Ana Sayfa Blog Sayfa 710

Brezilya’da 2. Lula dönemi: Amazon’da ormansızlaşmaya son verilecek

Brezilya’da pazar günü yapılan seçimleri kazanan Luiz Inácio Lula da Silva, Amazon‘daki ormansızlaşmaya son verme sözü verdi .

Aşırı sağcı Jair Bolsanaro‘ya karşı kazandığı zaferi kutlayan Lula, önümüzdeki dört yıl içinde daha cesur bir çevre eylemi gerçekleştireceklerini söyledi. Brezilya’nın iklim kriziyle mücadelesinde öncü rolünü sürdürmeye;  tüm biyoçeşitliliği, özellikle de yağmur ormanlarını korumaya hazır olduklarını belirten Lula, zafer konuşmasında “Sıfır ormansızlaşma için savaşalım” dedi.

Lula da Silva,  yaşayan bir Amazon için mücadele edeceğini belirterek, “Ayakta duran bir ağaç binlerce kütükten daha değerlidir. Bu yüzden tüm Amazon’da herhangi bir yasa dışı faaliyetin yapılmaması için etkin gözetime devam edeceğiz ve aynı zamanda sürdürülebilir kalkınmayı destekleyeceğiz” diye konuştu.

Dünya liderleri memnun

Lula’yı zaferinden dolayı tebrik eden bir dizi dünya lideri, yeni başkanın yeşil taahhütlerini memnuniyetle karşıladı.

Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak sosyal medya hesabından, “Küresel ekonomiyi büyütmekten gezegenin doğal kaynaklarını korumaya ve demokratik değerleri teşvik etmeye kadar İngiltere ve Brezilya için önemli olan konularda birlikte çalışmayı dört gözle bekliyorum” ifadelerini kullandı.

Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen de “gıda güvenliğinden ticarete ve iklim değişikliğine kadar acil küresel sorunları ele almak için [Lula] ile birlikte çalışmayı dört gözle beklediğini” söyledi.

Macron, Lula’nın zaferinin ardından Twitter’da, “Birlikte, birçok ortak sorunumuzun üstesinden gelmek ve iki ülke arasındaki dostluk bağını yeniden inşa etmek için güçlerimizi birleştireceğiz” dedi.

Norveç, yardıma devam edecek

Norveç ise dün Amazon yağmur ormanlarının korunması için sübvansiyonlara devam edeceğini duyurdu. Çevre Bakanı Espen Barthe Edie AFP‘ye “Bolsonaro’dan önce hükümetle iyi ve çok yakın bir işbirliğimiz vardı ve Brezilya’daki ormansızlaşma Lula da Silva’nın (önceki) başkanlığı döneminde büyük ölçüde azaldı” diye konuştu.

Brezilya’nın yağmur ormanlarının korunması için fon sağlayan en büyük bağışçılardan biri olan Norveç, Bolsonaro dönemindeki ormansızlaşmanın çarpıcı biçimde yükselmesiyle 2019’da yardımlarını durdurmuştu.

REUTERS/Bruno Kelly/Dosya Fotoğrafı

Barth Edie, yaklaşık beş milyar Norveç kronu (485 milyon Euro) kullanılmayan yardımın Amazon Orman Koruma ve İklim Koruma Fonu tarafından dağıtılmayı beklediğini de sözlerine ekledi.

Carbon Brief’in analizine göre, Lula’nın zaferi Amazon’daki ormansızlaşmayı önümüzdeki on yılda yüzde 89 oranında azaltabilir. Bolsonaro’nun zarar verici politikalarını tersine çevirmek ise en büyük handikapını oluşturacak.

Bolsonaro’nun ardında zayıflamış bir çevre mevzuatı, mali kaynakları ellerinden alınmış çevre kurumları ve rekor düzeyde ormansızlaşma mirası bıraktığını kaydeden Çevre Adaleti Vakfı‘nın kurucu ortağı Steve Trent ise Brezilya’yı yeniden küresel bir çevre lideri olmaya yönlendirmek için alabileceği tüm desteğe ihtiyacı olacağını ifade etti: Lula’nın yeniden seçilmesi, ‘insanların ve doğanın Bolsonaro yıllarının sebepsiz yıkımından sonra toparlanma şansına sahip olduğu’ anlamına geliyor. Ancak Brezilya’yı yeniden küresel bir çevre lideri olmaya yönlendirmek için alabileceği tüm desteğe ihtiyacı olacak.”

 

Tokyo’da eşcinsel çiftler, evliliğin sağladığı haklardan faydalanacak 

Japonya’nın başkenti Tokyo’da yaşayan ve çalışan eşcinsel çiftlerin, evli heteroseksüel çiftlerle aynı haklardan faydalanmasına karar verildi. Bu hakları resmiyete döken sertifikalar, çiftlere dağıtılmaya başlandı.

Söz konusu sertifikalar, LGBTQ çiftlerin lojman, sağlık ve diğer sosyal haklar konusunda diğer heteroseksüel evli çiftlerle aynı haklara sahip olmasına olanak sağlayacak.

Japonya’da daha önce, başkente bağlı Shibuya kasabası’nda 2015’te öncülük etmesiyle birlikte 200’den fazla küçük yerleşim biriminin yerel yönetimi, bu yönde adım atmıştı.

Sertifika, yasalar önünde farklı cinsiyete sahip evli çiftlere tanınan bütün yasal hakların verilmesini öngörmese bile başkentteki LGBTQ üyesi çiftler, son gelişmeyi memnuniyetle karşıladı.

Ayrımcılığın sona ermesi hedefleniyor

Amerikalı hayat arkadaşı Katie ile uzun zamandır birlikte yaşayan ve AFP‘ye konuşan Miki, “Benim en büyük korkum acil bir durumda bize bir çift gibi değil yabancı gibi davranmaları endişesiydi. Yerel yönetim tarafından onaylanan bu resmi belgelerin bundan sonra bu tür durumlarda daha etkili olacağını düşünüyorum” dedi.

