Ana Sayfa Blog Sayfa 5347

ODTÜ’lü Öğrenciler: Onlar yalan söyler, siz bizden dinleyin.

Bugün, yani 15 Aralık 2010 Çarşamba günü, sabah saat 11 sularında ODTÜ kampüsü içerisinde bulunan Tübitak binasında Tayyip Erdoğan’ın toplantı için bulunduğu, gizli kapaklı yapılan bu toplantıyı duyup protesto etmek için giden 20 kadar öğrencinin ise apar topar gözaltına alındığı haberi ulaştı.

Olayın duyulmasıyla birlikte telefon zinciriyle Fizik Bölümü önünde toplanan öğrenciler, sloganlarla Hazırlık binasına giderek kalabalıklaştılar. Burada yaklaşık 300 kişi olan öğrenciler, Tübitak binasının karşısında bulunan Makina Mühendisliği yokuşuna kadar gittikçe artarak ilerlediler. Burada çevik kuvvetin barikatıyla karşılaşıp sloganlarla protestolarına devam ettiler. Toplantının devam ediyor olduğu bilgisi üzerine binanın önüne gidip basın açıklaması yapmak istediklerini belirten öğrenciler, şiddet kullanmadan barikatı aşmak istediler, ancak polis biber gazı ve coplarla müdahale etti. Bu esnada bazı öğretim elemanları da öğrencilere destek olmak ve polisle görüşmek amacıyla eylem alanına geldiler. Buradan bir sonuç alınamayınca öğrenciler tekrar toplu şekilde ittirerek barikatı aşmak istediler, ancak polis bu sefer gaz bombaları ve coplarla daha sert bir şekilde müdahale etti, bir kısmı yaralanan öğrenciler ise kar topu ve yumurta fırlatarak karşılık verdiler. Polisle hocalar arasındaki görüşmeler sürerken, öğrenciler barikat önünde yaratıcı protestolarına devam ettiler; birdirbir, uzun eşek oynadılar, kalkanların önünde kendilerini yere atarak yaralı taklidi yaptılar.

Başbakanın kampüsü terk ettiği bilgisi alındıktan sonra polis, öğretim elemanlarından barikatla öğrenciler arasında güvenli bölge oluşturmalarını ve bu sayede çevik kuvvet ekibinin geri çekilebilmesini sağlamalarını talep etti. Bu esnada sayıları 1000’e yaklaşan öğrenciler, polis kampus dışına püskürtülene kadar geri çekilmeyeceklerini açıkladılar. Bu şekilde yavaşça geri geri giderek çekilen çevik kuvvet ekiplerini kısa mesafeden takip ederek sürekli kar topu fırlattılar. Öğrenciler Tübitak binasının önündeki açıklığa geldikten sonra, polis ardı ardına gaz bombaları atarak kalabalığı dağıtmaya çalıştıysa da, gözlerini açamayacak, hatta nefes dahi alamayacak hale gelen öğrenciler yılmayarak polisi Bilkent kapısına doğru takip etmeye devam ettiler. Yol üzerinde bulunan binalarda çalışan personeller yaralanan öğrencilere torba torba limon tedarik ettiler, olay yerine gelen ambulansta bulunan sağlık görevlileri ise araçta bulunan maskeleri dağıttılar.

Tübitak binasından Bilkent kapısına kadar devam eden yolda geri çekilen polis sürekli olarak öğrencilerin üzerine doğru gaz bombası atmak suretiyle şiddetine devam etti, bu kapsüller pek çok öğrencinin bacağına, kafasına isabet etti. Ancak gittikçe kalabalıklaşan öğrenci kitlesinin sloganlarla takibini engelleyemediler. Çevik kuvvet ekipleri bu şekilde kampus dışına çıkartıldıktan sonra yaklaşık 1000 kişilik öğrenci grubu bu sefer Rektörlük binası önüne yürüyerek, rektörle görüşmek istediler. Burada yaklaşık 1,5 saat dağılmadan sloganlarla bekleyen öğrenciler, polis şiddetini kınayan bir basın açıklaması yapılması, gözaltına alınan ve akabindeki eylemlere katılan öğrencilere hiçbir şekilde soruşturma açılmasına söz verilmesi şeklindeki taleplerini ilettiler. Rektör bu konuda söz verdikten sonra saat 17.30 sularında kalabalık dağıldı.

Gözaltına alınan öğrencilerin bugün içerisinde serbest bırakılacağı söylenmesine rağmen, hâlâ haber bekleniyor.

Yani,

Yandaş medyanın yansıttığı gibi ne 15 kişilik bir eylemdi bu, ne polise taşlarla saldırıldı, ne de “polisin müdahalesi hafif oldu”.

Siz onları değil, bizi dinleyin.

Öğrenciler Avrupa’da muhalif, Türkiye’de ırkçı, darbeci ve erg….

İtalya’da, Başbakan Silvio Berlusconi kendisi hakkında oluşan iddialar yüzünden güvenoylamasına gitti/götürüldü. İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, Senato’da yapılan oylamada güvenoyunu almayı başardı.Temsilciler Meclisi’nde yapılan oylamada kılpayı bir farkla zafer kazanan İtalyan lider oylamayı atlatmış oldu. Bu karardan sonra İtalya sokakları karıştı. Öğrencilerle polisler birbirine girdi, Roma şehrinde polis minibüsleri, arabalar yakıldı. (İlgili haber) Türkiye medyası çok alışık olduğu dillerle verdi haberi.

