Ana Sayfa Blog Sayfa 561

Akşener masadan kalktı: İmamoğlu ve Yavaş’ı göreve çağırıyorum

Altılı Masa’nın son toplantısından sonra bugün (3 Mart) açıklamada bulunan Meral Akşener,“Şahsi hırslar Türkiye‘ye tercih edilmiştir” dedi.

İYİ Parti lideri, Genel İdare Kurulu‘nu toplamasının ardından yaptığı açıklamada, partisinin dayatmayla karşılaştığını söyledi; “Ya tarih olacağız, ya tarih yazacağız” ifadelerini kullandı.

Akşener’in açıklamaları şöyle:

“En sonda söyleyeceklerimizi başta söyleyeyim; İYİ Parti bir dayatmaya mecbur bırakılmış, ölüm ile sıtma arasında tercihe zorlanmıştır. Buna boyun eğmeyecektir. Kişisel ikbal hesapları için üretilmiş siyasetin hınk deyicisi olmayacaktır.

Ben ve arkadaşlarım ilk günden beri aynı kararlılıkla duruyoruz. Nasıl 2002 yılında milletin aleyhine plan yapanların karşısında durduysak bugün de duruyoruz. Nasıl 2010’da durduk, bugün de aynı yerde duruyoruz. Nasıl 2015’te milletin canına kıyanların karşısında durduk, bugün de duruyoruz. Nasıl 2018’de milletimizi iki yumruk arasına alanların karşısında durduk bugün de aynı yer de duruyoruz. Nasıl 2020’de milletin tercihlerini hiçe sayanların karşısında durduk, bugün de ayın yerde dimdik duruyoruz.

2023 yılında milletimiz Cumhuriyetimizin yıpratılan değerleri için, demokrasimiz için, hürriyetimiz için mücadele verirken ‘ceketimi assam seçilirim’ diyenlerin karşısındayız. Bizim yolumuz dün de aynıydı bugün de aynı.

Biz milletimize bir söz verdik. Milletin sesini bastıran değil, duyuran olacağımıza söz verdik. Milletin taleplerini hiçe sayan değil, gerçekleştiren olacağımıza söz verdik. Bu bizim kurtuluş felsefemizdir. Bu bizim temel ilkemizdir. Bu İYİ Parti’nin varoluş sebebidir.

Biz dayatmalara direnerek geldik, biz kirli pazarlıklara direnerek geldik.

Biz ortak aklın ışığında sorunları konuşabilmeyi aklın gereği olarak gördük. Geçtiğimiz sene 5 siyasi parti ile adım attık. Türkiye için ortak dertlerimizin çözümüne yönelik Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem, Anayasa Değişikliği teklifi gibi konularda mutabakat sağladık.

‘Yenilgi yenilgi büyüyen küçük hesaplar’

“Dün ortak Cumhurbaşkanı adayını tartıştık. Bu doğrultuda 5 parti Sayın Kemal Kılıçdaroğlu yönünde görüşlerini paylaştılar. Yapılan tüm kamuoyu araştırmalarında açık ara kazandığını gördüğümüz Mansur Yavaş ve Ekrem İmamoğlu için görüşümüzü beyan ettik. Aday belirleme sürecinin sağlıklı yönetilmesi için bütün partilerin belirleyeceği çalışmalar ışığında ortak Cumhurbaşkanı adayının belirlenmesini önerdik.

Bu görüşlerimiz kesin bir şekilde reddedildi. Altılı masanın son toplantısında bir tırnak için anlayışa varıldı. Şahsi hırslar Türkiye’ye tercih edilmiştir. Anladık ki yenilgi yenilgi büyüyen küçük hesaplar, kutlu bir zafere tercih edilmiştir.

Biz İYİ Parti‘yi bunun için kurmadık. Önce millet önce memleket demekten vazgeçmedik. Vazgeçmeden konuştuk, anlattık, dinlettik, gösterdik. Olmadı, olamadı.

Son noktada altılı masa artık millet iradesini kararlarına yansıtma kabiliyetini kaybetmiştir. Bu masa artık potansiyel adayların tartışılabildiği ortak akıldan çıkmış, tek bir adayın tasdiki haline çalışan noter masasına dönüşmüştür.

Biz imzamızın ve sözümüzün arkasındayız. Ancak ne kumar ne noter masasında olmayacağız. Yeni asrı göz göre göre hiç etmeyeceğiz. Milletimizin kazanma ümidini yok etmeyeceğiz. İnatla ve ısrarla biz demeye devam edeceğiz.

Bu yüzden Sayın Mansur Yavaş ve Sayın Ekrem İmamoğlu’na çağrı yapıyorum. Tüm engellemelere rağmen çok çalıştınız. Görevinizi en iyi şekilde yaptınız. Milletimizi enkaz altında bile yalnız bırakmadınız. Çok kritik bir kırılmanın eşiğinde milletimiz sizi göreve çağırıyor. Bu vazife dayatmayı değil, dayatmacılığı yıkma vazifesidir. Hiç şüphemiz yok ki bu vazife reddedilmez bir vazifedir. Bu çağrının sahibi millettir. Bu saatten sonra bizlere düşen seçim yapmaktır.”

Akşener basın toplantısından sonra bir açıklama yapmazken, “Gençliğin umudu Meral Akşener” sloganıyla uğurlandı.

Ne olmuştu?

‘Millet ittifakı’nın dünkü toplantısının ardından altı liderin imzasıyla yayınlanan açıklamada ortak adayda uzlaşıldığı değil, ‘ortak bir anlayışa ulaşıldığı’ belirtilmiş, nihai açıklamanın 6 Mart’ta yapılacağı kaydedilmişti.

Altılı Masa ortak isimde uzlaştı: Cumhurbaşkanı adayı 6 Mart’ta açıklanıyor

Toplantı sonrası CHP’liler Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığı kabul edilmişçesine memnunken İYİ Partililer ise sosyal medyadan kızgınlıklarını iade etmişti.

Olağanüstü toplantı

Çok geçmeden Akşener, kurmaylarını ve Ankara’da bulunan milletvekillerini olağanüstü toplantıya çağırdı.

İYİ Parti Grup Başkan Vekili Erhan Usta altılı masa toplantısında aday üzerinde bir mutabakat sağlanmadığını söyledi. Milletvekili Ümit Dikbayır ise diğer beş partiyi kastederek, “Millet beşten büyüktür” diye tweet atıp sildi.

Az daha masadan kalkıyormuş

Toplantı sürerken T24 yazarı Murat Sabuncu yazısında şunları aktardı:

Toplantıda Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığı konusu ev sahibi Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu tarafından gündeme getirildi.

Diğer liderler bu konuda olumlu görüş verirken Meral Akşener, ‘Ekrem İmamoğlu ya da Mansur Yavaş olsun, partim bana bu iki ismi öner yoksa çık gel dedi’ diye konuştu.

