Ana Sayfa Blog Sayfa 5361

Wikileaks; ayna tutan çocuk.

Bakalım Wikileaks Türkiye’yi teğet geçecek mi?

Türkiye’nin yeni yeni aşina olduğu hukuksal zeminde, mesele belgelerle konuşmak ise; alın belgeler!

Üstelik bu belgeler henüz hiçbir şey. Dezenformasyonsa, biz de şöyle diyelim madem, “henüz milyonda bir.”

Esasında bu olaya da gözlerimizi kapardık ama belge çok işte… Üstelik yalnızca politik, askeri (sıkıcı) meseleler olsaydı sorun yoktu. Ama öyle değil. Politik ve askeri belgelerin içinde o kadar çok magazin içerikli bilgi varki tartışılmaması mümkün değil.

Birbirlerine “yandaş medya” diye çemkiren, “bildik medya” düzeni şokta. Gazeteciler, içinde bulundukları güç ilişkileriyle, neyi, nasıl yorumlayacaklarından emin değil. Gazeteci olarak sızdıramadıkları, ele geçirip nitelikli haber yapamadıkları, hortumlama, yolsuzluk vakalarının bilindiği ama buna nadiren örnek gösterildiği dahası bu sebeplerden dolayı kimseyi koltuğundan edememiş bir ülkedeyiz.  ….Kısaca Assange dünyaya gazetecilik dersi verdi.

Başbakan ise bugün açıklama yaptı. “Yok İsviçrelerde hesap numaram falan…” diye.

Dertlenme başbakan,

sen ki gurur duyduğun, Adnan Menderes’lerin, Turgut Özal’ların soyundansın, utanılacak-çekinilecek bir şey yok.

Turgut Özal nasıl “benim memurum işini bilir.” diyorduysa, ondan miras kalan Türkiye halkı senin için “bizim başbakanımız (tıpkı bizim gibi) işini bilir.” diyecektir. Bal tutan parmağını yalar ne de olsa.. Yolsuzluktan dolayı görevden alınmalar falan,  ….Biz Türkiye’de aştık bu işleri.

Yeni dünya düzeni ne diyor? Onlar ceplerini dolduracak ki zengin sınıf oluşacak, böylelikle halka istihdam sağlayacak ve dualarını alıp,  (kuru) ekmek verecek. Hala ne eleştiriliyor? Anlamak mümkün değil… Ortada yolsuzluk varsa, demir parlıyor işte,    ….Biz bunu öğreneli çok oldu.

*****

“Bildik medya”da bu durum, “Ne, kimin işine yaradı – kime, ne yaramadı” üzerinden, sabit kutuplar içinde tartışılıyor. Anlayacağınız hala aynı tas, aynı hamam,   …bozuk plak gibi.

“Bu olay her şeyden önce, devlet, vatandaş ve medya arasındaki ilişkilerde iki yüzlülüğü göstermesi bakımından bariz bir skandal.” diyor Eco. Haksız mı?

Tabi bilinen köy kılavuz istemez misali, en güzel haber Zaytung’dan geldi. Berberler ve taksiciler “bunlar hep bildiğimiz şeyler. Biz söylüyorduk” demiş. Umberto Eco ile Zaytung aynı dili konuşmuş.

Yani şunu söylemişler;

Devletlerin katil olduğunu bilmiyor muyduk?

Yolsuzluk, adam kayırma, kardeş kardeş ihale paylaşımlarının içindeki diplomasiyi yakından gördük, ama bilmiyor muyduk?

Birilerinin terörist ilan edilmesine, üçüncü sınıf Amerikan aksiyon filmlerindeki gibi gemide, otelde, gökdelende sebepsiz insan öldürmesi neden olmuyormuş. Herkes, her an terörist ilan edilebilirmiş. Tabii bu anlamda teröristin bir anda kahramana dönüşmesi de mümkündür, ki bunu bile biliyorduk aslında…

Parlamentolarda oturanların ne işe yaradığını sanki bilmiyor muyuz? Vb.

******

Bu olay, temsili demokrasilerin, derin devletlerin, onların vitrini olan medyanın ipliğini küresel anlamda pazara çıkaran sıkı bir örnek. Buradan feyz alacak olan ise yöneticilerine ağzı açık bakan yönetilenler olmalı. Kendisinden yabancılaştırılmış insanlara ayna tutan bir örnek bu. İkiyüzlülüğün pazara çıktığı… Yalnızca kralın çıplak kalması değil, kral giyinikken ona hörmet eden insanların kendisiyle yüzleşme fırsatı.

Şunu anlamak lazım, doğrudan demokrasi kendisini var etmek için parlamentolardan izin istemeyecek. Devletin şeffaflaşması, devlet tarafından asla onaylanmayacak ve buna yönelik etik girişimler dahi bu medyada haber olmayacak. Ancak bu süreç hızla devam edecek.

Anlaşılan, toplumların zihinlerinde çoktan bitmiş olan bu sistemler, kontrol ve denetim mekanizmalarını da yavaş yavaş kaybediyor. Çözülüyor…

*****

Tabi birkaç komplo teorisi de üretmeden bırakmam…

Amerika;

savaş sonuçlarını, prestij amacıyla piyasaya mı sürdü? (Kimse sesini çıkarmazsa muhtemel…)

İran’a girmek için yeni bahaneler mi yaratılıyor?

Yoksa yeni dünya savaşında kim müttefik? Kim değil? Ya da ittifak oluşturmaya yönelik piyasa araştırmaları mı başladı?

Yoksa yoksa uzaylılar, Nasa vb.

muhabbetle…

Yeşiller’in Brüksel ziyareti sürüyor

Yeşiller Partisi’nden 24 kişilik bir heyet Brüksel’de bulunan Avrupa Parlamentosu’nda temaslarda bulunuyor. Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu milletvekili Ska Keller’ın davetlisi olarak Brüksel’e giden heyet dün sabah görüşmelerine başladı.