Yunanistan’da kemer sıkma politikasına karşı çalışanlar eylemler düzenledi, hala düzenliyor. Bugün üçüncü gününe giren olaylarda, Atina sokaklarında ve parlamento binası önündeki Syntagma Meydanı’nda toplanan göstericiler zaman zaman polisle karşı karşıya geliyorlar, geldiler. Sokaklardan yine alevler yükseliyor. Yunanistan, alışık olduğu direniş kültürüne uygun bu hareketlerle sarsılıyor. (İlgili haber)

Geçen hafta İngiltere’de, harçların arttırılması için getirilen öneri Meclis’te oylanırken, İngiltere sokaklarında öğrenciler vardı. Öğrenciler, daha önce de benzer eylemler yapmışlar, hatta bir eylemde iktidar partisinin merkezine girerek, eylemlerini orada da sürdürmüşlerdi. Bu sefer, eylemde başka bir olay oldu. Eylemcilerin arasında kalan Prens Charles’ın arabası, öğrenciler tarafından tahrip edildi. Eylemde 50 kadar kişi yaralandı. Bir öğrencinin beyin kanaması geçirdiği öğrenildi. (İlgili haber) (İlgili haber) (İlgili haber)

Türkiye’de de 4 Aralık 2010’dan itibaren başlayan bir öğrenci olayları dizisi yaşandı. Yaşanıyor. 4 Aralık 2010 tarihinde, Başbakan’ın rektörlerle toplantı yapacağı salona yürümek isteyen öğrencilere ve bu yürüyüşe katılmak için İstanbul’a gelen öğrencilere polis çeşitli yerlerde müdahalede bulundu. Dayak ve gaz ile harmanlanan bu müdahale sonucunda 1.5 aylık hamile bir öğrenci bebeğini kaybetti. Bu noktadan sonra olaylar şehir değiştirdi. Ankara Üniversitesi’ne gelen bir iktidar milletvekiline yumurtalı protestoda bulunuldu. Konuşma protestolar sebebiyle yapılamadı. Okulun ve binanın içine giren polis öğrencilere sert müdahalede bulundu. Bugün ODTÜ’ye gelen Başbakan’ı protesto etmek isteyen öğrencilere okul içerisinde polis müdahale etti. Öğrencilerin payına yine gaz ve dayak düştü. Bu olaydan önce de Çanakkale’de yapılan bir panelde konuşmak üzere bulunan DSİP üyesi bir kişiye dinleyiciler tarafından yumurta ve boya atıldı. Yaşanan arbede sonucunda protestocular fiziksel şiddete maruz kaldıklarını iddia ettiler. İki önemli nokta var: Bu gösteriler sırasında yaralandığı bildirilen bir polis ya da protesto edilirken zarar gören bir kişi bulunmamakta ve tüm protesto gösterilerini yapanlar fikirsel olarak birbirlerine yakın gruplar. (İlgili haber) (İlgili haber) (İlgili haber) (İlgili haber) (İlgili haber) (İlgili haber)

Avrupa'da olsa simge fotoğraflardan biri olarak haber sitelerini süsleyebilirdi. Türkiye'de ise suçlamalara maruz kalıyor.

Genel olarak durum bu. Hem Türkiye’de, hem de Türkiye’ye haber anlamında yakın ülkelerde durum bu. Öğrencilerin, muhalif kesimlerin bir ayağa kalkışı, iktidarlarına karşı çıkışları, hoşnutsuzluklarını göstermeleri mevcut. Elini vicdanına koyup bakan hiçkimse ama hiçkimse aksini söyleyemez ki, gösteriler içerisinde en az şiddet içerenleri Türkiye’de yaşananlar. En yoğun iktidar müdahalesi de Türkiye’de yaşanmış bulunmakta. Protestoculara en az tolerans gösterilen ülke de Türkiye.

Bir fark daha var aslında tüm yaşanan olaylar arasından beliren. İlgili haberlere de bakıldığında görülecek ki, Türkiye’de protestoculara karşı büyük bir atak var. İlk günden itibaren. İktidarın eliyle başlayan bir atak bu. Daha sonra da iktidarın yan organlarına kadar gitti iş. Öğrencilerin eylemlerine hemen bir sıfat takıldı. İktidar yetkilisinin sıfatı belliydi: Ergenekoncu, darbeci. Bu uzun süredir yaşadığımız bir durum. Her kim ki, Türkiye’de iktidara muhaliftir, o ya Ergenekoncudur ya da darbecidir. Bu değişmez. Bu yüzden de öğrenci eylemleri için gelen ilk tepki de bu yönde oldu. Bir kişi var mıdır İngiltere’de, İtalya’da, Yunanistan’da eylemlerin “Secret British Network”, “Gladio” ya da “Koyun Postu” tarafından düzenlendiğini iddia edecek kadar yaratıcı olan? Türkiye’de ucu kıyısı iktidara dokunan herkes bunu iddia etti. Dayaktan bebek düşüren, burunları kırılan, gözleri patlayan öğrenciler bir kenarda dururken, yumurta atmanın şiddet olup olmadığı tartışıldı utanmadan. İngiltere’de, İtalya’da, Yunanistan’da yaşanan olayların, öğrencilerin yaptıkları tabii ki, şiddet olup olmadığı bile tartışılırken.