Bunun üzerine Kılıçdaroğlu ‘Onlar belediye başkanlığı görevine devam edecek’ dedi. Akşener ‘O zaman ben bunu partimin yetkili kurullarına, il başkanlarıma danışayım’ diye yanıt verdi. Bunun üzerine ne yapılacağı düşünülürken Kılıçdaroğlu ‘Gerekirse beş parti imzasıyla bir açıklama yapılır’ deyince Akşener ‘Ben kalkıp gideyim mi yani’ karşılığını verdi.

Diğer liderler devreye girdi ve pazartesi gününe kadar herkesin kendi partisiyle istişare ederek tekrar bir araya gelinip açıklama yapılması noktasında arabuluculuk yapıldı.”

Yaklaşık dört saatlik toplantıdan çıkışta yüzleri gülen İYİ Partililer gazetecilerin sorularına Türkiye iyi olacak” diye yanıt verdi. Gazetecilerin atıp sildiği tweet’i sorduğu Dikbayır’sa “Evet, millet beşten büyüktür” diyerek sözlerini tekrarladı.

Diyarbakır’da çatlaklar oluşan binaya ‘hasarsız’ denildi, yurttaşlar tedirgin

Video haber: İnanç YILDIZ
*

Kahramanmaraş merkezli depremlerin etkilediği Diyarbakır’da binlerce bina hasar aldı. Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüğü tarafından hasar tespit çalışmaları sürerken, Bağlar’ın Şeyh Şamil Mahallesi‘nde Ahmet Apartmanı‘nda binanın ve evlerin içinde ciddi çatlaklar oluşmasına rağmen binaya “hasarsız” denildi. Bu yüzden bina sakinleri evlerine girmeye korkarken AFAD tarafından belirlenen konaklama alanlarına da alınmıyorlar.

Binaları ve evleriyle ilgili itiraz da bulunan yurttaşlar, kendilerine bir çare bulunulmasını istiyor.

Öte yandan mahallede çok sayıda bina kullanılmaz hale geldi. Yurttaşların bu binaları büyük oradan da boşalttığı görülüyor. Boşaltılan bu binaların etrafında herhangi bir güvenlik önemli alınmaması tehlike arz ediyor.

Her gün yüzlerce araba ve yurttaşın geçtiği bu binaların faciaya neden olmadan bir an önce yıkılması isteniyor.

Kılıçdaroğlu’ndan SOL Parti ve TİP’e ziyaret

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Millet İttifakı’nın cumhurbaşkanı adayı gündemli toplantısının ardından ilk resmi ziyaretini SOL Parti’ye yaptı.

Deprem sonrası hükümet politikasına tepki gösterdikleri ve istifa talep eden  İstanbul ve Mersin eylemleri polis müdahalesiyle engellenen SOL Parti’ye Kılıçdaroğlu’nun ziyareti “destek ve geçmiş olsun” çerçevesinde gerçekleşti.

SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen’in aralarında bulunduğu heyet CHP liderini, Mithatpaşa Caddesi’ndeki parti genel merkezinin kapısında karşıladı. Kılıçdaroğlu’na ise CHP’den Genel Başkan Yardımcıları Oğuz Kaan Salıcı, Muharrem Erkek ve Genel Sekreter Selin Sayek Böke eşlik etti.

SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, şunları söyledi:

“Kemal Bey’e nazik ziyareti için öncelikle teşekkür ediyoruz. Deprem sonrasında hep beraber büyük bir dayanışma seferberliği içerisindeyiz. Bugün bu görüşmemiz, dayanışma deneyimlerimizi paylaşmak, Türkiye toplumunda yaratılan bu güzelliği hep birlikte nasıl çoğaltacağımızı, yaralarını sarmaya birlikte nasıl devam edeceğimizi konuştuk. Deneyim paylaşımında bulunduk.” dedi ve şöyle devam etti:

Kılıçdaroğlu’nun ziyaretinin, Kızılay protestolarında Mersin’de üç, İstanbul’da 77 parti üyesinin göz altına alınmasıyla ilgili bir geçmiş olsun ziyareti de olduğunu söyleyen İşleyen, “Önümüzdeki süreç hem dayanışmanın sadece deprem bölgesinde değil, Türkiye toplumsal muhalefetinin, tüm muhalefetinin iktidarın yeni baskılarına karşı dayanışma ve birlik içerisinde olmasını çok önemsiyoruz. Bu ziyaretin böylesi bir anlamı var. Evet, dayanışmayı birlikte örgütleyenler iktidarın her türlü baskısına karşı da mücadeleyi de yan yana olmayı da becerecek. Türkiye toplumuna karşı büyük bir kötülük besleyen bu iktidara karşı omuz omuza duruşu bütün muhalefet önümüzdeki süreçte gösterdi” dedi.

Kılıçdaroğlu’nun adaylığı: Sol Parti üzerine düşeni yapacak

Görüşmede Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığı adaylığının gündeme gelip gelmediği ve SOL Parti’nin Kılıçdaroğlu’nun adaylığına destek verip vermeyeceği sorusu üzerine İşleyen, “Biz bu konuyu ele almadık. SOL Parti açısından şunu söyleyebilirim. AKP kurulduğundan bugüne, 2010 referandumundan bugüne bu ülkenin bu iktidardan kurtulması için mücadele ettik” diyerek şunları kaydetti:

“Türkiye’de Türküyle, Kürdüyle, Alevisiyle, Sünnisiyle bütün halka karşı kötülüklerle dolu bir iktidar olduğunu bu deprem süreci içerisinde de gördük. Halkın yararına hiçbir şey yapmayıp sadece halka parmak sallayan, öfkeyle küfreden, tehdit eden iktidarla karşı karşıyayız. Dolayısıyla biz önümüzdeki süreçte kötülük iktidarına son verme mücadelesinde SOLParti son derece nettir. Sorumluluğumuzu bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da net bir şekilde yerine getireceğiz. Bu süreçte tüm muhalefetin bir ortak adayının olmasını, ortak politikanın gelişmesini çok önemli buluyoruz. Biz bu sorumlulukla davranacağız. SOL Parti de bu konuda üzerine düşeni yapacak.”

TİP ziyareti

Kemal Kılıçdaroğlu daha sonra  Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş ile bir araya geldi.

TBMM’de gerçekleşen görüşmede Kılıçdaroğlu’na, genel başkan yardımcıları Oğuz Kaan Salıcı ve Muharrem Erkek, CHP Genel Sekreteri Selin Sayek Böke ile CHP Grup Başkanvekili Engin Altay eşlik etti.

Erkan Baş’ın heyetinde ise TİP Genel Başkan Yardımcısı Doğan Ergün ile  İstanbul Milletvekili Ahmet Şık yer aldı.

