Ana Sayfa Blog Sayfa 5266

PKK eylemsizlik kararını kaldırdı

Hükümetin kalıcı bir ateşkes için açıkladıkları beş talebe duyarsız kaldığını söyleyen KCK, saldırmayacaklarını “ancak kendilerini daha etkili savunacaklarını” açıkladı. 8 Mart ve Newroz’da hükümetin tutumunu izleyeceklerini söyledi.

PKK’nin çatı örgütü Koma Civaken Kürdistan (KCK) Yürütme Konseyi, 13 Ağustos’tan bu yana devam eden eylemsizlik sürecinin “AKP hükümetinin izlediği inkar-imha politikaları nedeniyle geçerliliğini yitirdiğini” açıkladı.

KCK, saldırılar karşısında kendilerini “daha etkili savunacaklarını ancak saldırmayacaklarını” söyledi.

Fırat Haber Ajansı’na göre, yazılı bir açıklama yapan KCK yönetimi, eylemsizliğin kalıcılaşması için talep ettikleri konularda hükümetin adım atmadığını vurguladı.

Bu beş talep şöyle:

* Askeri ve siyasi alanlara dönük tüm operasyonların durdurulması,

* Tutuklanan Kürt siyasetçilerinin serbest bırakılması,

* İmralı’da hapis bulunan PKK lideri Abdullah Öcalan’ın sürece aktif olarak katılmasının önünün açılması ve yürütülen diyalogun müzakere düzeyine çıkarılması,

* Sürecin ilerlemesi için Anayasa komisyonu ile Hakikatleri Araştırma Komisyonlarının kurulması,

* Yüzde 10 seçim barajının kaldırılması.

PKK son olarak 13 Ağustos 2009’da eylemsizlik kararı almıştı.

Açıklama özetle şöyle:

“Hareketimiz de, Önderliğimizin bu çabalarına karşılık ve halkımızın, kamuoyunun beklentilerine cevap olmak için defalarca ateşkes ilan etti. İlk kez 2002’de iktidara gelen AKP hükümetine hemen hemen her yıl Kürt sorunun çözümü için muazzam fırsatlar sunuldu. 2005 Ağustos, 2006 Ekim, 2008 Aralık, 2009 Nisan, 2010 Ağustos, Eylül ve Kasım aylarında tek taraflı ateşkesler ilan ettik. AKP, bu fırsatları değerlendirmek yerine topluma kendi başarısı olarak lanse etmeye çalışıp iktidarını güçlendirerek, hareketimizi tasfiye etmeyi amaçlamış, bunun dışında çözüme dönük hiçbir olumlu pratiğin sahibi olmamıştır. Ancak Hareketimiz ve sorumluluğu altındaki gerilla güçlerimiz, 8 kezdir ilan edilen ateşkes dahil bu süreçlerin gereklerine her defasında layıkıyla uymuştur. AKP hükümeti icraatlarıyla bu fırsatları sonuçsuz bırakarak, anlamsız kılmıştır.

“İçine girmekte olduğumuz bu bahar ayında halkımıza adil bir barışı müjdelemeyi, Türk-Kürt halklarının tarihi bağlarının güçlenmesini sağlayacak, iradeli, onurlu birlikte demokratik özgür yaşam projesine yol aldıracak tarihi gelişmelerin yaşandığı bir bahar olmasını canı gönülden arzuladık. Maalesef AKP’nin kökleşmiş inkar zihniyetinden kurtulamaması ve kendi iktidar çıkarlarını Türkiye’nin ve halkların demokratik çıkarlarından üstün tutması buna yol açmamaktadır. AKP, geliştirdiği sistem içi ittifak ve oluşturduğu yeni gladyosuna dayalı siyasetiyle özgür Kürt iradesini marjinalleştirme ve tasfiye konseptindeki ısrarı neticesinde ateşkes süreci heba edilmiştir.

“Hareket olarak, Kürt sorununda demokratik çözüm yönünde bir nebze de olsa ilerleme sağlamak için üstümüze düşen sorumlulukların gereklerini yerine getirdiğimiz gibi, barışçıl yönteme hep öncelikli şans tanıdık. Özellikle 2009 yerel seçimlerinde Kürt halkının ortaya koyduğu demokratik irade ve demokratik kamuoyunda oluşan beklentilere ve Önderliğimizin çağrısına oldukça dikkatli ve hassas yaklaşarak 13 Nisan 2009’da tek taraflı eylemsizlik sürecini ilan ettik.

“Ancak AKP hükümeti de bir gün sonra, 14 Nisan 2009 tarihinde yasal-demokratik Kürt siyasetçilerine karşı KCK operasyonu adıyla bir siyasal soykırım sürecini başlattı. Kürt toplumunun bütün itirazlarına rağmen bu operasyonunu ısrarlı bir biçimde günümüze kadar sürdürerek 2000’e yakın Kürt siyasetçisini tutukladı. Bununla birlikte askeri-diplomatik kuşatma ve saldırı dalgası devam etmiştir. Gerilladan ve Maxmur’dan giden Barış grupları sudan gerekçelerle tutuklanmıştır. Barış ve kalıcı çözüm için Önder Apo’nun sunduğu yol haritasına el konulmuş ve hiçbir biçimde gereklerine uyulmamıştır. Kürt halkına, siyasetçilere, kadınlara, gençlere, çocuklara yönelik linç ve kültürel soykırım artarak sürdürülmüştür. Kürt halkını sindirmeye dönük bir politika izlenmiş ve siyasi partisi DTP kapatılmıştır.

