Ana Sayfa Blog Sayfa 5330

Haftanın tortusu

* 2010 gitti, 2011 geldi. Her kanalda yine tacizci görüntüleri vardı. Ben bunun bir ayin şeklini aldığını ve bir tacizin de kanallar üzerinden yaşandığını düşünmeye başladım artık. Mağdur kadınlar, defalarca görüntüye getirilerek tekrar tekrar mağdur ediliyor. Kanallar da bundan zevk alıyor gibi gözüküyor.

* 2010 yılını hükümet ile askerin en büyük birlikteliği olan MGK’nın yayınladığı bildiri ile tamamladık. Burada hükümet ile askerin nasıl da uyum içerisinde olabildiğini gördük bazı konularda. Hangi konular derseniz, son “İki Dil” meselesi bir yana konu AKP ve sosyal çevresi dışında birine özgürlük olduğunda bu iki kurum mutlaka ve mutlaka özgürlüğe karşı barikatta yer alıyorlar. İki dil meselesi de o kadar karıştı ki artık, kim neyi istiyor, kim neye karşı çıkıyor, iki dilli bir hayat zaten yaşanmıyor mu bu ülkede belli değil. Kilis’te her tabela 3 dilli. Türkçe, Arapça ve İngilizce. Neden? Sınır kapısı orası, Arapça konuşan insanlar yaşıyor ve Türkiye’de bir il. E konu Diyarbakır ve Kürtçe olduğunda mı sorun oluyor? Hastanenin tabelasında Kürtçe hastane yazınca MGK tehdit hissediyor kendisine? Bunun böyle olması ideal değil mi? Milletçe derdimiz sosyal hayatta iki dil değil de, sosyal hayatta Kürtçe olmasın sakın?

* Aylık kirası 39 bin lira olan villa. Çankaya’da, Dışişleri Bakanı’nın oturduğu villanın kirasının 39 bin lira olduğu ortaya çıktı. Yılda yarım milyon lira neredeyse. 24 ay vadeli, ayda 40 bin lira taksitle bir milyon liraya bir villa mı alsalardı acaba bakana? Bir de asıl bir soru var sanırım sorulmayan: O villanın sahibi olan Kayserili iş adamı Ahmet Hattat kim? 18 ayda sadece 702 bin lirayı kiradan kazanan bu iş adamı büyük bir “iş” yapmış gibi görünüyor.

* Hakim ve savcıların da fişlendiği ortaya çıktı. Halbuki, 12 Eylül Referandumunda fişlemelerin kalkması için oy vermedi mi halkın bir bölümü? Hani bitmişti fişleme? Hakimlerin ve savcıların nelerine bakılıyormuş? İçki ve kumar düşkünlüğüne. Giyim ve kuşamına. Şimdi bir kere kumar yasak değil mi ülkede? Onu geçelim ve bir soru soralım: Sizce Adalet Bakanlığı’nın listesi ile ortaya çıkan HSYK şarap içen kişiyi mi atar yoksa üzüm yiyeni mi? Artık bu haberden sonra hiçbir hakim ya da savcı adayı istediği gibi yaşayamayacak kendimizi kandırmayalım. Tektipleştirme daha da katı bir şekilde ortaya çıkacaktır. Biz hala totoliterliği başka yerlerde arayalım.

* Boğaziçi Üniversitesi Öğrenci Konferansını iptal etti. Normal şartlarda 5 Ocak 2011 günü, Boğaziçi Üniversitesi’nde bir konferans düzenlenecekti. Muhalif öğrenci gruplarından Gençlik Muhalefeti’nin, Öğrenci Kolektifleri’nin, TKP’li Öğrenciler’in, Emek Gençliği’nin, Genç-Sen’in, Eğitim-Sen’in, Öğretim Elemanları Derneği’nin ve Üniversite Konseyleri Derneği’nin katılacağı konferansa verilen izin üniversite tarafından geri çekildi. Ne yapacaktı öğrenciler? Konuşacaktı. Biraraya gelip, üniversiteleri hakkında konuşacaktı. Ne yapıldı? Konuşmaları engellendi. Hepsinin konuşması engellendi. Ana haberlerde gördünüz mü? Milletvekilleri açıklama yaptı mı? AKP’ye bağlı köşe yazarları öğrencilerin susturulması ile ilgili yazı yazdılar mı? Akademik bağımsızlık falan dile geldi mi? Gelmez. Bunların gerçekleşmesi için o öğrencilerin hikayenin mağduru değil, birilerinde “suçlusu” olması gerekirdi. “Öğrenciler yumurta atmasın, fikir beyan etsin! Tabii izin verirsek…”

* Ali Babacan, Kemal Kılıçdaroğlu’ndan şikayetçi oldu. Çok gündeme gelmedi ama Ali Babacan, mealen şöyle bir cümle kullandı: “Kemal Kılıçdaroğlu konuştukça, kredi notumuz daha da düşebilir!” Kemal Kılıçdaroğlu kim? Anamuhalefet lideri. Anamuhalefet lideri konuşmasın diyen bir bakan. Ne kadar güzel değil mi? Nasıl bir ülke hayal ediyor sizce AKP’li bakan?