Basına kapalı gerçekleşen görüşme yaklaşık 40 dakika sürdü. Görüşmenin ardından bir açıklama yapılmadı.

Kılıçdaroğlu, görüşmenin ardından TBMM’deki makamına geçti.

Kayserispor maçına Fenerbahçeli taraftar alınmayacak

Kayserispor ile Fenerbahçe arasında 4 Mart’ta oynanacak maça sarı-lacivertli taraftarlar alınmayacak. Kayseri İl Güvenlik Kurulu, mahkemeye verdiği savunmasında, “İki takım taraftarının karşı karşıya gelmesi halinde istenmeyen olayların meydana gelebileceğini, olası olumsuz durumların ülke geneline yayılabileceği yönünde kuvvetli istihbarat bilgilerinin olduğunu” belirtti.

Mahkeme, maçın 4 Mart’ta oynanacağını göz önünde bulundurarak, Fenerbahçe taraftarlarının deplasman tribününe alınmama kararıyla ilgili yürütmeyi durdurma kararı verdi. Mahkeme, ara kararında, Fenerbahçe’nin dava dilekçesindeki iddiaların cevaplanması, kararda belirtilen güvenlik gerekçesinin nedeninin, bahsi geçen güvenlik sorununa ilişkin somut bilgi ve belgelerin onaylı birer örneğinin gönderilmesini istedi. Kayseri İl Güvenlik Kurulu’nu bugün dinleyen mahkeme, yürütmenin durdurulması isteminin reddine, tebligatın tamamlanmasına, kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi gün içerisinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi‘ne itiraz yolu açık olmak üzere oy birliğiyle karar verdi. 

Güvenlik Kurulu: Kavga ve kaos ortamı çıkabilir, ülke geneline yayılabilir

Kayseri İl Güvenlik Kurulu, savunmasında, şu ifadelere yer verdi:

“Dava konusu İl Spor Güvenlik Kurulu kararının güvenlik gerekçesi ile 6222 sayılı Kanun’a uygun olarak alındığı, söz konusu müsabakada iki takım taraftarının karşı karşıya gelmesi halinde istenmeyen olayların meydana gelebileceği, kavga ve kaos ortamının oluşabileceği ve olası olumsuz durumların ülke geneline yayılabileceği yönünde kuvvetli istihbarat bilgilerinin olduğu, bu durum karşısında kamu düzeninin bozulmasını önlemek amacıyla misafir takım seyircisinin stadyuma alınmamasına yönelik uyuşmazlığa konu kararın kanuna ve hukuka uygun olarak alındığı, ayrıca işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkansız zararların oluşmayacağı belirtilerek davanın ve yürütmenin durdurulması isteminin reddi gerektiği savunulmaktadır.”

Mahkeme: Telafisi güç zararlar doğar

Kayseri 2. İdare Mahkemesi’nce alınan nihai karar ise şöyle:

“2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 27’nci maddesinin 2’nci fıkrasında, ‘Danıştay veya idarî mahkemeler, idarî işlemin uygulanması hâlinde telâfisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idarî işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda, davalı idarenin savunması alındıktan veya savunma süresi geçtikten sonra gerekçe göstererek yürütmenin durdurulmasına karar verebilirler…’ hükmüne yer verilmiştir. Dosyanın incelenmesinden; olayda, yukarıda anılan Kanun hükmünde öngörülen şartların bir arada gerçekleşmediği anlaşıldığından, yürütmenin durdurulması isteminin reddine, tebligatın tamamlanmasına, kararın tebliğini izleyen günden itibaren yedi (7) gün içerisinde Ankara Bölge İdare Mahkemesi’ne itiraz yolu açık olmak üzere 03/03/2023 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.”

İkizdere’yi yok eden taş ocağına Danıştay’dan ‘dur’ kararı: Hukuk yavaş, makine hızlı

Mahkemenin Cengiz İnşaat’ın İkizdere’deki taş ocağını durdurmama nedeni: Zararsız olması hayatın gerçeklerine aykırı

İdare Mahkemesi, kararının gerekçesinde söz konusu projenin tamamıyla çevreye zararsız olmasını beklemenin “hayatın gerçeklerine uygun düşmediği”ni söylemişti.  

Toplamda üç yıl faaliyet sürecek projenin iki yılı dolarken dava alt mahkemede yeniden görülecek.

Rize’nin İkizdere ilçesindeki Eskencidere Vadisi’nde, liman inşaatına taş tedarik etmek için açılmaya başlanan taş ocağı, insanların yaşam alanına büyük zarar verdi, vadideki canlı yaşamını yok etti. 21 Nisan 2021’de iş makinelerinin bölgeye girmesiyle, köylülerin başlattığı direniş ve hukuki mücadele ise yaklaşık iki yıldır kesintisiz sürüyor.

Birçok kez kolluk kuvvetleriyle karşı karşıya gelen bölge halkı defalarca gözaltına alındı. Bu arada yüzlerce ağaç kesildi, iş cinayetleri yaşandı, sular kirlendi, evler patlatmalardan ötürü zarar gördü.

İkizdere’de ağaca çıkan iki köylü gözaltına alındı
İkizdere direnişi: 59 gündür taş ocağına direnen Dursun Baş gözaltına alındı
İkizdere’de Cengiz İnşaat’ın dinamitleri patlamaya devam ediyor: Yaşam hiçe sayılıyor
İkizdere’de maden için köklerinden sökülüp atılmış ağaçlar böyle görüntülendi
[Bir konu/k] İkizdere’nin kızından köyün mücadelesi: Bir milat olarak Cengiz İnşaat

İtirazlar ve bilirkişi raporları reddedildi

Bölge halkının, proje için verilen “ÇED gerekli değildir” kararına karşı açılan davada, Rize İdare Mahkemesi bilirkişi keşfi yapılmasına karar verdi. Bölgede incelemeler yapan heyet, “ÇED gerekli değildir” kararının teknik olarak yeterli ve uygun olmadığına karar verdi. Raporun yayımlanmasının ardından açıklama yapan İkizdere Çevre Derneği, mahkemeye derhal yürütmeyi durdurma kararı verme ve Ulaştırma Bakanlığı’na da çalışmaları durdurma çağrısı yaptı.

Bu süreçte şirket, özel olarak hazırlattığı raporları da mahkemeye sundu. Mahkeme kendi atadığı bilirkişilerin hazırladığı raporları görmezden gelerek, projenin bölgeye zarar vermediğini öne sürdü. Rapora ve itirazlara rağmen dava reddedildi.

Danıştay: Bilirkişiler tarafsız olmalı 

Köylülerin avukatı Yakup Okumuşoğlu, bunun üzerine kararı Danıştay’a taşıdı. İtirazları haklı bulan Danıştay 6. Dairesi, alt mahkemenin ret kararını bozarak davanın yeniden görülmesine karar verdi.