Tokyo Valisi Yuriko Koike ise cuma günü 137 çiftin bu sertifikayı almak için resmen başvuruda bulunduğunu açıkladı.

Üsküdar’da ormana millet bahçesi tam gaz: Tek yeşil alanımızı yok ediyorlar

Üsküdar, Küçüksu Mahallesi’nde orman arazisi üzerine Kayaş Madencilik A.Ş. tarafından yapılan Çocuk Köy ve Millet Bahçesi projesinde çalışmalar sürüyor.

Evrensel‘den Eylem Nazlıer‘in aktardığına göre; Küçüksu’da bulunan ormanlık alanın Üsküdar’da kalan son yeşil alanlardan biri olduğunu belirten Üsküdar Belediye CHP Meclis Üyesi Muazzez Gözütok, ormanlık alanın millet bahçesi yapılmasını şöyle eleştirdi:

“Doğal alan tahrip edilecek. Örneğin o yerlere suni çim yapılacak. Suni çimi kimyasal ilaçla yaşatacaksınız. Ayrıca onları sürekli sulayacaksınız. Buraya harcadığınız suyu, enerjiyi düşünün. Bunlar yapım maliyetinin dışında, harcayacağımız korkunç maliyetler ve hep devam edecek. Oysa doğal alan zaten var ve hep öyle kalıyor. Sadece onları arada bir temizleme ve de yaşlanan ağaçları yenileme durumunuz vardı. Onun dışında orman sizden su beklemez ki ama çim su bekleyecek, çiçekler sürekli yenilecek vb. ormanlık alan içinde bir kere yapılanma başladı mı, onun sonu gelmez. Yol yapılacak örneğin, onun için ağaçlar kesilecek. Endişelerimiz bunlar. Bırakın ağacı, börtü böceği bir yaprağa bile kıymamalıyız.”

‣Ormanların izinde cevapsız sorular
‣Üsküdar’da sır gibi millet bahçesi: Kimsenin haberi yok…
‣Üsküdar’da ormana millet bahçesi: TOKİ ihalesi yine hastanelerin, havalimanlarının şirketine
Fotoğraf: Eylem Nazlıer

‘Tesadüfen öğrendik’

Küçüksu Mahallesi’nde 81 dönümlük ormana yapılan Çocuk Köyü ve Millet Bahçesi, Üsküdar Belediyesi’nden TOKİ’ye, TOKİ’den de Kayaş Madencilik’e ihale edildi.

Proje kapsamında arazideki bitki örtüsü kaldırılmaya başlandı, ağaçlar numaralandırıldı. Mahalleli ise projeyi tesadüfen öğrendiklerini şöyle anlatıyor:

“Baktık birtakım adamlar gelmiş ölçüm yapıyorlar. ‘Ne yapıyorsunuz’ diye sorduk ‘Çocuk köyü yapacağız’ dediler. Çocuk köyü de nedir diye sorduğumuzda, ‘Biz bilmiyoruz, belediye yapacak’ diye cevap verdiler. Belediyeye gittik. O zaman öğrendik ki Üsküdar Belediyesinin bir projesiymiş”.

‘TOKİ’ye devredilmiş’

Belli bir süre gelen giden olmadığını söyleyen mahalleli, “İki ay önce bir sabah baktık işçiler gelmişler. Ağaçları işaretliyorlar. Yanlarına gittik. Bu sefer de ‘Millet bahçesi yapacağız’ dediler. Çocuk köyü ne oldu dedik ‘bilmiyoruz’ dediler. Üsküdar Belediyesi’ne gittik, ‘Biz taşeronuz, Çevre, Şehircilik ve İklim Bakanlığı yapıyor’ dediler. Bu iş Üsküdar Belediyesi’nden alınmış. Çevre Bakanlığı eline geçmiş ve TOKİ’ye devredilmiş. Yeni bir proje oluşturmuşlar. Yani o çocuklar köyü içine bir de millet bahçesi eklemişler. Ağaçları kesmeye başladılar, son nefes borumuzu da yok edecekler” diye konuştu.

‘Ağaçlar kesildi’

Millet bahçesi adı altında doğanın talan edildiğini söyleyen başka bir mahalleli ise tepkisini şu sözlerle dile getirdi:

“Orada ağaç kesiliyor. Makineler girdi ve ağaçları söktüler. Zaten dikkat ederseniz 4-5 metre eninde yollar yapılmış. O yollar yoktu, orada ağaçlar vardı. Peki o yol üzerindeki ağaçlar ne oldu? Bize söyledikleri ‘Biz o ağaçları taşıyacağız’ oldu. Taşıdılar mı? Taşımadıklarını biz biliyoruz ama taşıdılar ise nereye taşıdıklarını bir zahmet göstersinler bize. Orada kaç ağaç var onun bilgisini de vermiyorlar. İstanbul’un göbeğindeki çok kıymetli bir ormanlık alanı ranta, yapılaşmaya açıyorlar ve bizim yeşil alanımızı yok ediyorlar. Sadece bizim nefes kaynağımız değil mahallemizin hayvanlarının da barınağıydı. Kedilerin, köpeklerin, kuşların, börtü böceğin yuvasıydı. Yok ediyorlar.”

Fotoğraf: Eylem Nazlıer

Hasan Onur Işıl: Orman şantiye alanına dönüştü

Harita ve Kadastro Mühendisler Odası İstanbul Şubesi 2. Başkanı Hasan Onur Işık, son zamanlarda korunması gereken doğal alanlarda “millet bahçesi” yapılması faaliyetlerini sıklıkla duyduklarını ifade etti.