“Halkımızın ve tüm mücadele kazanımlarının tehlike ve tehdit altında olduğu böylesi bir süreçte Kürt sorununda muhatap olan Önderliğimizin 31 Mayıs’ta aradan çekilmesi yeni bir durum ortaya çıkarmıştır. Özgürlük değerlerimizi ve halkımızı savunmak amacıyla 1 Haziran 2010’da güçlerimiz meşru savunma temelinde dördüncü stratejik mücadele dönemini başlatmayı öngören direniş pozisyonu almıştır.

“Direniş sürecinin ortaya çıkardığı siyasal ve askeri ortamın yarattığı atmosferde devletin Önderliğimizle geliştirdiği diyaloglara önemli bir anlam biçtik. Diyalog sürecinin müzakere aşamasına gelmesi için zemin yaratmaya çalıştık. Sürece taktiksel değil stratejik yaklaşarak 13 Ağustos’ta ateşkes ilan ettik. Daha sonra bunu iki kez uzatarak günümüze kadar devam etmesini sağlayan kararlar aldık. Sürecin kalıcı bir ateşkese dönüşmesi için AKP hükümetinin öncelikli olarak atması gereken adımları defalarca sunduk ve kamuoyuyla paylaştık.

“Ama AKP hükümeti, Kürt sorunun çözümünde önemli bir zemin yaratacak bu adımları atmazken ve çözüm yönünde hiçbir projesi olmazken varmış gibi göstererek, hareketimizin yarattığı barışçıl zemini, hareketimizi tasfiye etmede kullanmak istemiştir. Buna rağmen Önderliğimiz, devlet içindeki bir kesimin ve bazı çevrelerin diyalog ve çözüm eğilimini güçlendirmek, parlamentoda bu iradeyi geliştirmek ve demokratik kamuoyunun sürece cesaretlice müdahil olmasının önünü açmak, savaş lobilerinin, faşist odakların hesabını boşa çıkarmak için çok zor da olsa sürecin uzatılmasında ciddi çabalar sergilemiştir.

“Önderliğimizin tarihi çabalarının karşılık bulması için, sürecin hassasiyetini dikkate alan Hareketimiz, genel seçimlere kadar tek taraflı bir biçimde şartlı eylemsizlik kararını almış ve belli aralıklarla durum değerlendirmesini yapacağını ilan etmişti. Özellikle Mart ayında bunu yeniden kamuoyuyla paylaşacağını belirtmişti. Hareketimiz, belirsiz, zamana yayılan, özünde çürütmeyi, oyalamayı ve tasfiyeyi amaçlayan uygulamalar konusunda AKP hükümetine defalarca uyarıda bulundu. Ancak AKP hükümeti büyük bir duyarsızlık ve umursamazlıkla süreci yumuşatacak hiç bir adım atmadığı gibi satın aldığı bazı Kürt işbirlikçilerini kullanarak Kürt toplumunu yanıltmak ve özgür Kürdü tasfiye etmede ısrarlı davranmıştır.

“13 Ağustos 2010 tarihinden bu yana geçen 6,5 ayı aşkın bir süre içerisinde hükümetin, güven verici hiçbir adımı ve ciddi taahhüdü olmadığı gibi, öncelikli olarak yapılması gerekenler konusunda da tam tersi bir tutum içine girmiştir.

1- Mevsim koşulları nedeniyle çatışmalarda bir azalma olduysa da Kürt siyasetine karşı operasyonlar artarak sürdürülmüştür.

2-Siyasi soykırımın ibret verici davası olan KCK davasında anadilde savunma hakkı dahi engellenerek bugüne kadar tek bir kişi bile bırakılmamış ve siyasi yaklaşımlarla oyalama ve pes ettirme taktiği uygulanmıştır.

3-Önderliğimizin şartlarında hiçbir değişiklik yapılmadığı gibi sürdürülen diyaloglar müzakere düzeyine vardırılmamış ve sonuç alıcı kılınmamıştır.

4-Her gün toplu mezarlar açılmasına ve tüm ısrarlara rağmen, sürecin ilerlemesi yönünde Adalet ve Hakikatleri Araştırma Komisyonları kurulmamıştır.

5-Kürt halkının siyasal iradesi önünde bir engel olan % 10 seçim barajı düşürülmediği gibi, Kürtlerin meclise girmemesi için AKP yeni hilelerle yeni yasalar çıkararak meclisteki Kürt temsilcilerinin en az sayıya indirilmesi için her türlü çabayı göstermiştir. Bu biçimde Kürt iradesinin tam olarak yansımadığı bir meclisin de yapacağı anayasanın dengesiz olacağı ve sorunu çözmeyeceği şimdiden görülmektedir.

