Ana Sayfa Blog Sayfa 5317

Economist: ‘Erdoğan’ın amacı milliyetçilere hitap etmek’

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Kars’taki İnsanlık Anıtı adlı heykele ucube demesi ve yıkılmasını istemesiyle başlayan tartışmayı aktaran Economist şu yorumu yapıyor:

“İki büyük ve çirkin taş blok” başlığıyla yayımladığı makalede, “Kars’taki heykeller Recep Tayyip Erdoğan etraftaysa güvende değil” yorumunda bulundu.

“Erdoğan rahatsızlığının tamamen estetik olduğunu savundu. Ancak bazıları, Başbakan’ın Haziran’daki seçimler öncesinde milliyetçi duygulara hitap etmeye çalıştığını düşünüyor.”

“Birçok Türk’e göre bu heykel, 1915’te sayıları 1 buçuk milyonu bulan Ermeni’nin Osmanlı güçleri tarafından katlinin bir soykırım olduğu tezinin kabul edilmesi anlamına geliyor.”

“2009’da, heykeli sipariş eden dönemin Kars Belediye Başkanı Naif Alibeyoğlu Erdoğan ve kent nüfusunun yüzde 20’sini oluşturan Azerilerin baskısı sonucu görevi bırakmak zorunda kalmıştı.”

“Ancak bu olaydan İslami ortodoksi kokusu da geliyor.”

“Erdoğan’ın Kars’taki heykele karşı çıkan konuşmasında, yakında türbesi bulunan İslam alimi Hasan Harakani’ye de atıf vardı. ‘Türbesinin yanına garip bir şey dikmişler. Nasıl olur böyle bir şey’ diye şikayet ediyordu Erdoğan.”

“Birçok Müslüman ilim adamı da heykeli putataparlık olarak görüyor ve başka AKP yetkilileri de heykel sanatını hoş karşılamadıklarını ortaya koydular.”

(Ntv ve BBC’den derlenmiştir)

Yeşil Gazete

2010 en sıcak yıl rekorunu kırdı

ABD’nin en önemli iklim bilimleri kuruluşları olan NOAA ve NASA, 2010’un 2005 ile birlikte bugüne dek kaydedilen en sıcak yıl rekorunu kırdığını açıkladılar.

Amerika Birleşik Devletleri’nin Ulusal Okyanus ve Atmosfer Yönetimi NOAA’nın önceki gün yaptığı açıklamaya göre ortalama sıcaklık ölçümlerinde 2010 yılı 2005’le birlikte doğrudan ölçümlerin başladığı 1880’den bu yana kaydedilen en sıcak yıl olarak kayıtlara geçti. 2010 dünyanın ortalama sıcaklığının 20. yüzyıl ortalamasının üzerinde seyrettiği üstüste 34. yıl oldu.

NOAA ve NASA’nın verilerine göre 2010 yılında yeryüzünün ortalama sıcaklığı 20. yüzyılın ortalama sıcaklığı olan 13,9 ⁰C’nin 0,62 ⁰C üzerindeydi. Bu düzey bugüne dek en sıcak yıl olarak kayıtlara geçen 2005 ile eşit. Yine NOAA’nın açıklamasına göre 2000 yılından bu yana her yıl kayıtlar başladığından beri ölçülen en sıcak 15 yıl arasında yer alıyor.

2010 yılında küresel ısınmanın diğer bir belirtisi olan Kuzey Kutbu’ndaki buz örtüsü de 1979’dan bu yana en ince ve en küçük üçüncü buz örtüsü olarak kayıtlara geçti.

NOAA kayıtlarına göre geçen yıl en yağışlı yıl olarak da rekor kırdı.

The Guardian’ın haberine göre iklim bilimci David Easterling bu verilerin küresel ısınmanın 2005’den sonra durduğu yolundaki spekülasyonlara da son verdiğini söyledi.

2010 yılı Pakistan’daki seller, Afrika’daki aşırı kuraklık ve Rusya’yı etkisi altına alan orman yangınlarıyla iklim değişikliğinin etkilerini en ağır biçimde gösterdiği yıllardan biri olmuştu.

2010 yılında, atmosferdeki karbondioksit oranı da 390 ppm’ye* yükselerek bir başka rekor kırmıştı. Bu düzey 19. yüzyıldaki sanayi öncesi düzeyin %40 üzerinde.

Öte yandan The Guardian’da yayınlanan bir yazıda Britanya’da yayınlanan gazetelerin, The Guardian hariç, 2010 yılının en sıcak yıl olduğu haberine yer vermediği yorumu yapıldı.

(Yeşil Gazete)

* Atmosferdeki her bir milyon molekülden kaçının karbondioksit olduğunu gösteren birim, milyonda parçacık (parts per million)

NOAA resmi web sitesinden ve The Guardian’dan derlenmiştir.

WikiLeaks: ABD füze kalkanı sistemiyle İran’ı hedef aldı

Wikileaks tarafından bugün yayımlanan bir belge, Obama yönetiminin füze savunma sistemi politikasında yaptığı değişikliklerin perde arkasını ayrıntılı bir şekilde ortaya koydu. Buna göre, Obama yönetimi sistemi doğrudan İran’a karşı bir savunma olarak kurmayı hedefliyor.

ABD Başkanı Barack Obama’nın, George W. Bush döneminde geliştirilen füze savunma sistemi planını, Rusya’nın kaygıları nedeniyle değil tamamen İran’ın askeri gücünün artması ve bunun yarattığı tehdidin büyümesi üzerine değiştirdiği ortaya çıktı.

