Ana Sayfa Blog Sayfa 5346

Yeşiller özerklik ve seçim yasasını tartışıyor

Yeşiller Partisi tarafından bu yıl dokuzuncu kez düzenlenen Türkiye Yeşil Diyalog toplantısı 18 Aralık Cumartesi günü İstanbul’da Taksim Hill otelinde yapılıyor. “Türkiye Seçimini Yapmadan” başlığıyla  gerçekleştirilecek toplantı programında “Yönetimde yerelleşme, idari reform ve özerklik” ve “Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası ve Anayasa” başlıklı ana oturumlar ve bir forum bulunuyor.

AP yeşil milletvekili Michalis Tramopoulos, Fuat Keyman, Osman Can, Bengi Yıldız, Tarhan Erdem, Ergin Cinmen, Alper Akyüz, Yüksel Selek ve Ümit Şahin konuşmacılar arasında.

Katılımın herkese açık olduğu toplantının tam programı aşağıda bulabilirsiniz.

Geçen seneki Yeşil Diyalog'dan

PROGRAM

10:00 -10:30 Açılış konuşmaları

10:30 -12:30 Yönetimde yerelleşme, idari reform ve özerklik

Sunuş: Michalis Tremopoulos – (Avrupa Parlamentosu milletvekili ve Yunanistan Guney Makedonya Bolge Milletvekili) Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı ve Yunanistan Deneyimi

Konusmacılar:

Tarhan Erdem (Arastirmacı – Yazar)

Alper Akyüz (Bilgi Üniversitesi – Yeşiller Partisi)

Bengi Yıldız (BDP Batman Milletvekili)

Ümit Şahin (Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü)

12:30-13:30 Ögle Yemeği

13:30-15:30 Siyasetin demokratikleşmesinin önündeki engeller:
Siyasi Partiler Yasası, Seçim Yasası ve Anayasa

Konusmacilar:

Fuat Keyman (Öğretim Üyesi – Yazar)

Osman Can (Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü)

Ergin Cinmen (Avukat)

Yüksel Selek (Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü)

15:30-16:00 Ara

16:00-18:00 Forum: Anayasa, Demokratikleşme ve Yerel Yönetimler

18:30 -21:30 Yeni Yıl Kokteyli – Yeşiller Partisi 2011’e dostlarıyla giriyor…

19 Aralık 2010 Pazar

Secime Doğru Türkiye’nin gündemi ve Yeşiller
(Tum üyelere açık toplantı)

Yer: Beyoğlu Yesil Ev

Saat:10:00 – 18:00

Akdeniz Yeşilleri 1. Bölge Toplantısını Gerçekleştirdi

Muğla’nın Fethiye ilçesi Yanıklar Köyü, Pastoral Vadi Ekolojik Yaşam Çiftliğinde 12 Aralık 2010 Pazar günü düzenlenen AKDENİZ YEŞİLLERİ 1. BÖLGE TOPLANTISI başarıyla gerçekleştirildi. Muğla merkez ilçe, Bodrum, Marmaris, Datça, Fethiye, Antalya, Antakya ve İskenderun’dan 27 kişinin katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, bir sonraki toplantıya kadar iletişimin, hazırlıkların, koordinasyonun ve ortak sekreterlik işlerinin yürütülmesi için Muğla’dan Mustafa Tuncaelli ve Antakya’dan Nilgün Karasu Akdeniz Yeşilleri kolaylaştırıcısı seçildi.

Toplantıda alınan tavsiye kararları özetle şu şekilde:

  • Üye sayımızın arttırılması için yürütülen çalışmaların hızlandırılması,
  • Yeşil yerel örgütlenmelerin yaygınlaştırılması
  • Yerel yeşiller toplantılarının düzenli olarak yapılmasına önem verilmesi,
  • Yeşillerin Türkiye politikalarıyla ilgili ürettikleri düşüncelerin, ileri sürülen tezlerin tartışılması,
  • Akdeniz Yeşilleri üyelerinin yeşil felsefe ve yeşil düşünce ile ilgili kendini daha iyi geliştirmesi amacıyla örgüt içi eğitim ve bilgilenme çalışmaları düzenlenmesi, Akdeniz Yeşilleri ağı ile bu bilgilerin paylaşılması,
  • Yahoo grup iletişimi yanı sıra, Akdeniz Yeşilleri olarak oluşturulmuş Facebook ve Blog web sitelerinin daha etkin bir şekilde kullanılması,
  • Bir yerde parti örgütü kurulmasını isteyenlerin sayısı, parti örgütünü kurulabilecek ve kurulduktan sonra da yaşatabilecek yeter sayıya ulaştığında, hiç beklemeden parti örgütlerinin kurulması,
  • İlk toplantı Batı Akdeniz bölgesinde düzenlendiği için, bir sonraki toplantının da Doğu Akdeniz bölgesinde düzenlenmesi,
  • Yeşiller Partisi tanıtım kitapçığının, çalışma gruplarının oluşturduğu broşürlerin ve Üç ekoloji dergilerinin bölgemizde temininin, dağıtımının ve okunmasının sağlanması

AKDENİZ YEŞİLLERİ örgütlenmesi Nasıl Bir Örgütlenmedir?

6 Haziran 2010 tarihinde Ankara’da düzenlenen Yeşiller Partisi 1.Olağan Büyük Kongresinde bir araya gelen Akdeniz bölgesinden bir grup Yeşiller Partisi üyesi, “Akdeniz bölgesinde daha etkin olabilmek ve yeşillerin hedefleri doğrultusunda daha etkin çalışmalar yapabilmek için” örgütlenmeyi hedef olarak önlerine koymuşlar ve bu doğrultuda AKDENİZ YEŞİLLERİ örgütlenmesini başlatmışlardı.

