Ana Sayfa Blog Sayfa 5261

Victor, o çok sevdiği toprağa döndü – Tolga Temuge

Victor ile ilk Bodrum’da karşılaştık. 1994 yılıydı sanırım. Greenpeace’in Moby Dick gemisi ile Bodrum limanına demir atmış gemideki plastik, kağıt, metal, cam gibi geri dönüşümlü atıkları alacak birilerini ararken yerel gazetelerden birisinde Buğday’ın ilanını gördüm.

Buğday henüz o zaman dernek değil, Bodrum’un içinde eski bir evden dönme oldukça orijinal bir vegan lokantasıydı. Telefonu Victor yanıtladı. Derdimi anlatıp gemiden aradığımı söyleyince “Tamam bir kaç saat sonra mendirekte buluşalım” dedi. Atıkları şişme botlardan birisine yükleyip mendireğe doğru yola çıktık. Meşhur gül kurusu jeep’inin önüne bizi bekleyen ufak tefek, cılız, saçları dağınık adam ile ilk o zaman tanıştım. Ayni aksam mürettebatı lokantasına davet edip bize muhteşem bir ziyafet çekti.

O günden sonra Bodrum’a hemen her gidişimde Buğday, Victor’un alçakgönüllülüğü ve inanılmaz anlayışı sayesinde, benim gürültülü ofisime dönüşüyordu. Bana verdiği bahçeye bakan odalardan birisine bilgisayarımı kurup, telefonda saatlerce kampanya ve eylem planlarını İstanbul’dakiler ile tartışırken Buğday’ın alışılmış sükunetini bozuyor, ayni zamanda da Buğday’ın sükunet arayan müdavimlerinin sinirlerini geriyordum. Mutfakta aksam için yemekleri hazırlarken beni şikayete gelen dostlarını, “bırakın o deliyi kendi haline” diyerek geçiştirirdi.

Bir akşam herkes çekildikten sonra bahçede ben rakımı o da meyve suyunu içerken Victor bana ilk kez, Buğday’ı Ekolojik Yasam Derneği’ne dönüştürme planlarından bahsetti. O geceden birkaç yıl sonra Galatasaray’da Buğday ekolojik ürünlerin satıldığı, atölyelerin organize edildiği, toplantıların yapıldığı bir dernek olarak ilk kez filiz verdi. Sonrası Türkiye’nin son on yılının gündemine ekolojik yaşamı koyan bir adamın hikayesi olarak gelişti.

Birkaç gün önce birçok kişi gibi ben de Victor’un Buğday’ın Ta Tu Ta projesi için destek istediği ve bu amaç için bir maratonda koşacağını duyurduğu mesajını aldım. İş güç işte, yoğunluktan o an yanıt vermedim; nasıl olsa bir ara arar, hal hatır sorar, Victor ile konuşurum diye…

Ne yazık ki Victor ile artik hiç birimizin konuşma şansı yok. O çok sevdiği toprağa döndü şimdi. Tohumunu attığı Buğday’ı yaşatmak, dostlarının elinde artık.

İyi ki vardın Victor.

Tolga Temuge

3 Mart’ta dayanışma: Seks işçilerinin onuru insan onurudur

3 Mart Dünya Seks İşçileri Hakları Günü, bugün İstanbul’da Taksim Hotel’de renkli bir etkinlik ile kutlandı. Etkinlikte ayrıca, İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı (İKGV) tarafından hazırlanan “Seks İşçileri ve Yasalar: Türkiye’de Yasaların Seks İşçilerine Etkileri ve Öneriler” isimli raporun tanıtımı yapıldı. Etkinliğe Kadın Kapısı Derneği, Pozitif Yaşam Derneği, İstanbul LGBTT Derneği, Göç-Der ve Şefkat-Der gibi gibi sivil toplum örgütlerinden temsilciler ile konuya duyarlı kişiler katıldı. İstanbul Valiliği İnsan Hakları İl Masası başkanı Avukat Vildan Yirmibeşoğlu da katılımcılar arasındaydı.

Berna Eren, İKGV

Etkinliğin açılış konuşmasını aktivist Demet Demir yaptı. Demir’den sonra söz alan İKGV Genel Başkanı Dr. Berna Eren, vakıf olarak seks işçilerinin çalışma koşullarının iyileştirilmesi için çalıştıklarını söyledi. Eren’e göre, seks işçileri mevcut insan ve işçi haklarından yararlanamıyorlar. Mevzuatta ve uygulamada demokratik ve hak odaklı bir yaklaşım gerekiyor.

Seks İşçileri ve Yasalar: Türkiye’de Yasaların Seks İşçilerine Etkileri ve Öneriler

İKGV’den Dr. Muhtar Çokar, Avrupa Birliği desteği ile yürütülen proje kapsamında hazırlanan rapor ile ilgili bir sunum yaptı. Çokar, İKGV’nin ilk başlarda amaçladığı cinsel yolla bulaşan hastalıkları önleme çalışmalarının zaman içinde hak ve hukuki destek odaklı faaliyetlere dönüştüğünü belirtti.