Şiddet düşkünü, Ergenekoncu, darbeci öğrenciler tanımlaması da yetmedi. Ortada duran eylemin şiddetle alakası olmadığı ve ortada bir şiddet varsa onun öğrencilere uygulanan olduğu kabul edilmişti. Mücadele eksenleri darbecilik ve gizli yapılanmalara karşı olmakla şekillenmiş örgütlerin, özellikle de Susurluk Skandalı’na yönelik eylemleriyle tanınan örgütlerin darbeci ya da Ergenekoncu olamayacakları da birazcık okuyup yazan insanların görebilecekleri bir gerçekti. Tabii ki, Dünya ile bağları son 8 yılda yandaş medya ile şekillenmiş, oy verirken birilerine danışan kişilerin bunu görmesini bekleyemeyiz. Onlara göre de zaten solcular da SSCB’nin maşasıydı eskiden. (SSCB çöktü, sözünü ettiğimiz protestocular şimdi de SSCB’ye karşı kurulan örgütün mensubu oluverdiler.) Hele hele, br gazete var ki, o öğrencilerin belirli bir plan (ismine kadar vermiş gazete) dahilinde sokağa çıktığını iddia etti, bebeğini düşüren kızın da ilk önce bu plan dahilinde bunu yaptığını, daha sonra da zaten hamile olmadığını iddia yazdı.Onları okuyanlar da pek tabii ki bu yönde düşündüler.

Tüm bunlardan sonra, toplumun belirli bir kesimi halen ikna edilememişti. Avrupa’da kendi çıkarları için örgütlenip, sokağa çıkan ve muhalefet eden gençlerin, bunu Türkiye’de yapması rahatsızlık yaratıyordu. Burada öğrencilerin de bir hatası oldu ve eylemi, iktidar mensuplarından iktidar yandaşlarına kaydırdılar. Öğrencilere karşı olanlar ve bunu açık açık söyleyemeyenlerin eline mükemmel bir fırsat geçti. Protesto edilen kişi müslüman değildi. Tarihte ırkçılıktan en çok çekmiş bir dine mensuptu. Yumurta eylemi de daha önce sadece iktidara karşı yapılan bir eylem değildi. Türk milliyetçileri tarafından da yapılmıştı. O zaman denklemin sonucu çok açıktı. Protestocular ırkçıydı ve ulusalcıydı. Bir kere protestoculara ırkçı ve ulusalcı, eyleme de şiddet dendiği zaman işin ucu çok açık şekilde iktidar mensubuna yapılan protestoya gidecekti. Açık açık iktidarı savunamayanlar, o eylem için öğrencileri eleştiremeyenlerin eline güzel bir fırsat geçmişti. Protestocuların hangi ırkın ırkçısı olduğu konusunda bir muamma var aslında. Çünkü aynı panelde Kürt konuşmacı vardı ve protesto edilmemişti. Rum konuşmacı vardı ve protesto edilmemişti. Olsun, protestocular ırkçıydı ve ulusalcıydı. Aslında ortada ırka dayalı bir durum var. Konuşmacının ancak ırkı yüzünden protesto edilebileceğini düşünen bir kafa ırkçıdır mesela. Politik tercihler yüzünden gerçekleşen bir protestoyu ırkçılık ve ulusalcılık ile boğmaya çalışmak da aynı durumdadır. Avupa’da, bir kişi, göstericilerin ırkçı, milliyetçi olduğunu iddia etmiş midir? Edebilmiş midir? Protestoların gerçek amaçlarını gölgelemek için, boğmak için böyle sebepler uydurabilmişler midir? Öğrencilerin iktidardan memnun olmadıklarını kabul etmek ve iktidara destek verenleri de protesto ettiklerini anlamak bu kadar zor mu? Daha bir kaç sene öncesine kadar aynı çatı altında olanlar, aynı yapıya destek verenler, iktidarın çekimi yüzünden ayrı kutuplara geçiyor, bu kutup değişikliği de algı kaybına (mı) yol açıyor?

Sonuç olarak, öğrenciler her yerde ayağa kalktılar. Benzer sebeplerden ayağa kalktılar. Memnun olmadıkları için ayağa kalktılar. Avrupa’da yumurta tarzı eylemler sürekli olduğu için haber olmazken, Türkiye’de iktidarı ulaşılabilir kıldığı için ortalık birbirine girerken, Avrupa’da gösteriler sokağa taştı, tüm öğrencilerin katıldığı eylemler yaşandı. Önümüzdeki günlerde de yaşanacağa benziyor. Fakat sadece Türkiye’de iktidara karşı olmak suç olarak gösteriliyor. Kendisine entelektüel bir kaynak bulabiliyor. İktidar destekçisi kanaat önderleri durumu ters yüz edebiliyor. Güçlerinin yetmediği noktada ise, yasal suçu aşıp, insanlık suçu ile suçlayabiliyorlar öğrencileri. 68’lilerin milliyetçi olduğunu söyleyenlerle, 68’in bu ülkenin başına gelmiş en büyük felaket olduğunu söyleyenler protesto ediliyor. Avrupa 68 tipi bir uyanıştan söz ediyor. Türkiye’de bu uyanışın önü daha doğmadan kesilmek isteniyor.

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Loç vadisi direnişi 8. gününde

Loç Vadisinde yapılması planlanan HES’lere karşı bölge halkının yürüttüğü protesto eylemleri İstanbul’da sürüyor. HES’leri yapacak şirket genel merkezinin bulunduğu binanın önünde oturma eylemi gerçekleştiren LOÇ halkı şirket projeden vaz geçinceye kadar eylemlerini sürdürecek.

Bilirkişi raporuna göre proje Kastamonu Loç vadisi milli park alanına dahil  olmayan bir alanda planlanmasına karşılık, milli park ile aynı havza içerisinde yer almasından dolayı projenin gerçekleştirilerek işletmeye açılması halinde havza ekosistemi bütünlüğü açısından uzun dönemde ekosistem bütünlüğüne zarar verecek nitelikte.

