Ana Sayfa Blog Sayfa 816

Dünya kavruluyor: Tokyo 36, Bağdat 50 dereceyi gördü, Birleşik Krallık kuraklık önlemi alıyor

Dünyanın pek çok bölgesi değişen iklim koşulları ve olağanüstü hava sistemi değişiklikleri sebebiyle aşırı sıcaklarla boğuşuyor.

Temmuz ayında Avrupa‘nın pek çok kentinde hayatı felç eden ve binlerce insanın ölümünne sebep olan aşırı sıcaklar, tüm dünyada hükümetleri eyleme geçmek zorunda bırakıyor.

Sıcak dalgası Çarşamba günü itibariyle batıdan doğuya geçerek Japonya‘nın geniş bölgelerini etkisi altına alırken, Tokyo yakınlarındaki bazı şehirlerde sıcaklıklar 39 dereceye ulaştı.

Tokyo’nun merkezinde hava 36.1 derece ölçülürken Tokyo yakınlarındaki Saitama eyaletindeki Koshigaya şehrinde 39 dereceye, Mie eyaletindeki Kuwana’da 38.9 dereceye yükseldi.

Çok sayıda insan sıcak çarpması sebebiyle hastanelere başvururken, güneydeki Okinawa bölgesinden doğudaki Kanto-Koshin bölgesine kadar olan kesim için sıcak çarpması uyarıları yapıldı.

Japonya Meteoroloji Ajansı, insanları sıcaklığa bağlı hastalıklara karşı tedbir alması için bir açıklama yayımladı ve vatandaşları gün içinde gereksiz dışarı çıkmamaları, egzersizden kaçınmaları, gerektiğinde klima kullanmaları ve susuz kalmamaları konusunda uyardı.

Öte yandan, hava sistemlerinin kararsız hale gelmesiyle kuzey Japonya’daki Tohoku ve Hokkaido bölgelerinde de şiddetli sağanaklar yaşanıyor.

Kamu yayın organı NHK, bunun düşük basınçlı sistemden ve Japonya’nın kuzey bölgelerindeki cephelere hareket eden sıcak ve nemli havadan kaynaklandığını söyledi.

Avrupa’da binlerce ek ölüm

Avrupa ülkeleri de üçüncü bir sıcak dalgasının eşiğinde.

Kıtanın büyük bölümünde sıcaklıklar geçen ayın ortasında yükselerek 18-20 Temmuz tarihleri ​​arasında rekor kırmış, Fransa, İspanya, Portekiz, İtalya ve Yunanistan’ın turistik bölgelerinde, Atina’nın hemen dışında da orman yangınları çıkmış vebu süreçte şiddetli sıcak sebebiyle Avrupa çapında binlerce ek ölüm yaşanmıştı.

Bu hafta açıklanan ölüm rakamlarına göre, sıcaklıkların kuzeyde Hamburg’a kadar 40 dereceye ulaştığı Almanya’da özellikle keskin bir artış görüldü. Koronavirüs pandemisine atfedilen ölümler hariç, ülke 18 Temmuz haftasında son beş yıla kıyasla 3 binden fazla aşırı ölüm kaydetti.

İklim araştırmacılarının şiddetli yaz sıcaklarının Avrupa’daki seyahat modellerini değiştireceğini öngörüyor.

Örneğin İngiltere’de, kuraklık sebebiyle Yorkshire’da ‘su seviyeleri tekneleri destekleyemediğinden’ üç kanal trafiğe kapatıldı.

Canal and River Trust, düşük su seviyeleri nedeniyle Yorkshire’daki popüler su yolunun üç bölümünü kapatmak zorunda kaldı. Yaz aylarında eğlence tekneleri ile popüler olan bu bölgelerin kapanması gezi ve tekne tatillerinin iptaline yol açacak.

Avrupa Kuraklık Gözlemevi’nin (EDO) son haritasına göre, AB topraklarının yüzde 45’i ‘uyarı’ ve yüzde 15’i de ‘alarm’ koşullarında.

Dorbyshire, İngiltere. Fotoğraf: Jon Super / AP

Birleşik Krallık’ta su kısıtlamaları

Daha az yağış ve anormal derecede yüksek sıcaklıklar, Birleşik Krallık’ın çeşitli bölgelerinde kuru koşulları daha da kötüleştirdi.

Birleşik Krallık genelinde hükümet,  mevcut uzun süreli kuru hava döneminde su kaynaklarını ve çevreyi korumak için suyu akıllıca kullanmalarını istedi.

Uzmanlara göre nehir seviyelerinin ‘olağanüstü düşük’ olması nedeniyle İngiltere’nin Ağustos ayında kuraklıkla karşı karşıya kalması muhtemel.

sıcak ve kurak günler nedeniyle kuraklığı planlamak için planlanandan daha erken bir araya gelen Birleşik Krallık Çevre Ajansı (UKEA) ve Ulusal Kuraklık Grubu (NDG) 26 Temmuz’da özellikle ülkenin güney ve doğusunda, önümüzdeki birkaç haftanın daha kurak olacağı tahminleri açıklandı ve UKEA, kuraklık planlarının ilk aşamalarının uygulamaya konduğunu söyledi.

Water UK politika direktörü Stuart Colville toplantıda, “Ülkenin çoğunda devam eden sıcak hava, 1970’lerden bu yana en kurak kış ve ilkbaharı takip ediyor” dedi.

Birleşik Krallık’ta sıcaklıklar, 19 Temmuz’da tarihte ilk kez 40°C sınırını aşmıştı.

Greenwich Parkı, Londra. Fotoğraf: Xinhua

İngiltere’nin meteoroloji ajansı Met Office, Ağustos 2022 için yaptığı son tahmininde başka bir şiddetli sıcak dalgası daha öngördü.

Bazı bölgelerin önümüzdeki hafta sonuna kadar 30 derecenin ortalarına ulaşması bekleniyor. Ancak tahminciler, herhangi bir sıcaklık rekorunun kırılmasını beklemediklerini de ekliyor.

