Ana Sayfa Blog Sayfa 714

TTB ve tabip odaları: Susmuyoruz, korkmuyoruz, hiçbir yere gitmiyoruz!

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi ve çok sayıda tabip odasının yöneticisi, Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanmasının ardından bugün (28 Ekim) TTB önünde bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Ankara Tabip Odası Başkanı Dr. Muharrem Baytemür, 2023’te hem cumhuriyetin 100. yılını hem de TTB’nin 70. yılını kutlayacaklarını hatırlatarak “Kısacası biz bugün de 2023’te de buradayız. Bundan sonra da meslektaşlarımızın hakları, halkın sağlık hakkı, ülkenin demokrasisi ve sağlığı için mücadeleyi sürdüreceğiz” dedi.

‘Bu karanlığı hep birlikte dağıtacağız’

İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ertuğrul Oruç, Dr. Şebnem Korur Fincancı üzerinden başlatılan linç kampanyasının TTB başta olmak üzere tüm meslek örgütlerini hedef aldığına dikkat çekti. Bu dönemde savunma ve dayanışma sergilemenin önemini vurgulayan Oruç, “Bu karanlığı hep birlikte dağıtacağız” diyerek sözlerini noktaladı.

İzmir Tabip Odası Genel Sekreteri Dr. Ceylan Özkan, TTB’nin birtakım gerekçelerle pasifize edilmek istendiğini kaydetti ve bu topraklarda iyi hekimlik yapmayı, halkın sağlık hakkını korumayı sürdüreceklerini dile getirdi.

Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Nasır Nesanır, adliyedeki saldırı ve darp görüntülerinin demokratik hukuk devletine yakışmadığını kaydetti. Nesanır, saldırının sadece Dr. Şebnem Korur Fincancı ve TTB’ye değil, tüm topluma olduğunun altını çizdi.

Diyarbakır Tabip Odası Başkanı Dr. Elif Turan, Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın sadece ulusal değil uluslararası kamuoyunda da bilinen, tanınan, sözüne güvenilen bir bilim insanı ve insan hakları aktivisti olduğunu hatırlatarak. şu ifadeleri kullandı:

“Şebnem hoca her zaman yaşamdan yana olmuş, evrensel insan hakları değerlerini benimsemiş, bilimsel bilgiyi halkla paylaşmıştır. Biz kendisinin tanığıyız. Mücadelemizi sürdüreceğiz.”

Bursa Tabip Odası Başkanı Dr. Tufan Kumaş, Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın tutuklanmasına da TTB’ye yapılan saldırılara da karşı olduklarını ifade etti. Asıl amacın TTB’yi pasifize etmek ve tüm emek-meslek örgütlerine saldırı başlatmak olduğunu vurgulayan Kumaş, “Meslek örgütümüzü savunmayı sürdüreceğiz” dedi.

Muğla Tabip Odası Başkanı Dr. Cafer Şahin, iş cinayetlerini kader inancına bağlayan, toplumu ve basını sansür yasasıyla susturmaya çalışan bir iktidarın Dr. Şebnem Korur Fincancı ve TTB üzerinden tüm meslek örgütlerine yönelmeye çalıştığını dile getirdi.

‘TTB’ye kayyum atanamaz’

Basın açıklamasında son sözü TTB Hukuk Bürosu avukatlarından Özgür Erbaş aldı:

“Hukuk sisteminin anormalleştirilmesinden dolayı kamuoyunca normal algılanan bir durum var. Tekrar hatırlatalım: TTB’nin bir kanunu var. Bu kanuna göre TTB’ye kayyum atanamaz, böyle bir hukuki dayanak yok. Mevcut soruşturmaya ilişkin henüz resmen tebliğ edilen bir belge yok. Belgeyi gördüğümüzde daha sağlıklı bilgi verebiliriz. Ancak şu unutulmamalı: Önceki dönem başkanlarımız Dr. Nusret Fişek ve Dr. Füsun Sayek için de, Gezi Direnişi dönemindeki tabip odaları yöneticileri için de, ‘Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur’ diyen Merkez Konseyi üyeleri için de görevden alma soruşturmaları açılmış ancak nihayete ermemiştir.”

TTB II. Başkanı Dr. Ali İhsan Ökten tarafından okunan ortak açıklama şöyle:

“Günlerdir Türkiye demokrasisi ve hukuku açısından utanç duyulacak bir sürece tanıklık ediyoruz. Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, iktidar eliyle çarpıtma, kara propaganda ve dezenformasyon süreci işletilerek hedef gösterildi ve dün haksız, hukuksuz bir biçimde tutuklandı.

Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın gözaltına alınmasının ardından bizzat Adalet Bakanı’nın sözleriyle iktidarın asıl niyetini dillendirilmiştir. Bu niyet, sağlık alanında izlenen halk sağlığı karşıtı ve piyasacı politikalara karşı aktif bir muhalefet yürüten TTB’nin denetim altına alınması ve susturulmasıdır. İktidarın niyeti, Dr. Şebnem Korur Fincancı’nın üzerinden TTB ve tabip odalarına baskı uygulamak, seçilmiş meşru yönetimimizi görevinden almaya çalışmak, keyfi bir yöntemle hem bizi hem de tüm toplumu sindirmektir.

Sizler de biliyorsunuz ki pandemi boyunca gerçekleri ortaya koyan, emeğine sahip çıkan, sağlık sisteminde yaşananları gün yüzüne çıkaran ve toplumun sağlık hakkı için mücadele yürüten birliğimiz ve odalarımız sık sık hedef gösterilmiştir. Buna karşın, TTB Erdal Atabek ve Nusret Fişek’lerden bu yana çeşitli baskılara ve saldırılara maruz bırakılmış ancak ilkelerinden vazgeçmemiş ve susmamıştır.

Bugün toplumun sağlık hakkını her zamankinden daha çok savunmaya devam edeceğiz. Görevimizin başındayız. Aydınlık günlerin, sağlıklı bir toplumun tesisi yolunda, sağlık sisteminde yaşanan krize de demokrasiye vurulan darbelere de sessiz kalmayacak, mücadelemizi sürdüreceğiz.

Dün ‘giderlerse gitsinler’ dediklerinde de haykırdık yine haykırıyoruz:

‘Susmuyoruz, korkmuyoruz, hiçbir yere gitmiyoruz!’”

AB’nin hava kirliliği değerleri DSÖ için yetersiz: Türkiye’de ise yasal sınır yok

Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, AB Dış Ortam Hava Kalitesi Direktifi’nde hava kirletici maddeler için yeni limit değerler önerdi. Avrupalı sağlık ve çevre örgütleri ise, 26 Ekim Çarşamba günü kamuoyuyla paylaşılan taslağı, Dünya Sağlık Örgütü‘nün (DSÖ) kılavuz değerlerini sağlamadığı için eleştiriyor. Hava kalitesi ile ilgili yasal düzenlemeleri halk sağlığı açısından iyileştirmek için çalışan Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP) koordinatörü Deniz Gümüşel’e göre ise AB’deki gelişmelerin Türkiye’deki mevzuata da yansıması bekleniyor.

Avrupa genelinde sağlıkçıların ve çevre alanında çalışan sivil toplum kuruluşlarının oluşturduğu bir koalisyon olan Sağlık ve Çevre Birliği HEAL (Health and Environment Alliance) adına açıklama yapan Direktör Yardımcısı Anne StaufferHava kirliliği Avrupa’da halk sağlığı için acil durumdur ve bununla mücadelenin hem kısa hem de uzun vadede pek çok sağlık getirisi olacaktır” diyor ve ekliyor:

“AB Komisyonunun almadığı politik inisiyatifi, Avrupa Parlamentosu’nun ve üye devletlerin almaları ve hava kirliliğini önleyecek daha sıkı yasal düzenlemeleri hayata geçirmeleri gerekiyor.”

DSÖ: Havadaki partikül maddeler kansere yol açıyor

Hava kirliliği AB’de her yıl 350 bin erken ölüme yol açıyor. En ciddi hava kirliliği faktörlerinden olan partikül maddelerin, özellikle ince partikül maddelerin (PM2.5) insanlarda kansere yol açtığını DSÖ 2013’te resmen kabul etmiş durumda.

Şekil 1: DSÖ, AB ve Türkiye’nin hava kalitesine yönelik yasal düzenlemelerinde ince partikül madde PM2.5 için yıllık ortalama limit değerler.

AB Komisyonu tarafından yayınlanan 2008/EC/50 Dış Ortam Hava Kalitesi Direktifi‘nde insan sağlığı açısından yaşamsal tehlike yaratan hava kirleticilerinin solunan havada bir m3’te bulunabilecek en yüksek miktarları belirleniyor. Bu limit değerler AB üyesi ülkeler için bağlayıcı; ulusal mevzuatlarda bu değerlerden daha sıkı limitler getirilebilir, ancak hava kirleticilerine verilen izin bu değerleri aşamaz.

AB Komisyonu bu hafta kamuoyuna sunulan önerisinde yıllık 25 µg/m3 olan PM2.5 limit değerini 2030 yılında 10 µg/m3’e indirmeye hazırlanıyor. Yani kabul edildiği takdirde, AB üye devletleri havadaki PM2.5 konsantrasyonunu sekiz yıl içinde yüzde 60 oranında azaltmak durumunda Komisyon’un önerisinin yürürlüğe girmesi için Avrupa Parlamentosu‘nda onaylanması gerekiyor.