Danıştay kararı şu hususlara dikkat çekiliyor:

• Kök ve ek bilirkişi raporlarında çelişkili tespit ve değerlendirmeler yer alıyor.
• Hükme esas olan bilirkişi raporunu hazırlayan 2 kişinin aynı zamanda kamu görevlisi.
• Bilirkişilerin tarafsızlığı konusunda davanın taraflarında hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde, üniversite öğretim üyeleri arasından seçilecek yeni bir bilirkişi heyetiyle mahallinde yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması gerekiyor.

Av. Okumuşoğlu, karara ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

“Danıştay; “Tereddüte mahal vermeyecek şekilde şekilde hazırlanacak ve bilirkişilerin tarafsızlığı konusunda davanın taraflarında hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak şekilde;  üniversite öğretim üyeleri arasından seçilecek çevre mühendisi, inşaat mühendisi, maden mühendisi, ziraat mühendisi, jeoloji mühendisi, harita mühendisi ve orman mühendisi olmak üzere, gerekirse başka dallardan da öğretim üyelerinden seçilerek oluşturulacak yeni bir bilirkişi heyetiyle mahallinde yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptırılması ve projenin çevresel etkilerinin değerlendirilmesi suretiyle düzenlenecek rapor dikkate alınarak, işin esası hakkında yeniden karar verilmesi gerektiği” şeklinde özetlenecek gerekçelerle Rize İdare Mahkemesi kararını bozdu.

Bizim Rize İdare Mahkemesi’nden adalet beklentimiz yoktur. Rize Valiliği’nin davanın tarafı olduğu bir yargılamada Rize Valisi’nin encümeni olduğu kurumda çalışan kişiyi bilirkişi atayabilen, üstelik itirazlarımıza rağmen bunu yapan, uzunca süredir aynı bilirkişilerle yargılamaları sürdüren mahkemeden adalet beklemiyoruz. 25- Rize İdare Mahkemesi ‘yeşil yol’ davasında yaptığını bu davada tekrarlamış, çalışmaların tamamlanmasına kadar hukuku bulmacaya çevirmiştir. ‘Etkili hukuk’, ‘Adil yargı’ denen yargı ilkelerini Rize’de görülmez kılmıştır. ‘Siz yapın biz hukuku sonra getiririz’ mantığı ile adalet sağlanmaz. ‘Hukukun yavaş, makinanın hızlı olması’ hukukun yeni ilkesi olamaz”

Rize İdare Mahkemesi’nin Danıştay kararı sonrası yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yaptıracağını hatırlatan Okumuşoğlu, “Tüm bu süreçler boyunca da alanda çalışmaya göz yumulmaya devam edileceğini, iş bittikten sonra ise kararın verileceğini, kararın da İkizdereliler lehine olacağını değerlendiriyoruz” dedi.

 

 

Afyon ve Denizli’de kuş gribi alarmı: 6,5 milyon kanatlı hayvan öldürüldü

Türkiye’de yumurta üretiminin en önemli merkezlerinden Afyonkarahisar‘ın Başmakçı ilçesi ile Denizli‘nin Honaz ilçesinde yumurta üretim tesisleri kuş gribi vakalarına rastlanması üzerine karantinaya alındı. 20 Ocak’tan bu yana yaklaşık 6,5 milyon kanatlı hayvan öldürüldü. 

Son 18 aydır dünyanın birçok ülkesinde yoğun şekilde görülen ve bugüne kadar 200 milyondan fazla kanatlı hayvanın itlafına neden olan kuş gribi vakaları Türkiye’de de görüldü.Her ne kadar resmi bir açıklama yapılmasa da edinilen bilgiler Afyonkarahisar ve Denizli’de kuş gribi vakalarının artmaya başladığına işaret ediyor.

Başmakçı ilçesinde 20 Ocak’ta kuş gribi vakalarının görülmeye başlandığı ve karantinaya alınan ilçedeki yumurta üretim tesislerinde 5 milyonu aşkın tavuğun katledildiği bildirildi.

Honaz’daki yumurta üretim tesisleri de kuş gribi vakaları dolayısıyla karantinaya alındı. İlçede 1,5 milyon civarı yumurta tavuğu öldürüldü.

Dünya Hayvan Sağlık Örgütü’ne bildirimde bulunan Tarım ve Orman Bakanlığı, salgını kontrol altına almaya çalışıyor.

kuş gribi

Kuş gribi dünyada yükselişe geçti

Kuş gribi geçtiğimiz yıldan bu yana dünya çapında yeniden yükselişte. Kanatlı sektörünün kâbusu olan beyaz et ve yumurta piyasasında dengeleri bozan kuş gribi vakası, Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü verilerine göre, son bir buçuk yılda en az 60 ülkede görüldü.

Kasım ayında on milyonlarca kuşu etkileyen salgının yabani kuşlar arasında hızla yayılması da endişeye neden olmuştu.

Fotoğraf: Andrew Skowron

Fransa, “yüksek risk” nedeniyle ülke çapında tavuk çiftliklerinde zorunlu karantina uygulaması başlatmıştı, 22 milyon kuşun yaşamına son verilmişti.

Salgın son olarak memelilere sıçradı.

Kuş gribi Birleşik Krallık‘ta tilki ve su samurlarında ve dünyanın farklı yerlerinde yunuslarda, ayılarda ve kedilerde görüldü.

Kamboçya’da ise kuş gribi teşhisi konan 11 yaşındaki bir kız çocuğu hayatını kaybetti.

Ortaya çıkışı

Hastalığın yüksek derecede patojenik H5N1 kolu, 1996’da Asya‘da yetiştirilen kazlarda ortaya çıktı ve 2000’lerin başında Avrupa ve Afrika‘da kümeslerde tutulan kuşlara yayıldı.

2005 yılına gelindiğinde, H5N1, Doğu Asya‘da ve ardından Avrupa’da yabani kuşlarda toplu ölümlere neden oluyordu.

Almanya, feminist dış politikaya yöneliyor

Almanya’da ‘feminist dış politika’ oluşturulmasına ilişkin hedefler ve ilkelerin yer aldığı kılavuz dün (2 Şubat) kamuoyuyla paylaşıldı.

Almanya Dışişleri Bakanı ve Yeşiller Partili siyasetçi Annalena Baerbock ve Kalkınma Bakanı Svenja Schulze dün kabineye feminist bir dış politika ve kalkınma politikası için kılavuz ilkelerini sundu.

Baerbock’un 88 sayfalık feminist dış politika kılavuzunu kabineye sunduğu konuşmasının detayları Almanya’nın feminist dış politikasının ilkelerini ortaya koyuyor.