Aydos Ormanı’nda yapılan uygulamanın yakın zamanda yaşanılan bu durumun son örneği olduğuna dikkat çeken Işık, “Orada yaşayan vatandaşlar bu konuda bir tepki göstermişlerdi. Orman bir bakıma şantiye alanına dönüşmüştü” hatırlatmasında bulundu.

Benzer bir durumun da Beykoz Küçüksu Mahallesi’ndeki bir orman alanı için de gündeme geldiğini aktaran Işık, “Söz konusu yere ilişkin ihale dosyasındaki proje bilgilerine bakıldığında, orman alanı olan kısımlarda yapılan bir çevresel düzenleme olduğu anlaşılıyor. Bu çevresel düzenleme kapsamında insan faaliyetine açılacak bir alandan bahsediyoruz. Projenin imalatı safhasında zemin, toprak, bitki örtüsü yapısının değişeceği bir şantiye ortamı oluşacak. Yapılan çevresel düzenleme çalışmaları kapsamında doğal alanda ciddi değişiklikler olacak. Bu düzenleme sırasında İstanbul’da zaten az sayıda olan doğal ortamlardan birisi de değişime uğrayacak. Bu alan mevcut yapısını yitirerek insan faaliyetine açık hale gelecek. Normalde doğal olarak gelişmiş olan orman alanları üzerinde düzenlemeler yapmak yerine, bu alanların doğallıklarını korumamız, atıl arazileri yeşil alanlar olarak kentlerimize kazandırmamız gerekir” ifadelerini kullandı.

‘İnsan ve inşa faaliyetine açılıyor’

“Anayasa’nın 169. maddesi, ormanlara ilişkin yapılabilecek tasarruflar konusunda ormanı yok etmek ya da daraltmak konusunda açık ifadeler taşımaktadır” diyen Işık sözlerine şöyle devam etti:

“Orman Kanunu’nda ise ormanlar doğal olarak yetişen ağaç ve ağaç toplulukları olarak nitelendirilir; bununla birlikte parkların da orman alanı sayılamayacağı belirtilmektedir. Bugün için kent genelinde imara açılmış ya da betonlaşmış alanların yeşil alan olarak kazandırılması gerekirken, zaten mevcutta doğal bir habitatı olan bir alan insan ve inşa faaliyetine açılıyor. Daha fazla yeşil alan yaratmak yerine mevcutta doğal olan alanları da bir düzenleme alanına sokuyoruz. Bunu da kabul edilebilir bulmuyoruz. Talebimiz, doğal alanların kendi doğal varlıkları ile birlikte, İstanbul’da çok az miktarda kalan doğal yaşamın kentlerin içinde korunmasıdır.”

Selahattin Beyaz: En çok ihale edilen proje millet bahçesi

Elektronik Kamu Alım Platformu’nda (EKAP) en çok Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığının millet bahçeleri ihale ilanları yayımlandığına vurgu yapan Çevre Mühendisleri Odası (ÇMO) İstanbul Şube Başkanı Selahattin Beyaz, “Sadece kasım ayında 15 adet millet bahçeleri yapım ihalesi yayımlanmıştır. Millet bahçeleri planlanmasında ölçüt; alan büyüklüğünün en az 15 bin metrekare ve mülkiyet durumunun çoğunluğunun kamuya ait olmasına dikkat edilirken, ‘imar planlamalarında’ değişiklik yapılabilmesi şartını da eklemektedir. Millet bahçeleri yapım ihalelerinde görüldüğü gibi; amaç yeşili veya doğal yapıyı korumak değil, bu alanları betonlaştırarak zaman içinde kentin yapı alanlarına dönüştürmek” dedi.

İstanbul’un doğal yaşam alanlarından olan Aydos ormanlarının 215 bin metrekarelik kısmında millet bahçesi projesi ile 3 bin 638 metreküp inşaat alanı oluşturulduğunu belirten Beyaz, “İhale kapsamında personel binası, kır lokantası, kreş, büfe gibi birçok yapı eklenerek doğal yapı dışına çıkılmıştır. Millet bahçeleri projeleri aynı zamanda önemli bir rant aracına dönüşmüştür. En çok ihalesi yapılan bu projeler müteahhitlerin ilgisini çekmekte, katılım diğer ihalelere göre daha yüksek olmaktadır. İşin bitiminde fiyat farkları ile birlikte ihale bedelinin 2-3 katına kadar çıktığı görülmektedir” diye konuştu.

Birleşik Krallık’ta İstanbul Sözleşmesi yürürlüğe girdi: Göçmen kadınlara şiddet kapsam dışı

Birleşik Krallık’ta imzalandıktan 10 yıl sonra onaylanan İstanbul Sözleşmesi, göçmen kadınları ev içi şiddetten koruyan 59’uncu maddeye konulan çekince ile bugün (1 Kasım) yürürlüğe girdi. Kadın hakları örgütleri, konulan çekinceye tepkili. 

Uluslararası Af Örgütü’nün İngiltere şubesi Direktörü Sacha Deshmukh yazılı açıklamasında, hükümetin, kadınları ev içi şiddete karşı korumak için “yeterince adım atmadığını” söyledi:

“Hükümet sözleşmenin 59’uncu maddesi’ne sessiz sedasız çekince koyarak, bu ülkede yaşayan en savunmasız durumdaki kadınların bir kısmını, yani göçmen kadınları yüz üstü bırakmaya devam ediyor.”

Örgüt, hükümetin bu kararıyla, hükümlerini hiçbir temelde ayrımcılık yapmadan uygulama zorunluluğu getiren sözleşmenin temel ilkelerinden birine de “aykırı davrandığını” belirtti.