Wikileaks’in bugün yayımladığı 18 Eylül 2009 tarihini taşıyan ve Dışişleri Bakanı Hillary Clinton tarafından büyükelçilere gönderilen notta, Başkan’ın Avrupa’ya kurulacak füze savunma sistemiyle ilgili kararının ayrıntılarına yer verildi.

Belgede, “Başkan, Savunma Bakanı Gates ve Genelkurmay Başkanlığı’nın, İran’dan Avrupa’da konuşlu güçlerimize ve ailelerine ve müttefiklerimize yönelebilecek tehditlere karşı iyileştirilmiş bir füze savunma sistemi kurulması yönündeki ortak tavsiyesini kabul etmiş bulunuyor” denildi.

Rusya yüzünden değişti denmişti

Obama, Eylül 2009’da Bush zamanında Polonya ve Çek Cumhuriyeti’ne savunma sistemi kurulması yönündeki politikasından vazgeçtiğini açıklamıştı.

Obama’nın bu kararı, Bush dönemindeki politika yaklaşımının Rusya’nın rahatsızlığından dolayı aldığı öne sürülmüştü.

Obama’nın açıklamasında tehdit ülke olarak İran’ın adını anması da Rusya’yı rahatlatacak bir hamle olarak algılanmıştı.

Oysa ki Wikileaks’ten sızan belgede, ABD’nin yeni aldığı bilgiler doğrultusunda İran’a yönelik savunma anlayışını değiştirmek istediği ortaya çıktı.

İran Türkiye’yi vurabilecek güçtü

Belgede şu kritik ifadeler yer alıyor:

“İran’ın halihazırda elinde Ortadoğu’daki komşularını, Türkiye’yi ve Kafkasları tehdit edebilecek nitelikte yüzlerce balistik füze bulunuyor ve Avrupa’nın daha da içlerine ulaşabilecek balistik füzeleri faal olarak geliştiriyor ve test ediyor.

“İran’ın füze yeteneklerine yönelik kaygılarımız İstihbarat Topluluğumuzun İran’ın nükleer silah geliştirme opsiyonunu saklı tuttuğu yönündeki değerlendirmelerinin sürmesinden dolayı daha da artmış durumda.”

Belgede, Gates’in politika değişikliğini İran’ın bölgesel balistik füzelerinin yaratığı tehdidin önceki beklentilere kıyasla daha hızlı bir şekilde geliştiğinin görülmesi üzerinde yaptığı ifade edildi.

NATO belgelerinde İran yer almadı

Obama yönetiminin önerdiği füze savunma sistemi, 2010 yılında NATO’nun en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.

Sistemin sensörlerinin kurulacağı ülkeler arasında Türkiye’nin de adı geçiyor. Ancak Türkiye, NATO belgelerinde tehdit olarak İran’ın adının yer almasına karşı çıkıyor.

Bu nedenle Aralık ayındaki NATO zirvesinde kabul edilen stratejik konsept belgesinde İran’ın adı yer almadı. Bugün Wikileaks’in yayımladığı belge ise ABD’nin onaylanan projeyi tamamen İran’a yönelik hazırladığı ve başta Rusya olmak üzere diğer ülkelere de bu şekilde anlattığını ortaya koydu.

Clinton’ın büyükelçiliklere gönderdiği belgede, Obama’nın açıklamasını yapmasından yarım saat önce görev yapılan ülkelerdeki ilgili kişilere konuyla ilgili bilgi verilmesi isteniyor.

“Radarlar Rus füzelerini takip edemeyecek”

Bu ülkelerden özellikle Rusya ve Japonya’ya ayrı bölümler açılarak, meselenin nasıl sunulması gerektiği anlatılıyor.

Clinton, büyükelçilerden yapacakları temaslarda füze kalkanı ve sensörlerinin hangi ülkelere yerleştirileceği yönünde bir soru gelmesi üzerine “bu tarz özel konulara şu aşamada girmemelerini” istiyor.

Belgede, Obama’nın açıklamasından önce Ulusal Güvenlik Danışmanı General Jones’un Rusya büyükelçisi Kislyak’a konuyla ilgili bilgi vereceği ifade ediliyor.

ABD Rusya’ya, “Bu karar, uzun bir gözden geçirme sürecinin sonunda alındı ve İran’ın balistik füze programıyla ilgili yeni bilgiler bu kararın ortaya çıkmasına neden oldu” mesajını verdi.

ABD, yerleştirilecek radarların hiçbir şekilde Rus füzeleri hakkında bilgi toplama kapasitesinde olmadığı ve bu nedenle de İran’a en yakın noktalara yerleştirileceğini anlattı.

Japonya’nın Rusya kaygısı

ABD’li yetkililerin ayrıca Japonya’ya da konuyu Tokyo hükümetinin kaygılarını giderek şekilde anlatmayı hedefledikleri görüldü.

Belgeye göre, Japon yetkililere, politikanın “gözden geçirilme sürecinde Japonya’nın ABD ile Rusya arasında süregelen görüşmelerle ilgili kaygıları ve çekincelerinin kabul edildiği ve göz önüne alındığı” mesajının verilmesi istendi. (t24)

“Tedavi olurken tecavüze uğrayan kadınlar var”

Cinsel sorunların tedavisi alanında çalışan farklı disiplinlerden gelen profesyonelleri bir araya getirmeyi ve toplumsal çalışmaları ilke edinmiş olan Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED); vajinismus nedeniyle cinsel danışmanlık hatlarına başvuran kişilerden gelen “muayenehanede gerdek olur mu?” sorularının son zamanlarda artması nedeniyle vajinismus ve tedavi yöntemleri konusunda yeni bir basın açıklaması yaptı.