Türkiye’de Partikül Madde PM2.5 için yasal bir sınır yok

Türkiye’de hava kalitesi mevzuatında ise PM2.5 için limit değer bulunmuyor.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘nın iki yıldır hazırlığını yaptığı ancak henüz yayınlanmayan Dış Ortam Hava Kalitesinin Yönetimi Yönetmeliği taslağında, yönetmeliğin yayınlanacağı yıl için (taslakta hala 2021 olarak görünüyor) öngörülen değer DSÖ kılavuzunun tam altı katı.

Şekil 2: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığınca hazırlanan Dış Ortam Hava Kalitesinin Yönetimi Yönetmeliği taslağında ince partikül maddeler (PM2.5) için öngörülen limit değerler.

Çevre Bakanlığı, 2029’da bu limit değeri 25 µg/m3’e indirme hedefi koyuyor. Ancak bu da DSÖ’nün insan sağlığı için geçilmemesi gerektiğini söylediği yıllık ortalama 5 µg/m3’ten beş kat yüksek.

Hava kalitesi ile ilgili yasal düzenlemeleri halk sağlığı açısından iyileştirmek için çalışan Temiz Hava Hakkı Platformu (THHP) AB’deki mevzuat değişikliklerine ilişkin açıklamada bulundu.

15 sağlık, çevre ve iklim örgütünün bir araya gelmesi ile kurulan platformun koordinatörü Deniz Gümüşel’e göre AB’deki gelişmelerin Türkiye’deki mevzuata da yansıması bekleniyor. Gümüşel şöyle devam ediyor:

“Ancak Türkiye bugüne kadar PM2.5 için hiçbir yasal düzenleme yapmadı. PM2.5 özellikle termik santraller, demir-çelik ve çimento gibi enerji için kömür yakan büyük sanayi tesislerinden kaynaklanıyor.

Hava kirliliğinin, enerji ve sanayi sektörlerinin maliyetlerine yansımayan büyük bir sağlık faturası var bunu hep birlikte toplum olarak ödüyoruz.

Kara Rapor çalışmamıza göre Türkiye’de 2019 yılında hava kirliliği yüzünden en az 31 bin erken ölüm yaşandı. Bunu önemli bölümü ince partikül maddeler yol açtı.

Bir an önce PM2.5 için ulusal limit değerlerin belirlenmesi ve bu limitlerin DSÖ’nün insan sağlığı için belirlediği kılavuz değerlerle uyumlu olmasını talep ediyoruz.”

Türkiye‘de de yurttaşlar ince partikül maddeler için (PM2.5) limit belirlenmesini istiyor: “Temiz hava solumak hepimizin en temel hakkı!”

Kuraklık: İstanbul’un suyunu karşılayan barajlarda doluluk oranı düştü

İstanbul’un Trakya’dan su ihtiyacını önemli oranda karşılayan, Kazandere ve Pabuçdere ile Istrancalar barajlarındaki doluluk oranları önemli oranda düşüş gösterdi. Eylül ayında yüzde 50 civarında olan barajlardan Kazandere’nin doluluk oranı yüzde 31,02’ye, Istrancalar’ın ise 36,22’ye düştü; Pabuçdere’deki su oranı ise yüzde 9,56.

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi‘nin (İSKİ) resmi internet sitesindeki verilere göre, Kazandere’nin doluluk oranı yüzde 31,02, Pabuçdere’nin yüzde 9,56, Istrancalar ise 36,22 oldu.

DHA‘nın aktardığına göre; Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Çorlu Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Lokman Hakan Tecer, Trakya’nın Türkiye ortalamasına göre yağış aldığını ancak son yıllarda kuraklıkla beraber düşen yağışlarda bir azalma meydana geldiğini söyledi.

Prof. Dr. Tecer, “Buna çevresel koşullar ve özellikle ısınma sonucu olarak meydana gelen iklim değişikliğinin sebep olduğunu söyleyebiliriz. Ama tabii sonbahar ayları içerisindeyiz, bu dönemde yağışların olması beklenir. Ama mevsim normallerinin altında bir yağış seyrediyor. Zaten yağışların da barajlara geçme ve barajları doldurma oranları da belirli bir yüzdelerin üzerine çıkmıyor” dedi ve ekledi:

“O nedenle gerçekten bölgemizde iklim değişikliğinin etkilerini, barajlardaki suların azalmasını, içme ve kullanma, su kaynaklarımız üzerindeki baskıyı yeniden gündeme taşıyor.

İklim değişikliği hem mevsim anormallikleriyle ekstrem iklim olaylarıyla hem de kuraklıklarla kendini gösteren bir fenomen bir olay, olgu. Kimi yerlerde kimi dönemlerde yağışlar şiddetini artırabiliyor. Kimi dönemlerde de böyle kuraklıklar meydana gelebiliyor. Bu bölgede de son zamanlarda kuraklık olarak kendisini gösterdiğini düşünüyoruz iklim değişikliğinin.”