Kabinenin oturumunda konuşan Baerbock “Haklar, Temsiliyet, Kaynaklar…Feminist dış politika bunlarla ilgili” diyerek kılavuz ilkelerini özetledi.

Alman Bakan “Biz bir devrim çağrısı yapmıyoruz, biz bunu doğal olarak yapıyoruz” ifadelerini kullanarak feminist dış politikanın gelecekte dış politikanın tüm alanlarında hakim olması gerektiğini vurguladı.

Schulze ise, “Adaletsizlikle mücadele söz konusu olduğunda, kadınlardan vazgeçmeyeceğiz” dedi.

Dış politikada “erkek egemen görüşün ötesine geçmenin” hedeflendiğini aktaran kılavuzda, feminist dış politika elçisinin de atanacağı belirtildi.

Kalkınma Bakanlığı‘nın fon sağladığı toplumsal cinsiyet eşitliğini destekleyen projelerin artırılacağı, 2025 yılına kadar oranın yüzde 64’ten yüzde 93’e çıkarılmasının amaçlandığı kaydedildi. Kılavuzda, “Feminist dış politika dünya çapında toplumsal cinsiyet eşitliğini hedefliyor” ifadelerine yer verildi.

feminist dış politika

Alman Dışişleri Bakanlığının internet sitesinde yer alan kılavuza dair bilgi notunda “Dünyanın birçok bölgesinde insanlar hala yapısal dezavantajlarla karşılaşıyor. Feminist dış politika bunu azaltmaya çalışıyor ve bu da dışişleri çalışanlarını güçlendirmekle başlıyor” cümleleri yer aldı.

Baerbock, hazırlanan yeni kılavuzun ön sözünde, “Feminist bir dış politika izliyoruz çünkü bu son derece gerekli. Çünkü dünya genelinde erkek ve kadınlar hâlen eşit muamele görmüyor” ifadelerini kullandı. Baerbock, “Kadın hakları, toplumlarımızın içinde bulunduğu durumun bir göstergesidir” diye ekledi.

‘Sadece kadınlara yönelik değil’

“Gerçek” bir feminizmden bahseden Alman bakan, nüfusunun yarısının kadınlardan oluştuğu dünyada kadınların dikkate alınması gereğinin altını çizdi ve feminist dış politikanın kadınların eşit muamele görmesi esasına dayanacağını belirtti.

Feminist dış politika metninde kadın haklarının toplumların içinde bulundukları durumun bir göstergesi olduğu vurgulanırken aynı zamanda feminist dış politikanın sadece kadınlara yönelik olmadığı da belirtiliyor. Feminist dış politikanın odağı daha ziyade kökenleri, dinleri, engellilik halleri, cinsiyetleri ya da cinsel kimlikleri nedeniyle toplumun kenarına itilmiş kişiler olarak tanımlanıyor.

Feminist dış politika kadınlar ve marjinalleştirilen grupların hakları, temsiliyetleri ve yeterli kaynaklarına odaklanmasıyla Dışişleri Bakanlığının tüm faaliyet alanlarını kapsıyor. Mesela barış ve güvenlik politikaları anlamında odak noktası barış süreçlerine katılım, insani yardım, kriz yönetimi gibi alanlarda toplumsal cinsiyete özgü risklere daha fazla önem verilmesi olarak özetlenebilir.

‣ Özlem Teke: Yeşil politika, feminizmin değerleriyle bütünleşik oluşuyor

Dünyada feminist bir dış politikaya doğru

Avrupa‘nın en büyük ekonomisi ve dış politikada önemli bir aktör olan Almanya’nın, 2014 yılında İsveç tarafından başlatılan feminist dış politika hareketine ivme kazandırması bekleniyor. Son yıllarda Kanada, Fransa, Meksika ve İspanya‘da da benzer politikalar benimsenmişti.

Baerbock “Dış politika hizmetimize daha feminen bir yüz kazandırmak ve üst düzey pozisyonlardaki kadın oranını artırmak için çok çalışacağız” diyerek Alman elçilerin sadece yüzde 26’sinin kadın olduğunu kaydetti.

Baerbock “Finansal kaynaklarımızı da daha sistematik olarak feminist dış politikaya tahsis edeceğiz” ifadelerini kullandı.

‣ Parlamenter politika ve kadınlar

Ahlakçılık eleştirisi

Bazı uzmanlar bu hareketin “ahlakçılık” olarak algılanması riski konusunda uyarıda bulundu. Baerbock da buna yönelik endişelere dair konuşmasında kılavuzlarının “dünyayı naif bir şekilde iyileştirmeyi hedefleyen bir misyon kitapçığı olmadığını” belirterek Almanya’nın diğer ülkelerden öğrenecek çok şeyi olduğunu kaydetti.

Dışişleri Bakanına göre cinsiyet dış politika harcamalarında daha fazla dikkate alınacak. Kılavuza göre Almanya kadınların resmî barış süreçlerine daha fazla dahil olması için lobi yapacak.

‣ ‘Sosyoekolojik dönüşüm için feminizm şart’

‘İran’da öldürülen Amini konusunda Tahran’a karşı net bir tavır alınmadı’

Hükümetin feminist dış politika kararı, eleştirileri de beraberinde getirdi. Hıristiyan Demokrat Parti‘den (CDU) Jürgen Hardt, Baerbock’u, İran‘da Mahsa Jîna Amini‘nin ölümün ardından başlayan protestolarda Tahran yönetimine karşı ‘net bir tavır almamak’ ile suçladı. Hardt, “Federal hükümet, İran’da kadınların yanında durarak feminist dış politikanın pratikte ne anlama geldiğini gösterebilir” dedi.

‘Ticaret ve anlaşmalar feminist değerlere dayalı değil’

Sol Parti’nin Eş Genel Başkanı Janine Wissler ise, kadın haklarının ihlal edildiği Suudi Arabistan‘a silah ihracatının ve Katar‘la yapılan anlaşmaların ‘feminist değerlere dayalı bir dış politikaya işaret etmediğini’ söyledi.

Myanmar’dan ‘kanlı tik ağacı’ ticaretinin en büyüklerinden biri tanıdık: Cengiz Holding

DW Türkçe‘nin Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu (ICIJ) işbirliği ile yürüttüğü Ormansızlaşma A.Ş. Araştırması’na (Deforestation Inc.) göre, askeri darbeden bu yana yaklaşık 45 milyon euro değerinde kereste AB’ye girdi. Myanmar’dan gelen ürünlere ambargo uygulamayan Türkiye’nin ise bu ülkeden ağaç ithalatı darbeden bu yana dört katından fazla arttı.

