Ana Sayfa Blog Sayfa 5345

Küba’dan Vikipedi’ye alternatif site

Küba hükümeti, Vikipedi’ye benzer biçimde kendi internet ansiklopedisini başlatıyor. Amaç, tarihi ve dünyayı Küba’nın bakış açısından anlatmak.

Ecured.cu adlı sitede ABD şöyle tanıtılıyor: ”Şirketlere peşkeş çekmek için diğer ulusların doğal zenginliklerine ve topraklarına zorla el koyan çağın imparatorluğudur. ABD, gezegenimizde üretilen enerjinin dörtte birini harcar. Varlıklı bir ülke olmasına karşın, vatandaşlarının üçte birden fazlası tıbbi bakım güvencesinden yoksundur.”

İspanyolca sitenin kar amacı gütmeden bilgi yaymak için başlatıldığını söyleyen Küba hükümeti, tarihi sömürgeciliğe karşıt bir bakış açısıdan aktaracaklarını belirtti.

Ecured, yöneticilerinin onaylaması kaydıyla, kullanıcıların güncellemelerine açık bir site olarak işleyecek.

İnternet ansiklopedisi fikri, Türkçede Vikipedi olarak bilinen ve ilk kez 2001 yılında ABD’de Wikipedia adıyla başlatılan site ile popülerlik kazandı.

Bedava giriş yapılan Vikipedi, ziyaretçilerin yeni bilgiler eklemesini bilhassa özendirmeye çalışıyor. Fakat İngilizce Wikipedia sitesinde yaklaşık 2 bin tartışmalı makalede değişiklik yapabilmek belirli kısıtlamalara tabi.

İngilizce yaklaşık 3 buçuk milyon konu başlığına sahip olan Wikipedia’nın İspanyolca sitesinde ise 680 bini aşkın başlık var.

BBC’nin Küba’daki muhabiri Michael Voss’a göre, ABD ve Küba arasında Obama döneminde ilişkilerde bir dereceye kadar ilerleme kaydedilmiş olsa da, ABD’nin on yıllara dayanan ticaret ambargosu halen yerli yerinde, ve Ecured sitesinde Küba’nın Amerika hakkındaki şüpheleri sert ifadelerle dile getiriliyor.

Ecured, ABD’nin her zaman Küba’ya sahip olma hayali kurduğunu ileri sürüyor. Sitenin ifadesiyle, ”Amerikalı liderler Küba’ya, bir dalda sallanan lezzetli bir meyveye bakar gibi, ne zaman ellerine düşeceğini bekleyerek baktılar.”

Salı günü resmen açılan Ecured, şu an için yaklaşık 20 bin konu başlığına sahip. (BBC)

Frida Türkiye’de

Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim.

Canın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.

…Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Gözlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.

Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim.

Düşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.

Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim.

Sadece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.

Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden “sen” olduğun için vazgeçtim.

Bencil olduğun için vazgeçtim.

Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgecmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi.

Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.

”Bu yüzden ben de senden vazgeçtim…”

Frida va Diego Türkiye’de

Frida ile tanışmam gariptir. Kızlarımı kucağıma aldığım gün doğum armağanı olarak bebek giysisi, altın yerine onun yaşamını anlatan kitabı getirdiğinde sinirden delirmiştim . O da biliyor du ki benim favori kahramanım Camille Claudel idi.

Sonra o ilaç kokan odalarda ben Frida okumaya başladım, iki süt verme seansları sırasında ve hastanede kaldığım o 3 gün içersinde onca sızıya rağmen kitap bitti. Artık yeni kahramanım Frida idi.

Çoğunuz yaşamını bilir . Küçük yaşta geçirdiği kaza sonrası , vücudunda kafaslerle yaşamak durumunda kalmış, aynaya bakarak resimler yapmış bir kadındır. Ama sanırım Frida’yı Frida yapan kocasına duyduğu o apansız aşktır. Öylesi maraz bir duygudur ki , aşk maraz bir duygu olmasına rağmen tüm sanırıları içerisinde tıpkı Claudel gibi içersinde barındırmıştır. Claudel aşkının faturasını tımarhane de delirerek öderken, acılarını ki yaşamı boyunca her tür acıya maruzkalmıştır, kocasının en yakını kardeşiyle ilişkisi de buna dahildir ama Frida her ne kadar üstteki eser de vazgeçtim dese de Diego onun yaşama aşkı olmuştur.