O günden bu yana henüz altı ay gibi kısa süre içerisinde Akdeniz Yeşilleri önemli yol kat etti. Önce kendi aralarında bir iletişim ağı oluşturdular. Birbirlerini kendi bölgelerindeki çalışmalarından haberdar ettiler. Çevre hareketleri, kadın dayanışma hareketleri, hak ve özgürlükleri savunma hareketlerinde birlikte oldukları geniş bir çevreye bu girişim duyuruldu. Yeşillerin on ilkesini benimseyen ve bu sürece katılmak isteyen herkes bu oluşum içine alındı. 12 kişi ile başlatılan bu girişim şu an 63 kişi ve her geçen gün daha da büyüyerek devam ediyor.

Akdeniz Yeşilleri örgütlenmesi şu an için Muğla, Antalya, Antakya, İskenderun, Adana, Osmaniye, Mersin ve Kuzey Kıbrıs’ı kapsayan bir oluşum. Oluşumun ucu açık. Değişik yerlerden katılımlar oldukça kapsama alanı da değişecektir.

Daha çok yolumuz var, biliyoruz ama kararlıyız, hep birlikte başaracağız.

Nilgün Karasu / Mustafa Tuncaelli

AKDENİZ YEŞİLLERİ

Hayvan hakları = İnsan hakları

Hayvan hakları savunuculuğu;
Bitmeyen bir mücadeledir!
İğneyle dipsiz kuyu kazmaktır!
Ağırdır!
Yıpratıcıdır!
Hayvan hakkı koruduğunuzda; omzunuzdan hiç kalkmayan bir yük hissedersiniz. Ve o yük hiç hafiflemez, aksine artarak devam eder…
Hayvan hakkı koruduğunuzda; psikolojiniz sarsılır, çoğu zaman üstesinden gelemezsiniz…
Hayvan hakkı koruduğunuzda; sonuçsuz kalan her mücadele için yüzünüzde keder bulutu yerini alır…
Hayvan hakkı koruduğunuzda; günlerce yataktan kalkmak istemezsiniz…
Hayvan hakkı koruduğunuzda; umutlarınız da tükenir…
Hayvan hakkı koruduğunuzda; maddi manevi çöküşü de yaşarsınız…
Hayvan hakkı koruduğunuzda; hayvan acısının farkına varırsınız…
Hayvan hakkı koruduğunuzda; insanların ne kadar zalim olabileceğine akıl erdirmeye çalışırsınız…
Hayvan hakkı koruduğunuzda; hemen hemen her gün kalp acısı yaşarsınız…
Hayvan hakkı koruduğunuzda; dünyanın neden şiddetten arınmadığını idrak edersiniz…
Ve asıl önemli nokta:
Hayvan hakkı koruduğunuzda;
insan hakkı da korur olursunuz!
Çünkü hayvan hakkı korumak; dolaylı yoldan, kadın ve çocuk hakkı başta olmak üzere güçsüz insanın hakkını da korumaktır…
Bilimsel verilere göre; şiddet hayvandan başlar sonra kadın ve çocuğa yönelir!
Bir hayvan tecavüze uğruyorsa bir adım sonrasında kadın ve çocuk var demektir(!)
Bir hayvan şiddet görüyorsa bir adım sonrasında kadın ve çocuk darp edilecek demektir(!)
Bir hayvan işkenceyle öldürülüyorsa bir adım sonrasında kadın ve çocuk işkenceye maruz bırakılarak katledilecek demektir(!)
Bunlar boş laf değildir, bilimsel veridir!
Ataerkil dünya düzenindeki güçlü erkek, güçsüze şiddet gösterir.
Bunun ilk adımında savunmasız, masum hayvanlar vardır.
Sonrasında da çocuk ve kadının geldiği FBI’ın raporlarında mevcuttur.
Velhasıl kelam;
Hayvan hakkı savunuculuğu kolay iş değildir!
Her canlıya karşı duyarlı olmak demektir.
Güçlüye karşı güçsüzü korumak demektir.
Yıpranmak demektir.
Çökmek demektir.
Her yiğidin harcı da değildir.

Pınar Sevginer
Yönetmen – VEGAN Aktivist

‘İrlanda kürtaj yasağıyla kadın haklarını ihlal etti’

0

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bugün açıkladığı kararında, İrlanda’daki kürtaj yasağının kadın haklarının ihlali olduğunu belirtti.

Mahkemenin kararı sonrası, İrlanda’nın kürtaj yasalarını değiştirmek zorunda kalacağı tahmin ediliyor.

Dava, kürtaj için ülke dışına çıkmak zorunda kalmalarının sağlıklarını tehlikeye attığını savunan üç İrlandalı kadın tarafından beş yıl önce açılmıştı.

İrlanda’da hayati tehlike olmadığı sürece kürtaj yasak.

Konu, ülkeyi bölmüş durumda.

Dublin’deki BBC muhabiri Mark Simpson, İrlanda’nın son yıllarda daha liberal ve laik bir ülkeye dönüştüğünü, ancak pek çok çevrenin hala kürtaja şiddetle karşı çıktığını söylüyor.

4 bin kadın

Her yıl dört bin kadar İrlandalı kadının, kürtaj için başta İngiltere olmak üzere başka ülkelere gittiği tahmin ediliyor.

Strazburg mahkemesine dava açan kadınların avukatları, kürtaj için ülke dışına çıkmanın müvekillerini aşağıladığını, depresyona ve sağlık sorunlarına yol açtığını savunuyor.

Kadınların kimlikleri saklı tutuluyor. Ancak ikisinin İrlandalı, birinin de İrlanda’da yaşayan Litvanya kökenli bir kadın olduğu biliniyor.

Kadınlar, istemeden hamile kalmalarından sonra kürtaj için İngiltere’ye gitti.

Kadınlardan birinin, bebeğin rahim dışında gelişmesi riski altında bulunduğu, diğerininse kanser tedavisi gördüğü belirtiliyor.

Üçüncü kadınınsa, bir çocuk sahibi daha olmanın ilk dört çocuğunu bakıcı ailelerden alma şansını etkilemesinden korkan eski bir alkolik olduğu söyleniyor. (BBC)

Wikileaks kurucusu Assange kefaletle serbest

İngiltere’de Yüksek Mahkeme, Wikileaks’in kurucusu Julian Assange’ın kefaletle serbest bırakılmasına karar verdi.