*  “Sağ parlamenyoya karşı, oylar CHP’ye”. Durun hemen heyecanlanmayın. Benim sözüm değil bu. Ben de çok şaşırdım bunu okuduğumda. Haftanın en akılda kalan haberlerinden biri buydu. Şimdi aslında kimsenin geçmişi falan dert değil. Olmamalı da. İnsanların beyanları esas olmalı. Fakat, referandumun sonrasında Başbakan’dan teşekkür alan bir partinin geçmişte yaptıklarının üzerini bu kadar iyi örtebilmesi gerçekten ilgi çekiciydi. Meğerse DSİP “Sağ parlamentoya karşı, oylar CHP’ye” sloganını kullanmış bir zamanlar. Bu partinin simge kişilerinden bir tanesi yazdığı her iki yazıdan birinde 1940 öncesi bir olayı konu alıp, o zaman yazılmış yazılara eleştiriler sıralıyor. Yani bu geçerli bir yöndem. E durum bu olunca 15 sene öncesinin konuşulması da çok garip değil. Faşizme ve şeriata karşı oylar CHP’ye diyenler, daha sonra oylar ÖDP’ye diyenler şimdi kendilerine karşı çıkan herkesi CHP’lilikle, askerin peşinde koşmakla suçluyorlar. Enteresan değil mi? Suçladıkları kişilerin Kemalist olup olmadıklarını bilemem ama bir dönem DSİP’in Baykal’ın CHP’sini desteklediği çok açık.

* Yeşil Gazete’ye magazin bölümü eklendi. Yeşil Gazete’de yayınlanan yazıları düzenli olarak okuyorsanız bir dedi-kodu yazarımızın olduğunu görürsünüz. Spor yazılarından sonra magazine de çengel attık. Kim ne dedi, ne eyledi öğreneceğiz artık.

Yeşil Gazete ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

Postlethwaite hayatını kaybetti

Fanny Armstrong’un küresel ısınma üzerine 2009’da yaptığı “Aptallık Çağı” belgeselinin “Arşivci”si İngiliz aktör Pete Postlethwaite öldü.

Ünlü oyuncu Pete Postlethwaite 7 Şubat 1945 tarihinde İngiltere’de doğdu. Babam için, Amistad ve Başlangıç gibi birçok filmde rol alan İngiliz aktör Pete Postlethwaite 65 yaşında hayatını kaybetti.

1993 yapımı “In the Name of the Father (Babam için) filmiyle dünya çapında üne kavuşan ve bu filmdeki rolüyle “en iyi yardımcı erkek oyuncu” kategorisinde Oscar’a aday gösterilen Pete Postlethwaite, kansere yenik düşerek 65 yaşında hayatını kaybetti. Postlethwaite’in yakın arkadaşı ve aynı zamanda gazeteci olan Andrew Richardson, aktörün Shropshire’daki bir klinikte pazar günü öldüğünü açıkladı.

“Amistad” ve “The Lost World: Jurassic Park” filmlerinde rol aldığı yönetmen Steven Spielberg, Postlethwaite’ı “Dünyanın en iyi oyuncusu” diye tanımlamıştı.

Postlethwaite, son olarak geçen yıl gösterime giren ve son yılların en başarılı yapımları arasında gösterilen Christopher Nolan’ın bilim-kurgu filmi “Inception” (Başlangıç)’da rol almıştı.

Politik olarak da aktif olan aktör, Irak savaşı karşıtı görüşleri ve küresel ısınmayla mücadele etkinliklerinde yer alıyordu. Fanny Armstrong’un küresel ısınma üzerine 2009’da yaptığı yarı kurmaca belgesel filmi Aptallık Çağı’nda (Age of Stupid) tek kurmaca karakter olan “Arşivci”yi de canlandıran oyuncu, evinin elektriğini bir yel değirmeni kullanarak üretiyordu. Pete Postlethwaite, eşi ve iki çocuğuyla birlikte İngiltere’nin batısındaki Shropshire’da yaşıyordu. (DW, Yeşil Gazete)

LOÇ Vadisi’nde zafer doğanın!!

LOÇ Vadisi direnişinin 27. gününde, mahkeme Vadi’nin kurtuluşuna yönelik olarak yürütmeyi durdurma kararı verdi. Şirket önünde oturma eylemi esnasında alınan haberle birlikte eylemciler sevinç gösterilerinde bulundular.  “Or-ya enerji topraklarımızı ve suyumuzu alamadın” şeklinde slogan atan eylemciler mutluluklarını dile getirdiler.