Heyet önce sabah saatlerinde Ska Keller’la görüştü ve Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu’nun çalışmaları hakkında bilgi aldı. Kısa bir parlamento turunun ardından Avrupa Yeşil Partisi’nde partinin genel sekreteri Jacqline Cremers ile bir görüşme yapıldı. Görüşmede Türkiye ve Avrupa Yeşil partileri arasındaki ilişkiler ve halen gözlemci olan Türkiye Yeşiller Partisi’nin AYP’ye tam üyelik başvurusunun durumu görüşüldü.

Öğleden sonra ilk görüşme AP Yeşiller Grubu’nun Yunanistan Yeşilleri’nden milletvekili olan Michalis Tramopoulos ile yapıldı. Görüşmede bölgedeki durum, barış ve silahsızlanma için işbirliği konuları gündeme geldi.

Akşamın son görüşmesi Türkiye-AB Karma Parlementerler Komisyonu eş başkanı Helene Flautre ile yapıldı. Türkiye’nin demokratikleşmesi, siyasi partiler ve seçim yasalarındaki durum, görüşülen konular arasındaydı.

Yeşiller Partisi heyeti bütün görüşmelerde Türkiye’de doğa yıkımına neden olan HES’ler, hükümetin yeni Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma Yasa taslağının yaratacağı sakıncalar ve başta nükleer olmak üzere enerji politikalarını da gündeme getiriyor.

Yeşiller Partisi heyetinin Brüksel’deki Avrupa Parlamentosu’ndaki temsaları bugün de devam edecek.

(Yeşil Gazete)

Wikileaks mi terörist, ABD mi?

ABD’nin 2004-2010 arasındaki 250 bine yakın gizli diplomatik belgesini açığa çıkaran Wikileaks’in terörist örgüt ilan edilmesi istenirken, web sitesi tarafından yayınlanan belgelerden birinde ABD ordusunun Irak’ta gazetecileri nasıl hedef gözeterek öldürdüğüne dair görüntüler yer alıyor.

ABD’li yetkililerin doğruladığı görüntülerde  bir Amerikan helikopterinin 2007’de Bağdat’ta 10 kişiyi tarayarak öldürmesi yer alıyor.

NTVMSNBC’nin haberine göre Wikileaks Irak’taki Amerikan güçlerine bağlı Apache helikopterlerinden açılan ateşle, aralarında iki Reuters muhabirinin de bulunduğu 10 kadar kişinin 2007 yılında öldürülmesinin görüntülerini yayımladı.

ABD Savunma Bakanlığı yetkilileri, görüntülerin orijinal olduğunu teyit etti.

Bağdat’ın kenar mahallelerinden birinde 12 Temmuz 2007 tarihinde meydana geldiği bildirilen olayın video kayıtlarında, pilotlar, aralarındaki konuşmalarda, bir meydanda bir grup insanın belirlendiğini ve bazılarının silahlı olduğunun tespit edildiğini ifade ediyor.

Wikileaks’ın açıklamasında, silahlı oldukları sanılan bu iki kişinin aslında Reuters ajansına çalışan 22 yaşındaki foto muhabiri Namir Nureddin ve yardımcısı 40 yaşındaki Said Çmağ olduğu belirtildi.

Askerlerin bu kişilerin elindeki kameraları silah zannederek ateş açtığı ve 2 muhabir dahil 10 kadar kişinin öldürüldüğü ifade edildi.

Helikopterlerin ateş açtığı kişilerin yardımına bir aracın geldiği, araçtakilerin yaralılara yardım etmeye çalıştığı, helikopterin bu kez yardıma gelen aracı taradığı görülüyor.

Reuters genel yayın müdürü David Schlesinger, “Bu görüntüler, savaş bölgelerinde haber yapmaya çalışanların karşı karşıya bulundukları tehlikenin simgesel, trajik bir örneği. Savaş muhabirliğinin ve bu görevin yapılması sırasında yaşanan trajedilerin somut bir kanıtı” dedi.

Bu olayla ilgili kapsamlı bir soruşturma yapılmasını isteyen Reuters yetkilileri, “Eğer bu durum ordunun kurallarına uygunsa, bu kurallar yanlış” görüşünü dile getirdi.

Wikileaks’ın gizli belgeleri yayımlamasını engelleyemeyen ABD ise yasal yollara başvurmaya hazırlanıyor. ABD Dışişleri Bakanlığı, gizli belgelerinin yayınlanmasının ciddi sonuçları olacağına işaret etti.

Kongre üyeleri de Wikileaks’e sert tepki gösterdi. Kongre üyeleri, sitenin Amerikan ulusal güvenliğine tehdit oluşturduğunu savunarak terör örgütü olarak tanımlanmasını talep etti.

Kongre üyeleri ayrıca Obama hükümetinden sitenin kurucusu 39 yaşındaki Jullian Assange’ye dava açmasını istedi. Assange hakkında İsveç’te geçen Ağustos’ta tecavüz suçlamasıyla soruşturma başlatılmıştı.

(NTVMSNBC, Yeşil Gazete)

Dünya İklim Zirvesi umutsuz başlıyor

Cancun’da bugün başlayacak olan ve 10 Aralık’a kadar devam edecek Dünya İklim Zirvesi’nden beklentiler geçen yılki tecrübe nedeniyle yüksek değil. Ancak zirveden yine de bazı somut kararların çıkacağı tahmin ediliyor.

Bundan yaklaşık bir yıl önce Kopenhag’da düzenlenen iklim zirvesinde bütün dünya büyük beklentiler içindeydi. Ancak Konpenhag’daki zirvenin başarısızlığa uğraması ve iklimin korunmasında öncülüğü üstlenen Avrupa’nın, genç sanayi ülkeleriyle ABD’ni ikna edememesi, büyük hayal kırıklığına yol açmıştı.

O nedenle bu yıl Meksika’nın Cancun kentinde yapılacak zirvede, beklentilerin bir hayli aşağı çekildiği görülüyor.  Almanya Çevre Bakanı Norbert Röttgen, Cancun’da yapılacak iklim zirvesinden beklentilerini şöyle özetliyor:

”Bu yıl, her sorun bir hamlede çözülecek gibi görünmüyor ama biz her şeyin adım adım yoluna girmesi için uğraşacağız. Bizim Cancun Zirvesin’den beklentimiz, uluslararası bir anlaşma için hazırlıklarımızın iyileştirilmesi konusunda gerekli bir dizi somut  tedbirin alınması.”