Projeye göre, bölge içerisinde yapımı planlanan HES projesi, 4 bin 800 metre boyunca Devrekani Çayı’ndaki suyun en az yüzde 85’ini tüneller içine alacak. Oysa 305 önemli doğa alanı ve 122 önemli bitki alanı olarak mutlak korunması
gereken Loç Vadisi, 16’sı nesli tükenme tehlikesinde olan 29 endemik bitkiye ev sahipliği yapıyor. Akdeniz makilikleri ve Karadeniz ormanlarının bir arada görüldüğü vadi, bitki ve hayvan çeşitliliği bakımından da çok önemli.

Salıpazarındaki şirket binası önünde yağmur demeden, kar demeden nöbet tutan eylemciler her gün mesai saatiyle eyleme başlayıp akşam mesai bitiminde şirketin önünü terk ediyorlar. Protestolarının barışçı niteliğine dikkat çeken eylemciler amaçlarının sadece yaşam alanlarını korumak olduğunu söylüyorlar.

Gün boyunca ziyaretçiler eksik olmuyor. Eylem protestoculara her kesimden, özellikle benzer HES projeleri kapsamında tehdit altında yaşayan bölgelerden destek amacıyla gelen ziyaretçilerin de katılımıyla şarkılı, türkülü bir şenlik havası içinde kararlılıkla sürüyor.

(Yeşil Gazete)

Atina sokaklarında yangın

Yunanistan’da kemer sıkma politikasına karşı çalışanların düzenlediği eylemler bugün üçüncü gününe girdi.Atina sokaklarında ve parlamento binası önündeki Syntagma Meydanı’nda toplanan göstericiler zaman zaman polisle karşı karşıya geliyor.

Meydanda yer alan iki otel ateşe verilirken ajanslar sokaklarda bazı araçların ve iş yerlerinin yandığını bildiriyor. polis göz yaşartıcı gazlarla eylemcilere müdahale etmeye çalışıyor.

Yaklaşık 200 kişilik bir grubun parlamento binası dışında gerçekleştirdikleri eylemde, protestocular eski Ulaştırma Bakanı, muhafazakar politikacı Kostis Hatzidakis’e “hırsız” diyerek saldırdılar. Taş ve sopaların hedefi olan Hatzidakis, yakındaki bir binaya sığınarak kurtuldu.

(NTCMSNBC)

Almanya’da yine nükleer atık gerilimi

0

Alman kamuoyunun hassas olduğu nükleer yakıt transferi yeniden gündemde. Alman polisi, Fransa’dan Almanya’ya nükleer atık taşıyan özel tren nedeniyle olağanüstü güvenlik önlemlerine başvuruyor.

Alman kamuoyunda büyük tepki toplayan nükleer atık yüklü konteynerlerin Fransa’dan Almanya’ya nakline yoğun güvenlik önlemleri altında devam ediliyor. Castor adı verilen nükleer atık yüklü konteynerler, Fransa’nın Aix-en-Provence şehrinden yola çıktı.

Öğleden sonra Fransız-Alman sınırını geçmesi beklenen nükleer atık yüklü trenin Perşembe günü Mecklenburg-Vorpommern eyaletindeki Lubmin’e ulaşması öngörülüyor.

Almanya’ya ait nükleer atık geri dönüyor

Almanya’ya ait Karlsruhe Nükleer Araştırma Merkezi ve nükleer enerjiyle çalışan Otto Hahn gemisinin 2 bin 500 yakıt çubuğundan oluşan nükleer yakıtı yıllardır Fransız nükleer araştırma laboratuvarlarında depolanıyordu.

Nükleer atık nakli dolayısıyla demiryolu hattı boyunca yoğun güvenlik önlemleri alındı. Kasım ayı başında Fransa’dan Almanya’nın Gorleben kentine nükleer atık nakledilmesi protesto gösterilerine neden olmuştu.

(Deutsche Welle)

Ahmet Gökçek’e yargı freni

0

Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesi, Ankaragücü’nde Ahmet Gökçek’in başkanlığa seçildiği 30 Ağustos 2009 tarihli olağanüstü genel kurul ile 3 Ocak 2010 tarihli genel kurul kararlarını iptal etti.

Kulübün eski Ankaragücü Yönetim Kurulu Üyeleri Kemal Erkin Karaözbek, Mehmet Demirciler, Metin Veziroğlu ve Mehmet Aymelek’in açtığı davada karar çıktı.

Ankara 25. Asliye Hukuk Mahkemesindeki duruşmaya davacı ve davalı avukatları katıldı. Davacıların avukatları, kulüp avukatının dosyanın görevsizlik kararıyla sulh hukuk mahkemesine gönderilmesi ve spor hukuku ve dernekler hukuku alanlarında uzman 2 kişilik bilirkişi heyetinden yeniden rapor alınması yönündeki taleplerinin kabul edilmemesini isteyerek, davada karar verilmesi talebinde bulundular.

Kulüp avukatı Mustafa Asım Kahyaoğlu ise görev itirazı ile dosyanın bilirkişiye gönderilmesi taleplerini tekrarladı. Kahyaoğlu, mahkemenin bu talepleri kabul etmemesi durumunda, davanın reddini istedi. Bu beyanları dinledikten sonra kararı açıklayan Yargıç Ömer Kızılkaya, yeniden bilirkişi raporu alınması ve görevsizlik kararı verilmesi yönündeki talepleri reddetti.