“Bu durumda güçlerimiz, saldırılar karşısında kendisini daha etkili savunacak, fakat saldırmayan, operasyona çıkmayan ve halka yönelmeyen güçlere karşı askeri eylemde bulunmayacaktır. Önümüzdeki sürecin nasıl bir karakter kazanacağı konusunda AKP hükümeti ve devlet güçlerinin yürüteceği politikaların etkili olacağı açıktır.

“Özellikle girmekte olduğumuz Mart ayında 8 Mart Dünya Kadın Gününde ve Kürt ulusal değerleri açısından kutlu bir gün olan Newroz sürecinde halkımızın geliştireceği normal, doğal kitlesel etkinliklere hükümetin yaklaşım politikası önemli olacaktır. Bu konuda ilgili olan tüm çevrelerin sürece sorumlu ve duyarlı yaklaşmaları büyük önem taşımaktadır. ” (Bia)

Zirve değişmedi

0

Kadınlar teniste Danimarkalı Caroline Wozniacki, dünya sıralamasının zirvesindeki yerini korudu.

WTA’nın bugün açıklanan listesinde Wozniacki, 9 bin 550 puanla ilk sırada gösterilirken, Belçikalı Kim Clijsters, 8 bin 835 puanla ikinci sırada yeraldı.

Katar Açık Tenis Turnuvası’nın finalinde Wozniacki’yi yenen Rus Vera Zvonareva 7 bin 565 puanla 3. sıradaki yerini korurken, ilk 20 içinde gerileyen tek isim, 18. sırada gösterilen Rus Maria Sharapova oldu.

Türk tenisçi Çağla Büyükakçay da bu hafta gerileyen isimler arasında yer aldı ve 3 basamak düşerek kendisine 171. sırada yer bulabildi.

Teniste ilk 10 değişmedi

0

Erkekler teniste dünya sıralamasının ilk 10 ismi, ATP’nin bugün açıklananan listesine göre sıralamadaki yerlerini korudu.

Listede İspanyol Rafael Nadal 12 bin 390 puanla ilk sırada yer alırken, İsviçreli Roger Federer 7 bin 965 puanla ikinci sırada gösterildi. Avustralya Açık’ın ardından Dubai Tenis Şampiyonası’nı da kazanan ve her iki turnuvada da Roger Federer’i yenme başarısını gösteren Sırp tenisçi Novak Djokovic ise puanını 7 bin 880’e yükseltmesine karşın 3. sırada kaldı. Bir önceki listede 122. sırada gösterilen Türk tenisçi Marsel İlhan ise 2 basamak atladı ve 120. sıraya yükseldi.

Listedeki ilk 20 isim, bir önceki listedeki yerleri ve puanları şöyle:

1. (1) Rafael Nadal – İspanya           12390
2. (2) Roger Federer – İsviçre           7965
3. (3) Novak Djokovic – Sırbistan        7880
4. (4) Robin Soderling – İsveç           6055
5. (5) Andy Murray – Britanya            5715
6. (6) David Ferrer – İspanya            4510
7. (7) Tomas Berdych – Çek Cumhuriyeti   4410
8. (8) Andy Roddick – ABD                3735
9. (9) Fernando Verdasco – İspanya       3095
10.(10) Jurgen Melzer – Avusturya        2730
11.(12) Gael Monfils – Fransa            2650
12.(13) Nicolas Almagro – İspanya        2530
13.(11) Mikhail Youzhny – Rusya          2420
14.(15) Stanislas Wawrinka – İsviçre     2175
15.(16) Mardy Fish – ABD                 2121
16.(14) Ivan Ljubicic – Hırvatistan      2055
17.(17) Jo-Wilfried Tsonga – Fransa      1970
18.(18) Viktor Troicki – Sırbistan       1670
19.(19) David Nalbandian – Arjantin      1655
20.(21) Marin Cilic – Hırvatistan        1500

O zaman “Suça sürükleyenler”i yargılayın

Hrant Dink cinayetinin katil zanlısı Ogün Samast’ın yargılanmasına İstanbul 2. Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlandı. Samast’ın kapalı celse talebi reddedildi. Dink Ailesi’nin dokuz üyesinin müdahilliği kabul edildi.

Gazeteci Hrant Dink cinayetinin tetikçi zanlısı Ogün Samast Sultanahmet Çocuk 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başladı. Saat 10.40 itibariyle cezaevi ring aracıyla mahkemeye getirilen Samast’ın duruşma salonuna alınması yarım saat sürdü.

Müdahil avukatlardan Fethiye Çetin, mahkeme gelişinde gazetecilere, Samast’ın çocuk mahkemesinden yargılanıyor olmasına tepki olarak Dink Ailesi üyelerinin Sultanahmet Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaları izlemeyeceklerini bildirdi.

Samast, İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde üç yılı aşkın süredir sanık kaldıktan sonra cinayet günü 17 yaşında olduğuna kanaat getirilerek Çocuk Mahkemesi’nde yargılanmasına karar verilmişti.

Dink ailesinin dokuz üyesi müdahil

Mahkeme, Dink Ailesi’nden Rakel, Arat, Ferat, Hosrof, Ara, Aycan, Zabal, Maral ve Haskanoş’un, Hrant Dink’in kurucusu olduğu Agos gazetesinin ve yazı yazdığı Birgün gazetesinin müdahillik taleplerini kabul ederken Savo ve Mikail Yağbasan’ın taleplerini “doğrudan zarar görmedikleri” iddiasıyla geri çevirdi.