Uluslarası İklim Koruma Fonu

Röttgen, iklim politikalarının finansmanı ve ormanların korunmasıyla karbondioksit emisyonun azaltılması konusunda görüş birliğine varılacağını düşünüyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Başkanı Christiana Figueres de Röttgen’in beklentilerine katılıyor:

”Cancun Zirvesi’nde hükümetlerin, iklim değişikliğine uyum önlemleri, transfer teknolojisi ve ormanların korunması konusunda anlaşabilmeleri gerekli. Aynı şekilde uzun vadeli finansmanı düzenleyen Uluslarası İklim Koruma Fonu konusunda da görüş birliğine varılacağını tahmin ediyorum. Bu konularda, hâlâ büyük politik engellerin olduğunu düşünmüyorum.”

İklim değişikliğine karşı alınacak önlemler konusunda, bilimsel kararlar ile politik hizmetler ve çıkarlar arasında büyük bir uçurum söz konusu. Aynı şekilde gelişmiş sanayi ülkeleri ve kalkınmakta olan ülkeler arasındaki, fakir ve zengin uçurumunun yol açtığı anlaşmazlıklar da bir o kadar büyük.

Ancak her ülkenin yine de mutabık olduğu iki konu var. Bunlardan ilki; iklim değişikliğinin hâlihazırda vuku bulduğu ve bu değişikliklerden etkilenmeyecek hiçbir ülkenin olmadığı. İkincisi ise her ülkenin alınacak tedbirler konusunda bir an önce son hızla harekete geçmesi gerektiği ve iklim politikalarında hemen etkili olacak küresel bir rota belirlemek için daha fazla beklenilemeyeceği.

”Çin, çaba sarfediyor”

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Başkanı Christiana Figueres, bazı ülkelerin ulusal çapta, müzakerelerde olduğundan çok daha ilerde olduğunu kaydediyor:

”Birçok ülkenin ulusal çapta aldığı önlemler, bize umut vermektedir. Sürekli daha fazla ülke, emisyonun azaltılması konusunda ciddi kararlar almakla kalmıyor, bunları ulusal politikalarında yasalarla güvence altına da alıyor.”

Figures’e göre, özellikle de Çin, tam 12’inci beş yıllık plan ile enerji verimliliğini ve yenilenebilir enerjiyi hızla teşvik ediyor ve bununla ekonomik büyümenin doğal olarak beraberinde getirdiği emisyon artışını da kısıtlamaya çalışıyor. Hatta Maldiv Adaları ve Costa Rica gibi küçük ülkeler de karbondioksit salımını azaltmak amaçlı çeşitli projeler geliştirdi.

© Deutsche Welle Türkçe

Danhong Zhang, Çeviri: Başak Demir

Editör: Murat Çelikkafa

Nükleer atıklarda kanser şüphesi

Almanya’da “nükleer enerji”, bu kez kanser tehdidi nedeniyle tartışma konusu. Aşağı Saksonya Eyaleti’ndeki nükleer atık tesisi yakınında yaşayanlarda kanser vakalarının artması, yetkilileri harekete geçirdi.

Kanser vakalarıyla ilgili Aşağı Saksonya’da tutulan resmi kayıtlara göre 2002-2009 yılları arasında Asse Nükleer Atık Tesisi çevresinde yaşayan 12 erkekte ve 6 kadında kan kanseri teşhis edildi. Bu rakam eyalet ortalamasını iki katı. Aynı dönemde tiroit kanseri teşhisi konan kadınların sayısı ise üç katına çıktı.

Aşağı Saksonya Eyaleti Sağlık ve Sosyal İşler Bakanlığı sözcüsü Thomas Spieker konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı:

“Lösemi teşhisleriyle ilgili 2002-2009 raporunda, Wolfenbüttel yakınlarında bulunan Asse çevresinde kanser teşhisi konan erkeklerin sayısında belirgin bir artış olduğuna dair bazı bilgiler bulunuyor.”

Federal daireye göre risk yok

Almanya’da düşük ve orta dereceli radyoaktif atık yüklü 126 bin varil, 1967 yılından 1978 yılına kadar Aşağı Saksonya Eyaleti’ndeki Asse’de bulunan eski bir tuz madeninin boşalan galerisine yığıldı. Galeride incelemeler yapan Almanya Federal Radyasyondan Koruma Dairesi kanser vakalarıyla radyoaktif atıklar arasında bir bağlantı bulunmadığını açıkladı. Daireden verilen bilgilere göre yapılan radyasyon ölçümleri şu anda atık tesisi çalışanları ve çevre sakinleri için herhangi bir risk söz konusu olmadığını ortaya koyuyor.

Diğer yandan Hannover Sağlık Bakanlığı durumu araştırmak için, Eyalet Sağlık Dairesi ve Federal Radyasyondan Koruma Dairesi’nden yetkililerin katıldığı bir çalışma grubu oluşturdu. Bakanlıktan yapılan açıklamaya göre, araştırma grubunun hedefi tespit edilen kanser vakalarıyla ilgili mümkün olduğunca detaylı bilgi temin edilmesi. Araştırma Grubundan Elke Bruns Philipps “Bu kişilerle ilgili detaylı bilgi elde etmemizin aylar sürebileceği gerçeğine hazırlıklı olmalıyız” şeklinde konuştu. Alelacele bir yargıya varılmasının yanlış sonuçlar doğurabileceği uyarısını yapan Wolfenbüttel kaymakamı Jörg Röhmann ise “Henüz artış gösteren kanser vakalarıyla Asse arasında herhangi bir ilişki tespit edilmemiştir” açıklamasını yaptı.