Kızılkaya, Ankaragücü’nde Ahmet Gökçek’in başkanlığa seçildiği 30 Ağustos 2009 tarihli olağanüstü genel kurul ile 3 Ocak 2010 tarihli genel kurul kararlarının iptaline karar verildiğini açıkladı.

Duruşmayı, bir grup Ankaragücü taraftarı da izledi.

Dava kapsamında alınan bilirkişi raporunda, özetle, ”usulüne uygun olmayan 400 kişinin genel kurula iştiraklerinin sağlandığı, genel kurulun iradesinin hukuka uygun şekilde ortaya çıkmadığı, dolayısıyla genel kurulun, 400 üyenin katılımı anından itibaren yok hükmünde olduğu, seçimlerin de hukuken hiçbir geçerliliğinin olmadığı” kaydedilmişti.

Raporda, ”genel kurulun iptalinin gerektiği, dernek üyesi olmayanların yönetici seçilemeyecekleri, seçilen yöneticilerin geçerliliğinin bulunmadığı, söz konusu 400 üyenin katılımıyla gerçekleşen 3 Ocak 2010 tarihli genel kurulun da yeterli çoğunluk sağlanmadan toplandığı ve bu nedenle iptalinin gerektiği” ifade edilmişti.

GÖKÇEK: BU SENE ANKARAGÜCÜ KÜME DÜŞER
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Anakaragücü’nün kongresinin iptaline ilişkin, bu gayretlerin Ankaragücü’ne zarar vereceğini düşündüğünü kaydeden Gökçek, ”Aldatma yoluna gidildi. Bu aldatma neticesinde kongre iptal edildi. Neticesine herkes katlanır. Yazık oldu, bu sene herhalde Ankaragücü küme düşer, durum bunu gösteriyor” diye konuştu.

Şu anda futbolcuların tamamının serbest kaldığını, Ankaragücü’nün yeniden transfer yapması gerekeceğini ifade eden Gökçek, ”Cemal Aydın ile Cengiz Topel’e hayırlı olsun” diyerek tepkisini dile getirdi.

Gökçek, ”2 sorumlu var, diyebilir miyiz?” sorusu üzerine şunları söyledi:

”Kesinlikle 2 sorumlu vardır, ilk davaları açtıran Cemal Aydın’dır. İkinci davaları açtıran Cengiz Topel’dir. Bu kadar istekliler madem, bakalım ne yapacaklar hep birlikte göreceğiz. Ümit ederim, Ankaragücü’nü düze çıkarırlar, çıkaramazlarsa bunun altında kalırlar.”

”Takım kayyuma mı devredilecek” sorusuna da Gökçek, ”Hayır, kayyuma devretme kararı vermemiş mahkeme. Ama yönetimin tavrına bağlı, yönetim istifa ederse, kayyum gelir” yanıtını verdi. (aa)

ODTÜ’ye Başbakan gitti: 21 gözaltı

Başbakan Erdoğan, ODTÜ’de öğrenciler tarafından protesto edildi. Polis biber gazıyla müdahale ederken, birçok öğrenci gözaltına alındı.

Türkiye’de bilim politikalarının oluşturulmasında en yüksek karar organı olan Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında toplandı.

Başbakan Erdoğan’ın salona girmesinin ardından bina önünde toplanan bazı ODTÜ’lü öğrenciler, protesto gösterisinde bulundu.

”Kendi okulumuzun salonuna almıyorlar” diyen öğrenciler, Başbakan Erdoğan ve AK Parti aleyhine sloganlar attı.

Öğrencilerin uyarılara rağmen dağılmaması üzerine okula Çevik Kuvvet ekipleri geldi. Öğrencilere müdahale eden polisler, 21 öğrenciyi gözaltına aldı.

ODTÜ’lü öğrenciler polis tarafından karga tulumba Çevik Kuvvet aracına götürüldü. Öğrenciler, polis aracına bindirilirken de slogan atmayı sürdürdü.

Arkadaşlarının gözaltına alınmasını protesto eden öğrenciler, enstitünün üst tarafında toplandı. Polisin dağılın uyarısına, öğrenciler slogan atarak karşılık verdi. Polis, öğrencilere biber gazıyla müdahale etti. Gazdan öğrenciler, gazeteciler ve polisler etkilendi.

POLİS KALKANINI ALDILAR
Bir polisin kalkanını eline geçiren öğrenciler, basın mensuplarına gösterdikleri kalkanı yere vurarak kırmaya çalıştılar.

Bazı öğretim üyelerinin olay yerine geldiği ve öğrencileri sakinleştirmeye çalıştıkları gözlendi.

‘POLİS İSTEMİYORUZ’
Grup adına konuşan master öğrencisi Uğur Yıldırım, polisin İstanbul ve Ankara’da ”öğrencilere müdahalesini” protesto ettiklerini ve ODTÜ’de polis istemediklerini söyledi.

Açıklama sırasında arka taraftan bazı öğrencilerin taş atması üzerine, hocalar öğrencileri taş atmamaları konusunda uyardı.

ÖĞRENCİLERDEN KAR TOPU
Bu arada, bazı öğrencilerin olaylar sırasında kar topu fırlattığı öğrenildi.

Toplantıya Başbakan Erdoğan’ın yanı sıra çok sayıda bakan, YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Başbakanlık Müsteşarı Efkan Ala, rektörler, bakanlık müsteşarları ve ilgili kurum yöneticileri katılıyor.

İSTANBUL’DAKİ SERT MÜDAHALE
Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde rektörlerle yaptığı toplantı öğrenciler tarafından protesto edilmişti.

Polisin öğrencilere yaptığı çok sert müdahale tepkilere neden olmuştu. Müdahale sırasında bir öğrenci bebeğini düşürmüştü.