Vajinusmusun Türkiye’de pek çok çiftin hayatını kararttığını ve bu nedenle çok istismar edildiğini ifade eden CİSED Genel Başkanı Dr. Cem Keçe; “Vajinismuslu çiftlerde uygulanabilecek doğru bir cinsel terapi; sadece penisin vajene girmesinin başarılması ile değil, çiftin sağlıklı ve mutlu bir cinsel yaşantıya kavuşması ile de ilgilenen bir terapi yaklaşımıdır. Böyle bir cinsel terapi, cinselliğin mekanik bir sürece dönüşmesini sağlıklı bulmaz. Oysa muayenehanede cinsel birlikteliği yaşatmak, çoğu zaman sorumluluğu üzerlerinden atmak düşüncesine sahip kişilerin uygun bulduğu bir yöntem olarak cinselliği mekanik bir eyleme dönüştürür. Uygulanan bu yöntem geçici başarıya odaklıdır. Zaten korku, güven sorunu olan ve cinselliğe yönelik olumsuz duygu ve düşünceleri olan bir bireyi muayenehane gibi güvensiz bir ortamda cinsel ilişkiye yönlendirmek bu bireyin bilinçdışı süreçlerinde yıpranmalara, daha çok suçluluk ve utanma duygularının ortaya çıkmasına neden olacaktır” dedi.

Bu duygular içerisinde olan bireylere uygulanan bu yöntemin bir çeşit tecavüz olarak dahi algılanabileceğine dikkat çeken Keçe “Yani tedavi olurken tecavüze uğrayan kadınlar var. Bozulan ruhsal dengeyi sağlamak, cinsel eğitim vermek, düşünce ve duygu alışverişi kurmak, çiftlerin veya bireylerin kendilerini tanımalarını sağlamak, cinsel çatışmaları çözümlemek, bu çatışmalardan doğan kaygı ve gerginlikleri azaltmak, çiftler arasındaki ilişkileri iyileştirip olgunlaştırmak, gevşeme, güven duyma, konuşma, dokunma, aşk oyunları, kendine güvenme ve kendine yardım tekniği konusunda bilgilendirmek gibi birçok kavramı içinde barındıran cinsel terapi ile muayenehanede gerdek arasında uçurumlar vardır. Kadın ve erkek arasında sevginin ve zevkin bir paylaşımı olan cinsellik, birlikte yaşanacak bir hazzı esas almalı ve ideal bir ortam içerisinde yaşanmalıdır. İdeal ortam, muayenehane gibi hastalığı öne çıkaran ve çiftin sığındığı bir yer ol maktan çok; cinsel aktiviteleri destekleyen ve ego güçlerinin en iyi şekilde kullanımına fırsat tanıyan akılcı bir ortam olmalıdır. Bu ortam cinsel egzersizleri yapmayı sağlayacak tüm kaynakların en ideal şekilde hasta için düzenlenip kullanıldığı bir atmosferi tanımlamalıdır. Bu nedenle çiftler bu uygulamaları evlerinde, kendi rahat, güvenli ve ideal ortamlarında yapmalıdır. Telefonlar kapatılmalı, ışıklar rahatsız etmeyecek bir seviyeye getirilmeli, odanın ısısı dengelenmeli, kapılar kilitlenmeli, yani özel ve rahat bir mekân yaratılmalıdır. Kişiler ruhsal yönden rahat, huzurlu ve mahremiyet duygusu içerisinde olmalıdır. Muayenehaneler, ne kadar uygun yapılandırılmış olurlarsa olsunlar, bireyselliğe, mahremiyete, duygusal güvenliğe saygının ihlal edilebileceği ortamlardır. Bu nedenle CİSED olarak bu tür tek seanslık tedavileri uygun ve etik bulmuyoruz ve halkımıza da tavsiye etmiyoruz. Buradan halkımıza sesleniyoruz: “Muayenehanede veya ofiste gerdek olmaz!” Bunu yapanlara lütfen inanmayınız. Cinsel terapistler, hekimler, psikologlar hastanın mahremiyetine saygı duyulmalı ve hiçbir şekilde cinselliğe bizzat aracılık yapamamalıdır. Tedavi yöntemleri toplumsal yapımızı dikkate almalıdır” diye konuştu. (Cemil Ciğerim)

Saraçoğlu ile Lefter’in tarihi karşılaşması

Fenerbahçe Spor Kulübü’ne on altı sene başkanlık yapan Şükrü Saraçoğlu ile efsane futbolcu, fubolun “ordinaryüs”ü Elefterios Küçükandonyadis acaba oturup karşılıklı iki kadeh rakı içmişler midir hiç? Tarihin garip bir şekilde birçok kez karşı karşıya getirdiği bu iki şahsiyet gerçek hayatta bir araya gelirler miydi? Bir araya geldiklerinde birbirleri hakkında ne düşünürlerdi? Yüz yüze baktıklarında ne hissederlerdi, içlerinden neler geçerdi?

Lefter ümit vaad eden genç bir futbolcu olarak o zamanın önemli kulüplerinden Taksim’den Fenerbahçe’ye transfer edildiğinde Şükrü Saraçoğlu Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı sıfatını taşıyordu. Fenerbahçe’ye transfer olduğunda Lefter Diyarbakır’da askerlik yapmaktaydı. Saraçoğlu ise geçmişinde parlak bir kariyer olan “ağır” bir devlet adamıydı.