Su sızıntıları tespit edilmişti

Konuya büyük bir ciddiyetle yaklaştıklarını kaydeden Aşağı Saksonya Eyaleti’nin Başbakanı David McAllister ise şöyle konuştu: “Sakin bir şekilde ve büyük bir dikkatle eldeki verilerin nedenini araştıracağız. Elbette başka istatistikî belgelere de ihtiyaç duyuyoruz. Eyalet yönetimi bu bilgileri büyük bir ciddiyetle ele alıyor.”

Asse Nükleer Atık Tesisi daha önce de nükleer atıkların gerekli koşullar altında saklanmadığı gerekçesiyle sık sık gündeme gelmiş, tamamen yalıtılmış olduğu söylenen galerilerde birçok kez su sızıntısı yaşandığı tespit edilmişti.

© Deutsche Welle Türkçe

Werner Schmitz / Çeviren: Banu Ertek

Editör: Ayhan Şimşek

‘Erdoğan güvenilir değil, Davutoğlu son derece tehlikeli’

WikiLeaks adlı internet sitesinin açıkladığı ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait son gizli belgeler, Amerikalı diplomatların Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a güvenmediklerini, onun görüşlerini gerçekçi bulmadıklarını gösteriyor.

Alman Der Spiegel dergisinde yayınlanan belgelerde, Erdoğan’ın bir ortak olarak ne kadar güvenilir olduğuna yönelik şüpheler dile getiriliyor.

Amerikalı diplomatlar, Erdoğan’ın çeşitli konularda hemen hemen tüm bilgileri İslamcılarla bağlantılı gazetelerden aldıklarına inanıyor.

Bu diplomatlardan birinin yazdığı raporda, “Dalkavuk (ama kibirli) danışmanlar Başbakan Erdoğan’ın çevresini sarmış” ifadesi yer alıyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi James F. Jeffrey de 27 Ekim 2009’da ABD Dışişleri Bakanlığı’na gönderdiği raporda, İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabby Levy’nin, Erdoğan’ın ülkesinden nefret ettiğini düşündüğünü yazıyor.

‘Davutoğlu İslamcı etkisini Erdoğan üzerinde kullanabilir’

Yine WikiLeaks’in açıkladığı belgelerde, Erdoğan’ın danışmanları ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Türkiye’nin ötesinde siyaseti çok az anlayan kişiler olarak yansıtılıyor.

ABD’li diplomatların atıfta bulunduğu üst düzey bir Amerikalı hükümet danışmanı Davutoğlu’nun, “son derece tehlikeli” bir kişi olduğunu söylüyor.

Aynı danışman Ahmet Davutoğlu’nun, İslamcı etkisini Başbakan Erdoğan üzerinde kullanabileceği uyarısında da bulunuyor.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi’nde Ocak ayında yazılan bir raporda, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Balkanlarda tıpkı geçmişte Osmanlı İmparatorluğu döneminde olduğu gibi etkin olmak istediği belirtiliyor.

Amerikalı diplomatlar bununla birlikte, Davutoğlu’nun, kendisinin ve Türkiye’nin yeteneklerini abarttığı görüşünde.

Amerikan New York Times, İngiliz Guardian, Fransız Le Monde ve İspanyol El Pais gazeteleriyle Alman Der Spigel dergisinde eş zamanlı olarak yayımlanan belgeler, ABD Dışişleri Bakanlığı ile ABD’nin dünyadaki 270 büyükelçiliği ve konsolosluğu arasında 2004’den 2010 yılı Mart ayına kadarki günlük yazışmaları içeriyor.

Bu yazışmalarda, yabancı liderlerle, dünyadaki çeşitli tehditlere yönelik değerlendirmeler bulunuyor. (BBC)

Yeşiller Partisi heyeti Brüksel’e gidiyor

Yeşiller Partisi üyelerinden oluşan 25 kişilik bir heyet AP milletvekili Ska Keller’ın davetlisi olarak yarın Brüksel’e gidiyor. Aralarında eş sözcüler Yüksel Selek ve Ümit Şahin’le uluslararası ilişkiler koordinatörü Ahmet Atıl Aşıcı’nın da olduğu heyette çeşitli konularda çalışan PM ve MYK üyelerinin yanı sıra çalışma gruplarından ve yerel örgütlerden temsilciler bulunuyor.

Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu’nda Alman Yeşiller Partisi’nden milletvekili ve Türkiye-Avrupa karma parlamenterler komisyonu üyesi olan Ska Keller’ın davetiyle gerçekleşecek ziyarette Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu eş başkanı Rebecca Harms, Türkiye-AP karma komisyonu eş başkanı Helene Flautre, milletvekilleri Barbara Lochbihler, Heidi Hautala ve AP Yeşiller Grubu danışmanı Ali Yurttagül gibi isimlerle görüşmeler yapılacak. Heyet ayrıca Avrupa Yeşil Partisi’ni de ziyaret edecek ve partinin eş sözcüsü Monica Frassoni ile görüşecek.

Görüşmelerde karşılıklı ilişkiler ve ortak çalışmaların yanı sıra başta HES’ler, nükleer santrallar ve benzeri enerji yatırımları olmak üzere Türkiye’de doğa yıkımına neden olan kalkınma projeleri ve bu projelerin önünü açan yasal değişiklikler ve demokrasi, anayasa gibi Türkiye-AB ilişkileri açısından önem taşıyan konular gündeme getirilecek.

Türkiye’nin AB nezdindeki büyükelçisi Selim Kuneralp’in de ziyaret edileceği Brüksel temasları 3 Aralık Cuma günü sona erecek.

Yeşil Gazete olarak yerinde izleyeceğimiz görüşmeleri canlı olarak sizlere aktarmaya çalışacağız.

(Yeşil Gazete)

Gençsin, sus! – Yıldırım Türker

Aşina olduğumuz bir görüntü. Bu topraklarda yadırgayan çıkmaz.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Anadolu Üniversitesi’ne gitmiş. Orada, ‘Anayasa Mahkemesi’ne Bireysel Başvuru Hakkı’ başlıklı bir konuşma yapıyor.

O sırada ayağa kalkan bir kız öğrenci, hayati bir itirazı dillendiriyor: “Siz burada yargı reformundan bahsediyorsunuz. Üniversite öğrencileri tutuklanıp cezaevine gönderiliyor.”