Aksicim köylülerinden Bilal Bayraktar ise, “Geçen sene doluluk oranı çoktu. bu sene bayağı kurudu barajlar. Yağışlar inşallah başlar ve barajlarımız tekrar dolar” dedi.

İstanbul’un su ihtiyacını karşılayan barajların genel doluluk oranı yüzde 41,74 oldu. Barajların doluluk oranları şöyle:

  • Ömerli: 44,75
  • Darlık: 43,74
  • Elmalı: 45,68
  • Terkos: 44,45
  • Alibey: 25,8
  • Büyükçekmece 48,24
  • Sazlıdere:44,87
  • Istrancalar: 36,22
  • Kazandere:31,02
  • Pabuçdere:9,56

Avustralya’da ilk kez bir enerji firması ‘yeşil aklama’ yaptığı için para cezası aldı

Bir enerji şirketi, Avustralya’da ilk kez bir enerji firması ülkenin gözlemci kurumu tarafından ‘yeşil yıkama’ nedeniyle para cezasına çarptırıldı.

Avustralya Menkul Kıymetler ve Yatırım Komisyonu (ASIC), Sahra altı Afrika’da enerji projeleri geliştiren Tlou Energy firmasına çevresel etkileri hakkında “gerçekleri yansıtmayan” açıklamalarda bulunduğu için 34 bin 260 Euroluk para cezası verdi.

Şirket, Sahra altı Afrika’daki projelerden ürettiği elektriğin “karbon nötr” ve gaz projelerinin “düşük emisyonlu” olacağını iddia etmişti.

Ayrıca şirket, çevre onayı aldığına ve güneş enerjisinden belirli miktarlarda elektrik üretme kapasitesine sahip olduğu konusunda da beyanlarda bulunmuştu.

ASIC, “Tlou Energy’nin ya bu beyanları yapmak için makul bir temele sahip olmamadığı ya da beyanların fiilen yanlış olmasından endişe duyduğunu” belirten açıklamasının ardından Tlou Energy “herhangi bir kuralı ihlal etmediğini” ancak yine de cezayı ödemeyi kabul ettiğini söyledi.

ASIC ilk kez bu tür bir ceza uyguladı, kurumun başkan yardımcısı Sarah Court, daha fazla cezanın da yolda olduğuna işaret etti:

“ASIC şu anda bir dizi borsa kuruluşuve  süper fonun iddia ettiği gibi yeşil politikalara sahip olup olmadığını araştırıyor. Şirketler, ASIC’in potansiyel yeşil aklama eylemlerine karşı piyasayı aktif olarak izlediğinin ve ciddi ihlaller için yaptırım uygulayacağının farkında.”

 

Ters kelepçeyle adliyeye getirilen gazetecilerin ifade işlemleri başladı

Ankara Adliyesi’ne getirilen Mezopotamya Ajansı (MA) ve JINNEWS muhabirlerinin ifade işlemleri başladı. İfadeler, dokuz savcı tarafından eş zamanlı alınıyor.

Gazeteciler baskınla, işkenceyle gözaltına alındı: Emniyet görüntüleri müzikle paylaştı
Türkiye’de gazetecilerin son üç günü 

MA’nın aktardığına göre; Ankara merkezli soruşturma kapsamında 25 Ekim’de gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever ve muhabirleri Deniz Nazlım, Berivan Altan, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Emrullah Acar, Ceylan Şahinli, JINNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznur Değer, MA Ankara bürosunda bir süre stajyer olarak çalışan Mehmet Günhan, dört gün sonra Ankara Adliyesi’ne getirildi.

Ankara Adliyesi’ne ters kelepçe takılarak getirilen gazetecilerin, tek sıra halinde dizilerek görüntülerinin alındığı bildirildi. Polisin gazetecileri ters kelepçeleyerek emniyetten çıkardığı ve tek sıra halinde 60-70 metre yürüterek görüntü aldığı öğrenildi.  

Adliye içerisinde kelepçeli bekletilen ve gözaltına alınırken işkenceye maruz bırakıldıkları için emniyette ifade vermeyi reddeden MA ve JINNEWS muhabirlerinin ifade işlemleri başladı.

Gazeteciler Deniz Nazlım, Emrullah Acar, Diren Yurtsever, Ceylan Şahinli ve Mehmet Günhan’ın savcılık ifadeleri tamamlandı. Gazetecilerin ifadelerinin alındığı adliye koridorunda bekleyen meslektaşları ve aileleri, polis tarafından dışarı çıkarıldı. Gazetecilerin aileleri ve meslektaşları, Ankara Adliyesi önünde bekleyişini sürdürüyor.

