Ana Sayfa Blog Sayfa 5419

Yeşile ayrımcılık yakışmıyor – Uğur Özkan

Ben, 16 yaşında bir gencim. 16 yaşıma kadar, yaklaşık 12 fındık hasat döneminde Sakarya’daki ya da Ordu’daki fındık bahçelerinde bulundum. 16 yaşıma kadar, fındık toplama dönemine pembe gözlüklerle baktığımı bu sene Kürt fındık işçileri sayesinde fark ettim.  Bu sene fındığın yeşili, insanların duyguları ve düşünceleri, bana tencere diplerindeki yanığın rengini hatırlıyordu!

Fındık Büyük Nimet

Kendini naza çeken, her gün başında adam isteyen bir ağaç değildir fındık ağacı. Yılın 12 ayı boyunca biraz gübreleme, biraz budama ve dip temizliği, biraz da dondan koruma yeterlidir. Fakat sorun, köylerde yaşayan fındık üreticilerinin tek gelir kaynağının fındık olması. Yani fındık, üreticisi için gerçek bir nimettir ve fındığın kendini naza çektiği tek konu, hasat edilme vaktidir. Bu sebeple fındık üreticileri, hasat dönemine ayrı bir özen gösterirler. Karadeniz, fındığın hasat vaktinde “canlanır”.

Zorunlu Göçler Dünyası

Dolaylı ve direkt olarak 7 milyon insanın nemalandığı, Karadeniz’in birçok ilinde hasat edilen bu fındığı kimler topluyor? Kürt kökenli, Güneydoğu ve Doğu Anadolu’dan gelen insanlar topluyor! Hemen bir parantez açarak belirtmek istiyorum. Bariz olarak Kürtler zorunlu göçe uğruyorlar! Kalıcı bir işleri yok, mevsimlik olarak pamuk toplamaya, fındık toplamaya ve diğer hasatlara gidiyorlar. Çünkü; karınlarını doyurmak zorundalar, yani zorunlu olarak göç etmeliler!  Kürtlerin zorunlu olarak göç ettiklerini kavradık. Ya göç koşulları, çalışma koşulları ve yöre halkının Kürtlere karşı davranışları nasıl?

Madalyonun Yoldaki Yüzü

Kürt yurttaşların Karadeniz’e gidiş yolculuğu eziyetler ve zorunluluklar ile dolu. Her şey öncelikle bir yerlerden para bulmak ile başlıyor. Eşten-dosttan para adına ne bulunabilirse toplanıyor. Eğer trenlerde yer bulunabilirse ne âlâ! Kürt yurttaşların bazıları trenle ya da minibüs tarzı araçlarla yolculuğa başlıyor! Bazı Kürt yurttaşlar ise, üstü açık ya da brandayla örtülmüş, “1980” model, güvenliği olmayan kamyonlarla yolculuk yapıyorlar. Tabi Kürt dostlarımız bu araçlara, çalışacakları bölgelerde kullanmak üzere yatak, yorgan, tabak, tüp gibi ev malzemelerini; yemek yapmak için de bakliyat, un, yağ ve şeker gibi gıda malzemeleri yüklüyor. Bu kadar çok yük ve araca kapasitesinde fazla insan alınması birleşince ortaya büyük bir insanlık ayıbı/dramı çıkıyor. Bu yolculuk, elmanın iki yarısının birbirine benzemesi gibi, zorunlu göçe çok benziyor!

Şehre Gir(emey)iş

Şu ana kadar anlattığım hikâyede, Kürt vatandaşlar, özgürce seyahat etme haklarını kullanabiliyorlarmış gibi bir izlenim yarattım, fakat kullanamıyorlar. Özellikle son yıllarda valilikler, Kürt işçileri çok sıkı denetim altına alıyorlar. Şartlı tahliye olan bir mahkûmun daha az denetim altında olduğundan emin olun. Özellikle Giresun Valiliği OHAL’e varan denetim mekanizmaları kurmuş durumda.

İşçiler her şeyden önce çalışacakları yeri İl Tarım Müdürlüklerine ve Ziraat Odası Başkanlıklarına bildirmek zorundalar. Kente girmeden önce GBT sorgulamasına da tabi tutuluyor Kürt vatandaşlarımız. Ben çalışmak üzere Giresun’a gittiğimde bana GBT sorgulaması uygulanmıyor da, neden Kürt kardeşime uygulanıyor? Her ikimiz de aynı haklara sahip değil miyiz, her ikimiz de T.C. vatandaşı değil miyiz? Yurttaşlarımızın şehir merkezlerine girmeleri de yasak Giresun’da, o zaman sorarlar “Tankerlerde taşınan tehlikeli maddeler dahi şehir merkezine girerken, Kürtler bu tehlikeli maddelerden daha mı tehlikeli ki şehir merkezine giremiyorlar?” diye.