(Yeşil Gazete)

Üniversitede porno tez ilişik kestirdi

Bilgi Üniversitesi’nde bitirme projesinde porno film çekilmesinin haber olmasından sonra üniversite bir öğretim üyesi ve iki öğretim görevlisinin ilişiğini kesti.

Akademik özgürlüğü porno film çekerek test etmek isteyen öğrencinin haberinin yankıları sürüyor.

Tempo dergisinden Işıl Cinmen’in Bilgi Üniversitesi Görsel tasarım bölümünde okuyan Deniz Özgün’ün bitirme projesi olarak kampüste porno film çektiğini ve D notu alarak sınıfı geçtiğini haber yapmıştı.

Bilgi Üniversitesi bu haberin ardından son olarak üç akademik personelin üniversite ile ilişiğinin kesildiğini açıkladı.

Açıklamada şunlar denildi;

“Değerli Bilgililer,

Ocak 2011 tarih ve 24-1123 sayılı Tempo dergisinde yayımlanan haberi takiben yapılan ön soruşturma neticesinde, olayda sorumluluğu tespit edilen bir öğretim üyesi ile iki öğretim görevlisinin Üniversitemiz ile ilişikleri kesilmiştir. Konuya dair kurum içi idari soruşturma sürmekte olup, yasal mercilere başvuruda bulunulmuştur.

Üniversite mensuplarımız ve kamuoyuna saygı ile duyurulur.

Rektörlük”

Üniversitenin ayrıca Görsel Sanatlar bölümünü kapattığı gelen bilgiler arasında. İlişiği kesilen akademik üyelerin Görsel Tasarım bölümü kurucu Prof Dr. İhsan Derman, Ali Pekşen ve Ahmet Atıf Akın olduğu öğrenildi.

Konuyla ilgili dipnot.tv’ye açıklama yapan Derman olayla ilgili, “Ben ahlak polisi değilim ki. Ben ona konuyu belirlediğinde telkinlerde bulundum. Zor bir konu olduğunu, zorlanabileceğini belirttim. Fakat yaparım dedikten sonra ise her öğrencime davrandığım gibi davrandım. Sonuçta biz projelerin videoların içeriğine karışmıyoruz. Bu videoları teknik olarak değerlendiriyoruz. Verdiğim not da teknik yeterlilik ile ilgili. Porno projesi olması benim değerlendirmemi değiştirmedi.

Bilkent Üniversitesi’nden gelip bu bölümü kuran kişi benim. Şimdi okuldan bana, şahsıma hiçbir açıklama yapılmadı. Genel bilgi mailine konuyla ilgili 3 öğretim görevlisinin işten atıldığına dair bir mail atıldı. Bu maile göre benimle birlikte jüride bulunan Ali Pekşen ve Ahmet Atıf Akın’ın üniversite ile ilişkisi kesildi” dedi.

Tez için porno film çeken Özgün bunu üniversitedeki özgürlüğü test etmek için yaptığını söylemişti. Derman fikrini, “Bir yaşlının hazin hikâyesi, kedinin sevimli patileri, eski çağda kadın, yeni çağda zaman gibi konuların beni motive etmediğini fark ettim. Öyle bir şey yapayım ki, senelerdir kafamıza sokulan akademik özgürlüğün sınırlarını göreyim istedim. Çünkü üniversite demek, kullanılmayan müthiş bir özgürlük alanı demek. İleride porno yönetmeni olmayacağıma göre, -zaten istesem de olmaz; çünkü ticari olarak porno çekmek yasal değil- bunu yapabileceğim tek yer okuldu.

Burada, kimseye zarar vermiyorsan her şey akademik koruma içindedir. Sınırların nereye dayanacağını merak ettim; hem beni, hem ekibi, hem hocaları, hem üniversiteyi, hem de özgürlüğün limitlerini zorlayacak olanın da porno olduğuna karar verdim” sözleriyle savunmuştu. (Ntv)

Hükümeti protesto edene yurt da yok

Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde AK Partili Burhan Kuzu’ya yapılan yumurtalı protesto nedeniyle bir öğrenciye YURT-KUR tarafından soruşturma açıldı.

Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü Siyasal Bilgiler Fakültesi’nde aralık ayında, “Türkiye’de Anayasa Sorunu” konulu toplantıda Burhan Kuzu’ya yumurtalı protesto yapılması nedeniyle, Ankara Üniversitesi Coğrafya Bölümü 1. sınıf öğrencisi Tayfun Yıldırım’a YURT-KUR tarafından soruşturma açıldı.