Samast artık, “Suça süreklenen çocuk”

Ayrıca, Samast’ın duruşmanın basına kapalı gerçekleştirilmesi yönünde ilettiği talep reddedilince gazeteciler 12.00 sularında duruşma salonuna alındılar.Mahkeme başkanı Samast’an, “Suça süreklenen çocuk” olarak söz etti.

Altı tanık dinlendi

Bugünkü duruşmada Akif Çalıkoğlu, Cemal Yıldırım, Ahmet Emin Özmete, Agos çalışanı Dina Murat, Christine Dellaloğlu ve İbrahim Çağlayan’ı görgü tanığı olarak dinleyen mahkeme, Samast’ın tutuklu kalmasına karar verdi. Tanıkların çoğu, Samast’ın elinde gördükleri silahı “gri” veya “açık renkli” olarak tarif ettiler. Mahkeme 4 Nisan’a bırakılan bir dahaki duruşmada 10 tanığı daha dinlemek istiyor.

Samast’a silahla ilgili sorular yönelten müdahil avukatlardan Bahri Bayram Belen, amaçlarının Samast’ın ağır cezalarla yargılanması olmadığını, cinyanetin arkasındaki maddi gerçeğe ulaşmak olduğunu söyledi.

Çocuk Mahkemesi’nde yargılama kararı ve itiraz

25 Ekim 2010’da 14. Ağır Ceza Mahkemesi, 6008 sayılı Terörle Mücadele Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun uyarınca dosyayı ayırarak, ”görevsizlik kararı” ile Samast’ın Çocuk Mahkemesi’nde yargılanmasına hükmetmişti.

Ancak Dink Ailesi avukatları, davanın bir bütün olarak İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmesi isteğiyle ertesi gün itirazda bulundular.

Dink Ailesi avukatlarından Arzu Becerik, Samast’ın Çocuk mahkemesinde yargılanacak olmasının kısa sürede serbest kalmasını sağlayabileceğini açıkladı. Becerik, tahliyenin 2012 Ocak’ında gerçekleşebileceğine dair endişelerini dile getirdi.

Samast’ın çocuk mahkemesine gönderilmesiyle davanın sürüncemede kalacağı, uzun süre kararın çıkmayacağı şeklinde bir izlenim oluştuğunu söyleyen Becerik, “Eğer Samast çocuk mahkemesinde yargılanmaya devam ederse beş senede çıkacak” dedi.

Samast’ın 20 yıla kadar hapsi isteniyor

Samast’ın, ”terör örgütüne üye olmak” ve ”ruhsatsız silah bulundurmak” suçlarından 20 yıla kadar hapsi isteniyor.

Dink’i 19 Ocak 2007 tarihinde İstanbul Şişli’deki Agos gazetesi bürosu önünde öldürmekle suçlanan ve 20 yıla kadar hapis istemiyle yargılanan Samast, yaşadığı Trabzon’a geri dönmek için bindiği otobüste Samsun otogarında ertesi gün yakalanmıştı. Samast dört yıldır cezaevinde bulunuyor. (Elif Gençkal)

Halkın Günlüğü Yayın Yönetmeni Hıdır Gürz’e tutuklama

Geçtiğimiz hafta Zonguldak’ta gözaltına alınarak Adana’ya götürülen Halkın Günlüğü gazetesi yayın yönetmeni Hıdır Gürz tutuklanarak cezaevine gönderildi; TGDP tutuklu gazetecilerin sayısının 51’e yükseldiğini duyurdu. Basın Enstitüsü Derneği de basına yönelik tehditlere karşı çağrı yaptı.

Geçen hafta Halkın Günlüğü gazetesi ve Demokratik Haklar Derneği büroları ile Demokratik Haklar Federasyonu (DHF) üyelerinin evlerinde gözaltına alınan 23 kişiden gazetenin yazı işleri müdürü Hıdır Gürz‘ün de aralarında bulunduğu toplam 8 kişi çıkarıldığı mahkemece tutuklandı.

22 Şubat akşamından itibaren çeşitli illerde yapılan operasyonlar sonucu Adana’ya götürülen Halkın Günlüğü gazetesi Mersin şube temsilcisi Deniz Kısmetli ile birlikte toplam 12 kişi savcılıkta alınan ifadeleri ardından 25 Şubat’ta serbest bırakılmıştı.

Tutuklanmaları talebiyle mahkemeye sevk edilen 11 kişiden ise sekizi tutuklanarak cezaevine gönderildi, üç kişi serbest bırakıldı.

Tutuklananlar arasında bir haber için gittiği Zonguldak’ta misafir olarak kaldığı ev basılarak gözaltına alınan Halkın Günlüğü gazetesi yazı işleri müdürü Gürz de bulunuyor.

Operasyonlar ise çeşitli illerde DHF ve destekleyen örgütlerce protesto edildi.