Filipinler’de fırtına nedeniyle sel ve toprak kayması: 31 kişi öldü

Filipinler’de fırtına nedeniyle gerçekleşen şiddetli yağışlar ülkenin güneyinde sele ve toprak kaymalarına sebebiyet verdi. Yaşanan aşırı hava olayları nedeniyle ülkede 31 kişi hayatını kaybetti.

Reuters‘in aktardığına göre; ülkedeki afet yönetiminde yer alan yetkililer bu gece (28 Ekim) beklenen tropikal Nalgae fırtınasının etkili olması muhtemel görülen Samar eyaletinden binlerce insanın tahliye edileceğini duyurdu.

Filipin Sahil Güvenlik (PCG) kurtarma ekipleri, Filipinler’in Maguindanao eyaletinde yerel olarak tropikal fırtına nedeniyle su basmış evlerinden sakinleri tahliye ediyor. 28 Ekim 2022
Kaynak: Reuters

Öte yandan Mindanao‘daki Bangsamoro Özerk Bölgesi’nin (BARMM) İçişleri ve Yerel İdare Bakanı Naguib Sinarimbo, Maguindanao eyaletindeki yağışların beklentileri aştığını söyledi:

“Yapılan hazırlıklar vardı ama ne yazık ki, yağmur insanların beklentisinin üzerindeydi.”

28 Ekim 2022
Kaynak: Reuters

Ülkenin güneyinde yer alan Sultan Kudarat’ta afet kurtarma ekiplerinin neredeyse omuz hizasına kadar yükselen sularda mahsur kalan insanları botlarla kurtardığı anlar sahil güvenliğin kameralarına yansıdı.

Filipinler’de, ülkeyi düzenli olarak yaşanan tropik (siklon) fırtınaların yoğunluğunun artması nedeniyle sık sık toprak kaymaları ve seller görülüyor. Filipinler yılda ortalama 20 tayfun görüyor.

28 Ekim 2022
Kaynak: Reuters

Saatte 75 km hıza sahip tropik Nalgae fırtınası, binlerce insanın Tüm Ruhlar Günü‘nü ( All Souls Day) kutlamak için memleketlerine dönmeyi planladığı sırada uçuşların iptal olmasına neden oldu. Ülkede okullar kapatılırken bazı limanlarda operasyonel süreçler tamamen askıya alınmak zorunda kaldı.

Meteoroloji tarafından Filipin Denizi üzerinde seyreden fırtınanın daha da yoğunlaşabileceğini bildirdi.

28 Ekim 2022
Kaynak: Reuters

İklim krizine bağlı olarak şiddeti ve sürekliliği artan hava olayları insanların yerinden olmasına ve can kayıplarına neden oluyor.

‣ İklim krizi sel riskini nasıl artırıyor?

Akram Khan Topluluğu, Orman Kitabı koreografisi ile bu akşam İstanbul’da

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen 26. İstanbul Tiyatro Festivali, günümüzün en önemli koreograf ve dansçılarından Akram Khan‘ın yeni koreografisi Orman Kitabı bugün (28 Ekim)  saat 20.00’de Zorlu PSM‘de sahnelenecek.

Ödüllü koreograf ve dansçı Akram Khan, Nobel ödülü sahibi yazar Rudyard Kipling’in ünlü romanı Orman Kitabı’nı iklim krizini işlemek üzere yeniden yorumluyor ve Mowgli’yi karşımıza iklim mültecisi bir kız çocuğu olarak çıkarıyor.

Gösteriye dair dünyadan bazı yorumlar şöyle:

  • Financial Times: “Muazzam konuları muazzam bir biçimde anlatıyor.
  •  The Stage: “Son derece güçlü mesajlar içeren, etkileyici bir görsel deneyim. Gerçekten olağanüstü!”
  • The Scotsman: “Koreografisi her zamanki gibi mukayese kabul etmiyor, hele de topluluğun bir bütün olarak hareket ettiği zamanlarda, Khan’ın benzersiz stilini tüm muhteşemliğiyle görüyoruz.” 

Ünlü koreograf, bu yeni eserinde çağdaş dansı geleneksel Hint dansı kathak ile birleştirdiği benzersiz stilini bir kez daha gözler önüne sererken çağımızın en acil konularından birini de etkileyici bir biçimde anlatıyor.

Ana karakter Mowgli’nin hikâyesi, muhteşem bir koreografi, animasyon kullanımı ve anlatıcılar aracılığıyla izleyiciye sunulurken dans, müzik, animasyon ve metnin birleştiği unutulmaz bir gösteriye dönüşüyor.

 Bu eseri yaratma motivasyonunu “Artık sadece kendi türümüz için değil, bu gezegendeki tüm türler için benzeri görülmemiş ve belirsiz zamanlarda yaşıyoruz. Ve bunun temelinde, evimizle, gezegenimizle olan bağlantımızı unutmuş olmamız yatıyor. Hepimiz bu gezegende yaşıyoruz, hepimiz ondan besleniyoruz ama ona olan saygımızı göstermeyi unutuyoruz,” sözleriyle açıklayan Akram Khan, bu gösteriyle izleyicileri daha iyi bir dünya yaratmak için adım atmaya teşvik ediyor.