Ancak Frida’yı sadece aşk kadını ya da sürrealist bir ressam olarak göstermek ona haksızlıktır. Devrimci ve sosyalsit bir kadındır. Yüreklidir. Troçki ile yaşadıkları ve Troçki’ye sahip çıkışı çağının ötesinde bir harekettir. Frida isyanıyla, yaşama olan büyük tutunuşuyla, acıları ile böylesi alay etmesiyle, aşkı bu kadar anlamlaştırmasıyla kocaman bir portre çıkarmıştır küçük vücudundan. Aldırmamıştır, hatta pervasız bile denebilir, cesaret etmiştir ve yürekldir. Frida bir yaşamı tüm samimiyetiyle tüm ruhuyla yaşamıştır. O yüzden iyi irdelenmesi gerekir. Zira herkesin öğreneceği çok şey vardır. Özelikle günümüzde kendini sosyalist olarak niteleyenler için bence Frida’nın yaşamı tam da öğrenci olaylarının olduğu günlerde hepimize bir başvuru kitabıdır. İnsan kalmak adına. Gidin ve 25 aralıkta başlayıp 20 mart 2011’e dek sürecek bu sergiyi kaçırmayın. Düşleriniz için, acılarınız için. Bencil olmamak ve vazgeçmemek için. Bir de ressam ve öğretim elemanı olan Kocası Diego’nun resimlerine bakın.

Mersinliler Ankara’ya gidiyor

Mersin’in Gülnar ilçesine bağlı Büyükeceli (Akkuyu) beldesinde yapılmak istenen nükleer santrale karşı artan tepkilere Türkiye Cumhuriyeti hükümeti kulaklarını tıkayınca, Mersinliler seslerini duyurmak için Rus Büyükelçiliği’nin yolunu tutmaya hazırlanıyor. 25 Aralık tarihinde Rusya Büyükelçiliği önünde basın açıklaması yapmaya hazırlanan yöre halkı, Türkiye’nin belki de en bakir kolarından birinde nükleer santral kurulması girişimini protesto edecek.

Akkuyu bilindiği gibi Silifke’den 70 kilometre batıda, Alanya ile Mersin arasında kalan sahil şeridinde yer alıyor. Türkiye turizminin can damarı Akdeniz’e yapılması düşünülen bu santral, hem denenmemiş bir Rus teknolojisinin kullanılacak olması hem de Türkiye’de rüzgar, güneş, jeotermal, biykütle gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının önünü tıkayacak olması nedeniyle ciddi eleştirilere maruz kalıyor. Daha doğrusu eleştirilerden sadece iki tanesi bunlar. Nitekim AKP hükümeti, iklim değişikliğine yol açmayan, çevreyi kirletmeyen, yenilenebilir ve yerli bir kaynak olan güneş enerjisine destek vermeye yanaşmıyor. Rüzgara ise sınırlı büyüme olanağı tanıyacak alım garantileri veriliyor ve böylece bu enerji kaynağının gelişmesi engelleniyor. Nükleer santral için Ruslarla yapılan anlaşmada, üretilen elektriğe kilovatsaat başına 12,35 cent ödenmesi garanti altına alındı. Çevresel riskleri nükleerin yanında yok denecek kadar az olan, istihdam yaratma ve yerli teknoloji geliştime kapasitesine sahip güneş enerjisine Güney Afrika, Bulgaristan, Çin’in Tayvan’ı ve hatta karlar ülkesi Ukrayna bile alım garantileriyle destek verirken, hükümet hâla gereksiz tarışmalarla yasanın çıkmasını engelliyor.

Bu durumda Mersinliler’in çağrısına kulak verip herkesin Ankara’daki Rusya Büyükelçiliği önünde yapılacak basın açıklamasına katılmasında fayda var gibi görünüyor. Saat 12:30’da, Atakule önünde…

(http://ozgurgurbuz.blogspot.com)

İki dil, bir postal, bir hükümet

Türkiye’de konuşulan dillerden en yaygın ikinci dil olan Kürtçe’nin günlük hayatta daha fazla yer alması ve bunun daha da artmasına yönelik tartışmaların yaşanması, konuyla alakası olmayan bir kurumdan tepki gördü: Genelkurmay Başkanlığı. Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada ”Son günlerde ‘dilimiz’ üzerinde kamuoyunun gündeminde yer alan birtakım tartışmaların, cumhuriyetimizin temel kuruluş felsefesini kökten değiştirecek bir noktaya doğru hızla götürülmeye çalışıldığı endişeyle izlenmektedir” denildi. Genelkurmay’ın bu yaklaşımının hükümetin yaklaşımıyla hemen hemen aynı doğrultuda olması da, güncel olaylarda çoğunlukla karşı karşıya gelen bu iki yapının çok dillilik konusunda aynı safta yer aldıkları şeklinde yorumlanabilir. Hükümetin de, Genelkurmay’ın da “Tek dil, tek millet, tek devlet” ilkesini benimsediğini kamuoyuna duyuruyor.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi

1. Büyük Önder Atatürk’ün Türk ulusuna armağan ettiği en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti; halk egemenliğine dayalı, kuruluş felsefesinin temelinde, “Üniter devlet” ve “Ulus devlet” olgusunun yer aldığı, demokratik bir yapı ve sağlam hukuki temeller üzerinde yükselerek bugünlere ulaşmıştır.