Mahkeme, İsveçli savcıların Julian Assange’ın tutukluluk halinin devam etmesi talebini reddetti.

39 yaşındaki Julian Assange’ın, iki gün önceki duruşmasında 240 bin sterlinlik kefaletin ödenmesi halinde serbest kalabileceği kararlaştırılmış, ancak İsveç makamlarının karara itirazı sebebiyle Assange’in tutukluluğu sona ermemişti.

Julian Assange, geçen ağustos ayında İsveç’e yaptığı seyahatte iki kadına tecavüz etmekle suçlanıyor ve İsveç hükümeti, Assange’ın iadesini talep ediyor.

Hakkında Avrupa çapında tutuklama kararı çıkarılan Assange, 7 Aralık’ta Londra’da teslim olduğu polis merkezinde tutuklanmıştı.

Julian Assange, hakkındaki suçlamaları reddediyor ve siyasi amaçlı olduğunu savunuyor.

Tutuklama kararı, Wikileaks’ın ABD büyükelçiliklerine ait iç yazışmaları yayınlamaya başlamasından kısa süre sonra açıklanmıştı.

Julian Assange, gizli belgeleri yayınlamayı sürdüreceğini söyleyerek meydan okuyor.

Assange, annesi aracılığıyla Avustralya’da bir televizyon kanalında yayınlanan açıklamasında Wikileaks’i savundu.

Siyasi tartışmalar

Çok sayıda dünya liderine ilişkin büyükelçiliklerin görüşlerini ya da devletlerle şirketler arasındaki ilişkileri gözler önüne seren belgelerin yayınlanmasına devam ediliyor.

Belgeler, o tarihten bu yana uluslararası siyasi alanda tartışma yaratıyor.

Sızdırılan belgelere öfkeyle tepki veren ABD makamları, Julian Assange’a dava açmanın yollarını değerlendirmekte olduklarını bildirdi.

Demokrasimiz sınıfta kaldı

İngiliz dergisi Economist’in araştırma birimi Intelligence Unit, Türkiye’de demokrasiyi değerlendirdi. İki yıl öncesine göre iki basamak gerileyen demokrasimiz Nikaragua’ya denk.

Vatan Gazetesi’nde yer alan habere göre, Türkiye, Economist dergisinin dünyada demokrasi endeksi araştırmasında, tam demokrasi ve kusurlu demokrasiler arasında yer alamadı. İki yıl öncesine oranla iki basamak geriye düşerek Nikaragua’yla 89’unculuğu paylaşan Türkiye, Tanzanya ve Uganda’nın da bulunduğu hibrit (melez) rejimler grubunda.

Dünya çapında 1.6 milyon satış rakamına sahip olan İngiltere merkezli haftalık ekonomi dergisi Economist, iki yılda bir yaptığı dünya demokrasi endeksi araştırmasının üçüncüsünü yayımladı.

167 ülkeyi kapsayan araştırmada, Türkiye, 2008’de olduğu gibi “hibrit rejimler” arasında gösterildi. Ekonomistin araştırma birimi “Economis Inteligence Unit” tarafından yapılan ankette devletler, seçim süreci ile çoğulculuk, sivil özgürlükler, hükümetlerin iş- levi, siyasal katılım ve siyasal kültür dikkate alınarak dört ana kategoride sıralandı. Birinci kategori olan Tam demokrasiler bölümünde 26 ülke yer aldı. Bu kategoride Norveç 10 üzerinden 9.80 ortalamayla en demokratik ülke oldu. İkinci kategorideki “kusurlu demokrasiler” kısmında ise Cape Verde, Yunanistan, İtalya, Güney Afrika ve Fransa ilk beş sırada yer aldı. Araştırmanın “hibrit rejimler” kategorisinde ise Türkiye, 5.73 ortalama ile Honduras’ın ardından 10’uncu sırada yer buldu. Karma rejimler kategorisinde Türkiye’nin yanında Nikaragua, Tanzanya, Filistin, Uganda, Sierra Leone, Pakistan ve Haiti gibi ülkeler yer aldı. Toplam demokrasi endeksinde ise Türk demokrasisi, iki yıl öncesine oranla iki basamak gerileyerek 89’uncu oldu. 2008 yılındaki Demokrasi endeksi araştırmasında Türkiye, 5.69 puanla 87’nci sırada yer almıştı.

MEDYA ÖZGÜRLÜĞÜ GERİLETTİ
Araştırmaya göre, Türkiye iki yıl öncesine oranla belirlenen kategorilerde sadece yüzde 0.04 oranında ilerleme kaydetti. Ancak diğer ülkeler daha fazla demokratik atılımlarda bulunduğu için Türkiye iki basamak daha geriye düştü. Ekonomist dergisinin araştırmasında Türkiye’nin medya özgürlüğü alanında da kötüye giden ülkeler kategorisinde olduğu belirlendi. 2008-2010 yılları arasında 36 ülkenin medya özgürlüğü alanında geri gittiği tespit edildi. Avrupa’da Türkiye, Fransa ve İtalya ile birlikte medya özgürlüğü alanında geriye giden ülkeler olarak belirlendi.

SİVİL ÖZGÜRLÜK YOK
Türkiye, seçim süreci değerlendirmesinde gerilerde kaldı. 7.92 ile Sri Lanka’yı ancak geçebildi. Hükümet işlevi kategorisinde 7.14 alan Türkiye, Fransa’yla aynı puanı aldı, İtalya’yı ise geçti. Siyasi katılımda Türkiye 3.89 puanla otoriter rejimler kategorisindeki ülkelerden bile geride kaldı. Siyasi gelenek kategorisinde ise latin ülkelerini geride bıraktı. Sivil özgürlüklerde 132. sıradaki Kazakistan’ın gerisinde kaldı.