DW‘den Pelin Ünker ve Serdar Vardar‘ın aktardığına göre, araştırma kapsamında sızdırılan belgelerde bu ithalatın yaklaşık dörtte birinin tek bir şirkete ait olduğu görülüyor: Mehmet Cengiz‘in yönetim kurulu başkanı olduğu Cengiz İnşaat Sanayi ve Ticaret A.Ş. Şirketin geçen yıl Myanmar’dan tek başına yaptığı tik ağacı ithalatı 3,2 milyon doları buluyor.

Myanmar’da siyasi rejimi vurmayı amaçlayan yaptırımlarda bir boşluk olduğuna dikkat çeken çevre ve insan hakları örgütleri, askeri cuntayı finanse eden kerestenin, aracılar üzerinden ihraç edilmediğinden emin olmak için özel düzenlemeler yapılması çağrısında bulunuyor.

Lüks yat ve mobilyada kullanılıyor

Kendine has özellikleri nedeniyle dünyanın en pahalı ahşaplardan biri olan tik ağacı, lüks yatlar ve mobilyalar için aranan bir malzeme. Myanmar’ın sık ormanlarında yetişen bu ağaç, on yıllar boyunca yavaşça büyüyor ve çok değerli bulunan tek tip altın kahverengi bir renk alıyor. ICIJ ve medya ortaklarının saha araştırmasına göre bir metrekare tik güverte bin euroya kadar mal olabiliyor. Ancak süper yat işinde para bir sorun değil.

Birleşmiş Milletler‘e (BM) göre Myanmar 1990-2015 yılları arasında neredeyse 15 milyon hektar ormanını kaybetti. Global Forest Watch‘a göre bu alan Türkiye’nin bütün ormanlarından daha büyük.

Son yıllarda ise ülkeden satın alınan tik ağaçları, ormanların yok olma tehlikesinin yanı sıra bir başka sorun daha içeriyor: Acımasız bir askeri rejimi finanse etmek. Bu nedenle bu ağaçlar artık “kanlı tik” olarak nitelendiriliyor.

Rakamlar euro cinsinden belirtilmiştir. Kaynak: Eurostat. Grafik: DW

Halkın üzerine ateş açıldı

Myanmar’da demokratik yollarla seçilmiş hükümet 1 Şubat 2021’de devrildi. Darbeden sonraki günler ve haftalarda binlerce kişi iktidarın şiddet kullanılarak ele geçirilmesini protesto etti. Ordu protestolara kalabalığın üzerine ateş açarak ve yüzlerce kişiyi hapse atarak karşılık verdi. İnsan hakları gruplarına göre, bunu takip eden iç savaş 2 bin 600’den fazla can aldı ve 1,4 milyon insanı yerinden etti.

ABD, en son Mart 2022’de köylerin yakılması, toplu katliamlar, tecavüzler ve diğer “korkunç suçların” bölgedeki insanlara sistematik bir biçimde uygulandığını belirterek Myanmar ordusunun Arakanlı Müslümanlara karşı işlediği suçları “soykırım” olarak tanıdı.

Darbeden bu yana çevre grupları, ordunun döviz elde etmenin bir yolu olarak kereste satışlarına yönelmesi nedeniyle yasadışı ağaç kesiminde bir artış gözlemledi. Cunta ayrıca çevre aktivistlerini -ve ailelerini- gözlemcilerin yasadışı uygulamaların izlenmesini engellemek için tutukladı. Çatışma ve Çevre Gözlemevi‘ne göre Myanmar’daki ormansızlaşma dünyanın çatışma bölgelerindeki en kötü çevresel tehlikelerden biri haline gelebilir.

Yaptırımlar devreye girdi

Myanmar’daki askeri darbeden bu yana AB, Birleşik Krallık, Kanada ve ABD, cuntanın Myanmar’ın doğal kaynaklarının sömürülmesinden elde ettiği geliri sınırlamak amacıyla devlete ait işletmelere ve askeri cunta ile bağlantılı kişilere yaptırımlar uyguluyor. Ancak kereste ticaretine yönelik yaptırımlar, ABD için sadece kamu tekeli Myanmar Kereste İşletmesi (MTE) ve MTE’nin çoğunluk hissesine sahip olduğu iştirakleriyle sınırlı kalırken AB de listeye cunta bağlantılı birkaç kereste firması daha eklemiş durumda.

Çevre ve insan hakları gruplarının raporları, Batılı hükümetlerin çabalarının Myanmar’dan doğal kaynak ticaretini durdurmak için yeterli olmadığını, çünkü alıcıların Myanmar ürünlerini aracılar vasıtasıyla kolayca elde edebildiğini söylüyor.

Avrupa Komisyonu sözcüsü, ICIJ ve medya ortaklarının sorularına cevaben gönderdiği e-postada “Myanmar’dan kereste ithalatının üye devletlerin uzmanlarınca uzun süredir tartışılan bir sorun olduğunu” belirterek “Komisyonun durumu sürekli olarak izlediğini ve ‘uygulama zorlukları’ da dahil olmak üzere zorluklarla karşılaşıldığında (üye devletlerle) aktif bir diyalog içinde olduğunu” ifade etti.

Myanmar’da askeri darbe sonrası sokaklar. Fotoğraf: Reuters

Askeri rejim 106 milyon dolar kazandı

AB ve BM verileri üzerinden yapılan analize göre, 2022 yılında yaklaşık 47 milyon euro değerinde kereste AB ve ABD merkezli şirketlerce ithal edildi. Myanmar Ticaret Bakanlığı tarafından açıklanan istatistiklere göre ise askeri rejim, geçen yılın nisan-aralık döneminde orman ürünleri ihracatından 106 milyon dolardan fazla kazandı.

Medya kuruluşlarının görüştüğü sektör temsilcileri, yaptırımların kereste ihracatını tamamen kapsamamasının bir boşluk yarattığını anlatıyor.

AB yetkililerinin Myanmar tikinin kökeninin güvenilir bir şekilde takip edilemediği yönündeki bulgularına rağmen, sektördeki uzmanlar bu bulguların üye ülkeler için bağlayıcı olmadığını söylüyor. Bazıları hâlâ Myanmar kerestesi ithalatına izin veriyor ve ithal edilen tik ağacının 2021 yaptırımları uygulanmadan önce hasat edildiğini iddia eden bazı belge türlerini kabul ediyor.

AB düzenlemeleri kerestenin sadece varış limanında denetlenmesine izin veriyor. Kereste AB pazarına girdikten sonra ise bir ülkeden diğerine sevk edilebiliyor.

İtalya’da düzenlemeler gevşek

Eurostat verileri, Almanya, Belçika ve Hollanda gibi ülkelerin Myanmar’dan kereste ithalatında kontrolleri sıkılaştırdığına işaret ederken İtalya, Yunanistan ve Hırvatistan gibi ülkelerde tam tersi bir tablo olduğu göze çarpıyor.