Genç kız heyecanlı. Usuldan üstüne doğru hamle eden korumalara aldırmadan konuşmasını sürdürüyor.

Orası bir üniversite. Oraya adımını atan, gençlerin sorularıyla, heyecanıyla, coşkusuyla başa çıkabilmeyi göze alacak.

Ama çok geçmeden, derdini anlatmaya çalışan kızın ağzını kapayıp sürükleyerek dışarı çıkaracaklar. Susturulmasıyla birlikte kürsüyü yumurta yağmuruna tutan 2 arkadaşıyla. Sonradan adliyeden salıverilen öğrencilerden ikisine denetimli serbestlik uygulanacağını öğreneceğiz.

Fotografa iyi bakın. İriyarı üç koruma bu cesur genç kızı çok tehlikeli bir katilmiş gibi karga tulumba dışarı atıyor. Yedek korumalar da tetikte. Aman, gençler konuşmasın.

Gençlerden korkanın üniversitede işi ne?

Ortadoğu demokratı Başbakan da katıldığı Roman Çalıştayı’nda, ‘Parasız eğitim istiyoruz, alacağız!’ pankartı açtığı için Ferhat Tüzer ve Berna Yılmaz’ın tam 8 aydır tutuklu kalmalarından rahatsız görünmüyor. Meğer o pankartı açanlar örgüt üyesiymiş. Nasıl mı, anlatalım. Başbakan’ı kızdırdıkları için hayatları kararan o gençler, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın hazırladığı iddianameye göre Burger King’e ‘İncirlik Üssü Kapatılsın’ pankartı asmak, Edirne’deki linç girişimlerini, ‘Hayata Dönüş’ operasyonunu, NATO ve Dünya Bankası’nı protesto etmek, TEKEL işçilerine destek yürüyüşlerinde bulunmak gibi konkunç suçlar işlemiş. Davanın ilk duruşması 30 Eylül’de yapıldı. İki öğrenci tahliyesini talep etse de makeme tutukluluğun devamına karar verdi, duruşma 14 Aralık’a ertelendi.

O muhteşem Araf

Gençlik üstüne konuşacaksak kaçınılmaz olarak ona belirli özellikler atfedeceğiz. İlericilik, özgürlükçülük, isyankârlık ve dinamizm gibi. Mutlaka hatırlayanınız vardır, gençlik insanın kendinden önce gelenleri acımasızca sorguladığı, yerleşik kalıplara yönelik isyan duygusuyla dolup taşarak kendini bu vatanın ve giderek dünyanın sahibi zannedenlere saygıda kusur ettiği bir dönemdir.

Kanımca ‘büyüklere saygıda kusur etmek’ gençliğin anahtar kavramıdır.

Gençlik, bütün kutsal dokunulmazlıkları bir çırpıda gülünç kılan bir hava akımıdır. Bu hava akımının yolunu tıkayıp, hayatı aşırı cereyanlardan korumaya çalışanların korkusunu anlayarak başlayabiliriz, gençlik güzellemesine.

Gençlikten söz ederken herkesin büyük bir rahatlıkla jandarma diline sarılıvermesinden irkilmiyor musunuz? Gençliği bir asayiş sorunu, bir an evvel atlatılması gereken bir hastalık olarak algılayan dilin hanidir meşru ve utanmazca dolaşımda oluşu, sorunun asıl kaynağını işaret etmiyor mu?

Oturdukları postlarında keyifle kaykılıp gençlik enayiliklerinden söz eden, gençliğin hışırlıklarına burun kıvıran, bu kızamık gibi herkesin geçirdiği hastalığı nasıl atlattığına dair ipuçlarını kullanıma sunan ihtiyarlar ‘başarıya’ ulaşmış muktedirler işte. Onların, internet oyunları, mafya dizileri ve benzerlerinden daha karanlık, daha şiddete kışkırtıcı olduğunu görüyoruz. Ama ne yazık ki gençliğin tamamıyla şuursuz bir delilik hali, sıkı gözetim altında tutulmadığında tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalık olarak tanımından en iyi niyetli yetişkinin bile nasibini aldığını görmek mümkün.

Gençler, insanlığın bir alttürü değildir. Gençlik; o muhteşem araf, her şeyin mümkün olduğunun en derinden hissedildiği yerdir.

Gençliği anlamından soyup kırışıksız, yağsız bir varoluş, bir kozmetik sorununa indirgemiş; gençleri sabah şekerleri, gece gezerleri; münasebetsiz cikirtileriyle hayatımızı renklendiren kısa ömürlü yarım akıllılar olarak hazmedebilenlerin iktidarı altında yaşıyoruz. Bir an evvel kendi dilimize buyur etmeye çalışıyoruz gençleri. En büyük işadamına çırak ol. Güzel pozlar ver. Memleketini tanıtmak için sponsorluğumda iyi işlere soyun. Hazırolda dur. Yanıma gel. Birlikte gülelim gençlik salaklıklarına. Fazla gürültülü olmadığı takdirde sevdiğin müziği birlikte dinleyebilir, senin adına gençlik filmleri, gençlik kitapları, gençlik dizileri üretebiliriz.

O sırrı yitirmeyelim

Gençlerin bildiği, sizin çoktan unuttuğunuz bir şey olabileceğini düşündünüz mü hiç? Onların o kimileyin usulca kimileyin gürültülü uğultularının nasıl bir şey olduğunu hatırlayabiliyor musunuz?

Evet, gençlere bakarken, ya hiç yaşlanmazlarsa, ya sırlarını satıp yanımıza gelmez, çantamızı taşımazlarsa diye kaygılanan yetişkinler dünyası, gün geçmiyor, gençler üstüne bir araştırma örgütlemesin. Gençlikle nasıl başa çıkılır, başı her görüldüğü yerde nasıl ezilir konusunda bir çalışmaya imza atmasın.