Muhtar Çokar, Meyra Erdoğan ve Demet Demir

Çokar “Anladık ki sağlık, seks işçilerinin bir numaralı gündem maddesi değil. Baskı ve şiddet altında, daha çok ceza yememek, polise yakalanmamak için çabalıyorlar. Hukuki sorunlar; gizli, kayıtdışı çalışma koşulları ve polis şiddeti, seks işçilerinin gündeminde en önemli konumdalar. Sağlıklarını düşünebilecek bir yaşamları olamıyor. Çalışma ve barınma koşulları, yani insan hakları ile ilgili olarak Kadın Kapısı Derneği ile eşgüdüm içinde çalışıyoruz. Derneğin yürüttüğü projeler kapsamında seks işçilerine yasal destek veriyoruz. Ayrıca mevcut yasal mevzuatı inceleyerek bu rapora aktardık.” dedi.

Muhtar Çokar, İKGV

Seks işçiliği suç değil ama onunla ilgili hemen her şey suç

Türkiye’de seks işçiliği yapmak ceza kanununa göre suç değil, ancak bu işi yapmak için gereken neredeyse her türlü kültürel, sosyal etkinlik soruşturmaya uğrayabiliyor. Muhtar Çokar “Örneğin bu raporun basılması…” diyerek salonu şaşırttı. Polisler dün raporun basıldığı matbaayı basmışlar ve görüşmelerden sonra baskıyı durdurmamışlar. Çokar “Seks işçiliği yapmak suç olmasa da, bu iş ile ilgili yaptığınız herhangi bir şey kovuşturmaya neden olabilir.” dedi. Ev işletmek, aracılık yapmak, trafiği aksatmak, hayasız dolaşmak, gibi nedenler ile seks çalışanları sıklıkla idari merciler ile karşı karşıya geliyorlar.

Yasal seks işçiliği desteklenmedikçe kayıtdışı ve gizli çalışma artıyor

Türkiye’de seks işçiliği mevzuatı “düzenleyici” mevzuat. Yani, bir meslek olarak kabul ediliyor. Ancak bu mevzuatın kimi parçaları neredeyse 150 yıllık. Mesleği düzenleyen yeni kanunlar, şeffaf ve demokratik yaklaşımlar hem seks işçileri hem de toplum geneli için şart. Düzenleyici mevzuat var ama; ne yeni genelev açılıyor, ne de sektöre yeni kayıtlı seks işçileri dahil ediliyor. Sonuç: Gizli, kayıt ve kontrol dışı fuhuşun hızla artması. Ayrıca yürürlükte olan mevzuat ile karşılaşılan uygulamalar birbirlerinden farklı. Gizli seks işçiliği giderek artıyor. Şu anda Türkiye’de yaklaşık olarak 100 bin seks çalışanı var. Bunun ise sadece 3 bininin genelevlerde. Devletin elinde ise kesin, ayrıntılı veriler bulunmuyor.

Sivil toplum temsilcileri Vildan Yirmibeşoğlu ile

Çokar: Nefret cinayetlerinin artmasında kayıtdışı, gizli fuhuşun payı var

Muhtar Çokar gizli fuhuşun kaçınılmaz sonucunun şiddet, sömürü, zor kullanımı, kötü muamele olduğunu ekledi. Son yıllarda iyice artan translara ve travestilere yönelik nefret suçlarında da gizli fuhuşun payı olduğunu söyledi: “Gizli, izole edilmiş seks işçiliği şiddete eğilimli müşterileri çekiyor ve onlara uygun ortam yaratıyor. Bu tüm dünyada karşılaşılan bir durum. Oysa işçilerin birlikte çalışmaları hem şiddete, hem de cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı çok daha güvenli bir ortam yaratıyor. Seks işçilerinin koşulları ile toplum sağlığı da bir bütün olarak etkileşiyor. Mevcut durum kabul edilemez. Bir an önce yasal seks işçiliğinin koşulları iyileştirilmeli ve kolaylaştırılmalı.”

İnsan hakları ihlalleri, ayrımcılık ve damgalanma

Çokar ile birlikte raporu hazırlayan ve ayrıca proje kapsamında seks işçilerine hukuki danışmanlık sağlayan Avukat Habibe Yılmaz Kayar ise, karşılaşılan insan hakları ihlallerine, ayrımcılık ve damgalanma sorunlarına dikkati çekti. Kayar “İhlallerin önemli bir kısmı kolluk güçlerinden kaynaklanıyor” dedi. “Ayrıca, seks işçilerinin adalete erişimleri neredeyse hiç yok. Yaşadıkları ihlallerin yasal takibini yapamıyorlar. Bunun sonucunda da suçlular cezasız veya takipsiz kalıyor. Seks işçileri, sağlık kurumlarında da ihlallere ve insan onurunu çiğneyen muameleler ile karşılaşıyorlar.”