Nikaragua Economist dergisinin hazırladığı Demokrasi endeksi raporunda Türkiye ile aynı sırada yer alan Orta Amerika ülkesi Nikaragua, 200 yıl boyunca İspanyol sömürgesi olduktan sonra 1821’de bağımsızlığını kazandı. Ancak defalarca ABD tarafından işgal edildi. ABD’nin çekilmesinni ardından da iç savaş patlak verdi. 90’lı yıllara kadar cunta rejimi tarafından yönetildi. 1990’dan sonra seçimle iktidara gelen hükümetlerle yönetilmeye başlandı.

FRANSA VE İTALYA, EKSİK DEMOKRASİYE DÜŞTÜ
Economist’in 2010 Demokrasi Endeksi Raporu’nda 2008 yılına oranla 13 ülkenin rejim tipinde değişiklik oldu. En fazla hareketlilik ise Avrupa kıtasında gözlendi. Fransa, İtalya, Yunanistan ve Slovenya tam demokrasi kategorisinden eksik demokrasi kategorisine düştü. Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin ülkedeki siyasi sistemden kaynaklanan hükümet gücünü, dominant ve otokratik şekilde kullanarak demokratik teammülleri tehlikeye sokması, kendi medyasına sahip olan İtalya Başbakanı Silvio Berlusoni’nin de kendini eleştiren yayınlara hiçbir şekilde yer vermemesi bu ülkelerin eksik demokrasi kategorisine düşmesinde etkili oldu. Yunanistan’-da ise başgösteren yolsuzluk skandallarının hükümete olan güvenin azalmasına neden olması eksik demokrasi kategorisine inmesine neden oldu. Afrika’-da bulunan Gana ve Mali ise hibrit rejimler kategorisinden eksik demokrasi kategorisine yükselerek, demokrasi alanında gelişim gösteren iki ülke oldu. Bolivya, Nikaragua, eksik demokrasinden hibrit demokrasi kategorisine geçti. Fiji, Madagaskar, Gambia, Etyopya hibrit rejimden otoriter rejime kaydı.

DÜNYA DEMOKRASİ SIRALAMASI
1 Norveç
2 İzlanda
3 Danimarka
4 İsveç
14 Almanya
17 ABD
18 İspanya
19 İngiltere
28 Yunanistan
29 İtalya
31 Fransa
86 Lübnan
87 Ekvador
88 Honduras
89 Türkiye
89 Nikaragua
91 Zambia
92 Tanzanya
98 Uganda

Akçep – Akdeniz Çevre Platformu Fethiye toplantısı yapıldı

DAÇE (Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri) ve BAÇEP ( Batı Akdeniz Çevre Platformu) birlikteliğinden oluşan ve 1996 dan bu yana etkinliklerini sürdüren Akdeniz Çevre Platformu (AKÇEP) toplantısı BAÇEP’in ev sahipliğinde 10-11 Aralık 2010 tarihlerinde Muğla – Fethiye –Yanıklar Köyü – Pastoral Vadi Ekolojik Yaşam Çiftliği’nde gerçekleştirildi. Kötü hava şartlarına rağmen toplantıya ilgi yüksekti.

Toplantı iki bölümden oluşuyordu. Birinci bölüm, Permakültür, Kırsalda “tarım turizmi”,Yavaş şehirler, Ekolojik tarımın sürdürülebilir kırsal yaşamdaki yeri konu başlıklarındaki seminer bölümü, diğeri ise Nükleer santrallar, HES’ler, termik santrallar, yeni Tabiatı ve Biyolojik Çeşitliliği Koruma Kanunu ve diğer çevre sorunlarına karşı yapılacakların konuşulduğu AKÇEP iç toplantısı.

Permakültür üst başlığında, Permakültür nedir, Permakültürün üç etiği, Prensipler, Toprak, gıda, orman, zararlılar ile mücadele, su, yeşil mimarisi, insan topluluğu tasarımı, Gezici kümes/Paddock, Mandala yapımı, Yağmur hendekleri, Kuru tuvalet, Toprak örtüleme gibi konular iki seneden bu yana Muğla-Datça Kızlan köyü, Bostancık mevkinde permakültür uygulamaları yapan ve burada yaşayan Tuğrul ve Pınar Kınıkoğlu tarafından slayt eşliğinde anlatıldı. Kırsalda “tarım turizmi” örneği olan Pastoral Vadi’nin hikayesi Ahmet Kizen tarafından, Yavaş Şehir olmak için başvurmuş olan Akyaka belediyesinin yaptıklarını Akyaka Kent Konseyi başkan Serdar Denktaş tarafından anlatıldı. Yeşiller Partisi tarım çalışma grubu üyesi Hakan Ozan Erzincanlı tarafından Ekolojik Tarım ve Gıda Güvenliği sunumu yapıldı.

AKÇEP iç toplantısında Akkuyu Nükleer Santralına karşı Büyükeceli köyünde bir Yeşil Evi’nin açılmasının köylülerin kazanılmasında çok büyük katkılar yapacağı ve bu Yeşil Evi’n masraflarının NKP-Mersin tarafından karşılanabileceği dile getirildi.

İstanbul’da Avrupa Yeşilleri’nin yaptığı toplantıda çevreciler olarak, Avrupalı Yeşil Parlamenterlerle görüşme fırsatı yaratılıp, Tabiatı ve Biyoçeşitliliği Koruma yasanın tehlikeleri hakkında verilen bilginin işe yaradığı ve ilerleme raporunda bu konuda hükümetin uyarılmasının sağlandığı vurgulandı.

Konuşulan bir çok konunun yanı sıra AKÇEP olarak 2 mart 2003’te hayata veda eden Bodrum’lu çevreci Saynur Gelendost’un adını yaşatmak için her yıl verilen Saynur Gelendost Çevre Ödülü’nün, bu yıl “Sularımız ve Kültürel Değerlerimiz için Mücadele Eden Tüm Gruplara” verilmesi kararlaştırıldı ve ilk ödül, Yuvarlakçay Koruma Platformuna gönderildi.