Met Office baş tahmincisi Steve Willington şunları söyledi:

“Ortalamanın üzerindeki sıcaklıklar üç gün veya daha uzun sürerse, Birleşik Krallık’ın bazı bölgelerinin sıcak dalgası koşullarına girdiğini görebiliriz. Birleşik Krallık’ın birçok bölgesi, özellikle güneyi, ortalamanın birkaç derece üzerinde sıcaklıklara tanık olacak, ancak bu değerlerin, Temmuz ortasında gördüğümüz rekor kıran sıcaklıkların oldukça altında olması muhtemel. İngiltere’nin güneyindeki bölgeler için tahminlerde çok az anlamlı yağmur var.

Irak’ta ‘cehennem sıcakları’ sonrası kamu tatili

Irak’ta yükselen sıcaklıklar, ülkenin 18 vilayetinden sekizinde devlet dairelerinde çalışmaların askıya almasına neden oldu.

Başkent Bağdat’ın yanı sıra Wasit, Necef, Babil, Basra, Diwaniya, Muthanna ve Diyala illerinde kamu çalışanları bugün 50 dereceye ulaşan yüksek sıcaklıklar nedeniyle izinli olacak.

Fotoğraf: Bağdat, AFP

Irak’taki sıcak dalgası olağandışı sayılmasa da bölge sakinleri koşulların kötüleştiğini söylüyor.

Bu yıl güçlü toz fırtınaları da yaşayan Irak, Birleşmiş Milletler tarafından iklim değişikliğine karşı Orta Doğu’daki en savunmasız ülkelerden biri olarak kabul ediliyor.

Hakkında az bilgi olduğu için göz ardı edilen yaban hayatı türleri, iki kat fazla risk altında

Yeni bir çalışma, dünyada yaban hayatının ‘genellikle göz ardı edilen’ türlerinin, normalden iki kat daha fazla yok olma tehdidi altında olduğu konusunda uyarıyor.

Hakkında daha az veriye sahip olunan türlerin yok olma riski iki katına çıkıyor ve bu, daha önce düşünülenden çok daha fazla türün tehlikede olduğu anlamına gelebilir.

Bilim insanları 147 binden fazla bitki ve hayvanın durumunu değerlendirirken, tam bir değerlendirme için “yeterince veri olmadığı” düşünülen binlerce tür var.

Dağılımları veya popülasyonları hakkında yeterli veri  olmayan bu türler, Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından her yıl güncellenen “tehdit veya tehlike altındaki türler” listesine dahil edilmiyor ve DD kategorisine alınıyor.

Bilim insanları bunun bu türleri tehdit eden faktörleri artırdığını düşünüyor. Çünkü IUCN tarafından oluşturulan bu kırmızı liste, hükümetlerin koruma eylemi için hangi türlere öncelik verilmesi gerektiğini belirlemek için baktığı önemli bir kaynak.

DD kategorisindeki yaklaşık 20 bin tür, hem politika yapıcılar tarafından ‘en az endişe edilmesi gerekenler’ olarak görülüyor hem de biyoçeşitlilik etkilerini analiz eden çalışmalarda genellikle göz ardı ediliyor.

Nesli tehlike altındaki türlerden biri olan kırmızı panda (Ailurus fulgens)

Communications Biology dergisinde yayımlanan çalışmada araştırmacılar, IUCN kırmızı listesinde ‘tehlike altındaki türler’ olarak değerlendirilen ve ‘veri eksikliği nedeniyle DD kategorisine alınan bu türlerin yok olma risklerini karşılaştırdı.

Sonuçta, DD kategorisindekilerin yüzde 56’sının tehdit altında olduğunu, buna karşılık listede yer alan ve değerlendirilen türlerin yüzde 28’inin tehdit altında olduğunu buldular.

Araştırmacılar, memelilerin, sürüngenlerin ve böceklerin yarısından fazlasının yanı sıra, DD kategorideki amfibilerinin yüzde 85’inin de risk altında olduğunu söyledi.

DD türlerinin popülasyonunu tahin etmek zor olduğundan araştırmacılar, türlerin küresel dağılımı, iklim koşulları, arazi kullanım değişiklikleri, pestisit kullanımı ve istilacı tehditler gibi bildikleri temel faktörlere dayanarak türlerin yok olma riskiyle karşı karşıya olma olasılıklarını tahmin eden bir algoritma oluşturdu.

Bu algoritma coğrafi dağılımları bilinen DD türleri üzerinde, yani tüm kategorinin yüzde 38’i üzerinde çalıştırıldı.

Araştırma ekibinden Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi‘nden ekolojist Jan Borgelt, verileri az olan tehlike altındaki  bitki ve hayvanların birçoğunun “uzak bölgelerdeki dar sahalı türler” olduğunu ve birçoğunun Orta Afrika, Madagaskar ve Güney Asya‘da olduğunu söyledi.

Risk altında olma olasılığı çok yüksek olan bazı DD türleri arasında, Sholai gece kurbağasının yanı sıra, yüzde 95’lik bir yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Sierra Miahuatlan spikethumb kurbağası ve Ajijic silverside adlı bir Meksika balığı yer alıyor.

BM’nin Biyoçeşitlilik ve Ekosistem Üzerine Hükümetlerarası Bilim-Politika Platformu‘nun 2019 tarihli bir raporuna göre, IUCN tarafından hiç incelenmemiş milyonlarca bitki ve hayvan türü daha var ve bilim insanları bunların da yaklaşık bir milyonunun yok olma tehdidi altında olduğunu tahmin ediyor.

ABD maymun çiçeğini halk sağlığı acil durumu ilan etti

ABD hükümeti maymun çiçeği vakalarının artışıyla salgını halk sağlığı acil durumu ilan etti. 

Halk sağlığı acil durumu ilanı salgının yayılmasını engelleyecek önlemleri ve bu doğrultuda yapılacak çalışmaların hızlanmasını sağlayacak. 

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) de dünya çapında maymun çiçeği vakalarının artmasından sonra en üst seviye acil durum uyarısında bulunmuştu. 

ABD’de maymun çiçeği vakalarının yoğun olarak New York’ta çıktığı bildirildi. New York’ta geçen hafta olağanüstü hal ilan edilmişti.

ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) küresel olarak maymun çiçeği vakalarını web sitesinde yayınlıyor. 

CDC’nin son verilerine göre ABD’de 7 bin 101 vaka bulunuyor. 