İstanbul Sözleşmesi’nin 59’uncu maddesi, bir ülkede eşi ya da partnerine bağlı olarak oturma izni bulunan kadınlara şiddet görmeleri halinde eş ya da partnerlerinden bağımsız şekilde ikamet verilmesini öngörüyor. Söz konusu maddede, “Bağımsız oturma izninin verilmesine ve süresine ilişkin koşullar iç hukuk tarafından belirlenir” deniyor.

Ukrayna Meclisi, İstanbul Sözleşmesi’ni onayladı

‘Kadınlar seçim yapmak zorunda bırakılmamalı’

BBC‘nin aktardığına göre, eski İçişleri Bakanı Priti Patel bu yıl içerisinde ülkenin sözleşmeyi 59’uncu maddeye çekince koyarak onaylayacağını açıkladığında, kadın ve göçmen hakları örgütleri bu karara tepki göstermişti. 80’den fazla örgüt imzaladıkları açık mektupta, kararın göçmen kadınları hayati destekten mahrum bırakacağını ve istismarcı eş ve partnerlere cesaret vereceğini kaydetmişti.

İnsan Hakları İzleme Örgütü de bu kararın, ikamet izinlerinin iptal edileceği korkusuyla ev içi şiddet mağduru göçmen kadınları resmi kurumlara başvurmaktan alıkoyacağını söylemişti. Örgüt’ten Hillary Margolis, “Hiçbir kadın istismardan kaçınma ile muhtemelen sınır dışı edilme arasında seçim yapmak zorunda bırakılmamalı” demişti.

Hükümet, son kararı vermek için Göçmen Kadınlara Destek adlı pilot programından çıkacak verileri beklerken pilot çalışmayı yürüten Southall Black Sisters adlı örgüt çalışmanın odağının farklı olduğunu belirterek, hükümetin 59. Madde’yi onaylamak için sonuçları beklemesine gerek olmadığını savunmuştu.

İstanbul Sözleşmesi, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet ile ayrımcılığa karşı mücadele için 2011 yılında İstanbul’da imzalandı. 2012 yılında sözleşmeyi imzalayan Birleşik Krallık, 10 yıl sonra Temmuz’da sözleşmeyi onayladı. 

Kısaca “İstanbul Sözleşmesi” ismiyle anılan “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi”ni ilk imzalayan ve onaylayan ülke olan Türkiye, geçen yıl Cumhurbaşkanlığı kararıyla sözleşmeden çekilmişti.

Türkiye İstanbul Sözleşmesi’nden ayrıldı

Kadın hakları örgütleri ile muhalefetin tepkisini çeken kararın iptali ve yürütmesinin durdurulması istemiyle çok sayıda dava açıldı. Danıştay 10. Dairesi, iptal ve yürütmenin durdurulması istemini 2’ye karşı 3 oyla reddetti. 

Danıştay, İstanbul Sözleşmesi’ni bir gecede fesheden Cumhurbaşkanı kararının iptali istemini reddetti
İstanbul Sözleşmesi için temyizler sürüyor: Duruşma istiyoruz!
Danıştay İstanbul Sözleşmesi’nden vazgeçti, kadınlar geçmeyecek

Şiddet uygulayan evli olduğu erkeği öldüren Fatma Koç, beraat etti

Konya‘da duvarda gördüğü böcek nedeniyle iki çocuğu ve kendisine şiddet uygulayan, evli olduğu erkek Mustafa Koç‘u bıçaklayarak öldüren ve ilk duruşmada tahliye olan Fatma Koç, suçun ‘meşru müdafaa‘ kapsamında işlendiğine kanaat getirilerek, beraat etti.

Olay, 4 Ocak günü saat 19.30 sıralarında Beyşehir ilçesi Hamidiye Mahallesi‘nde meydana geldi. Eve alkollü geldiği öne sürülen Mustafa Koç, iddiaya göre duvarda gördüğü böcek nedeniyle 17 yaşındaki ve 13 yaşındaki çocukları ile eşi Fatma Koç‘a şiddet uyguladı. Fatma Koç, saldırıdan kurtulup kendisine şiddet uygulayan Mustafa Koç’u bıçakladı. Olayın ardından gözaltına alınan Fatma Koç, tutuklandı.

DHA’nın aktardığına göre; hakkında ‘kasten öldürme’ suçundan dava açılan Fatma Koç, Seydişehir Ağır Ceza Mahkemesi’nde 22 Haziran’da görülen ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi.

Fatma Koç, bugün yeniden hakim karşısına çıktı. Duruşmaya katılan, Fatma Koç’a şiddet uygulayan Mustafa Koç’un babası Ferruh Koç, Fatma Koç’tan şikayetçi olmadığını yineleyerek, ”Önceki beyanlarımı tekrar ederim, şikayetçi değilim” dedi.

Mustafa Koç’un annesi Güllü Koç da Fatma Koç’tan şikayetçi olmadığını ve cezalandırılmasını istemediğini söyledi.

‘Adalet yerini buldu’

Fatma Koç da son savunmasında ”Olay nedeniyle üzgünüm beraatımı talep ederim” dedi.

Mahkeme heyeti, Fatma Koç hakkında ‘kasten öldürme‘ suçundan kamu davası açıldığını hatırlattı. Heyet, sanığın eylemlerine karşı meşru savunma hakkını kullanılması sırasında sınırın mazur görülebilir bir heyecan, korku ve telaştan ileri gelmiş olduğunun değerlendirildiğini belirterek, beraatine karar verdi.

Adliye çıkışında avukatı Şefika Yıldırım ile birlikte gazetecilere konuşan Fatma Koç, “Avukatım, savcılar ve hakimler sayesinde ceza almadım. Onlara bin kere teşekkür ederim. Adalet yerini buldu” ifadesini kullandı.