Bu olayın ardından CHP Genel Sekreteri Süheyl Batum ve Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde katıldığı bir panelde protesto edilmişti.

Öğrenciler, Burhan Kuzu’ya yumurta fırlatmıştı. (Ntv)

Şii camiine saldırı: 38 ölü

0

İran’ın resmi haber ajansı, ülkenin güneydoğusundaki Çahabar kentinde meydana gelen bir patlamada en az 38 kişinin öldüğünü, çok sayıda kişinin yaralandığını bildirdi.

İntihar saldırısının yol açtığı düşünülen patlama, İmam Hüseyin Camii önünde meydana geldi.

İrna haber ajansı, Sistan- Beluçistan eyaleti valisinin olayı doğruladığını kaydetti.

Söz konusu eyalette mezhep çatışmaları sıkça yaşanıyor.

Buradaki Sünni nüfus genellikle Şiilerin ayrımcılığına maruz kaldıklarını iddia ediyor.

Saldırının Şiilerce kutsal Aşure Günü nedeniyle toplanmış hacıları hedef aldığı yolunda bilgiler bulunuyor.

Uyuşturucu güzergahı

Ancak saldırıyı henüz üstlenen olmadı.

Cundullah – “Allah’ın askerleri” adlı örgütün bölgede faaliyet gösterdiği biliniyor.

Örgüt geçen ABD’nin terör örgütleri listesine dahil edilmişti.

Tahran, ABD’yi bölgedeki irili ufaklı militan grupları İran’ın çıkarlarına zarar verecek saldırılar düzenlemeye kışkırtmakla suçluyor.

Eyaletin başkenti Zahedan’da Temmuz ayında bir Şii Camii’ni hedef alan saldırıda 27 kişi ölmüştü.

İran’ın en yoksul eyaletlerinden olan Sistan- Beluçistan, aynı zamanda uluslararası uyuşturucu ticaretinin de güzergahlarından biri.

Karl’ın arabası

Hukukumuzun çok eskilere dayandığı bir arkadaşım var.

Yazdıklarım onu kesmiyor.

Daha politik, daha kararlı, daha ‘ajite’ olmamı bekliyor.

Aslında gazetenin spor sayfasına bakmıyor bile.

Sizin anlayacağınız Futbol, Fado, Fiesta üçgeninde siesta yapıyor.

Geçen gün aradı ve nihayet kedi olalı bir fare tuttuğumu söyledi. Bir kedisever olarak bu faydacı yaklaşıma itiraz edecektim ki, fırsat vermedi. Geçen haftaki yazının başlığında Deniz Gezmiş adını görünce pek heyecanlanmış. Lakin içeriği yine hafif bulmuş. Bu kez “Bisikletin de hafifi makbuldür zaten” diyecek oldum, “Konuyu sulandırma” diye lafı ağzıma tıkadı.

Arkadaşımın adı başka ama biz ona aramızda ‘Azmi’ diyoruz. Yıllar önce Murat Belge’nin Yeni Gündem’de Sadık Özben mahlasıyla yazdığı mizah hikâyelerinin kahramanı ‘Düz Devrimci Azmi’den geliyor lakabı. Bizim Azmi de diğeri gibi iyi kalpli, fedakâr, cesur. Lakin paletinde siyah ve beyazdan başka renk yok. Arada bunları karıştırsa gri diye bir sürü ton olduğunu görecek ama ne mümkün…

Azmi’ye buranın bir bisiklet köşesi olduğunu, çok fazla yoldan çıkma şansımın olmadığını, buna rağmen adına politika denen alanın dünyada giderek genişlediğini, dün politik sayılmayan birçok kavramın (örneğin kent, çevre) artık politik kabul edildiğini, bisikletin bir kent unsuru olarak hayli politik bir nesne olduğunu, kapitalizme karşı yeni muhalefetin önde gelen enstrümanlarından biri olduğunu filan geveliyorum ama nafile.

O her dem “…İyi de sen Rasim Usta’nın evini niye yıktırıyorsun bakiim?” kıvamında. (Zeki-Metin ikilisinin oynadığı Güler misin Ağlar mısın filmindeki diyalog. Metin her seferinde Rasim Usta’nın evini yıktıranın kendisi olmadığını söyler. Zeki ikna olur, ama sorusu değişmez: “Tamam da, sen ustanın evini niye yıktırıyorsun?”)

Ara sıra ‘politik olmamak’ hayırlı bir şeydir aslında. Hani Can Yücel’in Bülent Ecevit’i kastederek: “Kötü şairden iyi başbakan olmaz” demesi gibi.

(Babaya “Peki iyi şairden olur mu diye sormuşlar. “İyi şair zaten başbakan olmaz demiş.)

Hayat denen şu yolda, hiç sevmediğin birileriyle aynı kulvara, çok sevdiğin birileriyle ayrı kulvara düşmek çok hazin.

Azmi’yle de durumumuz çok farklı değil.

Ama belki Eric Hobsbawm’ın otobiyografisine yazdığı şu cümle bizi tekrar buluşturur: “…Şayet fiziksel bir devingenlik özgürlüğün önemli bir şartıysa Gutenberg’den beri yapılan icatların içinde bisiklet, Marx’ın deyimiyle insan olmanın olanaklarını tümüyle gerçekleştiren ve hiç sakınca barındırmayan tek âletti…”

Ben buradayım sevgili Azmi, sen nerdesin?

www.aydancelik.com

Wikileaks nereye koşuyor?