2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilmeyecek hükümleri arasında yer alan 3’üncü maddesi; “Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.” hükmünü amirdir.

3. Dil, kültür ve ülkü birliği, bir millet olmanın başta gelen vazgeçilmezleridir. Dil birliğinin olmaması durumunda bunun sonuçlarının neler olacağı, tarihteki birçok acı örnekleriyle gözler önündedir.

4. Son günlerde “Dilimiz” üzerinde kamuoyunun gündeminde yer alan birtakım tartışmaların, cumhuriyetimizin temel kuruluş felsefesini kökten değiştirecek bir noktaya doğru hızla götürülmeye çalışıldığı endişeyle izlenmektedir.

5. Türk Silahlı Kuvvetleri; Devletin, Anayasamızda yer alan, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi koruma görevi kapsamında; Ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin korunmasında her zaman taraf olmuş ve olmaya devam edecektir.

(Yeşil Gazete)

Yervant Gobelyan’ı kaybettik

Ermeni edebiyatının son yüzyılda yetiştirdiği en önemli gazeteci yazarlardan biri olan Yervant Gobelyan 15 Aralık geceyarısında tedavi olmak için uzun süredir bulunduğu Yedikule Surp Pırgiç Ermeni Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Sevenlerine, edebiyat camiasına ve ailesine baş sağlığı diliyoruz.

Yervant Gobelyan, İzmit Bardizag (Bahçecik) kökenli bir Ermeni ailenin dört çocuğundan biri. 1923’te İstanbul Rumelihisarı’nda doğdu. İlk eğitimini önce semtin Tateosyan Okulu’nda, daha sonra Taksim Esayan Okulu’nda aldı; 1937’de mezun oldu ve bir daha hiç okula gitmedi. Bakkal çıraklığı, oto tamirciliği, marangozluk, nikelajcılık gibi birçok işlerde çalıştı. Dayısının kişisel kütüphanesinden yararlanarak kendini sürekli geliştirdi.

İkinci Dünya Savaşı sırasında dört yıl askerlik yaptı. Askerde, yeni Ermeni şiirinin öncülerinden Haygazun Kalustyan’la tanıştı. Bir diğer öncü şair Garbis Cancikyan’la daha önce Samatya’da, üyelerinin çoğu Ermeni gençler olan Hilal Bandosu’nda tanışmış, dost olmuşlardı. 1940’larda İstanbul’da ilerici bir akım büyük bir hızla tüm edebiyat çevrelerini etkilemekteydi. Taksim’deki Eptalofos Kahvehanesi ise onların buluşma yeriydi…

Gobelyan’ın şiirlerden oluşan ilk kitabı, Yerani Te [Keşke] adıyla yayınlanır (1948) ve bunu yazarın emniyette sorgulanması izler; bu yüzden Haçik Amiryan’ın Carakayt gazetesinden ayrılmak zorunda kalır. Aynı yıl Hagop Sıvaslıyan’la birlikte Eminönü Çakmakçılar Yokuşu Sümbüllü Han’da Onnig Aktaryan Matbaası’nda Luys [Işık] adlı haftalık gazeteyi çıkarmaya başlarlar. Bu gazete de parasızlık nedeniyle ancak bir buçuk yıl yayınlanabilir. O günlerde askerden yeni dönen Rupen Maşoyan ile birlikte Babıali’de, Reşit Efendi Han’daki Hagop Aprahamyan Matbaası’nda başyazarlığını Gobelyan’ın üstlendiği Tebibuçuk yıl sonra Luys [Işığa Doğru] haftalık dergisini çıkarırlar (1950). Bu dergi de bir parasızlıktan kapanır. Yervant Gobelyan o sırada yeni kurulmakta olan Ayk [Şafak] günlük gazetesinden aldığı davetle 1953’te Beyrut’a giderek gazetenin yayın yönetmenliğini üstlenir; Beyrut’taki Ermenice dergilerde öyküleri yer alır. 1954’te İstanbul’a geri dönerek Marmara gazetesinde çalışır, 1957’de tekrar Beyrut’a döner. Uzun süre Ispürk [Diaspora] haftalık dergisinin ve Sevan yayınevinin yayın kurulunda yer alır. 1965’te Avrupa’ya gitmek üzere geldiği İstanbul’da kalarak Marmara gazetesinin yazı işlerinde görev alır. Hagop Sıvaslıyan’ın çıkardığı Baykar [Mücadele] haGobelyan, gazeteciliğinin yanı sıra 1970’te Gobel Yayınevi’ni kurar. Portsank ftalık gazetesinin de başyazarlığını üstlenir. [Bela] haftalık mizah dergisini dokuz sayı yayınlar. İzleyen yıllarda iki yıl Jamanak [Zaman] gazetesinde, daha sonra yine Marmara gazetesinde çalışır.