Yıldırım hakkında, “Milli birlik ve bütünlük duygularını zedeleyici veya bozucu maksatla bayrak ve sembol asmak, kullanmak, marşlar söylemek, açlık grevinde bulunmak, oturma eylemi yapmak, pankart taşımak veya asmak, ideolojik veya politik amaçlı gösteri, toplantı-tören düzenlemek, demeç vermek” suçlamalarıyla hakkında yurttan süresiz çıkarılma cezası ile soruşturma açıldı.

Yıldırım, “Orada demokratik haklarımızı kullandık. Burnu kırılan Miraç benim arkadaşımdı. Ağır suçlamalarla karşı karşıyayım. Şu an yurttan atılmadım. Savunma verdim bir hafta içerisinde sonuçlanacak” dedi.

Tayfun Yıldırım’a gönderilen savunma formunda şunlar yer alıyor:

“08.12.2010 tarihinde Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü Siyasal Bilgiler Fakültesi Konferans salonunda Mülkiyeliler Birliği ve Fakülte öğrencilerinin oluşturduğu Mülkiye Sosyal Araştırma Topluluğu tarafından müştereken “Türkiye’de Anayasa Sorunu” konulu toplantıya, saat 14.20’de Prof. Dr. Burhan Kuzu’nun salona girmesi ve konuşma yapacağı kürsiye gelişi sırasında salon içerisinde bulunan öğrenci grubu tarafından Prof. Dr. Burhan Kuzu hedef alınarak yoğun bir şekilde yumurta, su dolu pet şişe, konfeti ve ayakkabı atıldığı, sizin de bu öğrenci grubu içerisinde olduğunuzun tespit edildiği Ankara Valililği Emniyet Müdürlüğü’nün ilgili yazısı ile bildirilmiştir.

Ayrıca içinde bulunduğunuz grubun “AKP Üniversiteden defol- AKP’den hesabı Üniversiteliler soracak-Kuzu Amerikaya Fettullahın Yanına-Üniversiteler bizimdir bizimle özgürleşecek- bebek katili Tayyip Erdoğan” şeklinde yoğun bir şekilde slogan atılarak Prof. Dr. Burhan Kuzu’nun konuşma yapması engellendiği” Kollektif Yumurta Şenliğine Hoşgeldiniz-Hesap soruyoruz (öğrenci kollektifleri ) ibareli pankart, “Gelecek biziz,biz değiştireceğiz Gençlik Muhalefeti” ve İstanbul ilinde müdahale sırasında darp edildiği iddia edilen erkek şahsın fotoğrafının bulunduğu dövizlerin de açıldığının görüldüğü ilgili yazıda bildirilmiştir.

Yurt idare yönetmeliğinin 23\f maddesi “Milli birlik ve bütünlük duygularını zedeleyici veya bozucu maksatla bayrak ve sembol asmak, kullanmak, marşlar söylemek, açlık grevinde bulunmak, oturma eylemi yapmak, pankart taşımak veya asmak, ideolojik veya politik amaçlı gösteri, toplantı-tören düzenlemek, demeç vermek”  gereği “Yurttan Süresiz Çıkarma Cezası” ile cezalandırılmanız gerekmektedir.”

Celal Bayar Üniversitesi’ndeki olay

Bu arada Celal Bayar Üniversitesi (CBÜ) Rektörü Prof. Dr. Mehmet Pakdemirli de, bir süre önce kendisine yönelik protesto gösterisi yapan öğrencilere yönelik, üniversite yönetiminin açtığı bir soruşturma olmadığını söyledi.

Prof. Dr. Pakdemirli, üniversitede ring seferleri başlaması dolayısıyla düzenlenen törende, gazetecilerin, “protestocu öğrencilerin durumuna ilişkin” sorusu üzerine, şimdiye kadar kendilerince herhangi bir işlem yapılmadığını belirtti.

Öğrenciler için “geceyi gündüze katarak çalıştıklarını” ifade eden Prof. Dr. Pakdemirli, “Bu öğrencilerle ilgili şu ana kadar CBÜ yönetimi tarafından açılmış bir soruşturma yok. Ancak basın açıklaması yapan öğrencilerimizden birisinin Dokuz Eylül Üniversitesinde (DEÜ) bir yaralama olayına karışmış olduğu tespit edildi. İzmir Emniyet Müdürlüğü’nden gelen bir şikayet var, ilgili birime havale ettik. 1-2 hafta önce DEÜ’de bir olaya karışmış. Eğitim ve öğretimi zorla engellemek, darp, terör örgütü lehine propaganda yapmak iddiasıyla gözaltına alınmış. 3 gün sonra da serbest bırakılmış. Hakkında dava açılıp açılmayacağı konusu İzmir Adliyesi tarafından değerlendiriliyor. Öğrenci biyoloji bölümü 2. sınıfa devam ediyor” dedi.

Prof. Dr. Mehmet Pakdemirli, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın ziyareti öncesinde eylem yapmak isteyen öğrencilere izin vermediği gerekçesiyle, Türkiye Gençlik Birliği (TGB) üyesi bir grup öğrenci tarafından protesto edilmişti.