Cuma akşamı GLOBAL GARDENER filmi büyük bir ilgiyle izlendi. Etkinlik cumartesi günü akşam yemeğinden sonra sohbet ve şarkılarla neşeli bir şekilde sona erdi. Bir sonraki etkinlik Doğu Akdeniz bölgesinde mayıs aylarında gerçekleştirilecek.

Akdeniz Yeşilleri AKÇEP’in bir bileşeni olarak etkinliğin düzenlenmesinde aktif olarak yer aldı. Yeşillerin toplantı salonunda açtıkları stant ilgiyle karşılandı ve Yeşiller Partisi tanıtım kitapçığına ilgi yoğundu. Bu stantta rozet ve üç ekoloji dergileri de satıldı.

Yeşil Gazete Muğla Muhabiri

Mustafa Tuncaelli

İlk Kar Düştüğünde Uludağ – Murat Selçuk

Yılın ilk karı yağdığında Zeus, Olympos’a(*) gelen ziyaretçilerine “evime hoş geldiniz” der. Bu seremoni yüzyıllardır devam ederken, Uludağ’a gelen konuklar, hiç uyanmadıkları bir rüyanın içinde yer alan oyuncular gibidir.

Bursa Çekirge’den yukarılara çıkarken hava öyle güzel ve öyle güneşli ki… Uludağ’ın o nefis masal yollarında sarı kırmızı yaprakların arasından geçiyorum. Yol kenarlarında birşeyler satan köylüler var ve çoğunda çuval çuval kestane. Ekim-Kasım aylarında buralarda kestane bol olur; “toplamayanı” ya da amiyane tabirle “yemeyeni” döverler. Durup biraz alışveriş yapıyorum. Sonrasında ise çiğ bile olsa tabii ki o güzelim tat…

Oteller bölgesine geldiğimde “in ve cin top bile oynamıyor” desem yeri. Etrafta hiç kimseler yok. Ve olmadığı gibi bu meydan kışın alışık olduğumuz manzaradan da oldukça uzak. Köşelerde etrafa atılmış inşaat atıkları, tahtalar, tuğlalar, eski çatı kaplama malzemeleri var. Belki bugün yarın bir çöp arabası gelip bunları alacak ama neden saçılmış ve özensizce durduğu da sosyolojik bir sorun olsa gerek.

Zirveye tırmanış

Hava öyle temiz ve öyle duru ki biraz soluklanıp tekrar yola koyuluyorum. Yeni açılan 2.bölge kayak merkezi yanından geçip eski volfram madenine kadar geliyorum. Biraz önce gördüğüm kirli manzaranın misli misli fazlası burada. Kısa süre önce terk edilen maden işletmesinin binaları, içinde oldukça fazla atık eşya barındırıyor. Volfram’ın hemen önündeki tepeden tırmanarak, küçük zirve yanındaki geçide giriyorum. Burası, kış başlamaya yakın buzla kaplı olduğundan oldukça tehlikeli sayılır ama şimdi yer yer sorun olmasına rağmen iyi geçiyorum. Tepeye çıktığımda ise herşeyin değişeceğine dair ilk işareti görüyorum. Uludağ’ın güneyinden, Kütahya taraflarından tamda üstüme doğru siyah-beyaz bulutlar yaklaşıyor çok sorun edecek bir şey gibi görünmüyorlar. Ayrıca geldim bir kere geri dönmek olmaz. Önümde uzun ama keyifli bir yol var; sola, zirveye doğru yürümeye başlıyorum. Yürüdükçe hava hafiften serinlemeye ve yağmur atıştırmaya başlıyor. Sola gidenlerin kaderi bu olsa gerek diye düşünüyorum. Dağın altından gelen sis yavaş yavaş etrafı kaplıyor… Bir süre daha yürüyorum ve büyük taşlık alanın içinden geçip, çarşak tepeden zirveye varıyorum. Zirve açık ama hafiften yağmur atıştırıyor. Diğer arkadaşlarıma telsizle ulaşıyorum onlar geri dönmüşler bana da dönmemi söylüyorlar. Aşağılarda göller tarafında kamp yapan bir başka grup beni görüyor. Onlarda telsizle bana ulaşıp inmemi söylüyor. Herşeye rağmen kararlıyım, burada kalacağım.

Karla beraber Kral da geliyor

Hava biraz daha duruluyor ve çadırımı kurup, gün batımına kadar vakit geçiriyorum Akşam saatleri yaklaşırken ve tam da güneşin ayrılırken yaydığı o kızıllığın içinde kamp ocağıma su koyup bir kahve yapıyorum. Bir ara önümden beyaz bir şey yere doğru düşüyor. Kafamı kaldırıyorum… Kar yağmaya başlıyor. Bir tanesi küçük çaydanlıktan içeri giriyor, birkaçı yüzüme çarpıyor bazıları montuma ama çoğu etraftaki küçük bitkilere ve taşlara dokunuyor.

Burada kendimi inzivaya çekilmiş keşişler gibi hissediyorum. Roma imparatorluğunda rahiplerin, gelip buralarda 28 tane manastır kurmasını şimdi daha iyi anlıyorum. Güneş iyice etkisi kaybedip, portakal renkli gökyüzü kendini mavimtırak atmosfere bırakırken; gözlerim benim çıktığım çarşak banttan zirveye doğru yaklaşan birini görüyor. Geliyor, geliyor, geliyor ve aramızda 15–20 metre kalınca duruyor.

“Sıcak birşeyler var mı?”

“Var gel! Dağda herkese birşeyler vardır”

Adam yaklaştığında elinde tuttuğu demir uçlu kargı dikkatimi çekiyor oldukça eski ama özenle yapılmış.

“Adım Kroisos, Lydia kralıyım; oğlum Atys’in ruhunu arıyorum. Zeus, ilk kar yağdığında onunla görüşebileceğimi söyledi… Sen gördün mü? ”

Adamın haline bakılırsa bitkin görünüyor. Yanıma davet ediyorum.