Stanley Kubrick ve Peter Gabriel gibi önemli isimlerle çalışmış ödüllü besteci Jocelyn Pook’un izleyicileri kalbinden yakalayan müzikleri ve en son görsel teknolojiyle yaratılan sahneleriyle Orman Kitabı’nda Akram Khan Topluluğu izleyicilere başından sonuna, tam anlamıyla büyüleyici bir deneyim sunuyor.

UNEP: Aşamalı geçişler için zamanımız doldu, yalnızca kökten dönüşüm bizi iklim krizinden kurtarabilir

Dünya genelinde yoğunlaşan iklim etkileri sera gazı emisyonlarının hızla düşmesi gerektiği mesajını verirken, BM Çevre Programı’nın (UNEP) yeni raporu uluslararası toplumun Paris Anlaşması hedeflerinin hala çok gerisinde olduğunu ve 1.5 dereceye giden inandırıcı bir yolun bulunmadığını ortaya koyuyor.

Emisyon Açığı Raporu 2022: Kapanan Pencere – İklim krizi toplumların hızlı dönüşümünü gerektiriyor” başlıklı rapor, elektrik arzı, sanayi, ulaşım ve bina sektörleri ile gıda ve finans sistemlerinde acil sektör ve sistem çapında dönüşümlerin iklim felaketini önlemeye yardımcı olacağını söylüyor.

Rapor, 2021 yılında düzenlenen iklim zirvesinde (COP26) tüm ülkelerin Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler) güçlendirme kararı almasına ve uluslardan gelen bazı güncellemelere rağmen ilerlemeninyetersiz olduğunu ortaya koyuyor.

Bu yıl sunulan NDC’ler, 2030’da öngörülen küresel emisyonlardan sadece 0,5 gigaton CO2 eşdeğeri, yani yüzde birden daha azını azaltıyor.

UNEP İcra Direktörü Inger Andersen, şu değerlendirmede bulunuyor:

“Bu rapor bize, doğanın bütün bir yıl boyunca ölümcül seller, fırtınalar ve şiddetli yangınlar aracılığıyla söylediği şeyi soğuk bilimsel terimlerle anlatıyor: atmosferimizi sera gazlarıyla doldurmaktan vazgeçmeli ve bunu hızla yapmalıyız.

Aşamalı değişiklikler yapmak için şansımız vardı, ancak bu zaman sona erdi. Sadece ekonomilerimizin ve toplumlarımızın kökten dönüşümü bizi iklim felaketinin hızlanmasından kurtarabilir.

Şu anki vaatlerle 2,6 derece hedefi şansı: Yüzde 66

Rapor, iklim eylemindeki  yetersiz ilerlemenin dünyayı Paris Anlaşması’nın öngördüpü küresel ısınmayı  2°C’nin çok altında sınırlamak hedefinin çok üzerinde bir sıcaklık artışına doğru sürüklüyor.

Rapora göre;

  • Koşulsuz Ulusal Katkı Beyanları’nın (NDC) küresel ısınmayı yüzyıl boyunca yaklaşık 2,6°C ile sınırlama şansının yüzde 66 olduğu tahmin ediliyor.
  • Dış desteğe bağlı olan koşullu NDC’ler için bu rakam 2,4°C’ye düşüyor.
  • Mevcut politikalar tek başına 2,8°C’lik bir artışa yol açarak, vaatler ve eylemler arasındaki uçurumun sıcaklık üzerindeki etkilerini vurguluyor.
  • En iyi senaryoda, koşulsuz NDC’lerin tam olarak uygulanması ve ilave net sıfır emisyon taahhütleri sadece 1,8°C’lik bir artışa işaret ediyor, yani umut var. Ancak bu senaryo, mevcut emisyonlar, kısa vadeli NDC hedefleri ve uzun vadeli net sıfır hedefleri arasındaki tutarsızlık nedeniyle şu anda inandırıcı değil.

Benzeri görülmemiş kesintiler gerekli

Paris Anlaşması hedeflerine ulaşmak için dünyanın önümüzdeki sekiz yıl içinde sera gazlarını daha önce görülmemiş düzeylerde azaltması gerekiyor.

Koşulsuz ve koşullu NDC’lerin, şu anda yürürlükte olan politikalara dayalı emisyonlara kıyasla, 2030 yılında küresel emisyonları sırasıyla yüzde 5 ve yüzde 10 oranında azaltacağı tahmin ediliyor.