ABD’yi 4 bin 577 vakayla İspanya, onu da 2 bin 839 vakayla Almanya takip ediyor. 

Dünya genelinde toplam vaka sayısı ise 26 bin 864 olarak görünüyor. Ancak bazı ülkelerdeki vaka sayısı veri setine yansımış değil. 

Türkiye’deki vaka sayısı ise en son beş olarak açıklanmıştı. 

Maymun çiçeği nedir?

Çiçek hastalığının (smallpox) bir varyasyonu olan maymun çiçeği (monkeypox) bir DNA virüs.

Araştırmacılar ilk olarak 1958’de laboratuvar maymunlarında tespit etttiği için bu adla anılsa da, kemirgenler gibi vahşi hayvanlardan veya enfekte insanlardan insanlara bulaştığı düşünülüyor. Aynı zamanda yakın temasla bulaşabildiği belirtiliyor.

Afrika’da bir yılda, tipik olarak kıtanın batı ve orta kesimlerinde ortalama birkaç bin vaka görülüyor.

Bu zamana kadar Afrika dışında görülen çok az sayıda vaka, Afrika’ya seyahatle veya enfekte hayvanların ithalatıyla ilişkilendirilebilmişti.

Fakat geçen hafta Afrika dışında tespit edilen vakaların sayısı – ki bu neredeyse kesin olarak artıyor – virüsün insanlarda hastalığa neden olduğu ilk kez keşfedildiği 1970 yılından bu yana, kıta dışında tespit edilen toplam vaka sayısını çoktan aştı. 

Nature dergisinden Max Kozlov‘un makalesine göre,  ABD Ordu Tıbbi Araştırma Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü‘nden virolog Jay Hooper, maymun çiçeğinin COVID-19 pandemisinden sorumlu virüs SARS-CoV-2 gibi olmadığını söylüyor.

Virüs, grip benzeri semptomlara neden olabiliyor, ayrıca genişlemiş lenf düğümleri oluşturarak  yüzde, ellerde ve ayaklarda belirgin sıvı dolu lezyonları tetikliyor.

Genelde çoğu insan, tedavi olmaksızın birkaç hafta içinde maymun çiçeği hastalığından kurtuluyor, fakat özellikle risk gruplarında ağır vakalar ortaya çıkabiliyor. 

Maymun çiçeği belirtileri tipik olarak ateş, yoğun baş ağrısı, kas ağrıları, sırt ağrısı, düşük enerji, şişmiş lenf düğümleri ve deri döküntüsü veya lezyonlarıdır.

Bilim insanları neden tetikte, neler biliniyor?

Eskişehir’in can suyu Porsuk Çayı, yanlış tarım politikalarıyla can çekişiyor

Eskişehir Çevre Koruma ve Geliştirme Derneği (ESÇEVDER), Sakarya ırmağının en uzun kolu olan ve Eskişehir’in içinden geçen Porsuk Çayı’na dair inceleme ve tespitlerde bulundu.

Dernek Başkanı Sadık Yurtman, Porsuk Çayı’nın Beylikova’dan itibaren, 448 kilometrelik bölümünün Sakarya ırmağına ulaşamadan kurutulduğunu ve bunun binlerce balık ölümüne neden olduğunu ifade etti.

Yapılan incelemelerin ardından derneğin yazılı açıklamasında, “2021 yılı kışında bölgemizin aldığı yağış miktarı ve Porsuk Çayı üzerindeki barajların doluluk oranları göz önüne alındığında çayın kurumasının sebebinin yağış azlığından olmadığı açıktır” denildi.

Tarım politikası sil baştan ele alınmalı

Mezopotamya Ajansı‘nın aktardığına göre Yurtman, Porsuk’un Eskişehir’in can suyu olduğunun altını çizerek çay yolu üzerindeki tarımsal faaliyetlerin denetlenmesi gerektiğini vurguladı:

Kütahya /Gediz/ Murat Dağı’ndan doğan Porsuk Çayı’nın Beylikova’ya ulaşana kadar su tüketimi çok fazla olan mısır, pancar, yonca gibi tarımsal ürünlerin ekimi, serbest piyasa taleplerine göre değil, ülkenin çıkarları doğrultusunda kotaya bağlanmalı; Porsuk Çayı ve havzasındaki su kuyuları yapılacak sulama sınırlandırılmalı ve sıkı bir şekilde denetlenmelidir.”

İç Anadolu’nun en önemli çaylarından birinin kurumasının, tarımsal üretimin en düşük seviyeye indiği dönemde gerçekleşmesinin en önemli sebebi yanlış tarım ve sulama politikasıdır.”

Ülkenin tarım politikasının sil baştan ele alınarak acilen planlı tarıma geçilmesi, tarımsal sulamanın da bu kapsamda planlanması, tarımsal su tüketiminin katı şekilde denetlenmesi, kaçak kuyuların önlenmesi, yasal kuyuların vahşi sulamaya karşı önlem alınması ülkemizin en temel ve vazgeçilmez kaynağı olan sularımızın korunması için elzemdir.

 

Meslek odalarından YK Enerji’nin elektrik kesintisi iddialarına yanıt: Felaket senaryoları…

MUĞLA- Milas‘a bağlı İkizköy Akbelen Ormanı’ndaki maden sahasını genişletmek isteyen YK Enerji, Muğla 1. İdare Mahkemesi tarafından verilen maden izninin yürütmesinin durdurulması kararının kaldırılmasını talep etmiş, santrallerin Türkiye’nin elektrik arzında stratejik öneme sahip olduğu belirtilmişti. TMMOB Elektrik ve Makina Mühendisleri Odaları‘ndan söz konusu iddialara yanıt geldi.

Meslek odaları Yeniköy, Kemerköy ve Yatağan linyit santrallarına kömür temin edilememesi durumunda Muğla’da ve Ege Bölgesi’nde uzun elektrik kesintileri yaşanacağı yönündeki iddiayı şöyle yanıtlıyor:

“Ülke genelindeki enerji arzının yönetimi, TEİAŞ Yük Tevzi Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilmektedir. Ege Bölgesi enterkonnekte sistem ile diğer bölgelere bağlıdır. Diğer bölgeler ile yeterli miktarda elektrik enerjisi alış-verişi yapma imkanına sahiptir. Bölge içindeki yerleşim merkezleri de, enterkonnekte sistem ile birbirlerine bağlıdır. Bölge, ihtiyaç halinde, TEİAŞ Yük Tevzi Müdürlüğünün üretim/tüketim dengesini esas alan yönetimi altında, ülkedeki ve/veya bölgedeki kapasite ile beslenebilir.”