“Sana yiyecek, içecek birşeyler ikram edeyim ve anlat bakalım ne oldu”

Adam gelip benim yanıma, çadırımın kenarına oturuyor. Ona sıcak kahve ve peynir ekmek ikram ediyorum, önce kahvenin tadını beğenmiyor ama sonra hoşuna gidiyor… Ve anlatıyor:

“Bir gün rüyamda oğlum Atys‟in demir uçlu bir kargı ile öldürüleceğini gördüm. Babalık işte!.. Ona zarar gelmesin diye önce komutanlık rütbesini aldım ki, silahlarla haşır neşir olmasın. Ve sonra onu evlendirmeye karar verdim. Tüm ülkeye, komşulara haberciler gönderdim. Hazırlıklar sürerken misafirler de gelmeye başladılar. İlk ulaşanlardan biri Frigya kralı Gordios’un oğlu Adrastos oldu. Adrastos, aynı zamanda Midas’ın torunudur. Kardeşlerinden birini öldürdüğü için Frigya’dan atıldığını söyledi. Onu çok severim ve ona dedim ki: -benim ülkemde istediğin gibi yaşayabilirsin, artık benim konuğumsun.- Oda benim sarayıma yerleşti ve oğlumla arkadaşlık etmeye başladı.

Biz evlilik hazırlıklarıyla uğraşırken bir gün yanıma bir elçi geldi. Bana, şurada biraz aşağıdaki köylerde yaşayan Mysia’lı(**) çiftçiler adına gelmiş. Tarlalarını silip süpüren domuzları avlamaları için benden yetenekli oğlum Atys ve adamları ile iz süren köpekler istediler.

Oğlum dışında tüm istedikleri kişilerin ve köpeklerin yollanacağını söyledim.

Meğer biz konuşurken oğlum Atys oralardaymış ve elçilere söylediklerimi duymuş. Bana -madem beni istiyorlar öyleyse gitmeliyim- dedi. Ona rüyamı anlattım… Ama beni dinlemedi. -Bunun bir savaş olmadığını- söyledi. Bende adamları hazırlattım ve ona göz kulak olması için Frigya’dan gelen Adrastos’u görevlendirdim. Oğlum ve adamları yola çıkıp işte buralara kadar gelmişler. Atys iyi avcıdır ama Andrastos pek bu işlerden anlamazmış, yani avcı değilmiş. Buraya Olympos’a ulaştıkların da yabandomuzunu bulmak için bir sürek avı başlatmışlar. Saatler sonra domuzu bir köşeye sıkıştırıp ve kargılarını onun üzerine fırlatmışlar. Acemi Adrastos’un fırlattığı kargı ise oğlum Atys’e saplanmış ve oğlum oracıkta ölmüş”

Rüyalar ve hayatlar

Kroisos bunları anlatırken gözleri doldu. Ağlamaklı uzaklara doğru dalıp giderken çoktan gece olmuştu bile ve devam etti:

“Zeus’a isyan ettim ama ne fayda… Giden gitti bir kere. Kahin değilim fakat rüyam doğru çıktı.

Ava gidenler Atys’in ölüsünü Lidya’ya getirirdiler. Katil Adrastos’da onların arkasından geliyordu. Önüme kadar geldiğinde diz çöküp ağladı. Kıpkırmızı gözlerini bana dikip yalvardı: -Yüce kralım bu yaptığımın cezası olarak benim de canımı da alın.-

Önce içimden dedim ki: “Şu kargıyla aynı şekilde oğluma yaptığı gibi bu adamın kalbine saplayıp bir buzağı kurban eder gibi… “

“Sonra durdum düşündüm. Zaten daha önce kardeşini öldüren bu adam, şimdi de oğlumu öldürmüştü; evet cezası ölüm olmalıydı ama… Aslında tüm adamlarımda onu aynı şekilde cezalandırmak istiyorlardı. Hepsini durdurdum; herkesi susturdum ve ona merhamet ettim. Ona oğlumun ölüsü başında herkesin duyacağı şekilde seslendim: -Adrastos benim konuğumdur-

O ise ellerini açarak yere kapandı; o kadar çok ağladı ki gözlerinden dökülen yaşlar, işte şu çiçekler gibi süzülen kan izleri oldu. Oğlum Atys’i büyük bir törenle ve ihtiyacı olabilecek eşyaları ile birlikte mezarına gömdük. Ve o gece, bu yaptıklarına dayanamayan Adrastos, Atys‟in mezarı üzerinde bir kargı ile kendi canına kıydı.

Kral Kroisos bunları söyledikten sonra kafasını gökyüzüne çevirdi. Yukarılardan yağmaya başlayan kar tanelerine bakarken yüzüne bir gülümseme yayıldı. Yavaş yavaş yanımdan kalktı ve geldiği gibi aşağı köylere doğru ilerleyip karanlığın içinde kayboldu.

O gece zirvede çadırda uyurken aklıma takılan tek soru şuydu: “Ya gördüğüm rüya başlarının hayatı ya da yaşadığım hayat gördüğüm bir rüyaysa”

(*) Olympos: Antik çağın ilk tarihçilerinden Herodot (M.Ö 490-420) yazdığı Herodot Tarihi isimli kitabında bugünkü Uludağ’ın adı, “Olympos” olarak geçer ve Herodot, Olympos’ta Lydia kralı Kroisos’un oğlu Atys’in yaşadığı trajediyi anlatır. Herodot’tan 400 yıl sonra Amasya doğumlu coğrafyacı Strabon (M.Ö. 64-M.S 21) yazdığı 17 kitaptan oluşan Coğrafya isimli kitabında da burası yine “Olympos” ve “Mysia Olympos”u olarak geçer. Ayrıca Roma döneminde kurulan çokça manastırlarda inzivaya çekilenlerden dolayı buraya “Keşiş Dağı” da denmiştir. 1925 yılından sonra ise adı “Uludağ” olmuştur.