8 Mart cezasına yargı ‘dur’ dedi

Dünya Kadınlar Günü’nde sergi açan üç öğrenciye verilen uzaklaştırma cezasını, mahkeme durdurdu. Öğrenciler sınavları kaçırdığı için mağdur.

Şeyda Şahin (solda) ve Neslihan Cihan fotoğraf sergisi açtıkları için okuldan uzaklaştırma cezası aldılar. Ulaş Karaşar ise ekonomik krizin etkileriyle ilgili bir toplantı yüzünden ceza alan öğrencilerden.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü dolayısıyla okulda fotoğraf sergisi açan üniversitelilere verilen ‘uzaklaştırma’ cezasını yargı durdurdu.

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi Neslihan Cihan, Matematik Bölümü 4’üncü sınıf öğrencisi Şeyda Şahin ve Ziraat Mühendisliği 4’üncü sınıf öğrencisi İlayda Çengel, geçen 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedeniyle fakülte kafeteryasında, çeşitli dergilerde yayımlanan kadın fotoğraflarından oluşan sergi açtı.

Öğle tatilinde gerçekleştirilen ve yaklaşık 45 dakika kafeteryada açık kalan sergi daha sonra toplandı. Üniversite yönetimi üç öğrenci hakkında ‘izinsiz resim sergisi açtıkları’ gerekçesiyle, Yüksek Öğretim Kurumları Öğrenci Disiplin Yönetmeliği’nin 9/f-j maddeleri gereğince soruşturma başlattı. Rektör Prof. Dr. Hüseyin Akan başkanlığında toplanan Üniversite Disiplin Kurulu, haziran ayında aldıkları kararda üç öğrenciye bir yarı yıl uzaklaştırma cezası verdi.

Bunun üzerine Neslihan Cihan ve arkadaşları Samsun 1’inci İdare Mahkemesi’ne başvurarak alınan kararın iptali ve yürütmenin durdurulmasını talep etti. 10 gün önce İdare Mahkemesi, öğrencilerin ‘maddi ve manevi yönden olumsuz olarak etkileneceği ve telafisi imkânsız zararın doğacağı açık olduğundan’ yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Kararın ardından tekrar üniversiteye dönen öğrenciler bu kez sınavları kaçırdıkları için mağdur oldu.

Neslihan Cihan, üniversitelerde baskıların arttığını ileri sürerek, “Biz sadece kadınlara karşı uygulanan şiddete, haksızlığa dikkat çekmek için kadın fotoğraflarının yer aldığı sergi açtık. Hiçbir olay çıkmadı. Daha sonra biz fotoğraflarımızı topladık. Fotoğraf sergisi suç sayıldı” dedi.

Şeyda Şahin de, “Bizler üniversiteli kadınlar olarak ulaşımda, eğitimde, barınmada erkeklere oranla iki kat daha fazla zorluk çekiyoruz. Yaşadığımız bu sorunları anlatmak isteyince de hakkımızda soruşturma açılıyor” diye konuştu.

Toplantıya da ceza
Tıp Fakültesi 1’inci sınıf öğrencisi Ulaş Karaşar ise, öğlen saat 12.30’da Fen- Edebiyat Fakültesi A.102 no’lu amfide toplantı yaptıklarını belirterek, “Burada yaptığımız toplantıda ekonomik krizin üniversiteli öğrencilerin üzerinde etkileri hakkında sohbet ediyorduk. Sonra özel güvenlikçiler geldi. Biz de dağıldık. Yedi kişi bir yarı yıl, 15 kişi de 1 hafta uzaklaştırma cezası aldı. Yedi kişi mahkeme kararıyla 3 hafta sonra tekrar okula geri döndük” dedi.

Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Rektörlüğü’nün, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü protesto eden 40 öğrenciye ‘uyarma’, YÖK’ün kuruluş yıldönümü nedeniyle yapılan eylem nedeniyle 25 öğrenciye ‘bir yarı yıl uzaklaştırma’ cezası da verdiği ortaya çıktı. (Radikal)

Mısır’da iç savaş tehlikesi

Mısır’da 21 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırının ardından Hıristiyan toplumu sokaklara döküldü. Kahire’de gerçekleşen gösteride çıkan çatışmalarda 42 kişi yaralandı.

Mısır’da cumartesi günü yaşanan bombalı saldırıda hedef alınan Hıristiyan azınlığın üyeleri dün akşam polisle çatıştı.

İskenderiye şehrinde 21 kişinin ölümüyle sonuçlanan kilise saldırısı sonrasında hükümete yönelik tepkili olan şehirdeki Hıristiyanlar, dün ilk olarak saldırın gerçekleştiği kilise de bir anma ayini düzenlediler.