Avukat Habibe Yılmaz Kayar

Polis kurşunu seks işçilerini de hedef almış

Kayar, polis tarafından silah ile vurulan bir danışanının olduğunu, yasal sürecin devam ettiğini aktardı. Kurşun, birçok ameliyata rağmen hala içeride. Kayar “Polis kendisi meşru müdafaa ettiğini iddia ediyor. Polis, seks çalışanı elini çantasına attığında silah çıkartacağını düşünerek kendi beylik tabancasına davranmış. Sonra da seks çalışanının peşinden koşarken yanlışlıkla düşmüş ve düşerken yanlışlıkla danışanımızı vurmuş. Peki ama, ben de soruyorum; kaçan bir insan nasıl vücudunun önünden vurulur. Savunmanın düzmece olduğu açık gibi.” dedi.

Adalete erişim değil, adaletten korku var

Kayar’a göre kendisinden danışmanlık hizmeti alan seks işçilerinin hiçbirisi şimdiye dek avukata ya da savcıya gitmemiş. Baronun adli yardım hizmetinden de yararlanmamışlar. Kayar “Nasıl ise hiçbir seks işçisi avukat istememiş. Neden biliyor musunuz? Çünkü kendilerine imzalatılan formlarda zaten kolluk kuvvetleri önceden avukat istemiyorum ksımını işaretliyorlar” dedi. Kayar’a göre işin daha da kötü tarafı ise şu: Seks çalışanları avukatlara ve barolara da güvenmiyorlar.

Yasal gündem ile de düşüncelerini paylaşan Kayar, ayrımcılık yasasına atıfta bulunarak, seks işçileri gibi, son derece dezavantajlı durumda bulunan grupları görmezden gelen bir ayrımcılık ile mücadele yasasının kabul edilemeyeceğini söyledi.

Kayar’ın dikkat çektiği diğer bir konu ise HIV/AIDS. Toplumun her yaştan, cinsiyetten ve cinsel kimlikten, meslekten kesimini etkileyen HIV, seks işçileri için de dikkatli olunması gereken bir konu. Kayar, “Ayrımcılık ve damgalama, HIV/AIDS’in yayılımını önlemede en büyük engeldir. Bu yüzden, seks işçilerinin haklarının iyileştirilmesi ile HIV/AIDS ile ilgili çalışamlar bir arada olmalı. Ayrıca seks işçilerinin mahremiyet haklarının korunması gerektiğini, kişisel verilerinin paylaşımı konusunda da hukuksuz ve insan onuru ile bağdaşmayan uygulamalar var” dedi.

Göç-Der, Pozitif Yaşam ve İstanbul LGBTT dernekleri, seks işçilerinin küresel sembolü Kırmızı Şemsiye'nin altında birleşti

Toplumsal eşitsizlikler giderilmeli, gizli fuhuş kayıt altına alınmalı

Görüş paylaşımı bölümünden önce etkinliğin son konuşmasını yapan Meyra Erdoğan “Dünya Seks İşçileri Günü” ile ilgili İKGV adına bir açıklama yaptı. Erdoğan da, çocukların, kadınların ve trans bireylerin fuhuş alanından uzak tutulması konusundaki çalışmaların son derece yetersiz olduğunu belirtti. Açıklamasından dikkat çekilmesi gereken noktalar şöyle:

• Toplumsal eşitsizliğin kadınlara ve trans bireylere yönelik olumsuz etkilerini ortadan kaldırmaksızın fuhuşun yasaklanması ya da kısıtlamalara tabi tutulması, bu grupların savunmasızlığını arttırmaktadır. Seks işçileri, diğer yurttaşların ve çalışanların yararlandığı hak ve özgürlüklerden yararlanmalıdır.

• Fuhuş mevzuatı eksiksiz uygulanmalı, gizli fuhuşun yasal alana taşınması kolaylaştırılmalıdır. Tek başına fuhuş yapılan yerlere ve birleşme evlerine izin verilmesi sağlanmalıdır.

• Gizli fuhşun sınırlandırılması için uygulanan amaca aykırı ve ölçeksiz cezalandırmalar, seks işçilerinin güvenliğine ve sağlığına, böylece topluma zarar vermektedir. Seks işçilerinin cezalandırılmasının yerine bu kişiler şiddet, sömürü ve zorla çalıştırmaya karşı korunmalıdır.

İnsan Kaynağını Geliştirme Vakfı’na www.ikgv.org.tr , Kadın Kapısı Derneği’ne www.kadinkapisi.org adresinden erişebilirsiniz.