Yervant Gobelyan yazmayı sürdürmekte, Ermenice ve Türkçe yazı ve araştırmaları haftalık Agos [Çığır] gazetesinde yayınlanmaktadır.

Eserleri

Yerani Te [Keşke], (Tebi Luys Yayını – 1948);
Khıcanıgarner [Mozaikler], (1968);
Aşkarhi İnnerrort Hıraşalikı [Dünyanın Dokuzuncu Harikası], (Gobel Yayınevi – 1972);
Yeraz Çunetsoğ Martig [Düşsüz Yaşayan İnsanlar], (Rışduni Karakızyan Edebiyat Dizisi – 1984);
Menk Anunı “Hay Dzağig” Tırink [Ermeni Çiçek Dedik Adına], (Nork Yayınevi – 1991);
Hoğov Mıgırdıvadzner [Toprakla Vaftiz Edilenler], (Nork Yayınevi – 1992);
Yotn Orı Heğ Mı [Yedi Günde Bir], (Nork Yayınevi – 1995);
Giaynki Lusantsken [Yaşamın Kenarından], (Aras Yayıncılık – 1998);
Memleketini Özleyen Yengeç (Aras Yayıncılık – 1998)

(norzartonk.org)

2011 sonrasının renkleri – Soli Özel

DÜN Balyoz davasının mahkemesi başladı. Yarın CHP’nin kurultayı yapılacak. Her iki gelişmenin de 2011’den sonra iyice belirginleşecek Türkiye tablosunun taşıyacağı renkleri belirleyecek unsurlardan olacağını düşünüyorum.
Balyoz davasının nasıl sonuçlanacağı, bu sonuca varılırken adalet sisteminin nasıl işleyeceği, savunma hakkının ne ölçüde kısıtsız olarak kullanılabileceği hukuk anlayışımız hakkında bir fikir verecek. Mahkeme başlamadan gerçekleşen hâkim değişikliğinin bir mide burkulması yarattığına kuşku yok.
Davayla doğrudan ilgilenenler dışında Balyoz davasıyla ilgili tüm dosyayı ekleri / belgeleriyle üstelik defalarca okumuş herhalde çok az sayıdaki kişiden biri Hürriyet Gazetesi yazarı gazeteci Sedat Ergin’dir. Ergin, ağustos ve eylül aylarında Balyoz dosyası ile ilgili 29 yazı yazdı. Dört gündür de Balyoz dosyasıyla ilgili yeni bulgularını okuruyla paylaşıyor. Dün çıkan yazısında Balyoz iddianamesinde darbe hazırlıkları içinde fiilen yer aldıkları iddia edilen üç subayın o tarihlerde yurtdışında bulunduklarını kanıtladıklarını ancak bu duruma rağmen suçlandıklarını belirtiyordu.
Orgeneral Doğan’ın kızı Pınar Doğan ve damadı Dani Rodrikde bu konuya ayırdıkları sitelerinde iddianamedeki çelişkilere ve olgu yanlışlarına dikkat çekiyorlar. Aile bağlarının gücü Türkiye gibi bir ülkede yabana atılacak gibi olmasa da Balyoz ile ilgili yayın yapan medya organlarında gerek Ergin’in analizlerinin gerekse Doğan ve Rodrik’in iddialarının derin bir sessizlikle karşılanmış olması insanı en azından düşünceye sevk ediyor.
Türkiye, askerlerin kendilerini ülkenin sahibi ve kurtarıcısı sanmalarından dolayı darbeyi hak görmelerinden yeterince mustarip olmuş bir ülkedir. Ancak bu olgu, böylesi önemli ve vahim iddialarla dolu bir davada da hukukun tüm inceliklerine riayet edilmesi gerekliliğini ortadan kaldırmaz. 2011’den sonra yeni Anayasa’yla birlikte tasarımı bitecek yeni Cumhuriyet’in hukukla ilişkisinin nasıl kurulacağı açısından bu davanın seyrinin tanımlayıcı önemde olduğu kanısındayım.
CHP’nin bitmek tükenmek bilmeyen kurultaylarından sonuncusu bir yandan bu partinin yeni Türkiye’de bir işlevi olup olmadığını belirleyecektir. Diğer yandan ilk sorunun cevabına göre Türkiye’deki siyasi dengesizliğin giderilmesinin mümkün olup olmayacağını bize gösterecektir.
CHP içindeki kavga bu partinin seçkinci, bürokratik, devletçi unsurlardan oluşan genetik yapısıyla bugünkü ülke konjonktürünün kendisine dayattığı yenilenme zorunluluğu arasındadır. Genetik yapısına mağlup olduğu takdirde CHP Türkiye’nin geleceğinde yer alamayacak, belki de 2011 seçimlerinden sonra iyice küçülecektir.
Dünya solunun derin bir düşünce ve program krizi içinde olduğu bir dönemde CHP’nin özgün bir sol programla ortaya çıkmasını beklemek herhalde hayalciliktir. İlkelde bu partinin kendi bünyesinde sivilleşme ve demokratikleşmeye inancı içselleştirmesi gerekecektir.
Bunun ötesinde AKP gibi kusursuz bir makine ritminde çalışan (Başbakan Erdoğan Wikileaks’teki Amerikan belgelerinde (workoholic) çalışma bağımlısı olarak tanımlanıyor) dinamik bir parti karşısında CHP, en başta çalışma enerjisine kavuşmak zorundadır. Bu enerjiyi yeni hedefler, yapılan işe inanç ve toplumda var olan hoşnutsuzlukları bir siyasi dalgaya çevirme becerisiyle ortaya çıkarabilir.
Bu aşamada CHP’nin tarihsel işlevi Türk siyasetindeki iktidar dengesizliğini düzeltebilecek bir siyasi projeyi geliştirebilmek, savunabilmek ve topluma mal edebilmektir. Bunun için kendi genetik yapısına karşı mücadelesini kazanmak zorundadır. Bu gerçekleşmediği takdirde 2011 sonrası Türkiye’si hukuk alanında malul kaldığı gibi siyasi güç dağılımında da topal olacaktır.