Ormansızlaşma A.Ş. araştırması, AB uzmanları cunta kontrolündeki piyasada kayıtların güvenilir olmaması nedeniyle Myanmar tikine ilişkin tüm sertifikaları geçersiz ilan etse de birçok Avrupa firmasının tonlarca Myanmar tik ağacı tedarik etmeye devam ettiğini ortaya çıkardı. Myanmar vergi dairesinden sızdırılan dosyalara göre, Comilegno Srl isimli İtalyan şirketi, nisan-eylül 2021 tarihleri arasında ülkeden 80 tondan fazla tik ithal etti.

Sektör temsilcilerinin verdikleri bilgiye göre İtalyan yat güvertesi üreticileri ve kereste tüccarları, aracılar vasıtasıyla Myanmar’dan tik ürünleri ithal ederek bunları daha sonra diğer Avrupa ülkelerindeki müşterilere ihraç edebiliyor.

İtalyan Ormancılık Servisi‘nden Yarbay Claudio Marrucci, İtalya’nın tik ağacına karşı hoşgörülü bir yaklaşımı olduğunu, çünkü bu ağacın ülkenin tekne endüstrisi için çok önemli olduğunu söyledi. Marrucci, “Bu bir suç – ancak kuşların öldürülmesi kadar ciddi bir suç olarak görülüyor” dedi.

Tik ağacı AB’ye Türkiye üzerinden de gidiyor mu?

DW Türkçe’ye konuşan ve isminin gizli kalmasını isteyen bir Türk tik ithalatçısı, İtalyan şirketlerinin kendisine ulaştığını ve Myanmar tikinin menşeini kâğıt üzerinde değiştirerek kendilerine satmasını istediklerini söyledi.

“İtalyan şirketleri bu konuda çok agresifler” ifadelerini kullanan ithalatçı, “Bize ulaştılar ve kâğıt üzerindeki Myanmar tikinin menşeini değiştirip kendilerine satmamızı istediler” diye ekledi.

Myanmar’dan gelen ürünlere ambargo uygulamayan Türkiye’de şirketlerin ahşap gibi malzemeleri ithal etmeye devam etmesinin önünü açık.

Türkiye İstatistik Kurumu‘nun (TÜİK) açıkladığı dış ticaret istatistiklerine göre Türkiye’nin Myanmar’dan ağaç ithalatı 2020 yılında yaklaşık 2 milyon 697 bin dolar iken askeri darbenin gerçekleştiği 2021’de aynı seviyelerde devam etti ve 2 milyon 654 bin dolar oldu. İthalat geçen yıl ise keskin bir artış göstererek 2022 sonunda 11 milyon 135 bin dolarla önceki yılın dört katını geçti. Bu yılın ocak ayında yapılan ithalat ise tek başına 3 milyon 433 bin doları buldu.

Tik ithalatçısı, İtalyan şirketlerinin baskısına boyun eğen hiçbir Türk şirketi bilmediğini söylese de araştırma kapsamında sızdırılan bir istihbarat raporu farklı bir olasılığa işaret ediyor.

Rapora Myanmarlı bir tik ağacı üreticisi 2018 yılında Türkiye’ye giden tik ağacının son müşterisinin Avrupa olduğunu belirtti.

Öte yandan resmi veriler, Türkiye’nin 2022 yılında İtalya’ya ilk kez tik ağacı ihraç ettiği gösteriyor. İtalya’ya ihraç edilen tik ağacının toplam değeri ise 498 bin 450 dolar. Bu rakam Türkiye’nin Myanmar’dan sadece birkaç yıl önce yaptığı toplam ağaç ithalatına neredeyse eş değer. TÜİK’e göre Türkiye Myanmar’dan 2018’de 497 bin euro, 2019’da 1 milyon 184 bin euroluk ağaç ithal etmişti.

İş insanı Mehmet Cengiz, Recep Tayyip Erdoğan’dan ödül alırken.

Mehmet Cengiz tik ağacında da sahnede

Araştırma kapsamında incelenen belgeler ise Türkiye’den Cengiz İnşaat Sanayi ve Ticaret AŞ’nin Myanmar’dan tik ağacı ithalatında öne çıktığını gösteriyor.

Sızdırılan ithalat kayıtlarına göre Cengiz İnşaat, 2022 yılında Myanmar’dan yaklaşık 3 milyon 176 bin 305 dolar değerinde tik ağacı ithal etti. Bu ithalat beş farklı sevkiyatla gerçekleşti.

Söz konusu ithalat rakamı Türkiye’nin geçen yıl Myanmar’dan yaptığı tik ağacı ithalatının neredeyse dörtte biri ederken darbe öncesi döneme denk gelen 2020 toplam ithalatının yaklaşık yarım milyon dolar üzerinde.

Cengiz Holding Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Cengiz, bu boyuttaki tik ithalatının hangi amaçla yapıldığı, söz konusu ağaçların iç piyasada mı kullanıldığı ya da yurtdışına ithal edilmesinin söz konusu olup olmadığına dair sorularını yanıtlamadı.

Cengiz Holding, son yıllarda Türkiye’nin dört bir yanında gerçekleşen çevre tahribatının aktörlerinden biri olarak öne çıkıyor. Holding’in hayata geçirdiği inşaat, maden ve enerji projelerine karşı şimdiye dek çok sayıda eylem yapıldı.

Kamuoyunda anahtar teslim ihaleler, silinen vergi borçları ve teşviklerle bilinen Mehmet Cengiz, son günlerde ise deprem bölgesine yaptığı 3 milyar TL bağışla gündeme gelmiş, akabinde Resmi Gazete‘de yayınlanan kararla Cengiz Holding’e bağlı Eti Alüminyum‘a 3 milyar 10 milyon lira teşvik verilmesi tartışmalara neden olmuştu.

Ekşi Sözlük’e erişim yine engellendi

Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğiʼnin Ekşi Sözlük’e getirilen erişim engeli kararını kaldırmasına yapılan itirazı inceleyen 5. Sulh Ceza Hakimliği itirazı onayladı. Böylece Ekşi Sözlükʼe erişim engeli getirilmesi kesinleşti.

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurulu (BTK), Ekşi Sözlük’e erişimi, ‘kamu düzenini koruma’ gerekçesiyle 21 Şubat’ta engellemişti. BTK, erişim engeli kararına herhangi bir paylaşımı gerekçe göstermemişti. Ekşi Sözlük’ten yapılan açıklamada dün akşam erişim engelinin kaldırıldığı duyurulmuştu.

Ekşi Sözlük’e erişim engeli
Ekşi Sözlük nihayet BTK’ya ulaştı: Tüm hukuki yollara başvuracağız
Ekşi Sözlük’e erişim engeli kaldırıldı

Ankara 5.Sulh Ceza Hakimliği, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nun itirazının ardından Ekşi Sözlük’e yeniden erişim engeli getirilmesine karar verdi.