Ücrette Eşitsizlik ve Diğer Gerçekler

Fındık işçisi, emeğinin karşılığını günlük(yevmiye) olarak ya da topladığı kiloya göre ile alır. Kilo başına toplama sistemine artık rağbet edilmiyor. Yevmiye hesabı da, şehirden şehre, ilçeden ilçeye hatta köyden köye değişebiliyor. Fakat bir gerçek var ki Kürt işçiler her zaman daha düşük yevmiye alıyorlar.

Sakarya’da yerli fındık işçisi günlük 30-35 TL arası para alıyor. Kürt kökenli işçiler ise 22-23 TL arası fiyata çalışıyorlar. Kürt kökenli işçi ile yerli işçi arasında 8-12 TL fark var. Ordu’da ise yerli fındık işçisi günlük olarak 35-43 TL para alıyor. Kürt kökenli işçilerin emeğine ise 27-30 TL arasında değer biçiliyor. Ordu’da fındık toplamak daha kârlı, ama karşımıza Kürt kökenli işçi ile yerli işçi arasında yine ortalama 10 TL’lik bir fark çıkıyor. Fındık yevmiyesi değişse de ayrımcılık her yerde aynı!

Düşük ücret verilip de, ekmek elden, su gölden, verir harçlığımı paşa dedem geçindiklerini sanmayın. Çoğu üretici az-çok getirdikleri işçilerin ihtiyaçlarını karşılasa da bazı üreticiler karşılamıyor. Öyle ki içmeye su, yakmaya odun bulamadıklarına şahit oldum! Sadece 2 gün fındık toplamak üzere, Kürt işçileri ödünç aldık. Bu tür durumları, hem işçiler zamanlarını boş geçirmedikleri için hem de üretici fındığını hemen toplattığı için her iki taraf da hoşnutlukla karşılar. Fakat bize geldikleri ilk gün, çalışma bittikten sonra çavuş* mahcup bir şekilde anneannemin yanına gidip,

– Hanımablam yakmaya odunumuz yoktur, sorun olmazsa şuradaki çalılardan alalım.

dediğinde anneannem şaşırdı. Şaşırmak da haklı, zira işçiyi getiren üreticinin bu ihtiyaçları karşılaması gerekir. Anneannem çalı-çırpı yerine kesilmiş odunlardan verince birkaç defa “Allah sizden razı olsun.” dedi çavuş. Bir odun için bu kadar minnet duyduğunu dile getirmek en acı olanı belki. Çok fazla minnet duyulacak bir yardım yok ortada, ama öyle demek zorundalar, çünkü yerel halka, yerel halkın delikanlılarına(!) minnet borçlu olmalılar!..

Çalışma saatleri de öyle esnek değil, sabah 7, akşam 7 arasında çalışıyorlar. 12 saat çalıştıracak kadar vicdansız olduklarını düşünmeyin. Öğleden önce ve sonra olmak üzere 15’er dakikalık iki ara ve saat 12 ile 2.30 arasında öğle araları var. Yerel halk ise bahçeye saat 8’de giriyor. Erken kalkıp, çok yol almak zorundalar.

Buraya kadar ayrımcılığın somut boyutunu anlattım. Bu boyutları da sadece birkaç cümle ile belirttim. Bu kadar güçlü bir somut ayrımcılığın getireceği soyut ayrımcılığı kaldırmak hiç de kolay değil. Bakışlar, davranışlar ve sözler tamamıyla size karşı olduğunda eyleme geçmek zor olmalı. Benim korktuğum ise, benim yaşıtlarım ve benden küçük çocukların, büyüklerimden daha çok ayrımcı-ırkçı olması. Milliyetçi diye geçinen ağabeylerinin himayesinde profesyonel ırkçı olma yolunda ilerliyorlar…

Karadeniz uyan, bu sefer fındık ya da çay değil ırkçılık filizleniyor! Irkçılık sana yakışmıyor Karadeniz, ırkçılık yeşile yakışmıyor. Sözün özü ırkçılık hiçbir yere yakışmıyor!

*Çavuş: Bazı yörelerde dayıbaşı olarak da adlandırılan bu kişi, işçiler ile üretici arasında iletişim kurar, bir nevi koordinatör görevini üstlenir.

Festival Habercisi – 5, Eylül’de Neler Var?

Yaz sonuna yaklaşırken, festival sezonuda yavaştan kapanıyor. Bu yıl hala bir müzik festivaline katılmadıysanız. Bakınız elinizde ne tercihler kaldı…

9 – 10 Eylül, Rock Tatili Olympos Mini Fest:

Zeytinli Rock Festivali’yle başlayan ve bu yıl 6.sı yine Foça’da gerçekleşen Poem organizasyonun, Türkiye’nin en geniş katılımlı festivali, yaz sonunda mini bir festivalle yeni bir seri yakalayacak gibi duruyor. Son 10 yılda gençlerin önemli uğrak yerine dönüşmüş olan Olympos’ta gerçekleşecek olan festival Şeker Bayramı tatili için güzel bir alternatif olabilir.