(Habertürk)

Galata Kulesi’nde 19 Aralık protestosu

Galata Kulesi’nde pankart asarak “Hayata Dönüş” operasyonlarını protesto eden Halk Cephesi üyesi 3 kişi gözaltına alındı.

Eylemcilerin dün CHP Beyoğlu İlçe Binası’nda da benzer bir protesto gösterisi yapmıştı.

Yaklaşık 1 saatlik eylemlerinin sonunda gözaltına alınan 1’i kadın 3 kişi, karga tulumba, araçlara bindirilerek polis merkezine götürüldü.

Göstericiler bu sırada ‘Adalet istiyoruz’ diye slogan attı. (Yeşil Gazete)

Önce Dinamo Kiev, ardından M. City

0

Avrupa’daki tek Türk takımı Beşiktaş, UEFA Avrupa Ligi 2. turunda Dinamo Kiev’le oynayacak. Siyah-beyazlılar, Türk takımlarının belalısı Dinamo Kiev’i elerse Aris-Manchester City galibiyle karşılaşacak.

Avrupa’daki tek Türk takımı olarak yoluna devam eden Beşiktaş’ın UEFA Avrupa Ligi’ndeki rakibi belli oldu.

İsviçre’nin Nyon kentinde çekilen kuraya göre Beşiktaş 3. tura yükselmek için Dinamo Kiev’le oynayacak.

Ukrayna temsilcisi Dinamo Kiev, E Grubu’nu 11 puanla lider bitirerek bir üst tura çıkmıştı. Başkent temsilcisi Dinamo Kiev, 19 haftası oynanan Ukrayna liginde Shakhtar’ın ardından 40 puanla ikinci sırada bulunuyor. Lucescu’nun takımı Shakhtar Donetsk, 52 puanla lider.

Dinamo Kiev, Avrupa kupalarında Türk takımlarının oldukça zorlandığı bir ekip. Kupalarda bugüne dek Türk takımlarına karşı yaptığı maçlarda büyük üstünlük kuran Dinamo Kiev, elemeli turlarda daha önce 6 kez Türk ekiplerle eşleşirken, bu eşleşmelerin 5’inde turu geçen taraf oldu.

Dinamo Kiev ile Avrupa arenasında 3. kez eşleşen Beşiktaş ise Ukrayna temsilcisi karşısında elemelerde tur geçen tek Türk takımı. Siyah-beyazlılar, 2002-2003 sezonunda UEFA Kupası 3. tur mücadelesinde eşleştikleri Dinamo Kiev karşısında İstanbul’daki 3-1 ve deplasmandaki 0-0’lık skorlarla tur atlamıştı.

Ukrayna ekibi, 1974-1975 sezonunda Avrupa Kupa Galipleri Kupası çeyrek finalinde Bursaspor’u, 1981-1982 sezonunda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası ilk turunda Trabzonspor’u, 1986-1987 sezonunda Avrupa Şampiyon Kulüpler Kupası 3. turunda Beşiktaş’ı, 2004-2005 sezonunda Avrupa Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda Trabzonspor’u ve 2006-2007 sezonunda Avrupa Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme turunda da Fenerbahçe’yi elemişti.

Dinamo Kiev, Türk takımlarına karşı 14 maçta 8 galibiyet, 4 beraberlik ve 2 yenilgi alırken, attığı 22 gole karşılık kalesinde 9 gol gördü.

Beşiktaş, Dinamo Kiev’i elemeyi başarırsa Aris-Manchester City galibiyle bir üst turda karşılaşacak.