(Yeşil Gazete, Kaos GL)

 

 

 

 

İzmir’in göbeğine altın madeni

İzmir Karşıyaka’da altın madeni işletme çalışmaları başladı. Karşıyaka kent merkezine 5-6 km uzaklıkta bulunan Yamanlar’daki Arapdağı’nda işletilmek istenen altın madeni için yol ve tesis inşaatı başladı. Altın madeni Doğançay Mahallesine 2 km, Sancaklı köyüne 1 km uzaklıkta iken, Karşıyaka’nın en önemli toplu konut alanlarının ise tam karşısındaki tepede bulunuyor. Geçtiğimiz yıllarda büyük taşkınlara neden olan ve kentin içinden geçip körfeze dökülen Kocadere Deresi de altın madeninin eteklerinden akıyor.

Türkiye’de Maden Tetkik Araştırma (MTA) kurulduktan sonra belirlenen ilk altın cevherleşmesi olan Arap Dağı’nda altın madenini işletme çalışmaları başladı. Metro Ticari ve Mali Yatırım A.Ş. şirketi tarafından işletilmek istenen altın madeni İzmir’in Karşıyaka ve Bayraklı ilçelerinin sınırında bulunuyor. İzmir de, kentin güneyinde, yer alan,  şehrin içme ve kullanma suyunun büyük bölümünü karşılayan barajların su havzası içindeki Efemçukuru köyünde TÜPRAG şirketince işletilmek için son aşamaya gelinen altın madenini tartışılırken, şimdi de kentin kuzeyinde yeni bir altın madeni çalışması başlatılmış durumda. Karşıyaka ve Bayraklı ilçeleri sınırlarında ve her iki ilçenin de sırtlarında olan altın madeni birçok yerleşim biriminin hemen yanı başında yer alıyor. Maden geçmiş yıllarda önemli sel taşkınlarına neden olan Kocadere ve Eskisekiköy Deresinin de yakınlarında bulunuyor. Altın madeni, Onur Mahallesi’ne kuş uçuşu 1200, Doğançay Mahallesine 1.700, Nafiz Gürman Mahallesine ise yaklaşık 2.000 metre yakınlıkta. Karşıyaka’nın simgelerinden olan Barış Anıtı ile karşılıklı tepelerde bulunan altın madeni, yine Barış anıtının bulunduğu tepede yer alan toplu konutlarla da karşı karşıya.

ÇALIŞMALAR BAŞLADI

Son olarak kamuoyunda daha çok Metro Turizm olarak tanınan Metro Ticari ve Mali Yatırım A.Ş. tarafından işletme ruhsatı alınan altın madeni için yol ve tesis yapım çalışmaları geçtiğimiz günlerde başladı. Bölgeyi, “maden sahası girilmez tabelaları” ile koruma altına alan Aslan İnşaat adlı şirket, iki kepçe ile maden tesisleri için yol ve tesis yapımı çalışmalarını sürdürüyor. Konuştuğumuz yöreden vatandaşlar, şirketin halkın dikkatini çekmemeye çabaladığını söylediler.

Aynı zamanda AKP Samsun Milletvekili olan Metro Turizm Yönetim Kurulu üyesi Fatih Öztürk, geçtiğimiz günlerde yaptığı basın toplantısında Karşıyaka Arapdağı’ndaki altın ve civa madenlerinin ruhsatına sahip olduklarını açıklayarak, altın madenciliğini siyanür kullanmadan yapacaklarını ileri sürmüştü. Öztürk, tonda 14 gram olarak tespit ettikleri altın için yapılacak binlerce tonluk kazıdan çıkacak pasanın ise inşaat sektöründe kullanılacağını iddia ediyor.

Öte yandan, yarın gerçekleştirilecek İzmir’in içme suyu sorunu ve politik yaklaşımlar sempozyumunda, Efemçukuru altın madeni ve Çamlı barajı konusu masaya yatırılacak. Altın madeni işletilmek istenen alanda kurulmak istenen ve büyükşehir belediyesi tarafından ‘yaşamsal önemde’ diye nitelendirilen Çamlı Barajı’na Çevre Bakanlığı ÇED izni vermemişti. Bakanlıkların bütün masrafını büyük şehir belediyesi tarafından karşılanacak olan baraja, madeninin işletilmesi için izin verilmediği belirtilirken, bilim insanları Kanadalı TÜPRAG şirketi tarafından bu yılın ortalarında işletmeye açılacağı söylenen madenin, kentin içme ve kullanma sularında ağır metal kirliliği yaratacağını dile getiriliyorlar. (Özer Akdemir)

Uluslararası Basın Enstitüsü: Gazeteciler serbest bırakılsın

Uluslararası Basın Enstitüsü Direktörü Alison Bethel McKenzie, son gazeteci tutuklamalarının son derece kaygı verici olduğunu belirterek, yetkilileri, çalışmalarından dolayı hapse konulmuş tüm gazetecilerin serbest bırakılması çağrısı yaptı.