Küresel ısınmayı 1,5 derecede tutmaya yönelik en düşük maliyetli yol için, emisyonların 2030 yılına kadar mevcut politikalar çerçevesinde öngörülenlere kıyasla yüzde 45 oranında düşmesi gerekiyor.

2 derece hedefi için ise yüzde 30’luk bir kesintiye ihtiyaç var.

Andersen, “Küresel ekonomide reform yapmak ve 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını neredeyse yarıya indirmek çok zor, hatta bazılarına göre imkânsız, ancak denemeliyiz” diyor:

Bir derecenin her bir kesri kırılgan topluluklar, türler, ekosistemler ve her birimiz için önemli. 2030 hedeflerimize ulaşamasak bile, 1,5 derece hedefine mümkün olduğunca yaklaşmak için çaba göstermeliyiz. Bu, net sıfır geleceğin temellerini atmak anlamına geliyor: Sıcaklık aşımlarını düşürmemize ve temiz hava, yeşil işler ve evrensel enerji erişimi gibi diğer birçok sosyal ve çevresel fayda sağlamamıza olanak tanıyacak bir gelecek.”

Elektrik, sanayi, ulaşım ve binalar

Bu denli büyük kesintiler, büyük ölçekli, hızlı ve sistemik bir dönüşüme ihtiyacımız olduğu anlamına geliyor: Rapor, kilit sektörlerde ve sistemlerde bu dönüşümün bir kısmının nasıl sağlanacağını da araştırıyor.

Rapor, elektrik tedariki, sanayi, ulaşım ve binalarda net sıfır sera gazı emisyonuna doğru dönüşümün devam ettiğini, ancak çok daha hızlı hareket edilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Yenilenebilir elektriğin maliyetleri önemli ölçüde düştüğü için elektrik arzı en ileri seviyede, ancak adil bir geçiş ve evrensel enerji erişimini sağlamaya yönelik tedbirlerle birlikte değişimin hızı da artmalı.

Bune göre, binalar için mevcut en iyi teknolojilerin hızla uygulanması gerekiyor. Sanayi ve ulaşım için sıfır emisyon teknolojisinin daha da geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması gerekiyor.

Dönüşümü ilerletmek için, tüm sektörlerin yeni fosil yakıt yoğun altyapıya kilitlenmekten kaçınması, sıfır karbon teknolojisini geliştirmesi ve uygulaması ve davranış değişikliklerini takip etmesi gerekiyor.

Gıda sistemleri, hızlı ve kalıcı kesintiler sağlamak için reform yapabilir

Sera gazı emisyonlarının yaklaşık üçte birini oluşturan gıda sistemleri için odak çözümler arasında doğal ekosistemlerin korunması, talep yönlü beslenme değişiklikleri, çiftlik düzeyinde gıda üretiminde iyileştirmeler ve gıda tedarik zincirlerinin karbonsuzlaştırılması yer alıyor.

Bu dört alandaki eylemler, mevcut uygulamaların devam etmesi halinde neredeyse iki katına çıkacak olan emisyonların aksine, 2050 yılı için öngörülen gıda sistemi emisyonlarını mevcut seviyelerin yaklaşık üçte birine düşürebilir.

  • Hükümetler, sübvansiyonları ve vergi planlarını reforme ederek dönüşümü kolaylaştırabilir.
  • Özel sektör gıda kaybını ve israfını azaltabilir, yenilenebilir enerji kullanabilir ve karbon emisyonlarını azaltan yeni gıdalar geliştirebilir.
  • Bireysel olarak vatandaşlar, çevresel sürdürülebilirlik ve karbon azaltımı için gıda tüketmek üzere yaşam tarzlarını değiştirebilir; bu sağlık açısından da pek çok fayda sağlayacaktır.

Finansal sistem, dönüşümü mümkün kılmalı

Düşük emisyonlu bir ekonomiye doğru küresel bir dönüşümün yılda en az 4-6 trilyon dolar yatırım gerektirmesi bekleniyor.

Bu, yönetilen toplam finansal varlıkların nispeten küçük (yüzde 1,5-2) bir payına yüzde 1,5-2’sine denk gelse de, tahsis edilen ek yıllık kaynakların yüzde 20-28’i anlamına geliyor.

Çoğu finansal aktör, belirtilen niyetlere rağmen, kısa vadeli çıkarlar, çelişen hedefler ve iklim risklerinin yeterince tanınmaması nedeniyle iklim azaltımı konusunda sınırlı eylem gösterdi.

Hükümetler ve kilit finansal aktörlerin inandırıcı bir şekilde tek bir yöne doğru ilerlemeleri gerekecek: Hükümetleri, merkez bankalarını, ticari bankaları, kurumsal yatırımcıları ve diğer finansal aktörleri dahil ederek finansal sistemin, yapılarının ve süreçlerinin dönüştürülmesi.