Saraçoğlu’nun parlak kariyeri Türkiye Cumhuriyeti tarihinin bir özeti gibidir. Cumhuriyet’in önemli dönemeçlerinde Saraçoğlu en ön saflardadır. Sırasıyla Eğitim, Adalet, Dışişleri Bakanlığı yapmış, 1942’de Başbakanlık görevini üstlenmiş olan Saraçoğlu Lefter’in Fenerbahçe’ye transferinden kısa bir zaman sonra da TBMM Başkanlığı’na getirilecekti. On altı yıl FB başkanlığı görevini sürdüren Saraçoğlu Dışişleri Bakanlığı yaptığı dönemde Almancı yönüyle sivrilir. Hitler’in Ankara büyükelçisi Von Papen’le yakınlığı herkesin malumudur. Hitler’e hayranlığından olsa gerek. Başbakan olur olmaz 5 Ağustos 1942’de okuduğu Hükümet programında “Biz Türk’üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız” demiş ve kısa zaman sonra Varlık Vergisi’ni yürürlüğe koymuştur.

Varlık Vergisi’nin gerekçesi olarak söyledikleri ise Cumhuriyet tarihinin utanç verici belgeleri arasında hatırlanır: “Bu memleket tarafından gösterilen misafirperverlikten faydalanarak zengin oldukları halde, ona karşı bu nazik anda vazifelerini yapmaktan kaçınacak kimseler hakkında bu kanun, bütün şiddetiyle uygulanacaktır.”

Bu kanun gerçekten de şiddetle uygulanmış, Saraçoğlu’nun Başbakanlığı döneminde hazırlanan özel vergi cetvellerinde Müslüman olmayanlara “G”, dönmelere ise “D” harfleriyle işaret konulmuş, çoğu İstanbul’da olmak üzere binlerce gayrimenkul el değiştirmiş, vergilerini ödeyemeyen azınlık mensupları Saraçoğlu’nun hayranlık duyduğu Hitler’in çalışma kamplarını andıran Aşkale çalışma kamplarına sevk edilmiştir.

Saraçoğlu’nun TC resmi tarihinin bir özeti olması gibi Lefter de İstanbul’un sivil tarihinin bir özetidir. O meşum 1943 yılında Lefter’in babasının isminin yanına vergi cetveline de “G” işareti konuldu mu, Büyükadalı bir balıkçı olan Lefter’in babasına da bir vergi salındı mı, salındıysa o vergi tutarını ödeyebilmek için satabileceği malı mülkü var mıydı bilemem. Ama Lefter’in Büyükada’da birçok konağın el değiştirmesine, Adalar’dan pek çok komşularının Aşkale yolculuğuna çıkmadan önce yaşadığı mütevekkil isyana tanıklık ettiğini tahmin edebiliriz.

Yine de eğer karşılaşıp, karşılıklı bir kadeh rakı içme fırsatı bulsalardı yüz yüze bakarlarken

ne konuşmuş olabileceklerini ve başka bir çok konuyu dehşetle merak ederim. Söz gelimi 1948 yılında, yani Lefter’in Fenerbahçe’deki daha ilk yılında Atina’da oynanan ve Türkiye milli takımının 3-1 kazandığı maçta Yunanistan milli takımına Lefter’in attığı gole sevinmiş midir Saraçoğlu? Attığı bu golden dolayı Atinalılar’ın Lefter’i hain ilan ettiklerini duymuş mudur? 1952’de transfer olduğu Nice takımında oynadığı maçlarda tribünleri dolduran Fransız seyircilerin “ turco turco Lefter” diye tezahürat yaptığını öğrendiğinde ne düşünmüştür acaba? Lefter’i transfer ederken, gün gelip sadece Fenerlilerin değil, benzer şekilde Galatasaraylıların ve Beşiktaşlıların da bu vergi cetvellerine “G” ile işaretlenmiş ailenin çocuğunu bağırlarına basabileceklerini tahmin edebilir miydi? Milli formayı 50 seferden fazla giyen ilk futbolcu unvanıyla altın şeref madalyası alacağını söyleselerdi inanır mıydı? Gün gelip de Şükrü Saraçoğlu adını kimsenin hatırlamazken, 85 yaşında yorgun kalbine direnen Lefter’in kendi isteğiyle ambulans uçağa binip Yunanistan’dan Büyükada’ya dönüşünü televizyonlardan izleseydi hiç mi pişmanlık duymazdı?

Lefter ve Saraçoğlu gerçek hayatta hiç yan yana bulunmamış olabilirler. Tarih onları şimdi başka bir biçimde karşı karşıya getirdi. Lefter’e gönül veren milyonların üye olamadıkları için giremedikleri Fenerbahçe Kulübü sosyal tesislerinin kapısında” Lefter Küçükandonyadis” ismi gümüşi harflerle yazılmış. Kim olduğunu pek az kimsenin hatırladığı Şükrü Saraçoğlu’nun ismi ise Lefter’i yüreklerinde taşıyan cefakâr taraftarların karda kışta her hafta doldurdukları Papazın Çayırı’ndaki görkemli stadyuma.

Tarih böyledir; garip oyunlar, sürprizli sonlar hazırlar insanlara.

Lefter Küçükandonyadis

Öğrenci affına onay

Terör suçlarından hüküm giyenler hariç herkes aftan yararlanabilecek. TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda, Torba Tasarı’da yer alan öğrencilere af getiren düzenleme kabul edildi.