Julian Assange

Wikileaks ve Julian Assange artık tüm dünya tarafından bilinen isimler. Derinliğini tam olarak anlayamadığımız bir değişim başlatan Wikileaks hakkındaki haber ve makale yağmuru dinmek bilmiyor. Ancak gerek Wikileaks’in ne olduğu gerekse Julian Assange’ın bu oluşum içindeki rolü net olarak anlaşılabilmiş değil.

Yazıma üç adet not ile başlamak istiyorum:

  • Julian Assange’ın tutuklanması ve Wikileaks üzerindeki baskılar koskoca devletlerin ne kadar korktuğunun ve çaresiz kaldıklarının göstergesidir.
  • Wikileaks habercilik ve bilgi edinme konularında internete yepyeni bir boyut katmıştır ve çok değerlidir.
  • Julian Assange geniş kitleler için İnternet’in özgürleştirici potansiyelinin simgesi olmuştur ve tutuklanması dünyanın tümüne uygulanmaya çalışılan bir sansürdür.

Wikileaks ve Assange’ın ya kahramanlar ya da teröristler olarak resmedildiği gerçek dışı bir kompozisyonla karşı karşıyayız. Objektif olmak ve Wikileaks ile başlayan bu hareketliliğin evrilebilmesi için doğru soruları sormak lazım. Bu soruları sorarken de Wikileaks (ya da Assange) düşmanı olmadığımı belirtmek için peşinen Wikileaks ve Julian Assange’a verdiğim önemi belirtmek istedim.

Wikileaks nedir?

Kendi tanımlarına bakarsak; sızdırılan belgeleri kullanarak kamuya önemli haberleri ulaştırmayı amaçlayan, kar amacı gütmeyen bir haber sitesidir.

Wikileaks temel olarak anonim kalmak isteyen kaynakların sızdırdığı belgeleri güvenli yöntemlerle kaynaklardan alıp yayınlayan bir site. Bunu başarabilmek için ise pek çok bilgisayar güvenlik uzmanından yardım alıyorlar.

Sitenin kapatılması ve ulaşılamaması için hükümetler ve servis sağlayıcılar yoğun bir mesai harcadıkları için siteye orjinal adresinden ulaşılamamakta. Ancak Wikileaks sitesinin yedekleri pek çok farklı adreste yayında.

Wikileaks’in iç işleyişi, kimin hangi görevde olduğu ve ekiptekilerin yetkileri hakkında netlik yok. Julian Assange’ın organizasyonla olan ilişkisi medyada sıkça ele alınsa da bu konuda da net bir bilgimiz yok. Wikileaks’in yayınlayacağı belgeler üzerinde nihai söz hakkının onda olduğu kuvvetli bir rivayet. Bariz bir şekilde de kendisi Wikileaks’in sözcüsü ve lideri rolünü oynamakta.

Wikileaks nasıl çalışır?

Wikileaks’in belgeleri edinme yöntemi uzun bir süredir wiki mantığından, yani anonim olarak elinizdeki belgeleri yükleyebildiğiniz bir site olmaktan, uzak. Dijital bir posta kutusuna yine dijital olarak ya da geleneksel posta yoluyla belgelerinizi gönderebiliyorsunuz Wikileaks’e.

Daha sonra Wikileaks gönüllüleri kendilerine ulaşan sızma belgelerin gerçekliğini ve kayda değer olup olmadığını değerlendiriyorlar. Eğer belgenin gerçek ve yayınlanmaya değer olduğuna ikna olurlarsa Wikileaks gönüllüleri belgeler hakkında bir tanıtım yazarak önemli noktalara dikkat çekiyor, hatta bazen haber değeri en yüksek olan kısımların görünürlüğünü arttırıyorlar.

Peki sorun nerede?

Wikileaks’e yöneltilen eleştirileri şöyle özetleyebiliriz:

  • Wikileaks şeffaf değil.

Evet Wikileaks şeffaf değil. Ancak dünyanın en güçlü devletlerini karşısına alan bir kuruluşun herhangi bir dernek gibi çalışması da beklenemez. Riskler arttıkça önlemler de kaçınılmaz olarak artıyor. Ancak tedbirli davranmak adına Wikileaks içinde anti-demokratik bir ortam olduğu rivayetleri yine şeffaf olmayış sebebiyle doğrulanamıyor.

  • Wikileaks Julian Assange’ın çiftliği mi?

Emin değiliz. Ancak Wikileaks’i terk ederek kendi belge sızdırma sitesini kurmakta olan ekip üyeleri olduğunu (bu konuya birazdan değineceğim) ve bu üyelerin Assange’ın davranışlarından da şikayetçi olduklarını biliyoruz. Şahsen Wikileaks gibi bir haber kaynağının lider odaklı olması gerekmediğini düşünüyorum.

  • Wikileaks tarafsız değil.

Sızma belgeleri yayınlarken yaptıkları editöryal dokunuşlar ve hangi haberin hemen yayınlanıp, hangilerinin acelesinin olmadığına karar vermeleri gibi müdahil olma şekillerinden ötürü Wikileaks sadece bir aracı olmaktan çıkıyor.

(Esas büyük sorunsa Wikileaks’ten korkan ve çaresizlik içinde Julian Assange hakkında garip iddalarla tutuklama kararı çıkartan Amerika ve tayfası devletlerde. Wikileaks’i terörist organizasyon ilan eden politikacılardan, o politikacıların yalakası wikipedia yöneticilerine, bağış toplayamasınlar diye hizmet vermeyi kesen serbest piyasanın tasmalı bankacılık şirketlerine kadar çeşit çeşit korkağın elinde güç olması esas sorunumuz… hepimizin bildiği gibi.)