Uluslararası Basın Enstitüsü Direktörü Alison Bethel McKenzie, polisin aralarında IPI Dünya Basın Özgürlüğü Kahramanı ünvanı taşıyan Nedim Şener’in de bulunduğu çok sayıda gazeteciyi gözaltına almasından büyük kaygı duyduğunu bildirdi.

McKenzie konuya ilişkin açıklamasında, “Aralarında Uluslararası Basın Enstitüsü’nün Dünya Basın Özgürlük Kahramanı ünvanı verdiği Nedim Şener’in de bulunduğu diğer gazetecilerin gözaltına alınması haberlerinden son derece kaygı duyuyoruz. Hiçbir gazeteci mesleklerini eleştirel görüşün ifade edilmesi dahil yerine getirdikleri için, tutuklama, saldırı, hapis ya da başka herhangi bir baskı ya da tehditle karşılaşmamalıdır. Yetkililere gazetecilik çalışmalarından dolayı hapse konulmuş tüm gazetecilerin serbest bırakılması çağrısı yapıyoruz. Gelişen, çoğulcu, eleştirel basın her sağlıklı demokrasi için esastır” dedi.

Uluslararası Basın Enstitüsü (IPI) internet sitesinde uluslararası haber ajanslarının 11 gözaltıyla ilgili haber ve değerlendirmelerine yer verirken Ergenekon iddialarını özetledi ve son gözaltıların OdaTV baskınında ele geçirildiği öne sürülen ek belgeler üzerine meydana geldiğini belirtti.

OdaTV’nin Ergenekon ile ilgili bir polis araştırmasını eleştiren videoyu izleyicilerine sunmasından sonra basıldığını, avukat ve gazetecilerin suç olduğu iddia edilen belgelerin bilgisayarlara hackerler tarafından yerleştirildiğini savunduğunu belirten IPI, “Nedim Şener Milliyet gazetesinde çalışan bir yazar ve araştırmacı gazeteci. IPI geçen yıl kendisine Türk-Ermeni gazeteci Hrant Dink’in 2007’deki katli konusunda yazdığı bir kitaptan dolayı emniyet güçleri tarafından suçlanması nedeniyle Dünya Basın Özgürlük Kahramanı ünvanı verdi” dedi.(anka)

Taksim ve Kızılay’da basın özgürlüğünü haykırdılar

Gazeteciler, Ergenekon soruşturması kapsamında meslektaşlarının gözaltına alınmasını İstanbul ve Ankara’da protesto etti. Ankara’daki gazetecilerin Adalet Bakanlığı’na yürümesine izin verilmedi.

Aralarında Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC), Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS),Türkiye Gazeteciler Federasyonu (TGF), Basın Konseyi, Basın Enstitüsü Derneği, Çağdaş Gazeteciler Derneği’nin de (ÇGD) bulunduğu Gazetecilere Özgürlük Platformu bugün saat 12.00’de Taksim meydanında tramvay durağında bir araya geldi.

Türk bayraklarıyla alanı dolduran gazeteciler “Yurtseverler çıkacak yine yazacak”, “AKP elini medyadan çek”, “Bugün Ahmet, Nedim. Yarın kim?”, “Ahmet, Nedim onurumuzdur” sloganları attı. Cumhuriyet’in yanı sıra Hürriyet, Milliyet, Habertürk, Radikal ve birçok farklı gazeteden yoğun katılımın gözlendiği eylemde, ‘Cezaevinde gazeteci istemiyoruz’, ‘Sıra kimde’ pankartları taşıyan gazeteciler kol kola yürdü.

 

“Bıçak kemiğe dayandı”

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Başkanı Orhan Erinç, “Geldiğimiz noktada bıçak kemiğe dayandı. Gazetecilik faliyetlerinin terör suçu sayılmasını, mesleğini yapamamasını eleştirme zorunluluğu duyduk” dedi.

 

“Susmayacağız”

TGS Başkanı Ercan İpekçi, “Susmayacağız” başlıklı basın bildirisini okudu. İpekçi, “Devlet yönetiminden sorumlu bazı bakanların ileri sürdüğü gibi Türkiye’de basın ve ifade özgürlüğü ABD ile kıyaslanamayacak kadar ileri düzeyde olsaydı. Bu çok sevdiğimiz ülkemizde 25’i ulusal düzeyde 60’ı yerel düzeyde faaliyet gösteren 85 meslek örgütü biraya gelerek gazetecilere Özgürlük Platformu’nu kurmak ihtiyacını duymazlardı. Hükümet temsilcileri 5 yıl önce meslek örgütlerinin uyarıları karşısında ‘Yargılamaların sonuçların bekleyelim’, ‘İçtihatları görelim’ diye oyalanmasalardı eğer, bugün cezaevleri gazetecilerle dolmazdı” dedi.