Türkiye’de erkek şiddeti

Türkiye’de son dokuz ayda erkekler en az 248 kadını öldürdü, 118 kadını taciz etti, 187 çocuğu istismar etti, 605 kadına şiddet uyguladı, 24 kadına tecavüz etti. Erkekler en az 372 kadını seks işçiliğine zorladı. 2022’nin ilk dokuz ayında 145 kadının ölümü basına “şüpheli” olarak yansırken, erkekler, yılın ilk dokuz ayında en az 32 çocuğu öldürdü.

Eylül’de en az 26 kadın erkekler tarafından öldürüldü. Erkekler, en az 71 kadına şiddet uyguladı, en az 12 kız ve oğlan çocuğunu istismar etti, en az 16 kadını taciz etti, iki kadını da seks işçiliğine zorladı. Rakamlar bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği Erkek Şiddeti Çetelesi’nden:

 

TTB’den kayyım açıklaması: TTB Kanununda böyle bir uygulama yok

Türkiye Tabipler Birliği (TTB) tarafından TTB Merkez Konseyi Başkanı Dr. Şebnem Korur Fincancı‘nın tutuklanmasının ardından TTB’ye kayyım atanacağına dair tehditlere ilişkin Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun Ek-2. Maddesi’ne dikkat çekilerek açıklamada bulundu. Açıklamada “Madde düzenlemesinde, herhangi bir seçili kurulun görevine son verilmesi halinde sürecin nasıl işleyeceği de belirlenmiş olup görevden alınan kurulun yerine, mevcut üye/delegeler eliyle yeni bir kurulun seçim yapacağı düzenlenmiştir” ifadeleri kullanıldı.

Ayrıca soruşturmayı yürüten savcı tarafından hazırlanan davanamede de kayyım atanması yönünde bir talep olmadığı, yasa hükmü nedeniyle böyle bir uygulama yapılmasının da olanağının bulunmadığı aktarıldı.

‘Yasalara aykırı gözaltı’

TTB tarafından yapılan açıklamada ayrıca Dr. Fincancı’nın Anayasa’ya ve uluslararası hukuk kurallarına da aykırı biçimde gözaltına alındığına değinilerek “Davaname tarafımıza 31 Ekim 2022 Pazartesi günü resmi olarak tebliğ edilmiştir. Bu dava 6023 sayılı Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun Ek-2. maddesinde belirlenen ‘amaç dışında faaliyette bulunma‘ iddiasına dayanmaktadır. Tebliğ edilmiş davaname ve eklerinin detaylı incelenmesinin ardından daha net açıklamaların yapılması da mümkün olacaktır” denildi. Açıklamada neden kayyım atanamayacağına şu sözlerle değinildi:

“Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nda 1983 yılındaki değişiklikle getirilen yasaklamaların ve sonrasında 1997 yılında yapılan değişikliklerin dahi kurum üyeleri ve delegelerinin iradesine saygı gösteren bir içeriğe sahip olduğu görülmektedir. Bu nedenledir ki Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nda kayyum ve benzeri bir uygulama bulunmamaktadır.”

‘Dava doğrudan tabip odalarına yönlendirilemez’

Son olarak  Türk Tabipleri Birliği Kanunu’nun Ek-2. maddesine işaret edilen açıklamada “Madde Türk Tabipleri Birliği’nin merkezi veya tabip odalarının kendi kurullarının, kurul olarak yaptıkları faaliyetlerine dair iddiaların yargı eliyle denetimini düzenlemektedir. Dolayısıyla her biri ayrı bir tüzel kişilik ve her birinin kendi seçili kurulları olan tabip odalarının mevcut davaya dahil edilmesi söz konusu değildir. Tabip odalarının kendi kurullarının ‘amaç dışı faaliyette‘ bulunduğu iddiası olması halinde bulundukları ildeki asliye hukuk mahkemelerinde müstakil davalar açılması gerekmektedir; ancak mevcut durumda TTB Merkez Konseyi’ne yönelik açılan davanın doğrudan tabip odalarına da yönelmesine olanak sağlayan bir yasal düzenleme de yoktur” ifadelerine yer verildi.

Kent tarımı projesinin ayrıntıları belli oldu

Tarım ve Orman Bakanlığı 2023 Bütçe Sunuşu‘na göre, “kent tarımı” modeliyle üretim ve tüketim merkezleri yakınlaştırılarak, şehirde yaşayanların taze ve ucuz sebzeye erişiminin sağlanması öngörülüyor.

Lojistik maliyetlerinin ve karbon ayak izinin düşürülmesi, nakliye kayıplarının azaltılması ve istihdamın artırılması da hedefler arasında yer alıyor.

AA’nın aktardığına göre; bu amaçla üç yıllık “Kent Tarımı Eylem Planı” uygulamaya alınacak. Proje kapsamında üreticilere hibe tohum-fide, sera ve hayvancılık, makine ve ekipman, mesleki eğitim, sübvansiyonlu kredi gibi çeşitli alanlarda pek çok destek sağlanacak.

Eylem planı, 2023 yılında Ankara, İstanbul, İzmir ve Erzincan ile İstanbul hinterlandında yer alan Balıkesir, Bursa, Bilecik, Çanakkale, Edirne, Kırklareli, Kocaeli, Sakarya, Tekirdağ ve Yalova olmak üzere 14 ilde uygulanacak. Gelecek yılın uygulama sonuçlarına göre proje diğer illere de yaygınlaştırılacak.

Söz konusu 14 il dışında kalan illerde de Tarıma Dayalı İhtisas Organize Sanayi Bölgesi (TDİOSB) projeleriyle üretim altyapısı kurulmaya başlandı.

Bu kapsamda, Denizli Sarayköy Jeotermal Kaynaklı Sera TDİOSB, Ağrı Diyadin Jeotermal Kaynaklı Sera TDİOSB (1. Etap), Aydın Efeler Jeotermal Kaynaklı Sera TDİOSB, Samsun Bafra Sera TDİOSB, Zonguldak Çaycuma Sera TDİOSB‘lerinin altyapısı tamamlanarak üretime geçilecek.