Muğla, Milas‘a bağlı İkizköy‘de Yeniköy Kemerköy Elektrik Üretim ve Ticaret A.Ş.’nin (YK Enerji) enerji arzını göstererek iki termik santrale kömür sağlamak için kömür madeni sahasını genişletmek istiyor. 

YK Enerji’nin işaret ettiği enerji arzıyla ilgili olarak meslek odalarından yapılan açıklamada ise şu ifadelere yer veriliyor:

“Muğla ilindeki özelleştirilmiş linyit yakıtlı üç eski kamu santralının yeni sahipleri, mevcut santralların kömür sahalarındaki kömürün azalması ve bir süre sonra tükeneceğinin ortaya çıkması üzerine, bölgede yeni açık ve kapalı kömür sahalarının açılmasına yönelik yoğun bir çalışmanın içine girdiler. Bu şirketler yıllardır karbon salımları ve özensiz açık maden işletmeciliği ile çevreye verdikleri zararın unutulacağını varsaydılar.”

Bölgenin bir yaşam alanı olduğunun hatırlatıldığı açıklamada “Orman varlıklarını, zeytin bahçelerini, tarım alanlarını, tarihi ve kültürel eserlerle bezenmiş dokusunu, turizm, eko- turizm, agro-turizm potansiyelini yok sayıp, doğal çevreyi yıkma-yok etme de dahil, her ne pahasına olursa olsun, daha çok elektrik üretmek ve kazançlarını katlamak için yoğun bir kamuoyu oluşturma çabasına girdiler” deniliyor.

Enerji ve özel olarak elektrik kesintisinin meslek odalarının üzerinde yıllarca çalışmalar yaptığı ve raporlar ortaya koydu bir konu. 

Meslek odaları da bölgenin enerji ihtiyacına ilişkin iddiaları raporlardan biri olan Enerji Çalışma Grup ve Komisyonları tarafından hazırlanan Yeniköy, Kemerköy ve Yatağan Termik Santrallarının Ülke Geneli ve Ege Bölgesi Açısından Elektrik Üretimdeki ve Enterkonnekte Sistem İçindeki Yerleri başlıklı çalışmaya işaret ediyor.

Söz konusu çalışmada ülkenin ve bölgenin enerji ihtiyacı ve olası elektrik kesintilerinde atılacak adımlara ilişkin olarak şunlara yer veriliyor:

“Ülkemizde elektrik üretim ve iletim alt yapısı güçlüdür. Kurulu kapasite anlık azami ihtiyacı rahatlıkla karşılayabilecek düzeydedir. Santralların yıllık üretim kapasiteleri de gerçekleşen yıllık tüketimin çok üzerindedir. Ege Bölgesinde de, ülkemize benzer olarak arz (üretim) kapasitesi, gerçekleşen talepten (tüketim) fazladır. Ancak bölgede elektrik santralı yatırımları, özellikle yenilenebilir kaynaklardan olmak üzere, hız kesmeden devam etmektedir.

Bu çalışmada yer alan bilgi ve veriler, Muğla’da bulunan Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallarının elektrik üretimini durdurmaları veya sona erdirmeleri halinde, durumun, gerek yıllık toplam tüketim, gerek anlık ihtiyaç (puant talep) ve gerekse elektrik şebekesi sisteminin işlerliği açısından, Muğla İlini, Ege Bölgesini ve Türkiye enterkonnekte sistemini olumsuz etkilemeyeceğine işaret etmektedir.

Konuyla ilgili ülke, kamu ve toplum çıkarları doğrultusundaki bu çalışmada belirttiğimiz ve bundan sonra da, bu sorunları daha kapsamlı biçimde ve derinlemesine ele alacağımız çalışmalarda dile getireceğimiz görüşlerimizin, ilgili tüm kişi ve kuruluşlar tarafından kamusal sorumlulukla dikkate alınmasını diliyoruz.”

Eczacılar ülke genelinde iş bırakacak: Aylardır ilaç yok ama yok demek yasak

8 Temmuz’da yayımlanan ilaç fiyat kararnamesinin yetersiz olduğunu ve uzun zamandır eczanelerin ve halkın ilaç ve maliyetler konusunda yaşadığı sıkıntıları çözmediğini söyleyen Türkiye Eczacılar Birliği ve Eczacılar Odası, ülke genelinde iş bırakmaya hazırlanıyor.

Eczacılar, uzun zamandır, artan enflasyon ve döviz kurları nedeniyle hem masraflarını karşılayamadıklarına hem de halkın ilaca erişimde sıkıntı yaşadığına dikkat çekiyordu.

Türkiye Eczacılar Birliği, 6 Haziran’da yaptığı açıklamasında ülke çapında  28 bin 700 eczanenin yarısının kapanma noktasına geldiğini söylemiş, ilaç fiyat kararnamesinin yeniden ele alınması ve günün koşullarına uygun ve gerçekçi düzenlemelerin yapılmasını talep etmişti.

8 Temmuz’daki düzenleme ile beşeri tıbbi ürünlerin fiyatlandırılmasını belirleyen lira cinsinden bir euro değeri,  yüzde 25 artırılmış, ilaçların depocuya satış fiyatının 100 TL’ye kadar olan kısmı için eczacı kârı yüzde 25’ten yüzde 28’e çıkarılmıştı.

Düzenlemenin yetersizliğini vurgulayan eczacılar, fiyatların ve sistemin, eczacı ve halkın yararına uyugun şekilde güncellenmesini istiyor.