Dicle Haber Ajansı (DİHA) muhabiri Çağla Yeleser de, haber yapmak üzere Diyarbakır’a gitmek için geldiği Ankara Şehirler Arası Otobüs Terminali’nde (AŞTİ) Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı polislerce aynı gün gözaltına alındı.

TGDP: Sistematikleşen sansürcülüğün dışa vurumu

Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu (TGDP) 25 Şubat günü yaptığı yazılı açıklamada, Gürz’ün tutuklanmasıyla tutuklu gazeteci ve yazarların sayısının 51’e yükseldiğini söyledi.

Düzen muhalifi kişilere yönelik gözaltı ve tutuklamaların “Söz, eylem ve örgütlenme özgürlüğüne, basın özgürlüğüne, düşünce ve ifade özgürlüğüne, halkın haber alma hakkına yönelik doğrudan bir saldırı” olduğu açıklamada vurgulandı.

Platform, Yeleser’in gözaltına alınmasının da bu saldırıların sistematikleştiğini ve artarak sürdüğünü gösterdiğini belirtti.

Açıklamada, yaşananların Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğa gibi devlet yetkililerinin “Türkiye’de düşünce ve ifade özgürlüğü sorunu yoktur” ifadelerini yalanladığını ve geleneksel devlet politikası olarak sistematikleşen 100 yıllık sansürcülüğü dışa vurduğuna yer verildi.

BED’den “gizli-açık tehditlere karşı” somut adım çağrısı

Basın Enstitüsü Derneği (BED) – IPI Ulusal Komitesi de bir yazılı açıklama yaparak, “Hükümet basın özgürlüğünün “Amerika’dan bile ileri” olduğunu düşünse de, Türkiye listelerde sadece ABD’nin değil, dünyanın birçok ülkesinin de gerisine düşmüştür” dedi.

Komite gazeteci Mehmet Metiner‘e yönelik suikast girişimi ve Ahmet Hakan‘ın gözaltına alınması ve Hrant Dink cinayetiyle ilgili yazdıkları kitaplar nedeniyle Nedim Şener ve Adem Yavuz‘un tehdit edilmelerine de değindi.

“Halkın gerçekleri öğrenme hakkının önündeki en önemli engel, gazetecilerin gerçekleri görüp de başlarını derde sokmamak için görmezden gelmeleri, yani oto sansürdür” denilen açıklamada yetkililer, gazetecileri gizli açık tehditlere karşı korumak üzere somut adımlar atmaya ve “yasalarda özgürlük ihlallerine dayanak teşkil eden maddeleri ayıklamaya” çağrıldı. (Bia)

Kadın protestocuyu yumruklayan polis hakkında suç duyurusu

0

Halkevleri üyeleri, suç duyurusunda bulunmadan önce Ankara Adalet Sarayı önünde basın açıklaması yaptı. KESK ve Eğitim-Sen gibi sendikalar ile bazı sivil toplum kuruluşlarının da destek verdiği basın açıklamasında konuşan Halkevleri üyesi Gülşah Öztürk, “Yüksel Caddesi’nde yaşanılan polis şiddeti ilk değildir. Ancak kadına yönelik şiddetin tırmandığı şu günlerde bir polis memurunun ‘şok etkisi’ ile gerçekleştirdiğini iddia ettiği şiddet bugün erkek egemen, cinsiyetçi, gerici iktidarın temsil ettiği bir yüzdür. Biz bu yüzü tanıyoruz” dedi.

Evde, iş yerinde, sokakta kadınların sistematik bir biçimde şiddete uğradıklarını kaydeden Öztürk, “Yaşanan polis saldırısının, asla münferit bir olay olmadığını” savundu. Saldırıya uğrayan Halkevleri üyesi Dilşat Aktaş ise kendisine atılan yumruğun, aslında bütün kadınlara atılmış bir yumruk olduğunu söyledi. Aktaş, 8 Mart’ta, kadına yönelik bu şiddetin cevabını vereceklerini belirterek, bugün bu olayı yargıya taşıdıklarını kaydetti. Aktaş, suç duyurusu dilekçesinde, polis memuru olduğunu iddia ettiği kişinin, kimliğinin tespit edilerek, hakkında soruşturma açılmasını talep ettiklerini ifade etti. Açıklamaların ardından, suç duyurusu dilekçesi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına sunuldu. (AA)

Özgürlük?

Hayy Kitap tarafından hazırlanan, gençlere yönelik insan hakları evrensel beyannamesi maddeleri ile ilgili hikaye kitabı Özgürlük?, Uluslararası Af Örgütü işbirliği ile yayına hazırlanıp satışa çıktı. Özgürlük?, özgürlükten esin alan on beş yazardan insan haklarını selamlayan öyküler ve şiirler içeriyor. Bu derleme ile on beş farklı üslup bir kitaba sığıyor, dört kıtadan insan haklarını selamlıyor.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ilan ettiği hak ve özgürlükler hepimiz için. Filistin’de duvarın öte tarafına barış uçurtmaları gönderen bir çocuk, İngiltere’de gözaltına alınan bir Ganalı, ölümün eksilttiği bir anne, İrlanda’da yaşayan bir Afrikalı, apar topar ülkesinden kaçmak zorunda kalan Zimbabweli bir aile için… Hepimizin adil ve onurlu; istismardan, korkudan ve yokluktan uzak bir yaşam sürebilmesi için.