Aksaray Kargın, Çanakkale Ayvacık, İzmir Dikili, Kayseri Kocasinan, Kütahya Simav, Nevşehir-Kozaklı jeotermal kaynaklı sera TDİOSB’ler ile Adana Karataş ve Malatya Yazıhan sera TDİOSB’lerde altyapı inşaatlarına başlanacak.

Altyapı proje çalışmaları devam eden TDİOSB’ler

Bunların dışında Ankara, Balıkesir, Sakarya, Erzincan, Erzurum, Uşak, Afyonkarahisar, Manisa, Van, İstanbul, Tekirdağ ve jeotermal kaynak bulunan diğer illerde jeotermal kaynaklı sera TDİOSB kurulmasına yönelik yatırım analizi çalışmaları devam ediyor.

Türkiye’de ilk örneği teşkil eden jeotermal kaynaklı seracılık projeleri Denizli‘nin Sarayköy ve Ağrı‘nın Diyadin ilçelerinde başlatıldı.

Denizli Sarayköy Tarıma Dayalı İhtisas Jeotermal Sera OSB‘lerin altyapı çalışmaları 2018’de tamamlandı ve yatırımcılara açıldı. Yatırımcılar tarafından jeotermal kaynakla ısıtılan ileri teknolojili seralar kuruluyor.

2022 Yılı Yatırım Programı’nda bulunan Ağrı Diyadin Tarıma Dayalı İhtisas Jeotermal Sera OSB‘nin altyapı işinin ihalesi gerçekleştirildi ve yapıma başlandı.

Kütahya Simav Tarıma Dayalı İhtisas Jeotermal Sera OSB Projesi kapsamında 2021’de yer seçimi tamamlandı. 2022 Yılı Yatırım Programı’na alınan projeye ilişkin çalışmalar devam ediyor.

Nevşehir Kozaklı Tarıma Dayalı İhtisas Jeotermal Sera OSB Projesi‘nin geçen yıl yer seçimi tamamlandı ve yapıya tüzel kişilik kazandırıldı. Projede fizibilite çalışmaları da tamamlandı.

Aydın Efeler-Kadıköy Tarıma Dayalı İhtisas Jeotermal Sera OSB Projesi için de yer seçimi tamamlandı ve seraya tüzel kişilik kazandırıldı. Altyapı proje çalışmaları sürdürülüyor.

Samsun Bafra ve Zonguldak Çaycuma tarıma dayalı ihtisas sera OSB’lerin yapım işlerine geçen yıl başlandı. Bu sene sonunda altyapıların tamamlanarak buraların yatırımcılara açılması planlanıyor.

Adana Karataş Tarıma Dayalı İhtisas Sera OSB Projesi için de yer seçimi tamamlanırken yapıya tüzel kişilik kazandırıldı, gözler yatırımlara odaklandı.

Türkiye’nin en büyük sahasında yürütülen İzmir Dikili Tarıma Dayalı İhtisas Jeotermal Sera OSB’nin 3 bin 37 dekar alanda proje çalışmaları tamamlanarak, altyapı çalışmalarına başlandı.

Diğer yandan yeni tarıma dayalı ihtisas OSB projeleri Gümüşhane Kelkit, Kahramanmaraş Elbistan, Niğde Bor, Van, Sivas Şarkışla için yer seçimi tamamlandı ve buralara tüzel kişilik kazandırıldı.

Hatay Altınözü ve Muğla Seydikemer Tarıma Dayalı İhtisas Süt OSB’lerin de yer seçimi gerçekleştirildi ve bu iki OSB de tüzel kişilik kazandı. Projelerde altyapı çalışmaları yürütülüyor.

Çanakkale Ayvacık (Jeotermal Kaynaklı), Ordu Mesudiye (Besi), Aksaray Karkın (Jeotermal Kaynaklı) ve Kayseri-Kocasinan (Jeotermal Kaynaklı) TDİOSB projeleri için ise etüt ve yer seçimi çalışmaları devam ediyor.

Öte yandan, TDİOSB’lere bu yıla kadar 750 milyon lira destek sağlandı. TDİOSB proje sayısı 57’ye çıkarıldı.

Tarlabaşı Toplum Merkezi’ne açılan fesih davasının ikinci duruşması yarın görülecek

On beş yıldır Tarlabaşı’nda çocukların ve kadınların bir araya gelebilecekleri güvenli alanları kurmak hedefiyle çalışan Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği’ne iki ayrı dava açıldı. Hedef gösterilen merkez, hakkında açılan fesih davasını medyadan öğrendi. O davanın ikinci duruşması yarın, 2 Kasım Çarşamba günü, saat 11.30’da İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülecek.

Tarlabaşı Toplum Merkezi ile dayanışmak için kurulan “İyi ki Varsın TTMinisiyatifi, “İyi ki varsın TTM, çünkü umut veriyorsun, mahallede tüm kadın ve çocuklara kapın açık” diyerek duruşmayı takip etmeye çağırıyor.

İlk duruşmada ne oldu?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın düzenlediği iddianame ile açılan davada derneğin “kanuna ve ahlaka aykırı” hale geldiği iddiası yer alıyor.

Davaya temel oluşturan dernekler denetçilerinin raporunda derneğin LGBTİ+’larla ilgili ifadeleri hukuka aykırı ve ayrımcı bir şekilde “müstehcenlik” olarak yer alırken; LGBTİ+’ların temel hak ve özgürlükleri de “toplumda kısaca LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, intersex) olarak bilinen kişilerin cinsel eğilimlerini normalleştirmek sureti ile çocukların cinsel kimliklerini etkilemeye çalışması” ifadeleriyle rapora ve davanameye girdi.