Yaşatmak için yaşaması gereken eczanelerimiz can çekişiyor

Son düzenlemenin ardından İstanbul Eczacılar Odası Başkanı Ecz. Pınar Özcan, 25 Temmuz’da yazdığı ‘Çığ altında kalmak ya da harekete geçmek’ başlıklı yazısında şunları söylemişti:

“Dünyamız, ülkemiz ve mesleğimizin kronikleşen sorunlarının gölgesini üzerimizde çok daha fazla hissettiğimiz günleri yaşıyoruz. Ülkemizde yaşanan ekonomik krizin etkilerini bizler de mesleğimiz özelinde çok derinden yaşıyoruz. Sağlıkta dönüşüm, sağlıkta çöküş noktasına geldi.

Aylardır ilaç yok. Ama yok demek yasak. Aylardır hastalarımıza ilaç bulamıyoruz:

  • İlaç bulsak kamu kurum iskontosu eksik, külliyen zarar.
  • Ayakta kalmamıza destek olan mal fazlaları bitti.
  • Her ilaç fiyat artışı, her zam, eczacının kâbusu haline geldi.
  • Öyle bir kısırdöngüye girdik ki; artık boğuluyoruz.
  • Enflasyon ezdi geçti. Asgari ücret arttı, masraflar katlandı.
‣ Türk Eczacılar Birliği: Hastaların ilaca erişemeyeceğinden endişe duyuyoruz

Ülke merdiven altı ürün cenneti oldu. Otorite ise seyrediyor. Halk sağlığı kimsenin umurunda değil…

Meslektaşlarımızın çoğunluğu artık bir değil, iki kredi kullanarak ayakta kalmaya çalışıyor. Yaşatmak için yaşaması gereken eczanelerimiz bugün can çekişiyor.

Matematik net; bu hesaplarla, bu “kârsızlıkla” yaşamamız mümkün değil. Bitmeyen bir döngü içinde hastalara hizmet vermeye çalışıyoruz. Sistemin bütün yükünü biz eczacılar sırtlanmış durumdayız.

Yaşayabilmek için eylem kararı aldık

Cumhuriyet’ten Dilan Ayırkan’a konuşan Özcan, bu talepleri yerine getirilmezse ayakta kalamayacaklarını ve bu yüzden eylem kararı aldıklarını açıkladı:

“Eczacıların kârını belirleyen TL baremi 13 yıl öncesine ait. 13 yıl önceki 10 TL, bugünkü 10 TL değil. Bizim kârımız her güncellemede eriyor. Her zamla bu kârın düşmesi, bizi kredi çekmeye itti. Meslektaşlarımız mesleklerini bırakıyor. İki eczaneden biri kapatma tehlikesi ile karşı karşıya. Güncelleme, enflasyon oranında yapılmadığı için bizi tatmin etmedi. Yaşayabilmek için bu eylem kararını almak durumunda kaldık.”

Eylem takvimini ilerleyen günlerde açıklayacak olan eczacılar, nöbetçi eczane sayısını arttırarak eczane hizmetlerini aksatmayacak.

İlaç firmalarının istediği zammı alamadığı için piyasaya ilaç sürmemeyi tercih ettiğini belirten Özcan özellikle hormon ilaçları, antidepresanlar, tansiyon, kanser ve diyabet ilaçlarını bulmakta zorluk çektiklerini de vurguladı:

“İlaç kuru şu an 7-8 Avro olarak hesaplanıyor. Ancak gerçek ve yaşadığımız kur 17-18 bandını geçti. İlaç şirketleri maliyetlerini karşılayamadığı için devlet ile karşı karşıya geliyor. Ülkemizin ilaç fiyat politikası nedeniyle yeni üretilen ilaç bileşenlerinin de çok büyük bir bölümü Türkiye’ye girmiyor. Çünkü firmalar istedikleri ödemeyi alamıyor. Avrupa’da sattığı 100 Avroluk ürünü ‘Türkiye’de 10 avroya satacaksın’ dayatması bir firmanın talebini karşılamaz. O nedenle hastalıklarla ilgili çıkan yeni bileşenleri, ülkemizde göremiyoruz. Bunların sayısı giderek artıyor.”

 

 

 

Aliağa ayakta: Asbestli gemiye hayır!

Haber ve Fotoğraflar: Ahmet SOYSAL/ Melisa GÖNEN

*

Aliağa Demokrasi ve Emek Platformu, İzmir Büyükşehir Belediyesi ve meslek odalarının ortak çağrısı ile 62 yaşındaki tehlikeli atık yüklü Sao Paulo uçak gemisinin sökülmek üzere Aliağa’ya getirilmesine engel olmak için bir dizi eylem başlatıldı. Eylemlerin ilki bugün saat 18.00’de Aliağa Demokrasi Meydanı’ndaki yürüyüş ve toplantı oldu. Miting çağrısının bir gün önce yapılmasına, iş günü olmasına ve bölgedeki sıcak havaya rağmen Aliağa ve İzmir’den gelen çok sayıda çevre aktivisti eyleme katıldı. 

Diğer yandan Brezilya’nın Rio limanından gelen görüntüler geminin yola çıkmaya hazırlandığını gösteriyor.

Önümüzdeki günlerde de sürdürülecek direniş eylemlerinin ilkine İzmir ve Aliağa halkının yanı sıra siyasi parti temsilcilerinden oluşan İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri ve çevre örgütleri de katıldı. Aliağa Petrol İş Sendikası önünde buluşarak Aliağa Demokrasi Meydanı’na yapılan yürüyüşte atılan sloganlar arasında, “Sermaye, elini doğamızdan çek”, “Dünyanın çöplüğü  olmayacağız” “Susma haykır,  temiz çevre haktır”, “Zehirli gemi istemiyoruz”, “Susma haykır, asbeste hayır” yer aldı. Bazı Aliağalılar balkonlardan alkış tutarak yürüyüşe destek oldu. Kortejler yürüyüş sonunda Aliağa Demokrasi Meydanı’nda toplandıktan sonra çevre derneklerinin ve siyasî partilerin temsilcileri konuşmalarını gerçekleştirdi. Mitingde basın açıklaması Aliağa Emek ve Demokrasi Platformu adına Deniz Gümüştekin tarafından okundu:

Açıklamada şu ifadeler yer aldı: “São Paulo gemisinin ihracatı için Sök Denizcilik‘in edindiği Tehlikeli Maddeler Envanteri‘nin geminin sadece en fazla yüzde 12’sinin tespite tabi olduğu bir metot ile yapılmış olduğunu uzmanların açıklamalarından takip ediyoruz. Bu haliyle bile Tehlikeli Madde Envanterini yapan şirket tarafından kabul edilen, yüzlerce ton kurşun, kadmiyumlu boya, radyoaktivite tehlikesi ve işçi ve halk sağlığına uygun bertarafı ile ilgili hiçbir güvencemiz olmayan, belirsiz miktardaki asbesti Aliağa’da kabul etmemiz mümkün değildir.”