Rapor, finans sektörü reformu için eşzamanlı yürütülmesi gereken altı yaklaşım öneriyor:

  1. Taksonomiler ve şeffaflık da dahil olmak üzere finansal piyasaların daha verimli hale getirilmesi
  2. Vergiler veya üst sınır ve ticaret sistemleri gibi karbon fiyatlandırmasının uygulamaya konulması
  3. Kamu politikası müdahaleleri, vergiler, harcamalar ve düzenlemeler yoluyla finansal davranışların yönlendirilmesi
  4. Finansal akışları değiştirerek, inovasyonu teşvik ederek ve standartların belirlenmesine yardımcı olarak düşük karbon teknolojisi için pazarların oluşturulması
  5. Merkez bankalarını harekete geçirilmesi: merkez bankaları iklim krizini ele almakla giderek daha fazla ilgileniyor, ancak düzenlemeler konusunda daha somut eylemlere ihtiyaç var.
  6. İş birliği yapan ülkelerden oluşan iklim “kulüpleri”, sınır ötesi finans girişimleri ve adil dönüşüm ortaklıklarının kurulması; bunlar politika normlarını değiştirebilir ve devlet garantileri gibi güvenilir mali taahhüt araçları yoluyla finansın seyrini değiştirebilir.

Köprü’de Buluşmalar’ın 6’ıncı Kısa Film Atölyesi seçkisi açıklandı

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından İstanbul Film Festivali kapsamında düzenlenen Köprüde Buluşmalar’ın 6’ıncı Kısa Film Atölyesi’ne katılacak beş proje belirlendi.

Kısa Film Atölyesi, 31 Ekim-10 Kasım tarihlerinde fiziki olarak Kadıköy‘de  Sinematek/Sinemaevi’nde düzenlenecek.

Anadolu Efes’in ana destekçisi olduğu Köprüde Buluşmalar, 2017’de İstanbul Kalkınma Ajansı’nın desteğiyle başlattığı, ilk ve ikinci kısa filmini yapacak yeni nesil genç sinemacılar için Kısa Film Atölyesi’ne devam ediyor.

Başvurular arasından seçilen beş kısa film projesinin yazar, yönetmen ve yapımcıları, sinema sektöründen deneyimli yönetmen, yazar ve yapımcılarla senaryo, prodüksiyon, proje dosyası hazırlama ve proje sunumu konuları üzerine grup çalışması yapacak. Ayrıca görüntü yönetmenleri, sanat yönetmenleri, yönetmen asistanları ve yapım amirleriyle yapılacak derslerde yapım sürecine ayrıntılı bir şekilde hazırlanacak.

Atölyenin sonunda ekipler, yapımcı-yönetmen çalışması disiplinini geliştirmiş ve eğitmenlerle birlikte projelerinin profesyonel sunum dosyalarını hazırlamış olacak.

6’ıncı Kısa Film Atölyesi’ne katılacak projeler şöyle:

  • Aç Açına
    Yönetmen: Ahmet Toğaç, Yapımcı: Eda Çekemci
  • Aynadaki Çocuk
    Yönetmen: Emrullah Erbay, Yapımcı: Ebru Aksoy
  • Darboğaz
    Yönetmen: Erdoğan Kaplan, Yapımcı: Zeynep Koray
  • Sylvia Plath or I Haven’t Finished Writing Yet
    Yönetmen: Ruken Doğu Erdede, Yapımcı: Öykü Teoman
  • Üç Oda Bir Salon
    Yönetmen: Bertu Yılmaz, Yapımcı: Ozan Takış

Üç ilde bazı bölgeler ‘kesin korunacak hassas alan’ ilan edildi, Bursa’da acele kamulaştırma kararı verildi

Bugün Resmi Gazete’de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla İstanbul, Mersin ve Hatay’da bazı doğal sit alanları kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilirken, Bursa‘nın Osmangazi ilçesinde bazı taşınmazlar acele kamulaştırıldı.

Buna göre Bursa’nın Osmangazi ilçesindeki bazı taşınmazların “Osmangazi Meydanı Projesi” kapsamında Osmangazi Belediye Başkanlığı tarafından acele kamulaştırılması kararı verildi.

İstanbul’da Beykoz sınırları içerisinde bulunan Akbaba ve Dereseki Mahalleleri Etabı Doğal Sit Alanı ile, Elmalı ve Örnekköy Mahalleleri Etabı Doğal Sit Alanı’nda, koruma statüsünün yeniden değerlendirilmesi sonucunda, bazı alanların kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edilmesi kararı verildi.

Gölbaşı Gölü, Hatay.

Mersin’de Bozyazı ilçesindeki Melenia Doğal Sit Alanı; Hatay’da ise Kırıkhan ilçesindeki Gölbaşı Gölü Doğal Sit Alanı da kesin korunacak hassas alan olarak tescil ve ilan edildi.