41033_134892689887211_134539526589194_182260_3011137_nFestivalin headline grupları ise,

Cumartesi;

Ogün Şanlısoy, Moğollar, Luxus.

Pazar;

Duman, Marsis ve Paranoya.

Ayrıntılı bilgiler için;

http://www.rocktatili.com/

ya da facebook’tan;

http://www.facebook.com/pages/Rock-Tatili-Olympos-Mini-Fest/134539526589194?v=info

31628_434240587541_594297541_5525703_2066841_n23 – 26 Eylül, PSYFILES – Journey to Lycia 2 (Open Air Full Moon Festival)

İlk olarak 2007 yılında Olympos’ta gerçekleşen Psyfiles – Journey to Lycia müzik festivali, bu yıl Fethiye Katrancı koylarında yine doğa harikası bir alanda denize nazır gerçekleşecek. İki sahnenin bulunacağı festivalde ana sahne ve chill-out sahnelerinde, yerli yabancı dj’lerin yanısıra Kara Güneş’in de yer alması dikkat çekiyor.

Ayrıca festival, “Görsel ve akustik algı değişikliği ve vizyon deneyimi” yaşatacağı konusunda iddialı duruyor. Benden söylemesi…

Ayrıntılı bilgiler için;

http://www.psyfiles.net/

ya da facebook’tan;

http://www.facebook.com/event.php?eid=192471823450&ref=share

27 Eylül – 3 Ekim, Back to Nature 2

Mind Manifest Project, yaz sonunda hem dinlendirici hem de hızlandırıcı, bir haftalık uzun süreli bir etkinlikle doğaseverleri çağırıyor. Geçen yıl Elemental Evoluton Festivali’nin gerçekleştiği alanda yani Eski Foça  – People Camping’de, ilk dört gün mütevazı bir ses sistemi, son üç gün ise güçlü ses sistemi ve live-dj’lerle samimi bir atmosfer yaratmak istiyor.

Bu etkinlikle ilgili duyuruya sonra tekrar değineceğim. Şimdilik ayrıntılı bilgi için facebook’tan;

http://www.facebook.com/event.php?eid=144090315621746&index=1

Eylül ayının ılık havasında kendinize bir festival seçin… :)

BP Petrol Sızıntısı Raporunu Açıklıyor

Petrol devi BP Meksika Körfezi’ne yayılan petrol ile ilgili raporunu bugün yayınlayacak.

Amerika Birleşik Devletleri tarihindeki en büyük çevre felaketi olarak bilinen olayla ilgili iç soruşturmanın tamamlanması tam 5 ay sürdü.

Ülkü Ocağı Başkanı: "Kürtlere Ait Kahvehaneyi Yıkın"

Hatay Dörtyol’da 4 polisin şehit edilmesinin ardından çıkan ve Kürtlere ait iş yerlerinin yakılmasına kadar varan olaylarla ilgili ses kayıtları ortaya çıktı. Ses kayıtlarında çok ciddi iddialar, suçlamalar var. Ülkü Ocakları yetkililerine ait olduğu öne sürülen konuşmalarda, “İşyerlerine yapılan saldırılarda ülkücülerin rol oynadığı” iması var.

Yerindelik Denetimi Tartışması "Açık Yeşil'de" Yapıldı

Açık Radyo 94,9’da her Çarşamba 10:30’da yayınlanan Açık Yeşil programının bugünkü (8 Eylül) bölümünde 12 Eylül’de referanduma sunulan anayasa değişiklik paketinde bulunan 125. madde değişlikliğine ve bu değişiklikle yargı yetkisinin hiçbir sekilde yerindelik denetimi şeklinde kullanılamayacağı hükmünün getirilmesinin çevre davalarını ciddi bir şekilde etkileyip etkilemeyeceğine dair tartışmaya yer verildi.

Son Olarak: Evet Demek İçin Bir Kaç Neden!

Referanduma çok az kaldı ve anketlerin hiçbirinde %2’lik bir fark bile gözükmemekte. Seçim tahminlerine güvenilen bir şirketin yaptığı son üç referandum anketinden 2 kez hayır, 1 kez de evet önde çıkmış durumda. Yani durum çok bıçak sırtı. Böyle olunca da, taraflar sayılarını arttırmak için çeşitli yöntemler deniyorlar. Ortaya evet, hayır ya da boykot dememizi gerektirecek nedenler sunuyorlar. İşte o gerekçelerden, “Evet demek için bir kaç neden”: (Garanti veriyorum, okuduktan sonra Hayır diyemeyeceksiniz!)