Ayin sonrasında yürüyüşe geçen kalabalık başta başbakan Mübarek olmak üzere yetkililere karşı öfke dolu sloganlar attılar.

KAHİRE DE 42 YARALI
Mısır’ın başkenti Kahire’nin Abbasiye semtinde bulunan Abbasiye Katedrali önünde İskenderiye’deki patlamayı protesto etmek için toplanan Hristiyan göstericilerin ise, polis ve askerlerle çatıştığı, olaylarda 42 kişinin yaralandığı bildirildi.

Mısır’da Arapça yayımlanan Youm El Seba Gazetesi’nin internet sitesinde yer alan habere göre, akşam saatlerinde kilise önünde toplanan öfkeli göstericiler, polis ve askerlere şişe ve taşlarla saldırdı. Polisin olaya müdahale etmesiyle birlikte çatışma çıktı. Aralarında polis ve askerlerin de bulunduğu 42 kişi yaralanarak hastanelere kaldırıldı.

Haberde yaralılardan 6’sının durumunun kritik olduğu belirtildi.

Kahire’de Hıristiyan toplum liderlerine baş sağlığı mesajları dileyen idari ve emniyet yetkililerin tartaklandığı da belirtiliyor.

Bu arada Mısır polisinden yapılan açıklamada saldırılarla ilgili bazı şüphelilerin ele geçirildiği bildirildi.

EL KAİDE ÜSTLENMEDİ
Saldırı sonrasında yapılan açıklamlarda, olayın dış güçlerce düzenlendiği söylenmişti. Şüphelerin yoğunlaştığı El Kaide ise saldırıyı üstlenmedi. (ajanslar)

‘Irak’ta dul sayısı arttı, çok eşlilik geri geldi’

0

İngiliz Timesgazetesi bugün Irak savaşının sebep olduğu ilginç bir duruma dikkat çekti.

“Dul sayısının artışı, çok eşliliği geri getirdi” başlıklı haberde, Irak’ta 2003 yılındaki işgalden bu yana süren çatışmalarda hayatını kaybeden onbinlerce kişiden büyük çoğunluğun erkek olmasının, ülkedeki dul kadın sayısında büyük artış ortaya çıkardığı anlatılmış.

Bu durumun beraberinde getirdiği uygulama ise dul kalan kadınların, halihazırda evli bir erkeğin ikinci eşi olarak onunla evlenmesi olmuş.

Böylece Irak’ta savaş öncesinde kaybolmaya yüz tutmuş çok eşlilik, savaş sebebiyle yeniden ortaya çıkmış.

1000 dolarlık destek

Birden çok kadınla evlenme uygulamasının ülkedeki İslami partiler tarafından desteklendiğinin anlatıldığı haberde, ikinci eşle evlenen erkeklere bu partiler tarafından 1000 dolarlık yardım yapıldığı belirtilmiş.

Times’in haberinde savaşta kocasını kaybeden, 35 yaşındaki beş çocuk annesi Manar Muhammed’in şu sözlerine yer verilmiş:

“Benim için ikinci kadın olmak tabi ki zor birşey, ancak böylece hiç değilse beni koruyacak ve çocuklarımın yetişmesini sağlayacak bir kocam var.” (BBC)

39 bin liralık kira…

Dışişleri Bakanı Davutoğlu için kiralanan villanın aylık ücretinin 39 bin lira olduğunun ortaya çıkması üzerine CHP milletvekili Sevigen, “Bu parayla İstanbul Boğazı’nda taksitle yalı alınır” dedi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Dışişleri konutunda ikamet etmesi nedeniyle Davutoğlu için, Ankara’nın Gaziosmanpaşa semtinde bir villa kiralanmıştı.

15 Temmuz 2009’da kiralanan villa için ödenen kira miktarı muhalefetin TBMM’ye verdiği önergeler sonucu ortaya çıktı. Davutoğlu villanın 2 yıl süreyle aylık 39 bin liradan kiralandığını açıkladı.

Gazeteport’un haberine göre, CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, İstanbul boğazında aylık kirası 10 bin dolara yalı olduğunu belirterek ‘’ Boğazın en gösterişli yerinde bir yalının aylık kirası bile 10 bin dolar civarındadır. O parayı bana versinler, taksitle yalı satın alırım” dedi.

CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal da, Dışişleri Bakanı’nın bir konutu olmasına rağmen Davutoğlu’nun neden kirada oturduğunu anlayamadığını söyledi ve “ Yıllardır köşke tadilat yapılıyor, bir türlü bitmiyor. Cumhurbaşkanı, Dışişleri Bakanının konutunu işgal ediyor. Bunun adı kamuyu zarara uğratmaktan başka bir şey değildir. İstanbul’un boğaza nazır en güzel bölgelerinde bile bu düzeyde kiralar yoktur. Lüks yalılarda bile yoktur” diye konuştu.