Dünyada severek okunan 15 yazar, ilhamını bu hak ve özgürlüklerden alıyor, öykü ve şiirleriyle, insan haklarının nasıl kolayca ihlal edilebildiğini gösteriyor; ve ihlaller denkleminde her iki tarafın da insan olduğunu… Türkiye’deki gençlerin de yakından tanıdığı David Almond, Michael Morpugo, Eoin Colfer gibi yazarlar, hayatın içinden, kahramanı genç, umut taşıyan öyküleri ve şiirleriyle “insan hakları”, “insan olmak” ve “özgürlük” üzerine düşündürüyor. Kitabın Türkiye baskısında ayrıca, şair ve yazar Bejan Matur’un “Dağ” adlı bir şiiri bulunuyor.

Uluslararası Af Örgütü’nün işbirliğiyle hazırlanan bu derleme, kişiyi sadece dünyaya yakınlaştıran bir kitap değil, aynı zamanda bir edebiyat ve şiir hazinesi.

(Yeşil Gazete)

“Daha da çoğalacağız”

Çanakkale Çevre Platformu’nun önceki gün Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirdiği altın üretimine karşıt basın açıklaması ve eyleminde Halk Evleri Tiyatro Grubu’nun ortaya koyduğu gösteriyi mahalleler hatta bölgesel bazda yaymak gerektiğini belirten Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, duyarlılıkların hafızalarda canlı tutulması için bu tür rganizasyonların daha planlı bir şekilde yapılması gerektiğini, bu konuda her türlü desteği vermeye de hazır olduğunu bildirdi.

Öte yandan Kazdağları’nın Kuzey kesimini ‘Dünya Kültür Mirası’na dahil etme’ yönündeki girişimleri de yakından takip ettiğini belirten Gökhan, “Kazdağları’nı bütünsel anlamda düşünmek gerekir. Sonuçta Kazdağları bir bütün. Bu bakımdan Kazdağları’nın Dünya Kültür Mirası’na sokulmasına destek vermemiz lazım” dedi.  Çanakkale Belediye Başkanı Ülgür Gökhan, önceki gün gerçekleştirdiği Çanakkale Çevre Platformu’nun önceki gün Cumhuriyet Meydanı’nda gerçekleştirdiği altın lobisi karşıt gösteri ve basın açıklamasının Çanakkale’de ilk kez farklı bir konseptte ele alındığını, sözün bittiği yerde bu tür eylemselliklerin doğal karşılanması gerektiğini, bundan asıl ders çıkarması gerekenlerin çok uluslu altın şirketleri ve bu firmalara destek sunanların olduğunu söyledi.

Daha yeni başlıyor

Belediye Meclisi’nin Şubat ayı çalışmaları sırasında Maden İşleri Daire Başkanlığı tarafından Çanakkale Belediyesi’nin talebi doğrultusuna dayanılarak Çanakkale’ye gönderilen ‘altın madeni arayan ve işletme ruhsatı alan firmalar’ raporunu sıcağı sıcağına mecliste değerlendirmeye sunulması ve meclis kürsüsünden yaptığı çağrı sonrası Çanakkale’de belli hareketliliklerin oluştuğunu anımsatan Gökhan, “Bizim bu açıklamamız belli kesimleri telaşlandırmış olmalı ki, bir anda karşımızda altın madeni aklayıcılarını bulduk. Sandılar ki; Çanakkale boş. Öyle olmadığını, Çanakkalelilerin çevreye ne kadar hassas ve duyarlı oldukları Cumhuriyet Meydanı’nda yapılan eylemsellikle ortaya kondu. O gün orada sahnelenen skeç ve yapılan basın açıklaması belediye olarak tamamen bizim dışımızda. Biz sadece katkı vermek için o gün alandaydık. Aslında bu bir başlangıç. Bunların daha da artacağına inanıyorum. Saman alevi gibi sönüp kalmamalı. Daima hafızalarda canlı ve diri tutmalı.” dedi.

Halk istemiyor…

Çanakkale’de oluşan çevre duyarlılığının ileriki günlerde daha da çoğalarak artacağını umduğunu söyleyen Gökhan, çevrecilerin bu tür eylemselliklerini kendi olanaklarıyla gerçekleştirdiği, ancak bu konuda daha fazla desteğe ihtiyaç duyduğu yönündeki eleştirilere ise, “Çevreci dostları yalnız değil. Gönüllülük esası ile çevreci olunur ama tabii ki bir takım destekler beklenebilir. Zaten bu anlamda daha etkin bir çalışma yapılması için Kazdağları ve Madra Dağı Belediyeler Birliği kurulmuştur. Biz de bilindiği gibi oraya üyeyiz. Planlı bir organizasyon yapılırsa madde manevi her türlü desteği veririz. Bakın ileriki günlerde maden sahalarına gideceğiz, oralarda bir takım incelemeler yapacağız. Köylülerimizle konuşacağız. Altın madenciliğini hep gündemde tutacağız. Ne zamana kadar? Altıncı filo Çanakkale’ye ve Kazdağları’nı terk edene kadar. Belli bir duyarlılık oluştu, şimdi bu duyarlılığın katlanarak daha da artmasını bekliyoruz. Halkın bu duyarlılığı karşısında altıncıların daha fazla direneceğini sanmıyorum. Eğer öyle bir direnç ya da siyasi destekten güç alarak belli sermaye gruplarının destekleriyle Çanakkale’de kalacaklarını zannediyorlarsa aldanıyorlar, çünkü halkın istemediği bir şeyin yapılması durumunda halkı tanımayanların başlarına neler geldiğini Libya’da, Mısır’da, Ortadoğu’da görüp tanık olduk ve olmaya da devam ediyoruz” dedi.