CHP’li Kadınların Dayak İddiası

chp-li-kadinlarin-dayak-iddiasi-814623CHP Bahçelievler İlçe Örgütü’nün Kadın Kollarına bağlı olarak referandum  çalışmaları kapsamında mahallelerde broşür dağıtan 3 kadın, AK Partili olduğunu ileri sürdükleri bir kişinin saldırısına uğrayıp dayak yediklerini iddia etti. Darp raporu da alan kadınlarla birlikte basın açıklaması yapan CHP İstanbul  İl Başkanı Berhan Şimşek, konuyla ilgili suç duyurusunda bulunduklarını, saldırıyı yapan kişinin ise emniyette ifade verdikten sonra serbest bırakıldığını söyledi.

Playboy'a da Erişim Engellendi

playboy_1Türkiye yasaklar ülkesi olmaya ve dünyada birinciliği göğüslemek için çaba sarfetmeye devam ediyor. Bu sefer dünyaca ünlü erkek magazin dergisi Playboy’un sitesi Türkiye’den erişime kapatıldı. Medyatava’da yazdığına göre;
“Siteye erişim, Ramazan öncesi 6 Ağustos’ta mahkeme kararı olmaksızın engellendi.

AKP'li Kılıç: Nükleer Sızıntı Ha Rusya'da, Ha Mersin'de Farketmez

fft5_mf534149AK Parti Grup Başkanvekili Suat Kılıç, kartellerin, Türkiye’deki lobiler aracılığıyla bazı siyasetçileri “sık boğaz etmeleri” sonucu bugüne kadar nükleer santral kurulamasının önlendiğini öne sürdü.

“BU SANTRALLARI NİYE KURAMIYORUZ?”
Türkiye’nin doğalgazı, nükleer santrallerinin bulunmadığını, petrolün doğalgazın, yeraltı zenginliklerinin nimetlerinden istifade eden bir Orta Asya ülkesi olmadığını ve Amerika gibi farklı coğrafyalardaki petrol rezervlerini dilediği gibi kullanabilen bir ülke olmadığını vurgulayan Kılıç, şu görüşleri dile getirdi:

“Azerbaycan’da, Ermenistan’da, Rusya’da, Romanya’da Ukrayna’da nükleer santral var. Çevremizdeki bütün ülkeler nükleer enerjiden istifade ediyor. Bir nükleer sızıntı olacaksa ha Rusya’da sızıntı olmuş, ha Sinop’ta ha Mersin’de değişen bir şey yok ama karteller Türkiye’deki lobiler aracılığıyla bizim ülkemizdeki bazı siyasetçileri sık boğaz etmek suretiyle bugüne kadar nükleer santral kurmamızın önüne geçtiler. Bir ay önce nükleer santral kurulmasına ilişkin kanunu çıkardık. Ne oldu CHP nükleer santral kurulması ile ilgili kanunun iptal edilmesi için Anayasa Mahkemesine götürdü. Şimdi bekliyoruz. Anayasa Mahkemesi iptal ederse Mersin Akkuyu’daki nükleer santrali kuramayacağız.

Petrolün yok, doğalgazın yok. Titanyumun, Uranyumun bütün nükleer maddelerin bu ülkenin coğrafyasında, yeraltında bir zenginlik olarak var. Bu santralleri niye kuramıyoruz? Son 8 senede Türkiye’de petrol arama faaliyetlerine yaklaşık 1 milyar dolar para harcıyoruz. Bu kaynağı bulabilmek için çalışıyoruz. Biz maraton koşmaya çalışıyoruz ama ayağımıza pranga vuruluyor”

Kılıç, “herkesin vicdanen bu anayasaya ’evet’ oyu verirken müsterih olması gerektiğini, muhalefetin bu anayasaya ’hayır’ derken ürettiği yalanların tamamıyla milli irade hırsızlığı olduğunu” savundu. (aa)

"İnternete Kelepçe"ye Tepki Yağıyor: İP Takip Merkezi

Tüketiciler Birliği Genel Başkan Yardımcısı Hatice Saadet Kalyoncu, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde “IP Takip Merkezi” kurulması yönündeki çalışmalara tepki gösterdi.

Kalyoncu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, medyada yer alan haberlere göre, Adalet ve İçişleri Bakanlıklarının ortak çalışması sonucunda, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde kurulacak “IP Takip Merkezi” ile zararlı yayın barındıran sitelere hızlıca müdahalenin amaçlandığını belirterek, böylece Takip Merkezine, yargı kararına gerek kalmaksızın önce sitenin yayınını durdurma, ardından yargı kararı çıkarma yetkisi verilmesi planlandığını iddia etti.