Davutoğlu’nun oturduğu villa, Ankara’nın lüks semtlerinden Gaziosmanpaşa Kırlangıç Sokak’ta bulunuyor. Kod farkı ile birlikte 7 kattan oluşan havuzlu villada, yabancı konuklar da ağırlanıyor.

Villa, Kayserili işadamı Ahmet Hattat’a ait bulunuyor. Aylık kirası 39 bin lira olan villa için 15 Temmuz 2009’dan bu yana geçen 18 ayda yakıt ve diğer masraflar hariç toplam 702 bin lira ödendi.

Öte yandan Başkent’in ünlü emlak müşavirlerinden Salim Taşçı, 39 bin liralık kira bedelinin bu villa için uygun olduğunu belirterek, “Aynı sokakta 200 metrekarelik bir dairenin kirası 5 bin dolar civarında” dedi. (Ntv)

12 saniyede AKP siniri

Aslında bir sürü işim, yapmam gerekenler var. Ama yine çok sinirlendim. Ve bu sinirim sıfır noktasından zirveye sadece 12 saniyede çıktı. AKP insanı 12 saniyede çileden çıkartabilme kapasitesine ulaştı. Tebrik mi etmek lazım, kafayı mı yemek lazım artık siz düşünün…

Bu kadar kısa bir sürede oturduğum yerde tepinmeye başlamış olmamın sebebi ise AKP Grup Başkanvekili ve Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin Giresun İl Danışma Meclisi Toplantısı’nda yaptığı konuşmayı bir haber sitesinde okumuş olmam. İktidar partisinin yani ülkeyi hali hazırda yönetmekte olan partinin grup başkanvekilliğine kadar yükselmiş bir insan kendisi. Yani partisi büyük ve önemli bir parti. Kendisi de bu büyük ve önemli partide önemli bir kişi. Konuşmasının da partisine ve mevkiine uygun olması gerekir değil mi? Buyrun Sayın Canikli’nin konuşmasını analiz edelim:

Canikli diyor ki: “”Birlik ve bütünlüğü tehdit eden, içeriden ve dışarıdan kaynaklanan faaliyetler olduğu zaman bu millet gereken cevabı en net şekilde verecektir.” Dışarıdan kaynaklanan faaliyetin ne olduğunu bilemiyoruz ama içeriden gelenin BDP olduğunu konuşmasında dile getiriyor. BDP’nin gerçekten birlik ve bütünlüğe tehdit oluşturup oluşturmadığı bir tartışmadır, sabaha kadar konuşuruz. Bu cümlede sorunlu olan o değil, bölücü faaliyete “gereken cevabı en net şekilde” milletin verecek olması. Bir kere millet kavramının kökenine baktığımızda “halk”tan farklı bir olgu olduğunu görüyoruz. 1789 Fransız Devrimi’nden hemen önce eser veren Jean-Jacques Rousseau ve Sieyès’in iki farklı teorisi vardı: Rousseau bugün yaşayan insanlardan oluşan halk kavramının ülke yönetiminde söz sahibi olması gerektiğini dile getiriyordu. Doğrudan demokrasinin güncel bir halinden yanaydı. Söz, yetki, yönetim sokaktaki vatandaşta olacaktı. Oysa –aslında Kral’a destek için siyasî yazılar yazmaya başlayan- Sieyès ise “millet” denen olgunun egemenliğe sahip olduğunu ve ülkeyi onun yönetmesi gerektiğini söylüyordu. Neydi peki bu “millet”? Ona göre, daha önce yaşamış olan atalarımız, bugün yaşayan insanlar ve henüz doğmamış çocuklarımız hep birlikte “millet”i oluşturuyorduk. Ama ölmüşler ve henüz doğmamış bebekler nasıl yönetime katılacaktı? İşte Sieyès bu yüzden bazı temsilcilerin seçilmesi gerektiğini ve ülkeyi “millet” adına bu temsilcilerin yönetmesi gerektiğini iddia etti. Peki kimdi bu temsilciler? Ülkeye hizmet etmiş olanlar. Kimler ülkeye hizmet etmişti? Vergi verenler! Yani mal-mülk sahipleri. Yani burjuvalar. E bunu duyan burjuvalar Devrim’den sonra tabii ki Sieyès’in yazdıklarını ön plana çıkarttı ve bugün de hâlâ uygulamakta olduğumuz parlamenter rejim bu şekilde doğdu. Nereden nereye geldik, dönelim Canikli’nin konuşmasına… Ne diyordu? “Millet gereken en net cevabı verecek.” Bir kere millet diye somut bir şey yok. O, bir tasarım. Sieyès’in kafasında yarattığı bir faraziye. Sırf Canikli istedi diye ete-kemiğe bürünüp cevap falan veremez. Canikli de herhalde bundan bahsetmiyordu değil mi? Peki neden bahsediyordu?