Gemiye karşı direnişin kararlılıkla sürdürüleceği belirten aktivistler, “Uluslararası çevre örgütleri, Türkiye’deki kamuoyu ve STK’lar ve bizler bu kentte yaşamını sürdüren halk olarak hiçbir sözleşmeye, kanuna ve denetlemeye tam anlamıyla tabi tutulmayan Sao Paulo uçak gemisinin karasularımıza girmesini istemiyoruz. Bu geminin yaratacağı tahribatın Aliağa’yla sınırlı kalmayacağını İzmir ve hatta ege bölgesini de etkileyeceği gerçeğini de unutmamalıyız. Tüm dünyada emperyalistler önce savaş gemilerini inşa ederek kendi çıkarlarına hizmet etmek için kullanıyor ardından bu gemilerle işleri bitse bile sökümüyle beraber yaşamlarımızı hiçe saymaya devam ediyor” dedi

Talepler

Basın açıklamasında hangi taleplerin yerine getirilmesinin beklendiği de açıklandı:

  • Tüm bu sebeplerle Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın bir avuç sermayedarın değil halkın bakanlığı olmaya davet ediyor ve verdiği izinleri bir an evvel iptal edilmesini istiyoruz. Sao Paulo ve diğer tüm zehirli gemiler, nerede yapılıyorsa orada sökülsün.
  • Aliağa Gemi söküm tesisleri tam anlamıyla denetlensin ve çalışma koşulları, işçi sağlığı ve güvenliğine uygun hale getirilsin.
  • Mevcut yönetmeliklere kağıt üzerinde uyan ancak insan ve çevre sağlığını hiçe sayan işletmeler kapatılsın.
  • Bakanlığın verdiği izinler derhal iptal edilsin.

Öte yandan Aliağa São Paulo Kampanya Grubu‘ndan da konuyla ilgili bir açıklama geldi:

“Şu anda (4 Ağustos 2022, 15.00 itibarı ile) Rio Limanı‘ndan gelen bilgi ve görsel kanıtlara göre, Yüzen Tehlikeli Atık olan nükleer uçak gemisi São Paulo’nun römorkör ile çekilerek, Aliağa Gemi Söküm Bölgesi‘ndeki SÖK Denizcilik Tersanesi’ne getirilmesi planlanan yolculuğunun çıkış işlemleri başlamış durumda. Pek çok ülkenin karasularını tehlikeye atarak yola çıkacak olan bu son derece tehlikeli atıkları bir arada taşıyan altmış iki yıllık nükleer uçak gemisinin motoru yok. Yüzdürülecek atık gemiyi Hollanda bandıralı Alp Center römorkörü, bu sabah kalkış çağrısı yaptı. Başta Cebelitarık Boğazı‘nı kontrol eden Birleşik Krallık, İspanya, Fas olmak üzere, transit ülkelerin hiç birine izin başvurusu yapılmamış! Uluslararası hukuka da aykırı bu işlem büyük bir skandal!

Her bir ülkenin tek tek bu yasadışı satışa binaen gemiyi karasularına sokmamama ve tutma hakkı doğuyor. Uluslararası ve Türkiye‘den çevre ve emek örgütleri, Fransa, Brezilya ve Türkiye Çevre Bakanlıkları başta olmak üzere kamu otoritelerine bu satışın, Tehlikeli Atıkların Ticaretini Yasaklayan Uluslararası Sözleşmelere (Basel Sözleşmesi ve İzmir Protokolü) ve ulusal çevre mevzuatlarına aykırı olduğuna dair, satışın gerçekleştiği Mart 2021’den beri somut analizlere dayalı pek çok uyarı mektupları yolladılar. Tehlikeli atıkları sökülecek gemiye yüklediğinizde, tehlikeli atık olmaktan ve yasaktan kurtulmuyorlar. Bu yüzen tehlikeli atığın alanı ve satanı memnun olsa da, Aliağa’da, İzmir’de, civar tarım havzalarında, yaşam alanlarımızda, Ege Denizimizde yaşamı, gelecek nesilleri korumak zorunda olanlar, elinde yaşamı dışında kaybedeceği olmayanlar bizler razı olmayacağız! Durmayacağız.

Bu gemi bir ay sürmesi beklenen riskli yolculuğu sırasında Brezilya’da açılmış olan davalara müdahil olacak, Türkiye ve Fransa’da yenilerini açacağız. Nasıl São Paulo uçak gemisinin ikizi Clemenceau benzer bir mücadele ile 2007’de Pasifik Okyanusu’ndan geri döndürüldüyse, bu gemi de Atlantik Okyanusu‘ndan geri dönecek! Bu dünya, bir avuç zümrenin kısa vadeli karının bedelini, tüm canlı ve nesillere geri dönüşsüz olarak dışsallaştıramadığı bir dünya oluncaya dek, yaşamı savunmaya devam edeceğiz!”

Yolculuğunun bir ay sürmesi beklenen Sao Paulo’nun tehlikeli atık envanteri de tartışmalı. Envanter dev uçak gemisinin sadece %12’si incelenerek hazırlandı. Oysa İngiltere’de kapalı bir tersanede sökülen ikiz gemisinin yüzde seksen altısını kapsayarak yapılan envanterinin gösterdiği tehlikeli madde miktarları ile Sao Paulo’nun envanterinin gösterebildikleri arasındaki çok büyük fark var ve bunun nedeni kamuoyu ile hala paylaşılmadı. Ayrıca Brezilya Ordusu, geminin tamiratları sırasında iki envanter aradaki tonlarca asbest farkını açıklayacak (birinde 760, diğerinde 9,6 ton) geçerli bir asbest bertaraf belgesi de ibraz edebilmiş değil.

