelerini aratmayan bir formda görülmeye devam ediyor. Bu şekilde gidersek daha kötüleriyle de karşılaşacağımız artık kesin.

Tüm bunlar felaketin görünen kısımları. İnsanoğlu hep görünen kısımla ilgilenmeye meyillidir. Nitekim iklim krizinin insanlar tarafından hala tam olarak kabullenilemiyor oluşu da çok kısa zaman süresinde gözlemlenemiyor oluşundan kaynaklanıyordu. Ancak sağ olsun endüstriyel üretim sayesinde artık çok kısa süreler içerisinde onu da gözlemleyebiliyoruz. Yine de hala görülmeyen bazı ikincil problemler var ki onların yarattığı tahribat da doğal olarak göz ardı ediliyor. O da mikroplastik kirliliği. Ne alakası var demeyin! En başta da söylediğimiz gibi tüm çevresel problemler insan kaynaklı olduğu için hepsinin mutlaka birbirleriyle ilişkisi mevcut. Önemli olan analitik düşünerek bu bağlantıları kanıtlarıyla ortaya konulması. 2018 yılında yayınladığımız ve son sellerle beraber tekrar gündeme gelen bir çalışmamız bu ilişkiyi açık ve net bir şekilde ortaya koymuş ve ortaya çıkan felaketlerin nasıl da başka felaketlerin de tetikleyicisi olabileceğini göstermiştik.  2016 Aralık ve 2017 Ocak ayları içerisinde Doğu Akdeniz’de meydana gelen aşırı yağışlar çok büyük bir sel felaketine neden olmuş, ciddi anlamda maddi ve manevi zarar meydana getirmişti. Bu zararın yanında ciddi miktarda çöp denize taşınmıştı ve bu çöpler içerisinde de hatırı sayılır miktarda plastik vardı. İşte bu plastiklerin  önemli bir kısmı mikroplastik formunda olup Mersin Körfezi’nin kendi dinamiği içerisinde hapsolmuş ve kaygı uyandıracak düzeyde bir kirliliğe neden olmuştu. Selden önce ve selden sonra aynı lokasyonlarda gerçekleştirdiğimiz iki farklı örnekleme çalışmasından elde ettiğimiz sonuçlar oldukça şaşırtıcıydı, çünkü daha önce pek fazla ortaya konulmamış bir durum meydana gelmişti. Aynı istasyonlardaki mikroplastik miktarı yaklaşık 14.2 kat artmış ve adeta körfez mikroplastik çorbasına dönüşmüştü.

Selle beraber sadece mikroplastik miktarında değil plastiğin kimyasal çeşitliliğinde de önemli düzeyde bir değişim meydana gelmişti. Çoğunlukla dayanıklı tüketim malları, otomotiv ve inşaat sektöründe kullanılan plastik türleri de deniz ortamında ciddi bir artış göstermişti. Benzer şekilde kıyısal bölgede sürdürülen tarımsal faaliyetlere ait plastikler de olduğu gibi denizel ortama taşınmış ve özellikle sera örtü poşetleri ve tek kullanımlık damlama borularına ait partiküller adeta denizi işgal etmişti. Bu etkinin sürekliliğini takip eden yaz mevsiminde kıyısal alandan yüksek düzeyde mikroplastiğin kıyıya vurduğu bildirimleri ile de anlamak mümkün olmuştu. Birçok kişi o dönem elinde kavanoz ile kıyıdan aldıkları numuneleri tarafıma göndermişti.

Dere yatağı ne yerleşim yeri ne de çöplük olmalı

İşte üç yıl önce yayınladığımız bu fenomen, şu sıralar ciddi bir sel felaketi yaşanan Batı Karadeniz için de gündeme geldi. Zaten plastik kirliliği ile boğuşan Karadeniz, eksik ve yetersiz atık yönetimi ve daha önceleri deniz kenarına dökülüp sonrasında sahil yolu ile asfalt altına gömülen şehir çöplüklerinin kendisini boğmasının yanında sel ile taşınan plastik çöplerle yüz yüze. Son yıllarda Karadeniz’de gerçekleştirilen çalışmalar, bize Karadeniz’in ciddi anlamda plastik kirliliği sorununa sahip olduğunu göstermişti. Üstüne bir de önüne kattığı her şeyi sürükleyen seller de eklenince ortaya daha vahim bir durum çıkmış olabilir.

Bunun için mutlaka önlem alınmalı ve sonraki sellerde böyle bir problemin oluşması da engellenmelidir. Özellikle gelişigüzel çöp toplama alışkanlığına sahip olan belediyeler çöpe sahip çıkarak kaynağında ayrıştırmayı ve düzenli çöp toplama faaliyetini akla ve bilime uygun olarak gerçekleştirmelidir. Gelişigüzel şehirlere dağıtılmış leş kokan çöp tenekeleri için sağlam ve kapalı alternatifler düşünülmeli ve gerek sel gerekse de şiddetli yağışlarda meydana gelen yüzey akışından etkilenmeyecek lokasyonlara bu çöp konteynerleri yerleştirilmelidir. Bunun yanında adeta birer çöplüğe dönmüş olan tüm nehir yatakları temizlenmeli buraların çöplük olarak kullanılmasının önüne geçecek yatırım, uygulama ve çalışmalara başlanmalıdır. Türkiye’nin hala birçok belediyesi çöp aktarma ve toplama alt yapısından mahrum. Özellikle kırsal bölgelerde bu durum daha vahim bir halde. Bu durumu ortadan kaldıracak ulusal çapta ve göstermelik olmayan önlemler bir an önce hayata geçirilmelidir.

Dere kenarları ya da yatakları ne yerleşim yeridir ne de çöplüktür. Bu durumu ortadan kaldırmak için etkili çözümler gerçekleştirilmezse denizlerimiz zaten altında ezildikleri plastik çöp tarafından adeta boğulacaklar. Çünkü şu anda bile denizlerimizdeki çöplerin %80’e yakını tek kullanımlık plastik çöplerden oluşuyor. Bunların bir şekilde uzun vadede deniz dibine hapsoldukları ve adeta oraları çölleştirdikleri unutulmamalıdır. Biliyoruz ki temiz deniz yoksa sağlıklı bir hayat da olamaz.

Kategori: Hafta Sonu