UEFA Avrupa Ligi 2. turunda ilk maçlar 17 Şubat 2011, rövanşları ise 24 Şubat 2011’de yapılacak.

AMARAL SOĞUKTAN AĞLAMIŞTI
Kurayı değerlendiren Beşiktaş kaptanı İbrahim Üzülmez, ”Bizim için iyi bir kura. Amacımız avantajlı sonuç elde etmek. Kendi sahamızda alacağımız iyi bir sonuçla turu geçeceğimize inanıyorum” dedi.

Üzülmez, deplasmandaki maçta rakipten çok hava şartlarıyla mücadele edeceklerini kaydederek, ”Oynadığımız eski maçtan hatırlıyorum da Amaral saha içinde soğuktan ağlamıştı” diye konuştu.

ADALI: DİNAMO KİEV KOLAY RAKİP DEĞİL
Beşiktaş Asbaşkanı Serdal Adalı, kura çekimini değerlendirdi.

Serdal Adalı, ”Son 32’ye kalanlar arasında fark var tabii ama hepsi iyi takımlar. Dinomo Kiev kolay rakip değil ama Beşiktaş’ın yenemeyeceği bir takım da değil. İlk önce İstanbul’da oynayacağımız maça, sonra deplasmanda yapacağımız maça bakacağız” dedi.

Serdal Adalı, Beşiktaş’ın turu geçmesi halinde, 3. turda, Aris-Manchester City eşleşmesinden turu geçecek takımla karşılaşacağının hatırlatılması üzerine ise ”Çocuklar çıkacak, oynayacaklar. Ellerinden gelenin en iyisini yapacaklar” şeklinde konuştu.

AVRUPA’NIN EN TECRÜBELİ KULÜPLERİNDEN
Dinamo Kiev Avrupa’daki tecrübesiyle dikkati çekiyor. Avrupa’da adından sıkça söz ettiren Dinamo Kiev, Avrupa Şampiyonlar Ligi’nde 200, UEFA Kupası’nda ise bugüne dek 48 maça çıktı. Şampiyonlar Ligi’ndeki 200 maçta 88 galibiyet alan Ukrayna ekibi, bu mücadelelerde 42 beraberlik ve 70 yenilgi yaşadı.

UEFA Kupası ve UEFA Avrupa Ligi’nde ise 48 karşılaşmaya çıkan Dinamo Kiev, 17 galibiyet, 17 beraberlik ve 14 yenilgi elde etti. Geçmişte Avrupa Kupa Galipleri Kupası’nda da boy gösteren Beşiktaş’ın 2. turdaki rakibi, bu kupada oynadığı 30 maçta 20 galibiyet, 6 beraberlik ve 4 de yenilgi aldı.

Bu arada Ukrayna temsilcisi, 3 kez de UEFA Süper Kupa mücadelesine çıktı. Bu maçlardan 2’sini yitiren Dinamo Kiev, 1 kez kupayı müzesine götürdü.

SHEVCHENKO YUVAYA DÖNDÜ
Dinamo Kiev’in kadrosunda dünyaca ünlü futbolcu Andriy Shevchenko da bulunuyor.

Futbol yaşamına Dinamo Kiev’de başlayan ve burada gösterdiği performansla Avrupa takımlarının dikkatini çeken Shevchenko, İtalyan devi Milan’a transfer oldu. Milan’da attığı gollerle Avrupa’nın önemli forvetleri arasına giren Ukraynalı oyuncu, bu sefer İngiltere’nin önemli takımlarından Chelsea’ye geçti.

Chelsea’de istediği süreleri alamayan ve skorer kimliğini gösteremeyen golcü oyuncu, kısa süreliğine eski takımı Milan’da kariyerini sürdürdükten sonra yuvası olan Dinamo Kiev’e dönüş yaptı.

Tecrübeli oyuncu, UEFA Avrupa Ligi’nde grupta 3 maçta görev alırken, gol atma başarısı gösteremedi.

EN GOLCÜSÜ ARTEM MILEVSKIY
Ukrayna temsilcisinde UEFA Avrupa Ligi’nde en çok gol atan oyuncu ise Artem Milevskiy oldu.

Milevskiy, (E) Grubu’nda takımının oynadığı tüm maçlarda forma giyerken, 5 gole imza atma başarısı gösterdi. Grup mücadelesinde takımının Sheriff ile oynadığı maçlarda gol sevinci yaşayamayan Ukraynalı oyuncu, diğer karşılaşmalarda ise takımına gol kazandırdı.

ROMAN EREMENKO’NUN ASİSTLERİNE DİKKAT
Dinamo Kiev’de dikkat edilmesi gereken bir diğer oyuncu ise asistleriyle takımına önemli katkı sağlayan Roman Eremenko oldu.

Eremenko, grup mücadelesinde takım arkadaşlarını 5 kez gol noktalarında buluştururken, 1 kez de rakip fileleri havalandırmayı başardı.