Gençler, dünyayı bütün çıplaklığıyla görüyor. İktidarın bütün çehrelerini, yetişkin olmanın ağır şartlarını, kendilerine sabırsızca el eden dünyanın bütün kapılarını görüyorlar. Endişeleri, korkuları, coşkuları, inançları, çoktan yitirdiğimiz bir sırrın etrafında örgütleniyor. Bambaşka bir dünyanın mümkün olduğunu hissettikleri için orada, tam karşımızda uğulduyorlar. Savaş kışkırtıcıları, işkenceci teorisyenleri, kendi parçalanmış geçmişlerinin hesabını soramadan oturanlar, doymak bilmez köşe tacirleri, ‘hırsızın hiç mi suçu yok’çular, yoksulluğu onur,
emeği Türk değeri sananlar, uzmanlar, yerleşikler gençlerin şiddeti hakkında endişelerini belirtiyor. Gençler, başka bir dünyanın mümkün olmadığına ikna ediliyorlar. Zorla. Çoğu çabucak, telaşla büyüyor. Yaşlanıyor. Yaşlanmayanın vay haline!

(Radikal, 28.11.2010)

Gençlik üstüne konuşacaksak kaçınılmaz olarak ona belirli özellikler atfedeceğiz. İlericilik, özgürlükçülük, isyankârlık ve dinamizm gibi. Mutlaka hatırlayanınız vardır, gençlik insanın kendinden önce gelenleri acımasızca sorguladığı, yerleşik kalıplara yönelik isyan duygusuyla dolup taşarak kendini bu vatanın ve giderek dünyanın sahibi zannedenlere saygıda kusur ettiği bir dönemdir.
Kanımca ‘büyüklere saygıda kusur etmek’ gençliğin anahtar kavramıdır.
Gençlik, bütün kutsal dokunulmazlıkları bir çırpıda gülünç kılan bir hava akımıdır. Bu hava akımının yolunu tıkayıp, hayatı aşırı cereyanlardan korumaya çalışanların korkusunu anlayarak başlayabiliriz, gençlik güzellemesine.
Gençlikten söz ederken herkesin büyük bir rahatlıkla jandarma diline sarılıvermesinden irkilmiyor musunuz?
Gençliği bir asayiş sorunu, bir an evvel atlatılması gereken bir hastalık olarak algılayan dilin hanidir meşru ve utanmazca dolaşımda oluşu, sorunun asıl kaynağını işaret etmiyor mu?
Oturdukları postlarında keyifle kaykılıp gençlik enayiliklerinden söz eden, gençliğin hışırlıklarına burun kıvıran, bu kızamık gibi herkesin geçirdiği hastalığı nasıl atlattığına dair ipuçlarını kullanıma sunan ihtiyarlar ‘başarıya’ ulaşmış muktedirler işte. Onların, internet oyunları, mafya dizileri ve benzerlerinden daha karanlık, daha şiddete kışkırtıcı olduğunu görüyoruz. Ama ne yazık ki gençliğin tamamıyla şuursuz bir delilik hali, sıkı gözetim altında tutulmadığında tehlikeli ve bulaşıcı bir hastalık olarak tanımından en iyi niyetli yetişkinin bile nasibini aldığını görmek mümkün.
Gençler, insanlığın bir alttürü değildir. Gençlik; o muhteşem araf, her şeyin mümkün olduğunun en derinden hissedildiği yerdir.
Gençliği anlamından soyup kırışıksız, yağsız bir varoluş, bir kozmetik sorununa indirgemiş; gençleri sabah şekerleri, gece gezerleri; münasebetsiz cikirtileriyle hayatımızı renklendiren kısa ömürlü yarım akıllılar olarak hazmedebilenlerin iktidarı altında yaşıyoruz. Bir an evvel kendi dilimize buyur etmeye çalışıyoruz gençleri. En büyük işadamına çırak ol. Güzel pozlar ver. Memleketini tanıtmak için sponsorluğumda iyi işlere soyun. Hazırolda dur. Yanıma gel. Birlikte gülelim gençlik salaklıklarına. Fazla gürültülü olmadığı takdirde sevdiğin müziği birlikte dinleyebilir, senin adına gençlik filmleri, gençlik kitapları, gençlik dizileri üretebiliriz.O sırrı yitirmeyelim Gençlerin bildiği, sizin çoktan unuttuğunuz bir şey olabileceğini düşündünüz mü hiç? Onların o kimileyin usulca kimileyin gürültülü uğultularının nasıl bir şey olduğunu hatırlayabiliyor musunuz?
Evet, gençlere bakarken, ya hiç yaşlanmazlarsa, ya sırlarını satıp yanımıza gelmez, çantamızı taşımazlarsa diye kaygılanan yetişkinler dünyası, gün geçmiyor, gençler üstüne bir araştırma örgütlemesin. Gençlikle nasıl başa çıkılır, başı her görüldüğü yerde nasıl ezilir konusunda bir çalışmaya imza atmasın.
Gençler, dünyayı bütün çıplaklığıyla görüyor. İktidarın bütün çehrelerini, yetişkin olmanın ağır şartlarını, kendilerine sabırsızca el eden dünyanın bütün kapılarını görüyorlar. Endişeleri, korkuları, coşkuları, inançları, çoktan yitirdiğimiz bir sırrın etrafında örgütleniyor. Bambaşka bir dünyanın mümkün olduğunu hissettikleri için orada, tam karşımızda uğulduyorlar. Savaş kışkırtıcıları, işkenceci teorisyenleri, kendi parçalanmış geçmişlerinin hesabını soramadan oturanlar, doymak bilmez köşe tacirleri, ‘hırsızın hiç mi suçu yok’çular, yoksulluğu onur,
emeği Türk değeri sananlar, uzmanlar, yerleşikler gençlerin şiddeti hakkında endişelerini belirtiyor. Gençler, başka bir dünyanın mümkün olmadığına ikna ediliyorlar. Zorla. Çoğu çabucak, telaşla büyüyor. Yaşlanıyor. Yaşlanmayanın vay haline!

WikiLeaks’ten yeni belgeler

Wikileaks adlı internet sitesi, Obama yönetiminin uyarılarına rağmen gizli binlerce belgeyi yayınladı.