Söz konusu maddede düzenlemenin 12 Eylül 1980 tarihinden itibaren ilişiği kesilenleri kapsamasını öngören ibaresi maddeden çıkartıldı. Böylece öğrenci affında herhangi bir tarih sınırlaması getirilmedi. Tasarı üzerindeki görüşmeler sırasında verilen önergenin kabul edilmesiyle terör suçlarından hüküm giyenler kapsam dışında bırakıldı. Böylece terör suçluları af kapsamı dışında kaldı.

Madde ne getiriyor

Komisyonda kabul edilen af düzenlemesine göre; yükseköğretim kurumlarında hazırlık dahil bütün sınıflarda, intibak, ön lisans, lisans tamamlama ve lisansüstü öğrenimi gören öğrencilerden, her ne sebeple olursa olsun ilişiği kesilenler, kanunun yürürlüğe girmesinden itibaren 5 ay içinde ilişiklerinin kesildiği yükseköğretim kurumuna başvurarak, 2011-2012 eğitim-öğretim yılında öğrenimlerine yeniden başlayabilecek.

Gözler Genel Kurul’da

Öğrenciye af düzenlemesinin hayata geçebilmesi için TBMM Genel Kurulu’nda da kabul edilmesi gerekiyor. Ancak söz konusu düzenlemenin yer aldığı Torba Tasarı’sının en erken ocak ayının sonunda Genel Kurul’un gündemine gelmesi bekleniyor. (Ajanslar)

Beşiktaş-Dersimspor Dostluk Maçı için taraftar çağrısı

0

Beşiktaş ile Dersimspor arasında 22 Ocak’ta yapılacak dostluk maçı için taraftarlar, “Munzur’a uzanan elle kırılsın” pankartları ile yoğun katılım çağrısında bulundu.

Dersimspor takımı ile Beşiktaş arasındaki dostluk maçı 22 Ocak 2011 tarihinde İstanbul İnönü Stadyumu’nda saat 15.00’te yapılacak. Beşiktaş ve Dersimspor tarafından yapılan açıklamalara göre bu maçın tüm geliri Dersimspor’a verilecek.

Dersimspor Yönetim Kurulu, takımın internet sitesinde yer alan açıklamasında, “Burdan yazıyoruz ki herkes duysun ve bilsin ki Beşiktaş ile olacak dostluk maçımızın tarihi kesinlikle ve kesinlikle 22 Ocak 2011’dir ve o gün Çarşı’nın tabiri ile ‘Şeref Bey’ stadında as kadroda yer alan çoğu futbolcu maça çıkabilir.” dedi.

Dersimspor, “Bu karar Beşiktaş Teknik Heyetin kararıdır ve önemli olan çıkıp çıkmamaları değildir, önemli olan o gün ‘Şeref Bey’ stadının Beşiktaş ve Dersimspor taraftarları ile dolmasıdır. Çünkü defalarca söyledik ve hala söylüyoruz ki bu maç Dersimspor’a katkı sağlamak için düzenlenen bir dostluk maçıdır” diye belirtti.

İnternet ortamında bir araya gelen taraftarlar da katılımın güçlü olması için çağrılarda bulundu. Taraftarlar, Beyoğlu’nda toplanarak “zılgıtlar, türküler, marşlar” ve “Munzur’a dokunan eller kırılsın” pankartları ile maça yoğun katılım istedi. (ANF)

“Ucube olan heykel değil, zihniyet”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan‘ın Kars gezisinde kaldırılmasını istediği “İnsanlık Anıtı”na sahip çıkmak için Evrensel Kültür Dergisi’nin çağrısıyla Beyoğlu Odakule’de bir eylem gerçekleştirildi.

Yaklaşık 100 kişinin katıldığı eylemde, “Önce AKM sonra Emek sineması sıra heykelde”, “Sanat sahipsiz, sanatçı yalnız değildir”,”Heykel değil, heykeli yıkan ucubedir” pankartları açıldı, “Sanat düşmanı işbirlikçi AKP” sloganları atıldı.

TRT’nin yanı başında bir heykel çöplüğü

Katılımcılar Odakule’den Tepebaşı’ndaki TRT binasının yanındaki iki heykelin önüne yürüdü. Araştırmacı ve yazar Ferda Çağlayan, Türkiye’de pek çok heykelin kenarlara atıldığını ve bu duruma dikkat çekmek için basın açıklamasının bu iki heykel önünde yapılacağını söyledi.

“Heykel çöplükleri Türkiye’de ne yazık ki çok yaygın, burası onlardan biri. Önümüzdeki günlerde bu heykellerin sanatçısı Hollandalı heykeltıraş buraya gelecek ve tüm dünya Türkiye’de heykellere yapılan muameleyi görecek. Bu durum hükümetin heykele, sanata yaklaşımına çok somut bir örnek oluşturuyor.”

“Milliyetçi, muhafazakar, çağdışı kültür politikası”

Basın açıklamasını okuyan Evrensel Kültür dergisi yazı işleri müdürü Nuray Sancar başbakanın “ucube” olarak nitelendirmesinin Adalet ve Kalkınma Partsi (AKP) hükümetinin sanatçıya özgürlük ve sanata yaşam hakkı tanımaması olarak değerlendirdi.

“Başbakan sanattan ve sanatçıdan hoşlanmadığını bir kez daha göstermiş oldu. AKP iktidara geldiğinden beri milliyetçi, muhafazakâr, çağdışı bir kültür politikası izledi ve bir uygarlık beşiği olan Anadolu’nun kültürel çeşitliliklerini yansıtan eserlere barbarca saldırdı.”