Bir bilene sordum

Brükselde AB ölçeğindeki dijital politikalar konusunda söz sahibi bir kişiyle sohbet etme şansım oldu. İsminin bu bağlamda yer almasını istemeyen bu kişinin temel şikayetleri ise yukarıda saydıklarımdan başkaydı.

Wikileaks’in uzun süredir (yanılmıyorsam Afgan savaşı belgelerinden itibaren) eskiden yayınlamış olduğu belgeleri artık yayından kaldırmış olması bu arkadaşı üzen bir noktaydı.

Dikkat çektiği bir diğer mevzu ise Julian Assange’ın kafayı büyük ölçeğe takmış olduğu ve medya ilgisini fazla sevdiği. Sohbet etme şansı bulduğum bu kişi Wikileaks’in elinde kimi Avrupa telekom şirketlerine ve AB parlamentosundaki kimi gruplara ait daha nice küçük ölçekli sızma belge olduğunu iddaa ediyor. Julian Assange’ın durup durup büyük dosyaları yayınlaması, ellerinde küçük sızıntılar hiç yokmuş gibi davranması ve “tek adam” pozları onu çileden çıkartmaya yetiyordu.

Julian Assange ve Daniel Domscheit-Berg

Openleaks

Julian Assange’ın Wikileaks içindeki tavırlarından rahatsız olan, ancak bunun ötesinde Wikileaks’te yapısal ve teknik sorunlar da olduğunu düşündükleri için gemi değiştiren bir grup var. Bu grubun sözcüsü ise Wikileaks’in bir dönem ikinci adamı olan Daniel Domscheit-Berg.

Openleaks adını verdikleri projelerinde Wikileaks deneyiminden öğrendiklerini daha iyi bir sistem kurmak için kullanacaklarını söylüyorlar. İsmi bile (Open-açık, leaks-sızıntılar) Wikileaks’in gayri şeffaflığına inat olsun diye seçilmiş gibi.

Wikileaks’ten farklı olacakları noktaları şöyle sıralayabiliriz:

  • Wikileaks gibi yayıncı değil,  sadece güvenilir bir iletim kanalı olmayı hedefliyorlar. Ellerine ulaşan belgeleri düzenlemek, haber haline getirmek gibi editöryal işlerle uğraşmayacakları için Wikileaks’in yaşamakta olduğu işgücü sorununu yaşamayacaklarını iddaa ediyorlar.
  • Openleaks sızma belgeleri kendi sunucularında barındırmayacağı için servis sağlayıcılar aracılığıyla yaratılabilen sorunlardan etkilenmemeyi umuyorlar.
  • Openleaks’in yapısının daha şeffaf ve demokratik olacağı söyleniyor.

Peki ya medya?

Julian Assange’ın Wikileaks’in başarısına dair sık sık tekrar ettiği bir gerçek var: Eğer geleneksel medya yapması gerekeni hakkıyla yapıyor olsaydı tüm bu belgeler Wikileaks’e gelmezdi.

Medya kuruluşlarının devletlerle,  siyasilerle ve her türlü çıkar grubuyla ilişkilerinin olduğu bariz. Bu sebepten ötürü pek çok gazete ve televizyon gerçekleri ortaya çıkarmak yerine çarpıtmaya ve gizlemeye çalışan kurumlar haline geldi.

İşte tüm bu yozlaşmanın ortasında Wikileaks eşi benzeri olmayan parlaklıkta bir umut ışığı saçıyor. Ancak çok büyük haberleri yayınlayabilmek için büyük bir iş gücü gerekiyor. İşte bu gereksinimden ötürü de Wikileaks sızma belgeleri öncelikli olarak bazı seçmece gazetelerle paylaşıyor.

Bir yandan da sessiz sedasız hazırlıkları süren Openleaks’in çalışma modeli gazeteleri ve benzer yayın kuruluşlarının yayıncı rolünün devam etmesi üzerine kurulu.

Tüm bunlara bakarak medyanın radikal bir değişim geçireceğini söylemek zor. Fakat internet’in medyaya etkisinin “internet gazetelerine ücretli abonelik – ipad’den gazete okumak” ekseninden çok daha fazla boyutta tartışılmaya başlanacağı kesin.

Bir sonuca varmışcasına

Kısa bir süre önce internet ve politika ilişkisine dair üzerinde konuşulan temel konular sosyal ağlarda örgütlenen muhalif gösteriler, Obama’nın seçim kampanyası, Korsan partiler ve sansür meselesiydi. Artık bir de Wikileaks var.

Şahsen Wikileaks’in yayınladığı belgeleri keyifle okudum/okuyorum. Wikileaks internet’in hayatımızdaki yerini ve gazetecilik mesleğini göstere göstere değiştirdi ve bu değişikliği gözlemledikçe keyiften göbeğimi kaşıyorum. Ancak Julian Assange’ın tutuklanmasından sonra aklımda beliren bir soru var ki paylaşmasam olmayacak:

Julian Assange olmasa Wikileaks çalışmaya devam edebilecek mi?

Assange’ın iddaa edildiği gibi kahraman bir lider olma hayalleri ile yaşamasından daha vahim bir şey daha olabilir; o da Wikileaks’in böyle bir lidere ihtiyaç duyuyor oluşudur.

Not:

Wikileaks üzerinde kurulan uluslararası baskılara son verilmesi için imzanızı esirgemeyin.

Eğer bir web yöneticisi iseniz Wikileaks’in bir kopyasını sitenizde yayınlayabilirsiniz.