Kültür mirasına destek

Öte yandan Kazdağları’nın Kuzey kesimini ‘Dünya Kültür Mirasına dahil etme’ yönündeki girişimleri de yakından takip ettiğini belirten Gökhan, “Kazdağları’nı bütünsel anlamda düşünmek gerekir. Sonuçta Kazdağları bir bütün. Bu bakımdan Kazdağları’nın Dünya Kültür Mirasına sokulmasına destek vermemiz lazım” dedi.

canakkaleolay.com

Bakanlık Alevilerin fişlendiğini kabul etti

CHP İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan’ın soru önergesini yanıtlayan Sağlık Bakanı Recep Akdağ, “Alevi misiniz, Sünni mi?” anketinin YÖK’e bağlı üniversite hastanelerinde yapıldığının anlaşıldığını belirtti.

CHP İzmir Milletvekili Selçuk Ayhan, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde tedavi gören kanser hastalarına yapılan ankette; “Alevi misiniz, Sünni mi”, “Kanser tanısı konulduktan sonra inancınızda bir değişiklik oldu mu” sorularının sorulduğunu belirterek, konuyu Sağlık Bakanı Recep Akdağ’a sordu. Soru önergesine yanıt veren Sağlık Bakanı, söz konusu anketin Marmara Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Serdar Turhal’ın başkanlığındaki Türk Onkoloji Çalışma Grubu adlı oluşum tarafından YÖK’e bağlı üniversite hastanelerinde yapıldığının anlaşıldığını belirterek, şöyle dedi:

“Herhangi bir şekilde bakanlığımız ve hükümetimizle ilişkilendirilmeyecek bir anketin hükümetimiz aleyhine başlatılan ve her gün bir yenisine şahit olduğumuz kara propaganda malzemelerinden biri haline dönüştürülmesini kabullenmemiz mümkün değildir.”

“BAKANLIĞIN ANKET İLE İLGİSİ YOK”
Sağlık Bakanlığı’nın yapıldığı söylenen anket ile ilgisi olmadığını açıklayan Akdağ, “Bakanlığımızın yapıldığı söylenen anket ile ilgisi olmadığı gibi bu konuda bakanlığımıza intikal eden resmi şikayet veya başvuru da olmamıştır” dedi. Bakan Akdağ, üniversite ve devlet hastanelerinde kanserli hasta takibine yönelik resmi formdaki sorular içerisinde hastaların inançlarıyla ilgili sorular bulunmadığını da bildirdi.

Konuyla ilgili YÖK’ten açıklama istenildiğine işaret eden Sağlık Bakanı, Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlüğü’nden 31 Ocak 2011 tarihinde gelen cevabi yazı hakkında bilgi verdi. Rektörlükten gelen yazıda, söz konusu anketin Marmara Üniversitesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Serdar Turhal’ın başkanlığındaki Türk Onkoloji Çalışma Grubu tarafından kanserli hastalarda tutum ve davranış değişikliği konusunda hemşirelerle birlikte yapıldığı belirtildi.

Gelen cevabi yazıda söz konusu anketin sadece Sivas’ta değil, 13 değişik üniversitede uygulandığı ortaya çıkarken, şöyle denildi: “Anket çalışması Sivas’ta değil, 13 değişik üniversite ve illerimizde uygulanmıştır. Bu çalışmaya Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Anabilim Dalı da katılmıştır. Anketin amacı kanser hastası olduğu öğrenilen kişilerin tutum ve davranışlarında bir değişiklik olup olmadığı yönündedir.”

İNCELEME BAŞLATILDI
Cumhuriyet Üniversitesi Rektörlüğü’nden gelen yazıda, anket çalışması için Rektörlük’ten, Tıp Fakültesi Dekanlığı’ndan ve hastane başhekimliğinden izin alınmadığının tespit edildiği belirtilerek, şöyle denildi:

“Anketin merkez organizasyonu üniversitemiz olmadığından sonuçlarının kamuoyuna açıklanması bizim tasarrufumuzda değildir. Olayın duyulmasını takiben üniversitemiz Tıp Fakültesi Dekanlığı’nca inceleme başlatılmıştır.” (ANKA)

Karhanede romantizm

İspanya Bisiklet Federasyonu Alberto Contador’a bir yıl ceza verdiği gün, Neyzen Tevfik’in 57. ölüm yıldönümüydü.

Ömrü boyunca ‘hiç’in peşinde koşmuş biriyle, ‘hep’in peşinde koşmuş birinin kaderinde böyle bir tesadüf…

Müdanasız bir  ‘kaybeden’ olan Neyzen’in aksine; Contador genç yaşına büyük ‘başarılar’ sığdırmış birisi.