Hiçbir başbakanın bir sanat eserine müdahale etme veya sanat eserinin ortadan kaldırılmasını isteme hakkına sahip olmadığını vurgulayan Sancar, “Başbakan sözlerini geri almalı, sanatçılardan ve halktan özür dilemeli be sanatı ve sanatçıyı rencide etmekten vazgeçmelidir dedi ve devam etti:

“AKP’nin kültür politikasına tepki gösteriyoruz. Bu hükümetin heykellerden, Allionai’den, Hasankeyf’ten, Munzur’dan, AKM’den, Emek Sineması’ndan, İnsanlık Anıtı’ndan elini çekmesini, bu topraklardaki binlerce yıllık kültürel birikimi yağmalamayı durdurmasını istiyoruz. Bu topraklarda kültür ve sanat sahipsiz, sanatçı yalnız değildir.”

Katılımcılar arasında dans sanatçısı Zeynep Tanbay, tiyatro sanatçısı Mehmet Esatoğlu, yazar ve eleştirmen Adnan Özyalçıner, Emek Partisi Genel Başkanı Levent Tüzel‘in de olduğu eylemde Türkiye Yazarlar Sendikası başkanı Enver Ercan ile senarist-yapımcı Önder Çakar eylemi desteklediklerini belirten konuşmalar yaptılar. (Elif Gençkal)

Danıştay HES’leri yargı denetiminden kaçıran uygulamayı bozdu

0

Danıştay, hidroelektrik santralleriyle (HES) ilgili bir başvuruda dava açma süresinin yurttaşların projeden haberdar olmasıyla başladığına hükmederek daha önce usül yönünden reddilen itirazların önünü açtı.

Yeşilormak Çevre Platformu, Taşova’ya bağlı Umutlu köyünde yapılması planlanan santralle ilgili olarak Çevre ve Orman Bakanlığı’nın “Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) raporuna gerek yok” kararını mahkemeye taşımıştı. Bakanlık kararı 2007, itiraz başvurusuysa 2009 tarihliydi.

Samsun İdare Mahkemesi, 60 günlük dava açma süresi geçtiği gerekçesiyle başvuruyu reddetti. İtiraz üzerine konuyu görüşen Danıştay’sa yerel mahkemenin kararını bozdu; davanın kabul edilmesini istedi.

Davanın avukatlarından Mehmet Horuş “Danıştay’ın bu kararı özünde yurttaşların adalete erişim hakkı önündeki önemli bir engelin kaldırılması anlamına gelmektedir” dedi. Bu kararla haklarında dava açılamayan HES projeleri de yargıya götürülebilecek.

“Dava hakkımız elimizden alınıyordu”

Platformdan yapılan yazılı açıklamada da “Yeşilırmak ve kolları üzerinde yüzden fazla HES yapılması planlandığını duyuyoruz. Ama bu HES’lerle ilgili bizlerin görüşleri alınmadığı gibi, üzerinden yıllar geçtikten sonra ve ancak iş makineleri köylerimize gelince ne olup bittiğinden haberdar oluyoruz” denildi.

“Projeler hakkında Çevre ve Orman Bakanlığı’na yaptığımız bilgi edinme başvurularına, ‘işletmeci firmanın ticari faaliyetine zarar vereceği” gerekçesiyle yanıt verilmiyor. Belediye ya da köy camiinin hoparlöründen duyuru yapıldığı ileri sürülerek projelerden haberdar olduğumuz kabul ediliyor ve açılan davalarımız süre yönünden ret ediliyordu. Bu şekilde dava açma hakkımız elimizden alınıyordu. Vatandaş daha ‘ÇED ne demek?’, ‘HES ne demek’ diye sorarken, bir anonsla bu projeleri bilip öğrendiği, haberdar olduğu kabul ediliyor. Bu şekilde bizleri nasıl bir felaketin beklediği gözlerden kaçırılmaya çalışılıyor.”

Derelerin Kardeşliği Platformu da “Şimdiye kadar hakkında dava açılan HES’ler ile ilgili davaların tamamına yakınını kazandık ve izinleri iptal ettirdik. Bu kararla süre sorunu nedeniyle dava dışı kalan diğer yüzlerce HES projesi için verilen izinler de dava ve iptal kapsamına girmiştir” dedi.

“Çevre ve Orman Bakanı yapılması planlanan iki bine yakın HES projesi için tek tek dava açmamızı ve verdiği izinleri iptal ettirmemizi bekliyorsa, bunu da yaparız. Ama bu kadar yargı kararı ortada dururken ve açılan her davada HES’lerin doğaya ve yaşam hakkımıza zararlı olduğu ortaya çıkarken, mevcut HES projelerinin tamamının gözden geçirilmesi gerekmez mi? Bir kez daha Çevre ve Orman Bakanlığı’nı gerçek bir hukuk devletinde olması gerekeni yapmaya; Türkiye’deki bütün HES projelerini durdurmaya çağırıyoruz!” (Bia)

KCK duruşması sırasında Diyarbakır karıştı

Kürt siyasetçilerin yargılandığı KCK duruşmasına dikkat çekmek amacıyla Diyarbakır’da onbinlerce kişinin katıldığı gösteriye saldıran polisle göstericiler arasında çatışma çıktı. Polis Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde de polisin saldırısı sonucu çok sayıda kişi yaralandı.

Mahkemeyi izlemek üzere gelen halkın üstüne atılan gaz bombalarından sonra, bayılananlar ve yaralananlar olduğu öğrenildi. Belediye çalışanlarının da Belediye binası içerisinde mahsur kaldıkları ve bina içerisine de gaz bombası atıldığı da görüldü.