Bugün itibariyle cezaevlerinde 54’ü tutuklu 7’si hükümlü olmak üzere toplam 61 basın mensubu olduğunu söyleyen İpekçi, 2009’dan bugüne kadar halen cezaevlerinde bulunan gazetecilerle birlikte toplam 88 gazetecinin cezaevi koşullarını bizzat gördüğünü, bu sayılara dün gözaltına alına Ahmet Şık, Nedim Şener, Yalçın Küçük, Doğan Yurdakul, Mümtaz İdil, İklim Bayraktar, Sait Çakır, Müyesser Yıldız ve Coşkun Musluk gibi isimlerin dahil olmadığını belirtti.

“Hukuk dışı”

Bu tür suçlamalarla yargılanan basın mensupları hakkında uygulanacak cezayı suçun ağırlaştırıcı nedeni olan “Basın ve yayın yoluyla” işlendiği gerekçesiyle 3’te 1 oranında artırırken, cezaevlerindeki basın mensupları hesabında “sırandan bir suçlu” olarak kabul etmenin mümkün olmadığını belirtti.

 

Gazeteciler yürüdü

Çok sayıda gazetecinin yürüdüğü eylemde TGC Başkanı Orhan Erinç, Başkan Vekili Turgay Olcayto, Başkan Yardımcısı Vahap Munyar, Genel Sekreteri Sibel Güneş, Genel Saymanı Gülseren Güver, Genel Sekreter Yardımcısı Zafer Atay, Yönetim Kurulu üyeleri Ahmet Özdemir, Recep Yaşar, Basın Senatosu Başkanı Nail Güreli, TGS Genel Başkanı ve GÖP Dönem Başkanı Ercan İpekçi, Basın Konseyi Başkanı Orhan Birgit, Basın Enstitüsü Derneği Başkanı Ferai Tınç, TGF ve İGC Başkanı Atilla Sertel, Karikatürist Semih Poroy, Hürriyet gazetesi yazarları Tufan Türenç, Oktay Ekşi, Cumhuriyet gazetesi yazarı Hikmet Çetinkaya, Radikal gazetesi yazarı Haluk Şahin katılanlar arasındaydı.

 

Ankara’da yürüyüş başladı

Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın Ankara’da düzenlediği eyleme iki yüzün üzerinde gazeteci katıldı. Kızılay Meydanı’nda toplanan basın mensupları, Adalet Bakanlığı’na doğru yürüyüşe geçti. Birçok gazete, televizyon ve medya kuruluşunun Ankara temsilcileri, haber müdürleri, istihbarat şefleri ve muhabirleri yürüyüşe katılıldı. Gazeteciler,  “Sansüre, baskıya, baskına hayır”, “Gazetecilere özgürlük”, “Demokrasi için basın özgürlüğü”, “Gizli görüşmeleri ortaya çıkardım cezaevindeyim” ifadelerinin bulunduğu dövizler taşıyor. Ayrıca yürüyüşte “Özgür basın herkese lazım”, “AKP, elini medyadan çek”, “Susma, sustukça sıra sana gelecek” sloganları attı.

 

Gazeteciler kalemlerini kırdı

Eylemde bazı muhabir ve fotomuhabirler temsili olarak ağızlarını siyah bantla kapattı. Daha sonra ellerindeki kalemleri kırıp, ağızlarındaki bantları çıkaran gazeteciler, “Kalemlerimizi kırıyoruz ama susmayacağız” dedi. Eyleme katılanlar arasında CHP milletvekilleri Yakup Kepenek, Atilla Kart, ve Yılmaz Ateş, Mustafa Özyürek, Zekeriya Akıncı, Hakkı Süha Okay BDP Milletvekili Hasip Kaplan, Çankaya Belediye Başkanı Bülent Tanık da bulundu.

 

Bakanlığa yürüyüşe polis engeli

Ankara’daki eylemde gazeteciler, Milli Müdafaa Caddesi’nde Adalet Bakanlığının dış duvarına ulaştı. Gazeteciler, bu noktada çevik kuvvet polislerince engellendi. Basın mensuplarının Adalet Bakanlığı’na yürümesine izin verilmedi.

Ankara’daki eylem Milli Müdaafa Caddesi üzerinde yapılan açıklamanın ardından sona erdi. (Cumhuriyet)

Beşikçi ve Şimşek dergi yazısından mahkum

Sosyolog İsmail Beşikçi, ÇHD’nin “Çağmızda Hukuk ve Toplum” dergisinde çıkan bir yazısı nedeniyle 15 ay hapse mahkum edildi. Dergi yetkilisi ve avukat Zeycan Balcı Şimşek’e de 16 bin 660 TL ceza verildi.

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi, “Çağmızda Hukuk ve Toplum” dergisinde yer alan bir yazıda “PKK örgütünün propagandası yapıldığı” iddiasıyla açılan davada Sosyolog İsmail Beşikçi ve yazı işleri müdürü avukat Zeycan Balcı Şimşek‘i mahkum etti.

Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) İstanbul Şubesi’nin yayın organı olan dergide yayımlanan “Ulusların kendi geleceğini tayin hakkı ve Kürtler” başlıklı yazısı nedeniyle Beşikçi’ye 1 yıl 3 ay hapis, Şimşek’e de 16 bin 660 TL para cezası verildi.

Mahkeme başkanı Akçay muhalif kaldı

Ancak karar oybirliğiyle değil mahkeme başkanı Şeref Akçay beraat kararı verilmesi gerektiği yönünde karşıt oyuyla oy çokluğuyla alındı.

Kararı kınayan ÇHD, “Verilen bu karar Demokratikleşme, Kürt Sorununda peşi sıra açılan demokrasi paketlerinin göstermelik niteliğini bir kez daha ortaya koydu. Hepimiz bir kez daha hala bu ülkede düşünmenin, düşüncelerini ifade etmenin, Kürtlerin varlığını ileri sürmenin suç olduğunu kabule zorlanıyoruz” şeklinde açıklama yayımladı. (Bia)

Mitinglerle 8 Mart!

8 Mart Dünya Kadınlar Günü için Türkiye’nin farklı kentlerinde bu hafta sonu mitingler düzenlenecek. Kadınlar, artan kadın cinayetlerine, cinsiyetçiliğe, ayrımcılığa, erkek egemen iktidara, sömürüye karşı eşitlik ve özgürlük için yürüyecek.

Bu hafta sonu başlayacak miting programları 8 Mart Salı gününe kadar devam edecek.

İstanbul
Tarih: 5 Mart 2011 Cumartesi
Buluşma yeri: Tepe Nautilus önü, Kadıköy
Saat: 13.00

Adana
Tarih: 6 Mart 2011 Pazar
Saat : 12:30
Toplanma yeri : Mimar Sinan Açıkhava Tiyatrosu önü
Miting alanı: Uğur Mumcu (İstasyon) Meydanı

Ankara
Tarih: 8 Mart 2011 Salı
Saat: 12.00
Toplanma yeri: Kolej Meydanı
Miting: 12.30, Ziya Gökalp Caddesi

İzmir
Tarih: 8 Mart 2011 Salı
Toplanma yeri: Fuar Lozan
Buluşma saati: 17.30
Hareket saati:18.00

Bursa
Tarih:8 Mart 2011 Salı
Toplanma saati: 18.30
Toplanma yeri:Altıparmak Stadyum önü
Basın açıklaması Orhangazi Parkı

Erdoğan savcılığı bıraktı

Yargıyı ele geçirmek gibi bir arzularının olmadığını belirten Başbakan Erdoğan, daha önce savunduğu “Ergenekon’un savcısıyım” sözlerinden geri adım attı.

Başbakan Tayyip Erdoğan, Ergenekon’daki son gözaltıları değerlendirdi. Ancak değerlendirme sırasında hükümetin Ergenekon soruşturmasında daha önce takındığı tavırda değişiklik yaptığı görüldü.

Başbakan Erdoğan, 22 Temmuz seçim sürecinde eski CHP Lideri Deniz Baykal’ın “Ergenekon’un avukatıyım” sözlerine “Ben de savcısıyım” yanıtını vermişti. Baykal’ın sözleri unutulmuş ama Erdoğan’ın “Savcısıyım” sözleri üzerine yapışmıştı.

Dün başlayan gazetecilerin gözaltına alındığı Ergenekon dalgasını değerlendiren Erdoğan bu kez “Ne savcıyız ne de hakim” sözlerini dile getirdi.

İstanbul Adalet Sarayı’nın Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’ndan, Adalet Bakanlığı’na devri dolayısıyla düzenlenen törende konuşan Erdoğan şunları söyledi: “Yargıyı ele geçirmek gibi bir arzumuz olamaz. Hantallaşmış, tozlu dosyaların altında ezilmiş bir yargıyı cüzdanı ile vicdanı arasında sıkışmış bir yargıyı bağımsız, tarafsız bir yargıya dönüştürmek için mücadele verdik.

SAVCI DA, HAKİM DE DEĞİLİZ
Türkiye bir hukuk devletidir. Türkiye kuvvetler ayrılığı üzerine bina edilmiş bir demokratik rejimdir. Yürütmenin görev ve sınırları bellidir. Hiçkimse yargının tasarruflarından dolayı bize fatura kesmeye, çamur atmaya, hedef tahtasına yerleştirmeye kalkışmasın. Biz sadece ve sadece yargıya yardımcı oluruz, yardımcı oluyoruz. Ana muhalefet partisini, muhalefet partilerini, özellikle de medyayı, son günlerdeki operasyonlar nedeniyle takındıkları tavırdan dolayı sorumlu olmaya, sorumlu davranmaya davet ediyorum. Biz savcı da değiliz, hakim de değiliz, birileri gibi avukat da değiliz.