(**)Mysia: Günümüzde Balıkesir ilinin tümü, Manisa ve İzmir illerinin kuzey bölümleri, Kütahya ilinin batısını kapsar. Doğu sınırını Olympos (Uludağ) Dağı, güney ve batı sınırını Bakırçay (Kaikos), Kuzey sınırını Gönen Çayı (Aisepos) ve Orhaneli çayı (Rhyndakos) belirler. Bölge adını, XIII.yy. buraya yerleşen ve bir Thrak boyu olan Mysler’den almıştır. Strabon’a göre Mysia “kayın” ağacı anlamına gelir. Kayın, (gürgen) ise Uludağ’da oldukça bol bulunur. Mysia’lıların inançları gereği canlı bir şey yemekten kaçındıkları, özelikle bal, süt, peynir yedikleri bilinir. Paralı asker olarak büyük ünleri vardır. Mısır ordusunda bile yer almışlardır.

‘Balyoz davası’ başladı

Tükiye kamuoyunda ‘Balyoz darbe planı’ diye iddialara ilişkin davada 196 muvazzaf ve emekli askerin yargılanmasına bugün Silivri’de başlandı.

Davanın sanıkları arasında, eski Hava Kuvvetleri Komutanı emekli Orgeneral Halil İbrahim Fırtına, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı emekli Oramiral Özden Örnek ve eski 1. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan ile Genelkurmay Muhabere ve Elektronik Bilgi Sistemleri Başkanı Koramiral Kadir Sağdıç gibi isimler bulunuyor.

İddiamanede, tamamı tutuksuz yargılanan sanıkların 15 ile 20’şer yıl arasında hapis cezasına çarptırılmaları isteniyor.

‘Amaç devleti ele geçirmek’

İddianamede, ‘Balyoz’ yapılanmasının, askeri bir müdahale için öncelikle ülkeyi kaos ve kargaşa ortamına çekerek ortamı şekillendirmeyi planladığı, bu amaçla ‘Oraj’, ‘Suga’, ‘Çarşaf’ ve ‘Sakal’ eylem planlarının hazırlandığı öne sürüldü.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 968 sayfalık iddianamede ‘Balyoz Sıkıyönetim Komutanlığı’ isimli yapılanmanın nihai amacının devletin kontrolünü ele geçirmek olduğu belirtiliyor.

Bunun aşamalardan oluştuğu ifade edilen iddianamede, birinci aşamada istihbarat faaliyetlerinin yer aldığı, ikinci aşamanın askeri müdahale için zemin hazırlama süreci olduğu öne sürülüyor.

Hakim değişikliği

İddianamede, üçüncü aşamanın askeri müdahale olduğu belirtilerek, askeri bir müdahale ile Türkiye Cumhuriyeti hükümetini iktidardan zorla uzaklaştırmanın planladığı kaydedildi.

İddianamede, 5-7 Mart 2003 tarihlerinde l. Ordu Komutanlığında sadece 162 kişinin katılımıyla yapılan seminerin, ‘Balyoz Harekat Planı’ nda öngörülen ve bir nevi darbenin tatbikatı olan seminer olduğu anlatılıyor.

Bu arada duruşmaya iki gün kala dava hakiminin değişmesi tartışma yaratmıştı. ‘Balyoz’ davasının görüleceği 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığı’na Hakim Zafer Başkurt yerine, aynı mahkemenin üyelerinden Rüstem Eryılmaz atanmıştı. (BBC)

Korsan morsan ne ayak? – 1

Geçen hafta uzun süredir görüşmediğim bir arkadaşımla rastlaştık. Hoş beşten sonra bana şöyle bir baktı, ceketimdeki Korsan Cephe rozetini gördü ve şöyle dedi: “Hacı yazılarını okuyoruz ediyoruz da korsan morsan ne ayak bu işler?” İşte bu yazıyı o arkadaşım gibi kafasında sorular olanlar için yazıyorum.

İnternet ve politika

Üç beş sene önce sorsaydınız internet görgüsü fazla gelişmemiş gazete köşe kadılarının çoğu internetin insanları, özellikle de gençleri, apolitize ettiğinden bahsederdi. O zaman için de doğru olmayan bu kabul günümüzde tamamen bir hayal ürünü haline geldi. İnternet günümüzde tamamen politik bir ortam.

Politik örgütler ve politikacılar interneti görüşlerini yaymak ve eğer yeterince demokratiklerse insanların görüşlerini almak için kullanıyorlar. Aktivistler internet üzerinden örgütleniyor, seçim kampanyaları internet üzerinden yürütülüyor.

Kısacası politik mücadelelerin giderek artan bir kısmı internet üzerinden yürütülüyor. Ancak bir şey daha oluyor; internet siyasetin ana konularından biri haline geliyor. İnternet temelli işler arttıkça, internet üzerinden yürütülen ticaret hacmi arttıkça, internet geleneksel medyayı yerinden ettikçe siyaset sahnesindeki temel konulardan biri haline geliyor.

Büyük birader

Devletin ve büyük şirketlerin bireylerin mahremiyetine tecavüz etmeleri hiç de yeni bir olgu değildir. Ancak internet çağında yepyeni teknolojiler ve yöntemlerle durum iyice karmaşıklaştı.

Türkiye eline GSM dinleme cihazı geçiren her kurumun geri kalan herkesi dinlemeye çalıştığı, devletin vatandaşını fişleyip durduğu en taze ve populer ismiyle bir telekulak diyarı adeta.

Sosyal ağlar üzerindeki her hareketimizin, haberlerin altına yazdığımız her yorumun ve en mahrem kişisel yazışmalarımızın bile kaydının tutulduğu ve bir gün aleyhimizde kullanılabilir olduğu gerçeği vahameti yüzle çarpıyor.

Devlettir ne yapsa yeridir

Dünyanın pek çok ülkesinde hükümetler ve hükümetleri arkasına alan şirketler vatandaşlar ve diğer şirketler karşısında her türlü mücadeleye 3-0 önde başlıyorlar. Bunun en önemli nedenlerinden biri de bilgiye erişimdeki asimetri.