Kürdistan Topluluklar Birliği Türkiye Meclisi (KCK/TM) davasındaki sanıklara destek vermek için BDP ve Demokratik Toplum Kongresi’nin düzenlediği miting ve yürüyüşün ardından olaylar çıktı. Adliye önünde toplanan gruplar, önlem alan polise taş, molotof ve havai fişekler atarken, duruşmanın yapıldığı adliye binası taşlandı. Polis grubu dağıtırken, kent savaş alanına döndü.

Diyarbakır’da KCK/TM ana davasının görüldüğü sırada BDP ve Demokratik Toplum Kongresi (DTK), davada yargılanan sanıklara destek vermek için İstasyon Meydanı’nda miting ve yürüyüş düzenledi. Bugün saat 13.00 sıralarında başlayan mitinge BDP Genel Başkanı Selahatin Demirtaş, yardımcısı Gültan Kışanak, milletvekilleri Sırrı Sakık, Bengi Yıldız, Pervin Buldan, Hasip Kaplan, Osman Özçelik, Hamit Geylani, Şerafettin Halis, Sabahat Tuncel, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, DTK Genel Başkanı Ahmet Türk, yardımcısı Aysel Tuğluk ile çevre il ve ilçelerden gelen yaklaşık 50 bin kişi katıldı.

Miting alanında Kürtçe ’Ya özerlik, ya özerklik’, ’Dilsiz yaşam olmaz’, ’Dilimiz onurumuzdur’, ’Demokratik özerkliği selamlıyoruz’, ’Asimilasyona yeter’, ’Kürtler Kürtçe konuşur, özgürlük istiyoruz’, ’Yargılanan Kürt siyasetçiler değil, Kürt halkıdır’ pankartları asıldı. BDP otobüsünden ise Kürtçe, “Bize siz kimsiniz diyorlar. Kimliğiniz, diliniz yok diyorlar. Ama bizler kutsal Kürdistanlılarız” türküsü sürekli çalındı.

SANIKLARIN MEKTUBU OKUNDU
Mitingte KCK/TM davasında yargılanan sanıklarının gönderdiği bir metin okundu. Kürtçe metinde, “Biz onurlu mücadelemizi sürdürüyoruz. Bizi teslim almak ve boyun eğdirmek istiyorlar. Söylediklerimizi terörize etmeye çalışıyorlar. Kürtler Dersim’de (Tunceli), Ağrı’da, Amed (Diyarbakır) zindanlarında zorbalığa karşı boyun eğmediler. Biz de boyun eğmeyeceğiz. Zafer için birlik olalım. Cumhuriyet Kürt inkarı üzerine kuruldu, ancak bu barış getirmedi” denildi.

TÜRK: BİRLİĞİMİZ BÜYÜRSE, ZAFERİ YAKIN ZAMANDA KAZANIRIZ
BDP otobüsünden yapılan uyarılara rağmen küçük PKK flamalarının açılırken, kadınlar sarı-kırmızı-yeşil poşular taşıdı.
DTK Genel Başkanı Ahmet Türk, Kürtçe yaptığı konuşmada, Diyarbakır ve bölge halkının dili için, kimliği için, demokratik özerklik için bir araya geldiğini belirterek, şöyle dedi: “Onurlu bir yaşam, büyük bir mücadele veriliyor. Bu mücadele kimliğimiz için, dilimiz için demokratik özerklik içindir. Halkımız demokratik özerklik için hazırdır. Bu konudaki çalışmalarını da devam ettiriyor. Tarihi günler yaşıyoruz. Halkımız ayaktadır. Bu çalışmalar yapılırken çok ağır bedeller ödüyoruz. Arkadaşlarımız, halkımız, çocuklarımız büyük bir bedel ödüyor, dilimiz, kimliğimizdir diyorlar ve cezaevinde direniyorlar. Bu arkadaşlarımızın ana dillerine sahip çıktıkları için önlerinde eğiliyorum. Yıllardır Kürt halkının dili, kimliği zulüm altındadır, bugünde bu zulüm devam ediyor. Biz her zaman söyledik zorbalıkla, baskıyla Kürtleri durduramazsınız. Kürtler birlikte eşit vatandaşlar olarak yaşamak istiyor. Kürt sorunu artık barışla çözülmeli diyoruz. Ancak görülüyor ki, bazı düşünceler değişmemiş. Bu düşünceler kardeşlikten yana değil. Biz kahrolsun zorbalık diyoruz. Her şeyden önce halkımıza ve partimize büyük bir bağlılık içindeyiz. Halkımız Kürtlerin birliğini istiyor. Görüşleri farklı bile olsa, bu mücadeleye sahip çıkmasalar bile bütün Kürtlerin birlikte hareket etmesini istiyor. Görüşlerimize karşı olan Kürtleri de aramızda görmek istiyoruz gelsinler başımız gözümüz üstünde yerleri var. Eğer birliğimiz büyürse zaferi daha yakın zamanda kazanırız. Onurlu bir yaşam isteniyorsa birlik olmamız lazım. Çok büyük bedeller ödeniyor. Kürt halkı dilini, kültürünü, kimliğini istiyor, Başbakan Erdoğan ise, AKP’nin bizden fazla oy aldığını, AKP’nin Kürtleri de temsil ettiğini dile getiriyor. Ona oylarınızla, birlikteliğinizle, çalışmalarınızla cevabı sizler vereceksiniz. Bu halk binlerce yıldır Ortadoğu’da yaşan kadim bir halktır ve de onurludur. Dilimizi tanımayanları kınıyoruz. Dilimizi tanımamaları bize karşı büyük bir hakarettir. Dilimizi küçük görmemeleri için yeni bir tarih yazmalıyız. Bu da ancak Kürtlerin birliğiyle olur. Eğer bu birliği başarırsak zafer önümüzde duruyor. Bundan şüpheniz olmasın.”