Belgelerde Türkiye’nin aralarında olduğu Washington’ın müttefiki pekçok ülkeye yönelik iddia ve suçlamalar yer alıyor.

Wıkıleaks’in sağladığı gizli belgeler, Amerikan New York Times, İngiliz Guardian, Fransız Le Mond ve İspanyol El Pai gazeteleriyle Alman Der Spigel dergisinde eş zamanlı olarak yayınlandı.

WikiLeaks adlı internet sitesi, ABD Dışişleri Bakanlığı’na ait olan gizli belgeleri açıkladı.

Belgelerde, Amerikan diplomatik yazışmalarında, yabancı liderlerle ve dünyadaki nükleer ve terörist tehditlerle ilgili değerlendirmeler bulunuyor.

Belgeler, ABD’nin dünyadaki toplam 270 büyükelçilik ve konsolosluklarla 2004 yılından 2010’un Mart ayına kadarki günlük yazışmalarının içeriğini ortaya koyuyor.

ABD’nin gizli belgeleri Amerikan New York Times, İngiliz Guardian, Fransız Le Mond ve İspanyol El Pai gazeteleriyle Alman Der Spigel dergisinde eş zamanlı olarak yayımlandı.

“TÜRKİYE AB’YE ÜYE OLAMAZ”
Belgelerde, Türkiye dahil Washington’ın müttefiki ülkeler ve liderlerine yönelik ağır eleştiriler yer alıyor.

Belgelerde Amerikalı diplomatlar bir ortak olarak Türkiye’nin güvenilirliğine ilişkin şüphelerini dile getirirken ve bu kapsamda Başbakan Erdoğan ve danışmanlarına yönelik olumsuz ifadeler yer alıyor.

Türkiye’nin gelecekte İslam devleti olma yolunda ilerlediği ve Avrupa Birliği’ne üye olamayacağı yönündeki görüşler de belgelerde yer alıyor.

Belgelerde, dünya liderleriyle ilgili ifadeler şöyle:

Suudi Kralı Abdullah’ın İran’a saldırması için Washington’a sık sık telkinde bulunduğu ifade edilirken,

İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad ‘dengesiz ve deli’,

Afganistan Devlet Başkanı Karzai ‘paranoyak’,

Almanya Başbakan Merkel ise ‘risk almaktan kaçınan bir lider’ olarak nitelendiriliyor.

Ayrıca, Libya lideri Kaddafi’nin Ukraynalı bir hemşireyle ilişkisi olduğu belirtiliyor.

DİĞER BİLGİLER
— ABD Savunma Bakanı Robert Gates, İran’a saldırılması durumunda bu ülkenin atom bombası programının 1 ila 3 yıl geciktirileceği düşüncesinde.

— Suudi Arabistan Kralı Abdullah’ın da aralarında bulunduğu bazı Arap liderler, ABD’den İran’a nükleer programına son vermesi için hava saldırısında bulunmasını istedi.

— Amerikalı yetkililer, BM ile ilgili casusluk yapmakla görevlendirildi.

Guardian gazetesinin internet sitesinden:
— Pakistan’ın nükleer programı konusunda Washington ve Londra’nın duyduğu endişeler,

— Rus hükümeti ile organize suç arasında iddia edilen bağlantılar,

— İngiltere’ye yönelik Afganistan’daki askeri operasyonlarla ilgili eleştiriler,

— İngiliz kraliyet ailesinin bir mensubunun uygunsuz davranışları,

Belgelerde, İran’ın Kuzey Kore füzelerini kullanma girişimi, Afgan hükümetindeki yolsuzluklar, ABD’nin Suriye’yi Lübnan’daki Hizbullah’a silah yardımı yapmasını engelleme girişimleri gibi konularda çeşitli bilgiler bulunuyor.

SUUDİ ARABİSTAN, ÇİN, KUZEY KORE, İRAN…
New York Times, gizli belgeleri, bugünden itibaren gelecek günlerde tek tek açıklayacağını duyururken, belgelerde Suudi Arabistanlı bazı donörlerin El Kaide gibi terörist grupların ana mali kaynakları oldukları, Çin hükümetinin bilgisayar sabotajlarıyla ABD’yi hedef aldığı kaydediliyor.

Gizli belgelerde, İran’ın Kuzey Kore’den, Batı Avrupa’yı vurma kapasitesine sahip son derece gelişmiş füzeler aldığı ve ABD’nin, İran’ın bu füzeleri daha uzun menzilli füzeler üretmede araç olarak kullandığından endişe ettiği ve bu gelişmiş füzelerin son derece kuvvetli olduğu da kaydediliyor.

Ali Sami Yen’e Beşiktaş veda etti

Galatasaray ile Beşiktaş arasında oynanan en semboliklerinden biriydi bugün oynanan maç. Ali Sami Yen Stadyumu’nda oynanan son derbi… Galatasaray tarihi için gerçekten önemli bir nokta. Bunun yanında puan durumu açısından ise aynı derecede önemli olduğunu söylemek zor. Puan durumuna bakarsak, maç başladığında Galatasaray liderin 16 (Galatasaray’ın 17 puanının olduğunu hatırlatmak gerekir), Avrupa Kupaları sınırının ise 10 puan gerisinde bulunuyordu. Aynı durum bu kadar uzak olmasa da Beşiktaş için de geçerli tabii ki. Beşiktaş da liderden 12, Avrupa sınırından ise 6 puan uzaklıkta çıktı sahaya. Biz hep şuna alışıktık derbilerde. Bir takım favori olur, diğeri ise kötü durumda olur. Kötü durumda olan, favoriyi yener ve işte “Derbilerin favorisi olmaz” klişesi hayata geçer. Peki bu maç için ne olabilir? İki takım da kötü durumda. Kısacası gerçekten  bu derbinin favorisi olmadı. Bazı yazarların, geride olan Galatasaray’ın “Battı balık yan gider.” mantığı ile daha rahat maça çıkacağını söylediklerini/yazdıklarını da eklemek gerek.