Daha otuzuna gelmeden 5 büyük tur kazandı. Fransa Turu’nu 3 kez zirvede bitirdi.(Muhtemelen 2008’de  takımı Astana, Tur’a alınsaydı bu rakam 4 olacaktı.)

2010’u en yakın rakibi Andy Schleck’in önünde tamamlasa da o  şampiyonluğun hayrını gör-e-medi. Önce Andy’nin bir zincir kazasını fırsat bilerek kaçıp gitmesi bisikletin raconuna ters bulundu ve çok eleştirildi.  Ardından bir kaç ay geçti geçmedi, verdiği kan örneğinde klenbuterol adı verilen yasaklı bir  madde tespit edildi. Muhtemelen yakın bir gelecekte 2010 şampiyonluğu da elinden alınacak.

(Hıncal Uluç bu konuda niye yazmadi acaba? Malumunuz, kendisi Contador’dan pek hoşlanmaz.)

GENELEV’DE PİYANO

Söylemenize gerek yok. Biliyoruz. Biz bisikletseverlerin durumu vahim. Devekuşlarının bile kafalarını kuma, ‘görünmemek’ için değil; bambaşka nedenlerle soktuğunu öğrendiğimiz bir çağda en yumuşak kum nerede bulunur diye dört dönüyoruz

Durumuzu en iyi özetleyen şey aslında bir kitabın başlığında gizlidir: Üstat Tanıl Bora’nın futbol yazılarını derlediği Kârhanede Romantizm’de…

Hakan Kulaçoğlu’nun bulduğu bu metafor hepimizin durumunu anlatan en isabetli tariftir.

Aklın yolu her zaman bir mi bilmiyorum ama ara sıra buluştuklarına şahit oluyoruz.  Mızrağın, çuvalı delik deşik ettiği 2007 Fransa Turu koşulurken Radikal Cumartesi’de iki  makale kaleme almıştım. ‘Bisikletçilerin İtibar Savaşı’ diye çıkan ilk makalenin başlığı aslında “Anneme bisikletçi olduğumu söylemeyin o beni genelevde piyanist sanıyor” idi.

(Reklamcılık literatürünün kült kitaplarından birinin isminde yapılmış küçük bir revizyon… Jeasques Sequela’nın kendi mesleğine ironiyle yaklaştığı kitabındaki ‘reklamcı’ kelimesini çıkarmış, bisikletçi yapmıştım. Nedense gazetenin editörleri başlığı değiştirmeyi uygun bulmuşlardı…)

Yani sizin anlayacağınız aynı sobada elimizi yüz kere de yaksak, ‘cısss’  bizim için birşey ifade etmiyor.

DİNLE BENİ ALBERTO

Haberi aldığım gün şaşırmadım doğrusu. ( ‘Alışmış şort’ refleksi diyelim biz buna) Bambaşka bir şey düşünüyordum. Acaba Neyzen’in şiirleri içinde Contador’a uygun bir şey bulabilir miydim? Aradım, bulamadım. Daha doğrusu buldum da kıyamadım. Spor endüstrisinin iğvasına kapılıp yere düşmüş birine Neyzen’in taşlamaları, recme girerdi.

En uygunu galiba Ruhsati’nin şu dörtlüğü.

Dinliyor musun Alberto?

(Reha Muhtar’ın haber bülteni gibi oldu. Clinton’a filan böyle hitap ederdi.. Bana bak Bill kardeşim, şimdi beni iyi dinle!)

“…Hele bir düşün ki gözümün nuru
Bu kadar parayı sana kim verdi
Bazı fukaraya bulma kusuru
Mesti kundurayı sana kim verdi…”

(Alberto bu yıl büyük paralarla Astana’dan Saxo Bank’a geçti…İki üç yıldır ünlü ayakkabı firması Sidi’nin reklamlarında oynuyor… Ey gözümün nuru, o mesti kundurayı sana kim verdi?)

BEŞERİYET
Madem mevzu geldi paraya dayandı, Neyzen’in para ile olan ilişkisini anlatan bir şehir efsanesiyle mevzuyu bağlayalım.

Yine perperişan bir vaziyette İstanbul sokaklarında dolanan Neyzen’i gören bir dostu: “üstadım etme eyleme, senin gibi büyük bir kabiliyet bambaşka bir hayatı hak ediyor. Gel sana bir konser ayarlayalım. Cebin üç kuruş para görsün” der. Üstat pek yanaşmaz, ama midesi pek aynı fikirde değildir. Velhasıl konser yapılır ve Neyzen’e hatırı sayılır bir para verilir. Bizimkisi ertesi gün ihtiyacı olan rakı kavun ve peyniri aldıktan sonra, kalan paraları sokak köpeklerinin boynuna bağlar ve salar. Bir süre sonra sokaklarda, köpek peşinde koşan adamlar, kadınlar peydah olur. Durumu gören bir dostu merakla sorar:

-Ne yapıyorsun böyle üstadım?

-Hiiç… Beşeriyetin halini seyrediyorum.

Bisiklet sezonu başladı.

Hepimize iyi seyirler.