ADLİYE BİNASINA YÜRÜYÜŞE GEÇTİLER Türk’ün konuşmasının ardından milletvekili ve belediye başkanlarının da aralarında bulunduğu yaklaşık 40 bin kişi İstasyon Caddesi üzerinden 2 kilometre uzaklıktaki adliye binasına yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında PKK, ve Abdullah Öcalan ile sanıkların lehine ’Hepimiz KCK’lıyız’ sloganları atıldı. Yürüşün en arka kısmında bulunan bir grup önlem alan polise havai fişek attı. Polis bu grubu gaz bombası atarak dağıttı. Yürüyüşü polis Urfakapı Semti’nden durdurdu. BDP Milletvekili Sırrı Sakık ile Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir’in polislerle görüşmesinden sonra yürüyüşe izin verildi.

ADLİYE ÖNÜ SAVAŞ ALANINA DÖNDÜ
Yürüyüşe katılan grupların büyük bölümü dağılırken, saat 15.00 sıralarında Büyükşehir Belediye binası ile yan yana bulunan adliye önüne geçmek isteyen yaklaşık 5 bin kişi belediye binası önünde polis barikatıyla karşılaştı. Adliyeye yürümelerine izin verilmeyenler arasında yeralan ve bazılarının yüzleri kapalı olan gruplar polise, havai fişek, molotof kokteyli, ses bombası ve taşlarla saldırdı. Güvenlik noktasında bulunan çevik kuvvet polisi de, gösterecilere gaz bombaları ve tazyikli su ile müdahale etti.
Adliye önünde yaşanan arbedede savaş alanına dönerken, atılan gaz bombalarından, adliye civarında bulunan basın mensupları, polis ve bazı vatandaşlar etkilendi. Atılan gazlardan kurtulmaya çalışan bazı BDP’liler, Büyükşehir Belediyesi binasına sığındı.
Polis müdürleri telsizlerden sürekli olarak gaz kullanılmaması konusunda uyarılar yapılırken, polis ile göstericiler arasında itiş kakış başladı. Polis kalabalığı dağıtmak için tazyikli su kullandı, göstericiler de polise taşlı saldırıda bulundu.

DURUŞMA YAPILAN BİNAYA MOLOTOF Bu sırada adliye binasının arka tarafına geçen bazı gruplar duruşmanın sürdüğü binaya taş ve molotof kokteyli attı. Çıkan arbedede BDP otobüsünün camları kırıldı. BDP’li yetkililerin otobüsten sık sık anons yaparak sakin olunması yönünde uyarılarda bulundu. Bu sırada kent üzerinde polise ait 2 helikopter sürekli uçuş yaparak, alınan önlemleri havadan denetledi. Yaklaşık 1 saat devam eden olayların ardından BDP milletvekili Sebahat Tuncel ile parti yetkilileri sık sık konuşmalar yaparak göstericileri sakin olmaya çağırdı.

BAYDEMİR FENALIK GEÇİRDİ
Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, belediye binasına giren ve atılan gazlardan etkilenen kişilere yardım ederken fenalık geçirdi. Belediyede müdahalesi yapılan Baydemir’in durumunun iyi olduğu belirtildi.

HAKKARİ VE YÜKSEKOVA DA KARIŞTI
Hakkari ve Yüksekova İlçesi’nde de BDP tarafından yapılan basın açıklamaları sonrası olaylar çıktı. Polis kendisine taş, molotof ve havai fişeklerle saldıran göstericilere gaz bombası ve tazyikli su ile müdahale etti.

Hakkari’de BDP binası önünde toplanan aralarında BDP’li Belediye Başkanı Fadıl Bedirhanoğlu ve İl Başkanı Orhan Koparan’ından bulunduğu 500 kişi belediye binasına kadar slogan atarak yürüdü. Burada KCK operasyonları ve yöneticilerin mahkemede Kürtçe savunma yapmalarına izin verilmemesini protesto etmek için basın açıklaması yapıldı. Basın açıklaması sonrası dağılan 30 kişilik bir grup Dağgöl Mahallesi’nde yola barikat kurup ateş yakıp PKK ve Abdullah Öcalan lehine slogan atmaya başladı. Polisin dağılın uyarısına göstericiler taşla karşılık verdi. Bunun üzerine polis de göstericilere gaz bombasıyla müdahale etti. Olaylar ara sokaklarda sürüyor.

Yüksekova İlçesi’nde de 2 bin kişi Diyarbakır’da başlayan KCK duruşmasını protesto etmek için basın açıklaması yaptı. Yüksekova-Şemdinli karayolu üzerinde yapılan basın açıklamasının metnini BDP’li Belediye Başkan Vekili Muhittin Önal okudu. Sıksık PKK ve Abdullah Öcalan lehine slogan atılan basın toplantısı sırasında polis geniş güvenlik önlemi aldı. Basın açıklaması sonrası dağılan bir grup slogan atarak ilçe merkezine doğru yürümek istedi.

Ancak polis ilçe merkezine yürümek isteyen yaklaşık 100 kişilik gruba izin vermeyince olaylar çıktı. Polis kendisine taş, molotof ve havai fişeklerle saldıran göstericilere gaz bombası ve tazyikli su ile müdahale etti. Ara sokaklara dağılan göstericiler ile polis arasında kovalamaca yaşandı. (Yeşil Gazete kaynaklarından, ANF, DHA ve AA’dan derlenmiştir)

(Yeşil Gazete)