15 YABANCI OYUNCUSU VAR
Dinamo Kiev, kadrosunda 15 yabancı oyuncu bulunduruyor. Ukrayna temsilcisinin kadrosunda şu oyuncular yer alıyor:

Kaleciler: Olexandr Shovkovskiy, Stanislav Bogush, Maxym Koval, Artur Rudko, Denys Boyko, Artem Kychak.

Savunma: Danilo Silva (Brezilya), Betão (Brezilya), Goran Popov (Kıbrıs Rum Kesimi), Taras Mikhalik,  Andriy Nesmachniy, Yevhen Khacheridi, Leandro Almeida (Brezilya), Artem Sukhotskiy.

Orta Saha: Tiberiu Ghioane (Romanya), Ognjen Vukojevic (Hırvatistan), Facundo Bertoglio (Arjantin), Denys Garmash, Oleh Gusev, Gerson Magrao (Brezilya), Roman Eremenko (Finlandiya), Badr El Kaddouri (Fas), Milos Ninkovic (Sırbistan), Ayila Yussuf (Nijerya), Vladislav Kalitvintsev.

Forvet: Andriy Shevchenko, Andriy Yarmolenko, Artem Milevskiy, Andre (Brezilya), Frank Temile (Nijerya), Artem Kravets, Roman Zozulya, Guilherme (Brezilya)

Bu arada, Ukrayna ekibinin başında teknik direktör Oleh Luzhny bulunmasına rağmen, Ukraynalı teknik adamın görevinden ayrılabileceği öğrenildi.

1927 YILINDA KURULDU
1927 yılında kurulan mavi-beyazlı takım, maçlarını 16 bin 873 kişi kapasiteli Valeriy Lobanovskiy Stadı’nda oynuyor.

Avrupa’da 2 kez kupa sevinci yaşayan Dinamo Kiev, 1975 ve 1986 yıllarında Kupa Galipleri Kupası’nda mutlu sona ulaşırken, 1975 yılında da UEFA Süper Kupa’yı müzesine götürdü.

Eski SSCB’de ligde 13 şampiyonluğu bulunan Ukrayna ekibi, 9 kez kupa ve 3 kez de Süper Kupa’yı kazandı. SSCB’nin dağılmasının ardından Ukrayna’da mücadele eden mavi-beyazlı ekip, kendi ülkesinde ise 13 şampiyonluk, 9 Ukrayna Kupası ve 4 Ukrayna Süper Kupası’nı kazandı.

Öte yandan Dinamo Kiev bu sezon kendi liginde 19 maçta 12 galibiyet, 4 beraberlik ve 3 mağlubiyet alıp 40 puan topladı ve 52 puanlı Shakhtar Donetsk’in ardından ikinci sırada kendine yer buldu. (Ntv)

Kürtçe şarkı okumadı diye öldürüldü

Mersin’deki bir barda bir kişi istediği Kürtçe şarkıyı seslendirmeyen şarkıcı Sarp Öztürk kurşun yağmuruna tutarak öldürdü.

Mersin’de eğlenmek için gittiği türkü barda iddiaya göre istediği Kürtçe türkünün söylenmemesine öfkelenen oto galerici Metin Baydar, dehşet saçtı. Tartışarak ayrıldığı barı kapanma saatinde silahla basan Baydar, istediği türküyü söylemeyen 38 yaşındaki Sarp Öztürk’ü öldürdü, gitarist Göktay Okçu ve garson Ramazan Koç’u ise yaraladıktan sonra kaçtı.

Olay, saat 02.00 sıralarında Adnan Menderes Bulvarı üzerindeki, Derviş Tümüklü’nün sahibi olduğu DT Jasmin Türkü Bar’da meydana geldi. Mersin’de oto galericiliği yapan Mardinli Metin Baydar, yeğeni Ş.P. ile birlikte dün saat 23.00 sıralarında eğlenmek üzere buraya gitti.
Alkol alıp gecenin ilerleyen saatlerine kadar yeğeniyle eğlenen Metin Baydar, bir ara sahnedeki türkücü Sarp Öztürk’ten Kürtçe söylemesini istedi. Ancak, iddiaya göre Sarp Öztürk, Kürtçe türkü bilmediğini dile getirerek bu isteği yerine getiremedi.

İsteğinin yerine getirilmemesine sinirlenen ve barda kaldığı süre içinde müzisyenler ve çalışanlara sataştığı öne sürülen Metin Baydar, yeğeniyle birlikte saat 01.00 sıralarında bardan ayrıldı.

DEHŞET SAÇTI
Yaklaşık bir saat aradan sonra geri gelen Metin Baydar, kapanmak üzere olan barı tabancayla bastı. Silahını çekerek bara giren Metin Baydar, evine gitme hazırlığındaki, evli ve 1 çocuk babası Sarp Öztürk, gitarist 38 yaşındaki Göktay Okçu ve garson 21 yaşındaki Ramazan Koç’un üzerlerine kurşun yağdırdıktan sonra olay yerinden kaçtı.