Dava kapsamında dernek hakkında verilen “faaliyetten alıkonulma” tedbir kararı ise 6 Nisan’da TTM’nin başvurusu üzerine kaldırıldı.

Duruşmayı farklı kurumlardan yüzden fazla hak savunucusu ve gazeteci takip etmek için adliyede bulundu. Tarlabaşı Toplum Merkezi ile dayanışmak için bir araya gelen TTM Dayanışma Grubu dava öncesinde Çağlayan Adliyesi önünde basın açıklaması yaptı.

Mahkeme, soruşturma dosyasının detaylarını Başsavcıya sormaya, savcılık dosyaları dışında ihbar, şikayet, tespit, soruşturma, kovuşturma dosyaları için İstanbul Valiliği Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü’ne yazılmasına, dernekler konusunda uzman ve muhasebeci bilirkişiden rapor alınmasına, bakanlıkların müdahillik taleplerinin ara kararda değerlendirilmesine karar vererek duruşmayı 2 Kasım saat 11.30’a erteledi.

İmza kampanyasını 99 sivil toplum örgütü imzaladı

Dava öncesi bir araya gelen 99 sivil toplum örgütü ortak açıklama yayınladı, “Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği’nin yanındayız” dedi. TTM ile dayanışmak ve örgütlenme özgürlüğünü savunmak için kurulan “İyi ki Varsın TTM” internet sitesinde yayınlanan açıklamaya imzalar devam ediyor.

86 örgütün imzasıyla yayınlanan açıklamada davaların tüm sivil topluma tehdit olduğu vurgulandı:

“Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği örneğinde bugün yaşananların Türkiye’de örgütlenme özgürlüğü alanında yaşanan gerilemenin doğal bir uzantısı olduğunu düşünüyoruz.

Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği’nin hedef gösterilerek ve yürüttüğü faaliyetler çarpıtılarak kapatılmaya çalışılması, tüm sivil topluma yönelik bir tehdit olarak karşımızda duruyor.”

Sivil toplum örgütleri, örgütlenme özgürlüğüne yönelik saldırıların durdurulmasını, sivil topluma yönelik baskılara son verilmesini, Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği’ne açılan davaların düşürülmesini ve güvenli bir şekilde çalışmalarına devam edebilmesini talep etti.

Ne olmuştu?

Türkiye’de yoksulluk, ayrımcılık ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin en yoğun şekilde yaşandığı bölgelerden biri olan Beyoğlu-Tarlabaşı’nda, bir toplum merkezi modeli olan Tarlabaşı Toplumunu Destekleme Derneği (bilinen adıyla Tarlabaşı Toplum Merkezi – TTM) kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya.

Dernek, Haziran-Eylül 2021 döneminde çeşitli denetimlerden geçti. Denetimlerin ardından merkez hakkında iki ayrı dava açıldı.

İstanbul Valiliği tarafından İstanbul 8. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde “Derneğin amacının gerçekleşmesinin olanaksız hale geldiği” gerekçesi ile derneğin kendiliğinden sona erdiğinin tespit edilmesi talepli bir dava açıldı.

Bu davanın ilk duruşması, 14 Nisan 2022 Perşembe 11.45’te İstanbul 8. Sulh Hukuk Mahkemesi’nde görüldü. Aile Bakanlığı, Valilik yanında müdahillik talebi iletti. TTM avukatları, “15 yıldır var olan, kamuyla ortak iş yapan bir dernek nasıl yok olabilir” dedi.

Dava, 29 Eylül’e ertelendi. 29 Eylül’deki ikinci duruşmada da karar çıkmadı ve bu sefer Tarlabaşı Toplum Merkezi hakkında açılan “yokluğun tespiti” davası 9 Mayıs 2023’e ertelendi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın düzenlediği iddianame ile İstanbul 18. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde “hukuka ve ahlaka aykırılık” gerekçeleriyle derneğin feshi davası da açıldı. Bu davanın ilk duruşması da 18 Mayıs 2022 tarihinde görüldü.

Dava kapsamında dernek hakkında verilen “faaliyetten alıkonulma” tedbir kararı ise 6 Nisan’da TTM’nin başvurusu üzerine kaldırıldı. Bu dava ise 2 Kasım 11.30’a ertelendi.

TTM, 27 Haziran 2021’de Kaos GL Derneği’nin “LGBTİ+ Öğrencileri Aile ve Okul Kıskacına Karşı Nasıl Korumalı?” kılavuzunun konuşulacağı bir gönüllü etkinliği planladı, fakat etkinlik medyada hedef gösterildi.

Medyadaki hedef göstermelerin hemen ardından 25 Haziran’da Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Beyoğlu İlçe Müdürlüğü Sosyal Hizmetler Birimi, derneği ziyaret etti. Bundan dört gün sonra İstanbul İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü denetimi başladı. Ne ziyaretle ne de denetimle ilgili derneğe herhangi bir sonuç ulaşmadığı belirtildi.

Öte yandan 19 Temmuz’da Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şube Müdürlüğü “müstehcenlik suçu” kapsamında Yönetim Kurulu Başkanının ifadesini aldı. Soruşturma takipsizlikle sonuçlandı. Dernek hakkında davalara sebep olan denetim ise 26 Temmuz-20 Ağustos 2021 tarihleri arasında İçişleri Bakanlığı Dernekler Denetçileri tarafından gerçekleştirildi.

TTM, denetleme sonuçlarına ilişkin bilgileri ancak kendilerine açılan “yokluğun tespiti” ve “derneğin feshi” dava dosyalarına sunulan rapor ve eklerden öğrenebildiğini vurguladı. Dernek hakkında açılan ilk dava “yokluğun tespiti” davası.