Ne olmuştu?

Türkiye‘deki katılımcı sözlükler arasında en fazla toplam ve aylık tanım yapılan sitelerden biri olan Ekşi Sözlük’e 21 Şubat’ta erişim engeli getirildi.

Ekşi Sözlük yönetimi, erişime engel getirilmesinin nedeninin kendilerine bildirilme henüz kendilerinin de bilmediğini bildirdi.

Kapatma kararının gerekçesinin öğrenilemediği iki günün ardından sözlük ekibi, ilgili yetkililere ulaştıktan sonra kararın Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü’nün yazısı üzerine 5651 sayılı kanun uyarınca alındığını belirten yetkililer ile görüşmüş ve karara karşı tüm hukuki yollara başvuracaklarını açıklamıştı. BTK tarafından uygulanan erişim engeli, Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 22 Şubat 2023 tarihli ve 2023/1532 sayılı kararıyla onaylanmıştı.

2 Mart’a gelindiğinde Ekşi Sözlük hakkında deprem paylaşımları nedeniyle verilen erişimin engellenmesi kararı kaldırılmıştı.

Purut, kararı sosyal medya hesabından, “ekşi sözlük erişim engeli kararı an itibariyle mahkeme tarafından kaldırıldı. geçmiş olsun!” ifadeleriyle duyurmuştu.

Ekşi Sözlük tarafından yapılan açıklamada da “Yaptığımız itiraz Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğince kabul edildi ve erişim engelinin kaldırılmasına karar verildi. Kararın uygulanması için yetkililerle iletişime geçiyoruz. Hukuka inanmaya devam edeceğiz” ifadelerine yer verilmişti.

Ne olmuştu?

Türkiye‘deki katılımcı sözlükler arasında en fazla toplam ve aylık tanım yapılan sitelerden biri olan Ekşi Sözlük’e 21 Şubat’ta erişim engeli getirildi.

Ekşi Sözlük yönetimi, erişime engel getirilmesinin nedeninin kendilerine bildirilme henüz kendilerinin de bilmediğini bildirdi.

Kapatma kararının gerekçesinin öğrenilemediği iki günün ardından sözlük ekibi, ilgili yetkililere ulaştıktan sonra kararın Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü’nün yazısı üzerine 5651 sayılı kanun uyarınca alındığını belirten yetkililer ile görüşmüş ve karara karşı tüm hukuki yollara başvuracaklarını açıklamıştı. BTK tarafından uygulanan erişim engeli, Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğinin 22 Şubat 2023 tarihli ve 2023/1532 sayılı kararıyla onaylanmıştı.

2 Mart’a gelindiğinde Ekşi Sözlük hakkında deprem paylaşımları nedeniyle verilen erişimin engellenmesi kararı kaldırılmıştı.

Purut, kararı sosyal medya hesabından, “ekşi sözlük erişim engeli kararı an itibariyle mahkeme tarafından kaldırıldı. geçmiş olsun!” ifadeleriyle duyurmuştu.

Ekşi Sözlük tarafından yapılan açıklamada da “Yaptığımız itiraz Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğince kabul edildi ve erişim engelinin kaldırılmasına karar verildi. Kararın uygulanması için yetkililerle iletişime geçiyoruz. Hukuka inanmaya devam edeceğiz” ifadelerine yer verilmişti.

 

Adıyaman’da dere yatağına dökülen enkaza halk tepkili: Neden önlem alınmıyor?

Video haber: Metin YOKSU

*

Depremin ardından Adıyaman‘da bulunan enkaz yığınları kentin doğu ve batı yakasına dökülmeye devam ediyor. Enkazlardan kaldırılan hafriyatlar içindeki tüm her şey ile birlikte özellikle kentin batı ve doğu yakasına dökülmüş durumda. Batı yakasında bulunan Karapınar Mahallesi Mezarlığı’nın hemen yanı başındaki dere yatağına doldurulan hafriyatların önlem alınmadan dökülmesi, yurttaşların tepkisine neden oldu.

Kent içinde de hafriyat dökümleri sırasında çalışanların kişisel önlemleri dahi almaması objektiflere yansırken yurttaşlar “Yaşadığımız doğal afetti ama şu an insanların bir afettir” diyerek tepki gösterdi.

‘Bundan sonrası için korkuyoruz’

Kentte ortaya çıkan toz nedeni ile şehrin dış kısmına kaçmak zorunda kaldığını ifade eden Abuzer Ok, “Bu toz maske de dayanmaz” diye konuştu.

Adıyaman’ın batı yakasında bulunan dere yatağına depremin ilk gününden bu yana hafriyat döküldüğüne dikkat çeken Ok, “Dere yatağının iki tarafı da birleşti” diyerek hafriyatın büyüklüğüne dikkat çekti.

Adıyaman, Fotoğraf: Metin Yoksu
Fotoğraf: Metin Yoksu

Kent hafriyatlarının yarısının batı diğer yarısının da doğu yakasına döküldüğünü belirtten Ok, “Çok uzun bir dereye hafriyat döküldü” diye konuştu.

Ok, “On ilde deprem oldu. Büyük bir afet yaşadık. Ama şu an insanların yaptığı bir afettir. Yirmi günden günden daha fazla zamandır Adıyaman’ın üçte biri kaldırıldı. Buraya gelenlere minnet borçluyuz. Biraz geç kalınmış olsa da minnet duyuyoruz. Ama bundan sonrası için korkuyoruz. Bu molozlar olduğu gibi kaldırıldı. Belki insan bedeni de var bilmiyoruz. Biz bundan sonraki etkilerinden korkuyoruz. Bulaşıcı hastalıklardan korkuyoruz. Maske bizi ne kadar koruyacak. Bu molozlar geri dönüşüme kazandırılmazsa ne olacak” dedi.

Adıyaman, Fotoğraf: Metin Yoksu
Abuzer Ok – Fotoğraf: Metin Yoksu

‘Neden önlem alınmıyor’

Hafriyat nedeni ile kentten kaçmak zorunda kaldığını ifade eden Zeynep Ersönmez ise maskenin kendilerini ne kadar koruyacağını sorarak tepkisini dile getirdi.

Ersönmez, “Burası dere yatağı ama ne yazık ki şu an umutlarımız, canlarımız hepsi burada yatıyor. Hepsi birer candı, hepsi bir umuttu. İnsan konuşamıyor. O kadar kötü ki insanların hepsi öldü. Şimdi bir de kalanları sağlıklarından ediyorlar. Bunca toz var. Adıyaman’ın halini görüyorsunuz. Adıyaman diye bir şey kalmadı. Toz hepimizi rahatsız ediyor. Hastalığı olanlar var. Şehir tozdan görünmüyor. Neden önlem alınmıyor” ifadelerini kullandı.