Silah sesleri üzerine polis alarma geçerken, kan gölüne dönen DT Jasmin Türkü Bar’dan ağır yaralı çıkarılan türkücü Sarp Öztürk, gitarist Göktay Okçu ve garson Ramazan Koç hastanelere kaldırıldı.

Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’ne götürülen ve karın boşluğu ile göğsüne 2 kurşun isabet ettiği belirlenen Sarp Öztürk, müdahalerere rağmen yaşamını yitirdi.

Sağ bacağından yaralanan gitarist Göktay Okçu Mersin Devlet Hastanesi’ne, kalçasından yaralanan garson Ramazan Koç ise Toros Devlet Hastanesi’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Sağlık durumu iyi olan garson Ramazan Koç, “Bir anda silahla içeri girerek etrafa kurşun yağdırdı. Kendimi yere atarak canımı zor kurtardım” dedi.

ALBÜM HAZIRLIĞINDAYDI
Kürtçe türkü söylemediği iddiasıyla öldürülen Sarp Öztürk’ün çevresinde son derece sevilen ve beğenilen bir sanatçı olduğu belirtildi.
Sanatçının kendisine ait Facebook sayfasında 500 kişiden oluşan bir hayran grubu yer alıyor. Kişisel sayfasında Neşet Ertaş, Cem Karaca, Onur Akın, Latif Doğan, Haluk Levent, Kıvırcık Ali, Güler Duman gibi bir çok ünlü sanatçı ile de birlikte çektirdiği fotoğrafları bulunan Sarp Öztürk’ün, bir albüm çalışması içinde olduğu belirtildi.

CENAZESİ BUGÜN

Olayla ilgili soruşturma çok yönlü sürdürülürken, kaçan Mardinli galerici Metin Baydar her yerde aranıyor. Sarp Öztürk’ün cenazesi öğleden sonra Mersin Cemevi’nden kaldırılacağı bildirildi. (DHA)

Irkçılık servet kazandırdı

0

Almanya’da ırkçı söylemlerin yer aldığı “Almanya Kendini Yok Ediyor” kitabının yazarı Thilo Sarrazin, 3 Milyon Euro’ya yakın gelir elde etti.

Eski Almanya Merkez Bankası Yönetim Kurulu üyesi Thilo Sarrazin yazdığı “Almanya Kendini Yok Ediyor” kitabı sayesinde zengin oldu.

Sadece Almanya’da 1,2 milyon satan kitabın tahmini getirisi 3 Milyon Euro’yu buluyor.

Alman İkinci Kanalı ZDF’de bir tartışma programına katılan Sarrazin, kitap sayesinde milyoner olduğunu açık seçik doğrulamadı ama, tahmin edilenden daha fazla kazanç sağladığını ima etti.

Beklenmeyen zenginliğin hayatını şimdilik değiştirmediğini ifade eden Sarrazin, “Berlin’de maliye senatörü olduğu yıllarda neden entegrasyon gibi önemli konularda konuşmadığı” sorusuna, “O zaman Berlin bütçesinin denkleşmesi gibi başka işlerle uğraşıyordum. Bundan sonra Merkez Bankası hakkında da kitap yazmayı düşünmüyorum. Zaten çok sıkıcı olur” şeklinde yanıt verdi.

Müslüman göçmenlerin Avrupa değerlerine ve sistemine uyum sağlamadığını, Müslümanlar’ın artan nüfusunun tehlike olduğunu ırkçılığa varan sözlerle iddia eden Thilo Sarrazin, saygınlılığına zarar verdiği gerekçesiyle Alman Merkez Bankası’ndaki görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı. İstifası karşılığında Sarrazin, Alman Cumhurbaşkanı’ndan ek emeklilik geliri sözü almıştı.

“Almanya Kendini Yok Ediyor” adlı 461 sayfalık kitabında, Avrupa toplumlarının “İslamlaşma tehlikesi” altında olduğunu savunan Sarrazin, uyum konusunda yaşanan sorunların eğitim ile çözülemeyeceği, bunların İslam kültüründen kaynaklandığı görüşünü savunmuştu. Sarrazin “Yahudiler’in tümü belirli bir geni paylaşıyor. Basklar’ın genleri de diğer Avrupa halklarından farklı” diyerek Almanya daki entegrasyon ve ırkçılık, ayrımcılık tartışmalarını alevlendirmişti. İstifasının ardından çok sayıda toplantıya katılan Sarrazin son olarak Almanya’ya göçün tamamen durdurulmasını istemişti. Sarrazin hala Sosyal Demokrat Parti SPD üyesi. (Ntv)