Burada kısa bir ara verip Haydarpaşa’ya dönmek gerek. Ali Sami Yen’in yıkılıp, “soylulaştırılacağı” bir dönemde, soylulaştırmaya maruz bırakılmak istenen ama dev gövdesiyle buna direnen Haydarpa Tren Garı bugün yandı. Sanırım “yeteri” kadar yanmadı, yani Haydarpaşa Port denen proje yine gerçekleşemeyecek gibi duruyor ama bu yangını bir yerlere not etmek lazım. Tarihi dokusunu bu kadar korumasız bırakan bir ülkede komplo teorilerine fazla düşkün olmak bile gerekmiyor. Biz kendi tarihi dokumuza, Mecidiyeköy’e dönelim yine.

Maç karşılıklı mücadeleyle ama ağırlıklı olarak Beşiktaş’ın yarı sahasında başladı. Çok fazla penaltı vermesiyle tanınan Cüneyt Çakır’ın Holosko’ya yapılan müdehaleye penaltı vermesiyle gol şansı Beşiktaş’a geldi. Penaltıcı Guti de golü attı ve dakika 7’de Beşiktaş öne geçti. Holosko ile de taraftar arasındaki ilişki sıcaklaşmıştır bu durumdan sonra.

Maçın golden sonra en önemli pozisyonu dakika 21’de oldu. İlk önce Pino, Beşiktaş kalecisi Cenk’i geçmeye çalıştı, daha sonra da Kewell. Fakat ikisinde de genç kaleci başarılı oldu ve savuşturdu pozisyonları. Tabii burada, oyuncuları durduramayıp, sadece bozan Beşiktaş savunmasının da hem olumlu hem de olumsuz katkısı var.

Maçın ilk dakikalarında bir penaltı vermenin bir dezavantajı var, hele ki deplasman takımına verdiyseniz. O dakikadan sonra taraftarlar her pozisyonda penaltı bekliyor ve hakemin üstünde baskı uyguluyorlar. Bu pozisyonda da iki kere penaltı bekledi Galatasaraylı taraftarlar. Cenk’in Pino’nun yarattığı tehlikeyi engellediği 23. dakikada ise böyle bir beklentisi olmadı taraftarların.

Maçın ilk yarısının başarılı oyuncuları kimlerdi diye bakarsak Galatasaray’ın hücum ikilisi gerçekten başarılıydı. Beşiktaş’ın savunma oyuncularına biraz ters gelen Pino ve yeteği tartışılmayacak olan Kewell iyiydi. Buna karşılık olarak da Beşiktaş’ın orta sahası oyuna hakimdi. Ernst, Aurelio ve Guti’den oluşan temel üçlü hem savunmada, hem de hücumda paslaşmada oyunu iyi yönlendirdiler. Tabii Neill ile Holosko’yu da unutmamak gerek. Holosko, her dikine hücumunda deldi Galatasaray orta sahasını ve savunmasını.

Galatasaray ikinci yarıya değişiklikle başladı. Mehmet Battal oyuna girdi ve forvete yerleşti. Bu değişiklik Beşiktaş’ın savunma sisteminin yararına bir değişiklik aslında. İlk yarıda Pino’nun kıvraklığıyla mücadele edemeyen savunma, daha hantal olan Mehmet ile mücadele edebilirdi. Böylece geçen sene Bucaspor – Adanaspor maçlarında karşı karşıya gelen Mehmet ile Ersan bir derbide yine karşı karşıya gelmiş oldu.

İkinci yarı sahada Galatasaraylı futbolcuların, tribünlerde ise Beşiktaşlı taraftarların üstünlüğüyle başladı ve bir süre böyle devam etti. Maç tamamen Beşiktaş yarı sahasında oynanıyor olsa da, golü bulan takım 60. dakikada Beşiktaş oldu ama Nobre’nin faul yapması nedeniyle gol sayılmadı. Nobre  63’te bu sefer gole çok yaklaştı ama olmadı. 68’de de Holosko’nun şutu direkten döndü. Nobre’nin sayılmayan golü oyunun şeklini değiştirdi diyebiliriz. Dengeyi Beşiktaş’tan yana çevirdi. Maçın ilginç bir noktası maç hiç ortada olmadı. Ya Galatasaray üstünlük kuruyor, pozisyonlar buluyor ya da Beşiktaş. “Sen dene, sonra ben deneyeyim.” şeklinde geçti maç.

Taraftarın isteğini 72. dakikada yerine getirdi Hagi. Baros oyuna girdi. Sakat olduğu söylenen bir oyuncunun taraftar istiyor diye oyuna sokulması doğru mudur, değil midir tartışılır. Fakat taraftarın gözünde doğru olduğu kesin. Baros da girince Mehmet, Baros, Pino, Kewell aynı zamanda oynamaya başladı. Orta sahada zaten geride olan bir takım için riskli bir tercihti bu. Necip’in de oyuna girmesiyle bu fark iyice keskinleşti. Galatasaray, orta sahadan topu geçirebildikçe, tehlike yarattı. Yine böyle bir boşlukta ilk önce uzun süre İsmail topu sürdü, Guti’ye doğru geriye çıkardı ve gelen ortada Nobre üçüncü pozisyonunda golü buldu. Guti asist yapmadan, Nobre de gol atmadan maçı bitirseydi gerçekten haksızlık olurdu. Zaten gol sonunda o dakikaya kadar yeri geldiğinde yoğun küfürlerle Beşiktaş’ın adını anan Galatasaraylı taraftarlar golü alkışlayarak karşıladılar. Bu dakikadan sonra da yönetim ve futbolculara yönelik tepkiler yoğunlaştı. Maçın son dakikasında gelen Kewell’ın ilginç kafa golü de buna engel olamadı. Kewell’ın ayağı çizgide olmasa belki gol 2’lik sayılabilirdi. Tüm maç boyunca çok başarılı olan Cenk’in de böyle bir gol yemesi, onun için son dakika talihsizliği sayılabilir.

Sonuç olarak maç Bernd Schuster’in kariyerindeki derbi performanslarına ve Galatasaray’ın bu seneki performanslarına uygun bir şekilde bitti.

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net