Özellikle devlet kurumlarının kamuyla paylaşmadıkları bilgiler ve kurumların sorgulanabilirliği teraziyi dengeye kavuşturmak için hayati. Şeffaflıktan anlaşılan loş bir koridordaki panoya ihale ilanı asmak, hesap verebilirlikten anlaşılanınsa gelecek seçimde seçilememek olduğu bir ülkede daha çok yol katetmemiz gerektiği aşikar.

Korsanlar

İnternet’ten önce de yasal olmayan paylaşım yöntemleri vardı ve yoğun olarak kullanılırlardı. Benim ortaokul hayatım karışık kasetler kopyalayarak geçti. Daha sonra Türkiye genelinde bir korsan kitap patlaması yaşanmıştı. KorsanVCD, DVD derken bugünlere geldik. Ancak bu paylaşımların hepsini toplasanız bile internette gerçekleşen dosya paylaşımlarının yanında, telif hakkı sahiplerini kızdırma potansiyeli açısından, solda sıfır kaldığı söylenebilir.

Geniş bant bağlantılarla Türkiye’den 3-4 sene daha erken tanışan ülkelerde dijital dosya paylaşımı hakkında davalar açılır, cezalar kesilir, konuya ilişkin kanunlar değişir ve mevzu politize olurken; bizler Türkiye’de sıcak, huzurlu ve yavaş internetimizle idare ediyorduk. Dolayısıyla konunun politize olması bizde daha geç (bugünlerde) gerçekleşiyor.

Telif haklarının ve fikri mülkiyet tanımlarının yeniden düzenlenmesi, Büyük Birader’in zaptedilmesi ve gücü elinde tutanların hesap verebilir olmaları talepleri ile İsveç’te 2006 senesinde ilk Korsan parti kuruldu. Onlarca ülkede bu örneği takip eden başka Korsan partiler de kuruldu. Şu anda İsveç Korsan partisi İsveç’te en çok üyeye sahi 3. parti ve Avrupa parlamentosunda iki vekille temsil ediliyorlar.

Fikri Mülkiyet

Buraya kadar sıraladığım bireysel mahremiyet’in korunması ve şeffaflık/hesap verebilirlik konularında kimsenin itiraz ettiğine şahit olmadım. Ancak gerek yapılmış negatif propaganda sayesinde, gerekse alternatiflerin yeterince tanıtılmamış olmasından dolayı fikri eserlerin serbest paylaşımı gibi bir fikri yasadışı ve hatta ahlak dışı buluyor olabilirsiniz.

Ancak bize dayatılan ve neredeyse her zaman büyük şirketlerin işine yarayan telif yasalarının ve fikri mülkiyet anlayışının değişmesi mümkün ve zorunludur. Açık kaynaklı ve ücretsiz yazılımlar bu değişimin gerçekleşmekte olduğunun en canlı örneğidir.

Özel ve kamusal mülkiyet, fikri üretim ile reel üretim, teknoloji transferi ve taklitçilik gibi konuların ne kadar çetrefilli olduğunu belirtip sadece fikri mülkiyete Korsan Cephe’den bakışı ele alan bir yazı hazırlamakta olduğumu söylemek istiyorum. Az sabredin…

Korsan Cephe

Avrupa’da Korsanlar örgütlenip seçimlerde başarı kazanırken Türkiye’deki camia da boş durmadı. Serdar Kuzuoğlu’nun girişimiyle bir Korsan Partisi hareketi başladı. Ne yazık ki henüz bu oluşum partileşme yolunun çok başında ve pek mesafe de katedemiyor.

Yeşiller Partisi olarak biz de kurulurken hazırladığımız parti programımızda da yer alan ilgili maddelerle konu hakkındaki hassasiyetimizi ortaya koymuştuk. Ancak bu sene içinde kurmuş olduğumuz Korsan Cephe isimli çalışma grubumuzla birlikte Korsan politikalar hakkında çalışmak ve örgütlenmek isteyenlere Yeşiller’in adresini göstermiş olduk.

Korsan Cephe ile başlattığımız girişimi zamanla bir adım ileri götürüp şu anda Akdeniz Yeşilleri‘nin yapmaya çalıştığı gibi farklı bir örgütlenme modeline evrilmesi de bir olasılıktır. Lafı eğip bükmeden söylüyorum: Korsan Cephe, Korsan Politikaları dışında kalan alanlara bulaşmadan Yeşiller’e üye olmanın ya da üye olmadan harekete dahil olmanın bir yolu olabilir. Korsan Cephe’nin Türkiye’nin Korsan hareketi mi, Yeşiller’in Korsan hareketi mi olacağının tartışmasına başlamak lazımdır.

Bu yazıyı bir türlü bitiremediğimi ancak farkettim ve bu konu bir yazı dizisi halinde ele alınmayı hakediyor. Bir sonraki Korsan Politika yazısını Efe’den ısrarla isteyiniz!

Efe Göktoğan

*Mini-sözlük

Türkçe’de birbirine karışmakta olan bazı terimleri İngilizce’deki orjinalleri ile kıyaslayarak küçük bir sözlük oluşturmakta fayda görüyorum.

Pirate: Korsan. İzinsiz yayın veya paylaşım yapan.

Hacker: Bilgisayar sistemlerine izinsiz giren ve bu sistemleri dağıtan ancak geri toplarken orjinalinden daha iyi hale getirmeyi seven teknik erbab. Bir şeyi bozup, nasıl çalıştığını anlayıp, daha iyisini yapmayı düstur edinmişlerdir. İnterneti ve içindeki pek çok şeyi bu erbaba borçluyuz. Türkçe’de yanlış bir şekilde “bilgisayar korsanı” olarak da adlandırılırlar.

Cracker: Bilgisayar sistemlerine izinsiz giren ve bununla övünen, genellikle ergen tayfa. Genellikle eğilimleri sadece bir şeyleri bozmaya yöneliktir.  Bunlar da Türkçe’de  “bilgisayar korsanı” olarak da adlandırılırlar.