AKP Grup Başkanvekili büyük olasılıkla “halk demek istiyordu. Ama bu kelime –herhalde- kendisine fazla solcu gözüktüğü için “millet”i tercih etti. Bilimsel gerçeğe ideolojik pencereden her bakıldığında olduğu gibi ortaya çıkan söylem saçmalığa dönüştü. Peki. Bunu görmezden gelelim ve” halk” demiş olduğunu düşünelim…

O zaman da başka bir sorun ortaya çıkıyor: Ülkeyi bölmek isteyen bir parti veya grup varsa ve sizin ülkenizin yasaları bölünmeye izin vermiyorsa bu parti veya grup yasadışı bir iş yapıyor demektir. E o zaman kendilerine “gereken en net cevap” halk değil, yargı makamları tarafından verilir. Halkın birilerine cevap (bu durumda ceza) vermeye başlaması ancak hukukun çöktüğü durumlarda olur. Eğer siz halkı birilerine ceza vermeye çağırıyorsanız ya hukuku tanımıyorsunuz demektir ya da onu çökertmeye çalışıyorsunuzdur. Her iki halde de çok tehlikeli sonuçlar doğacağı çok açık. Bu söylemi kendisine görev edinen kişinin BDP’li birisine yarın saldırmayacağını kim garanti edebilir?

Canikli’nin bir sonraki cümlesi de diğerinden aşağı kalır nitelikte değil. Habere göre “Kılıçdaroğlu’nu hassas konularda sessiz kalmakla suçlayan Canikli, CHP liderinin SSK Genel Müdürlüğü yaptığı döneme göndermede bulundu: Bu ülkenin bölünmez bütünlüğüne karşı illegal örgütlere karşı Kılıçdaroğlu’nun sempatisi olduğu görülüyor…” Neyden bahsedildiğini hatırlıyor musunuz? CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun SSK Genel Müdürü iken hükümlü kadrosundan eleman alımında eski PKK’lileri tercih etmesi eleştiriliyor.

Öncelikle belirtmek gerekir ki 4857 sayılı İş Yasası’nın 30. maddesi uyarınca, 50 ve daha fazla işçi çalıştıran işverenler, içinde; %3 özürlü, %1 eski hükümlü, %1 terör mağduru ve %1 de seçimlik kontenjana göre, özürlü ve eski hükümlüden birini çalıştırmak zorunda. Kamu işyerlerinde ise bu oran özürlülerde %4, eski hükümlülerde %2. SSK, 50’den fazla çalışanı olduğuna göre bu kanuna tâbi. Bu nedenle Kılıçdaroğlu, yaptığı herhangi bir hukuka aykırılık olmadığı gibi yasal bir zorunluluğu, diğer birçok kurumun aksine, yerine getirdiği için eleştiri oklarına hedef oluyor. Kim tarafından? Kanunları düzgün şekilde yürütmekle yükümlü hükümeti oluşturan partinin grup başkanvekili tarafından! Bu cepte.

İkinci olarak, Canikli açıkça, Anayasa’nın 10. maddesine aykırı şekilde ve suç teşkil edecek şekilde ayrımcılık yapıyor: Cezasını çeken her hükümlü, cezasının nedeni ne olursa olsun, bu haktan yararlanabilir. “Eski hükümlü” tabiri cezaevinden çıkan herkesi kapsar. Bunların arasında “sen bundan ceza almışsın, haktan yararlanabilirsin; sense şundan ceza almışsın, tüüü sana” diyemezsiniz. Derseniz, açıkça, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları arasında ayrımcılık yapmış olursunuz. Aman diyeyim Sayın Canikli, daha sonra “millet gereken en net cevabı” veriverir size…

Bu cümleyle ilgili son sorun da şu: Adam veya kadın, bir zamanlar PKK’liymiş, yakalanmış, cezasını çekmiş ve çıkmış. Çıktıktan sonra bir işe girip para kazanamazsa ne yapar? Topluma entegre olamaz ve yine dağa çıkar! Bu, kısırdöngü halinde durmadan devam eder. Yasanın mantığında eski hükümlünün topluma yeniden kazandırılması var. Hatta bence bu yasadan öncelikle terör örgütlerinin eski mensupları yararlandırılmalı! Ve hatta başka kurumda değil, devlet kurumunda işe alınmalılar! Neden? E ekmek kazandığınız yere isyan etmezsiniz genelde… Ama hayır! Canikli ne diyor: “Eğer eski terör mahkûmunu çalıştırıyorsan bölücülere sempatin var demektir.” Kim diyor bunu, yasaların düzgün şekilde yürütülmesinden sorumlu hükümeti kuran AKP’nin grup başkanvekili Nurettin Canikli!

Canikli konuşmasının geri kalanında neler mi dedi? Sinirlerim el vermedi, daha fazla okumadım.