Şimdi tüm çevre örgütleri ve meslek odaları geminin Rio limanına geri döndürülebilmesi yeni bir hukuksal ve bilimsel mücadele takvimi hazırlıyor.

São Paulo gemisine karşı direnen İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri, Aliağa Emek ve Demokrasi Platformu’nun düzenlediği miting sonrasında Moğollar konserinde bir araya geldi.

Yarın yola çıkıyor

Brezilya donanmasına ait geminin söküm için Aliağa’ya getirilmek istenmesine tepki gösteren uzmanların uyarı niteliğindeki açıklamaları halkın ve çevre örgütlerinin direnişini kararlılıkla sürdürmesine neden olurken bakanlık tepkiler karşısında geri adım atmamıştı. Bakanlığın geminin yola çıkmasına verdiği onay sonrasında, asbestin yanı sıra ağır metaller, ağır yağlar, zehirli gazlar, hidrokarbonlar, radyoaktif maddeler, vektörler, balast suyu, PCB, PPB, PC gibi zararlı maddelerin de barındırdığı ifade edilen geminin 5 Ağustos’ta Rio De Janeiro Limanından İzmir Aliağa’ya gelmek üzere hareket edeceği açıklandı.

Geminin yolculuğunun bir ay süreceği belirtiliyor.

Bakanlığın geminin yola çıkmasına onay veren kararına karşı verilecek mücadele sürecini planlamak üzere Mimarlar Odası İzmir Şubesi’nin Mimarlık Merkezi’nde düzenlediği ortak toplantıdan direniş süreciyle ilgili önemli kararlar çıkmıştı.  Toplantıya, Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Mühendis ve Mimarlar Odaları Birliği (TMMOB), İzmir Barosu, İzmir Tabip Odası, İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkanı Tunç Soyer ve kentte bulunan siyasi parti ve kurumların temsilcileri katılmıştı.

Toplantı sonucunda alınan kararlardan biri de, verilecek mücadeleyi ulusal ve uluslararası platformlarda duyurmak adına İzmir Emek ve Demokrasi Güçleri’nin koordinasyonunda bir çalışma grubunun kurulmasıydı.

Tunç Soyer, burada yaptığı konuşmada, mücadeleyi İzmir sınırları dışında da sürdüreceklerini ve tüm dünyaya mesaj verilmesi gerektiğini belirterek, bir ülkenin, bir kentin çöplük haline getirilmesinin yeteri kadar mesaj taşıdığını ve mücadele alanı yarattığını ifade etmişti. 4 Ağustos tarihinde yapılacak direniş etkinliklerini de bu toplantıda duyuran Soyer, İzmir’de bu duyarlılığı taşıyan herkesi direnişe katılmaya ve mücadelenin bir parçası olmaya davet etmişti.

 Mücadele kararlılığı şarkılar eşliğinde dile getirildi

İzmir ve Aliağa halkı basın açıklaması sonrasında saat 21.00’de Alsancak Gündoğdu Meydanı’nda gerçekleşen Moğollar konseri için yeniden bir araya geldi.  Tüm Türkiye’yi direnişlerine destek olmaya çağıran katılımcılar, geç saatlere kadar Moğollar’ın şarkılarına eşlik etti.

 

Köpeğe çarpıp kaçan sürücüye dört yıla kadar hapis istemi

İSTANBUL – Silivri‘de otomobiliyle sokak köpeğine çarptıktan sonra yardım etmeyerek kaçan sürücü Cebrail Y. hakkında Hayvanları Koruma Vakfı’nın savcılığa suç duyurusunda bulunmasının ardından hazırlanan iddianamede şüphelinin altı aydan dört yıla kadar hapsi istendi.

Vakfın Genel Başkanı Erman Paçalı, 28 Kasım 2021’de savcılığa müracaat ederek Silivri Balaban Mahallesi‘nde otomobiliyle köpeğe çarpan sürücünün olay yerinden kaçtığını ihbar etmiş, açılan soruşturma kapsamında olayın kamera görüntülerinde ulaşılmıştı.

Kayıtlarda otomobilin sürücüsünün yolda duran köpeğe çarptığı, otomobilden inerek aracının ön kısmını kontrol ettiğini ve yola devam ettiği görülmüş ve bu görüntüler sosyal medyada büyük tepki toplamıştı.

Savcılık, iddianamesinde, sürücünün çarpıp durmasına rağmen köpeğe yardım etmediğine dikkat çekti ve şüphelinin olayın kazayla olduğunu öne sürdüğü fakat gerçekleştirdiği çarpma eylemi neticesinde hayvanın hayatı ile ilgili tehlike doğacağını öngörebilir olduğu vurgulandı.

Ayrıca 5199 Sayılı Kanunu’nun 21’inci maddesinde yer alan “Bir hayvana çarpan ve ona zarar veren sürücü, onu en yakın veteriner hekim ya da tedavi ünitesine götürmek veya götürülmesini sağlamak zorundadır” ifadeleriyle kişilere kanuni bir yükümlülük yüklendiği hatırlatıldı.

Cebrail Y.’nin “evcil hayvanı kasten öldürme” suçundan altı aydan dört yıla kadar hapis cezası istemiyle cezalandırılmasını isteyen iddianame, Silivri 3’üncü Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Tutuksuz yargılanan şüpheli ilerleyen günlerde hâkim karşısına çıkacak.

Karar emsal

Hayvanları Koruma Vakfı Avukatı Nilay Öndül Kalaman, kararın ’emsal’ bir karar olduğuna vurgu yaparak “Bu bir emsal karar teşkil etmekte. Söz konusu olayda hayvana çarpan şahıs aracını kontrol ederek olay yerinden uzaklaşmış ve hayvanı orada öylece ölüme terk etmiştir” dedi:

“Söz konusu olayda hayvana çarpan şahıs hükümlülüğü yerine getirmemekte ve sadece aracına kontrol ederek olay yerinden uzaklaşmış ve hayvanı orada öylece ölüme terk etmiştir. Daha sonrasında hayvan vakfımız tarafından tedavisi yapılmış ancak sonuç ölümle gerçekleşmiştir.