Dernek, açılan ikinci davadan ise ancak medya yoluyla haberdar olabildiğini bildirdi.

9 Şubat’ta medyada derneği hedef gösterenlerden biri olan Milat gazetesinin manşetinde yeni bir davadan bahsedilmesi üzerine dernek avukatları adliyeden bilgi aldığını ve 10 Şubat’ta dernek hakkında bir de fesih davası açıldığını öğrendiğini aktardı. Davanın gerekçesi ise derneğin “kanuna ve ahlaka aykırı” hale geldiğini öne sürerken davanamede sıralanan eylemlerin hiçbiri fesih sonucunu doğuracak yoğunlukta olmayıp, ancak idari para cezası yaptırımı doğurabilecek defter kayıtlarındaki eksikler ile eğitim faaliyetlerinde bulunulup izin alınmadığı, dernek yayınlarının cumhuriyet başsavcılığına bildirilmediği gibi hususlar.

Ayrıca davaya temel oluşturan dernekler denetçilerinin raporunda derneğin LGBTİ+’larla ilgili ifadeleri hukuka aykırı ve ayrımcı bir şekilde “müstehcenlik” olarak yer alırken; LGBTİ+’ların temel hak ve özgürlükleri de “toplumda kısaca LGBTİ (lezbiyen, gey, biseksüel, travesti, intersex) olarak bilinen kişilerin cinsel eğilimlerini normalleştirmek sureti ile çocukların cinsel kimliklerini etkilemeye çalışması” ifadeleriyle rapora ve davanameye girdi.

İstanbul enflasyonu yüzde 108’i aştı

İstanbul Ticaret Odası’nın (İTO) Ekim 2022 perakende ve toptan fiyat endeksleri verilerine göre Ekim’de İstanbul enflasyonu yüzde 108, 77 oldu.

İstanbul Ücretliler Geçinme İndeksi bir önceki aya göre yüzde  3,96, toptan fiyat hareketlerini yansıtan Toptan Eşya Fiyatları indeksi ise yüzde 5,89 oranında arttı.

Ekim 2021’e göre Ekim 2022’de yaşanan fiyat değişimlerini gösteren bir önceki yılın aynı ayına göre değişim oranı, İTO 1995 bazlı Ücretliler Geçinme İndeksi’nde yüzde 108,77, Toptan Eşya Fiyatları İndeksi’nde ise yüzde 104,21 oldu.

Ekim 2022’de perakende fiyatlarda bir önceki aya göre artış oranları şöyle oldu:

  • Giyim harcamalarında yüzde 7,98,
  • Ev eşyası harcamalarında yüzde 6,95,
  • Gıda harcamalarında yüzde 5,54,
  • Sağlık ve kişisel bakım harcamalarında yüzde 2,97,
  • Kültür eğitim ve eğlence harcamalarında yüzde 2,64,
  • Diğer harcamalarda yüzde 0,84,
  • Konut harcamalarında yüzde 0,31,
  • Ulaştırma ve haberleşme harcamalar grubunda yüzde 0,23 artış gerçekleşti.

Ekim 2022’de Toptan fiyatlarda bir önceki aya göre gerçekleşen artışlar ise şöyle:

  • İşlenmemiş maddeler grubunda yüzde 24,53,
  • Yakacak ve enerji maddeleri grubunda yüzde 4,64,
  • Mensucat grubunda yüzde 3,37,
  • Gıda maddeleri grubunda yüzde 3,21,
  • İnşaat malzemeleri grubunda yüzde 0,83 artış gerçekleşti.

Kimyevi maddeler grubunda yüzde 4,29 ve madenler grubunda yüzde 0,03, azalış yaşandı.

MHP’li belediyelere ‘nükleer doping’

Haber: Abidin YAĞMUR

*

Mersin‘in Gülnar’da nükleer santral inşaatını sürdüren Rus menşeili Akkuyu Nükleer A.Ş, Gülnar Belediyesi‘ne yaşlı bakım evi ve park projeleri için 6 milyon liralık bağışta bulundu. Bu rakam, Gülnar Belediyesinin bütçesinin yüzde 5’ine denk geliyor. Şirket, Silifke Belediyesi’ne de 3,4 milyon liralık bağış yaptı.

Şirket, nükleer santral inşaatının sürdüğü bölgedeki yerel yönetimlere ve spor kulüplerine bir süredir yaptığı yüklü bağışlarla dikkat çekiyor.

Son olarak MHP’li Alpaslan Ünüvar’ın başkan olduğu Gülnar Belediyesi’ne “Yaşlı Bakım Evi”  projesi için 1 milyon 731 bin 560 TL ve  Akkuyu NGS Park isimli park için de 4 milyon 328 bin 900 TL bağışta bulunuldu.

Nükleer şirketin bir kalemde Gülnar Belediyesine yaptığı bağış 6 milyon liradan fazla. Bu rakam, Gülnar Belediyesinin 2023 bütçesinin yüzde 5’ine denk geliyor.

Silifke de unutulmadı

Akkuyu Nükleer A.Ş ayrıca MHP’li Sadık Altunok’un başkan olduğu Silifke Belediyesine de dikkat çekici bir rakamla bağışta bulundu. Şirket, Silifke Belediyespor kulübüne 865 bin liralık yardımda bulunurken gençlere yönelik sosyal tesis için de Silifke Belediyesine 2 milyon 597 bin lira bağışladı. Böylece şirketin Silifke Belediyesine yaptığı bağış tutarı 3 milyon 463 bin lirayı buldu.

İki belediyeye verilen bağış miktarı 9 milyon lirayı geçti. Her ikisi de MHP’li olan belediyelere bağış çeklerini Akkuyu Nükleer A.Ş. Kamu Kurumları ile İlişkiler ve Uluslararası İşbirliği Yönetici Direktörü Aleksei Frolov takdim etti.