Savcılığa teşkil eden bu olayda savcılık makamı emsal bir karar vererek, bu durumda Tarım ve Orman Bakanlığının ihbarı mahkeme şartı nedeniyle ön görmemiş, bunun suç üstü hali olarak kabul ederek, şahsın cezalandırılması suretiyle Silivri Asliye Ceza Mahkemesine sevkine karar verilmiştir. Bu açıdan emsal karar teşkil etmektedir. Önemli bir karar imza atıldığını düşünüyoruz.”

 

 

Yağmur suyunda ‘sonsuz kimyasallar’ tespit edildi: Bunlardan kaçmak için güvenli bir yer yok

Stockholm Üniversitesi‘nde yapılan araştırmaya göre, yağmur sularında ‘sonsuza kadar kalıcı kimyasallar’ olarak nitelenen ve yapışmaz tavalarda, yangın söndürme köpüğü ve su itici giysilerde kullanılan perfloroalkil ve polifloroalkil maddelerin (PFAS) varlığı tespit edildi.

Bilim insanları, çevrede uzun yıllar kalan ve dünyada hemen her evde rastlanan bu bu maddelerin kullanımının hızla kısıtlanmasının “hayati önemde” olduğunu söyledi.

Araştırmada, suları tehlikeli hale getiren bu maddelerin, nehir yolları, okyanuslar, topraklar ve hava yoluyla yayıldığı tespit edildi.

Çalışmanın başyazarı Ian Cousins, yaptığı açıklamada, kimyasalların her yerde olduğunu belirterek “dünyada bunlardan kaçınmak için güvenli bir yerin olmadığını” ifade etti.

Bu kimyasallarla ilgili en önemli sorunun, toksisitelerinin yanı sıra çevrede bozunmularının çok uzun yıllar alması olduğu belirtiliyor. Bazı zararlı PFAS’lar, yirmi yıl önce aşamalı olarak kullanımdan kaldırılmış olsa da, su, hava ve toprakta varlığını sürdürüyor.

Yakın zamanda yapılan başka bir araştırmada bu maddelere Doğu Antarktika‘da bile rastlanmıştı.

PFAS’ler, gıda ambalajlarından, yapışmaz mutfak gereçlerine ve boyalara kadar günlük hayatta kullanılan pek çok üründe kullanılıyor.

 

Sıcak sular, dünyanın en büyük buz tabakasına doğru akıyor: Küresel deniz seviyesini tehdit edebilir

Küresel deniz seviyesindeki yükselişle ilgili yapılan yeni bir araştırmanın sonucu potansiyel yeni bir itici gücünü ortaya çıkardı: Sıcak sular Doğu Antarktika buz tabakasına doğru akıyor.

Laura Herraiz-Borreguero ve Alberto C. Naveira Garabato tarafından Nature‘da bugün yayımlanan araştırma, Güney Okyanusu‘ndaki değişen su sirkülasyonunun Doğu Antarktika buz tabakasının istikrarını tehlikeye atabileceğini gösteriyor.

Söz konusu tabaka yaklaşık ABD büyüklüğünde ve dünyanın en büyük buz levhası.

Araştırmacılar, su sirkülasyonundaki değişikliklerin rüzgar düzenlerindeki değişiklikler ve iklim değişikliği gibi faktörlerle bağlantılı olduğunu belirtti. ve sıcaklığı artan sular ve yükselen deniz seviyesinin hem deniz yaşamına hem de ve kıyı yerleşimlerini tehdit edebileceğine dair uyardı:

Bulgularımız, iklim değişikliğinin en feci zararlarını önlemek için küresel ısınmayı 1,5 derecenin altında sınırlamanın aciliyetinin altını çiziyor.

Batı Antarktika buz tabakasının eridiği ve deniz seviyesinin yükselmesine katkıda bulunduğu iyi bilinmesine rağmen şimdiye kadar, doğudaki benzeri hakkında çok daha az şey biliniyordu.

Araştırma, Hint Okyanusu’ndaki Aurora Subglacial Havzası olarak bilinen deniz buzu bölgesine odaklandı.

Çoğu deniz seviyesinin altında olduğu için okyanus erimesine karşı özellikle hassas hale getiriyor. Çünkü derin deniz suyu, sığ deniz suyundan daha düşük sıcaklıklarda donuyor.

 

Bu havzanın iklim değişikliğine nasıl tepki vereceği, bu yüzyılda deniz seviyesindeki artış tahminlerindeki en büyük belirsizliklerden biridir.

Havza tamamen erirse, küresel deniz seviyeleri 5,1 metre yükselecek.

Havzadaki 90 yıllık oşinografik gözlemleri inceleyen ekip, 20’inci yüzyılın ilk yarısından bu yana okyanusun 2  ila 3 derece ısındığını buldu: Bu, on yılda 0,1 derece ila 0,4 derece ısındığı anlamına geliyor.

Öte yandan ısınma eğilimii 1990’lardan bu yana üçe katlandı ve her on yılda bir 0,3  ila 0,9 derece oranına ulaştı.

Peki bu ısınma iklim değişikliği ile nasıl bağlantılı?

Güney Okyanusu üzerinde güçlü bir batı rüzgarları kuşağı, 1960’lardan bu yana, bu rüzgarlar, bir iklim belirleyici olan Güney Halka Modu’nun pozitif fazda olduğu yıllarda güneye, Antarktika’ya doğru hareket ediyor.

Bu fenomen kısmen atmosferdeki artan sera gazı emisyonuyla ilişkilendiriliyor.

Sonuç olarak, batı rüzgarları yaz aylarında Antarktika’ya yaklaşarak ılık su getiriyor.

Doğu Antarktika buz tabakasının, etrafı ‘yoğun tabaka suyu’ olarak bilinen çok soğuk su ile çevrili olduğu için nispeten istikrarlı olduğu ve ısınan okyanuslardan korunduğu düşünülüyordu. 

Fakat araştırmada Doğu Antarktika’daki Vanderford Buzulu‘nda daha soğuk yoğun tabaka suyunun yerini ılık suyun aldığını gözlemlendi.

Sıcak suların Doğu Antarktika’ya hareketinin 21’inci yüzyıl boyunca daha da kötüleşmesi ve buz tabakasının istikrarını daha da tehdit etmesi bekleniyor.