Bir başbakan olarak yargının yıpratılmasına, hedef tahtası haline getirilmesine de razı olamayız. Yargı bir tasarrufta bulunuyorsa bunu anayasa ve yasalar çerçevesinde yapmaktadır. Herkes yargıya bu noktada yardımcı olsun. Adaletin en hızlı şekilde tecellisine katkıda bulunsun. Yargının işini zorlaştıran davranışlar sorumsuzca olur. (Ntv)

Üniversiteliler Sema için yürüdü

Bursa’da öldürülen üniversite öğrencisi Sema’nın katilin bulunamamasını arkadaşları yürüyerek protesto etti.

Bursa merkez Nilüfer İlçesi Badırga Köyü yakınlarında bir dere kenarında parçalanmış cesedi bulunan Uludağ Üniversitesi Felsefe Bölümü öğrencisi 19 yaşındaki Sema Karakoca’nın katil zanlısının bulunması için jandarma ve polisin geniş çaplı yürüttüğü soruşturma devam ederken, genç kızın öğrenim gördüğü Uludağ Üniversitesi’ndeki arkadaşları ve öğretim görevlileri, bu acı olayı protesto etmek için yürüyüş düzenlendi.

Görükle Kampusü’ndeki Fen Edebiyat Fakültesi önünde toplanan yaklaşık 900 kişi ellerinde “Dün Münevver, Bugün Sema. İsyan et, ağlama”, “Yasta değil, isyandayız”, “Şimdi sıra kimde”, “Erkek vuruyor, devlet koruyor” yazılı dövizler taşıdı.

Kampusun Mediko-Sosyal binası önüne “Sema burada, katilleri nerede” sloganı atarak gelen öğrenciler adına açıklama yapan Ezgi Alvur, şunları söyledi:

“Sema Karakoca ve öldürülen tüm kadınların faili erkekleri korumaya, sahiplenmeye devam eden devlettir. Mahkemelerin aldığı kararlar tacizin tecavüzün yolunu açtığı gibi kadınların sevgili, eş ya da psikolojik sorunları olan erkekler tarafından ‘sevgi adına’ dövülerek, işkence edilerek öldürülmesini görmezden geliyor ve meşrulaştırıyor.”

Daha sonra söz alan Sema Karakoca’nın öğrenim gördüğü Felsefe Bölümü’nde öğretim görevlisi olarak görev yapan Dr. Funda Gürsoy Kaya ise Sema’nın katilinin bir an önce bulunması gerektiğini söyleyerek, “Sema sen rahat uyu” diye konuştu.

Kalabalık, basın açkılamasının ardından dağıldı. (Ajanslar)

BDP’li başkana hapis cezası

Iğdır’ın BDP’li Belediye Başkanı, silahlı terör örgütü üyesi olmak ve tehdit suçlarından 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ”silahlı terör örgütü” davasının beşinci duruşmasına tutuklu sanıklar Iğdır’ın BDP’li Belediye Başkanı Mehmet Nuri Güneş, İsmail Tikit, Nusret Aras ve Mecit Başdaş, sanık vekilleri ve sanık yakınlarıyla, BDP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan katıldı.

Sanık avukatlarından Sinan Tanrıkulu, müvekkili Güneş hakkında iddianamede yer alan dosyadaki gizli tanık beyanları ve telefon kayıtlarının gerçeği yansıtmadığını söyledi. Tanrıkulu ayrıca müvekkili ile yapılan telefon görüşmelerinin Kürtçe olduğunu ve Türkçe’ye çevirilerinde oluşan hataların yanlış anlaşılmaya neden olduğunu iddia etti.

Sanıkların avukatlarının müvekkilleriyle ilgili savunmalarını yapmalarının ardından Mahkeme Başkanı Mustafa Karatay, Mehmet Nuri Güneş’e söz verdi.

Savunmasını Kürtçe ve Türkçe olarak iki dilde yapmak istediğini ifade eden Güneş’in bu isteği Karatay tarafından reddedildi.

Mahkeme heyeti, ”terör örgütü üyesi olmak ve örgüt adına tehditte bulunmak” suçundan Iğdır Belediye Başkanı Mehmet Nuri Güneş’in 8 yıl 9 ay, Mecit Başdaş’ın 45 yıl, Nusret Aras’ın 10 yıl, İsmail Tikit’in 8 yıl 9 ay, tutuksuz sanıklardan Mehmet Haşimoğlu’nu 6 yıl 3 ay, Resul Yıldız’ı 9 yıl, Aziz Çam’ı 18 yıl, Abdulbari Tenik’i de 12 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırdı.

Tutuksuz sanıklar Mehmet Bobilik, Mecit Yıldız, Süleyman Kalkan, Sıddık Turan, Hülya Kaya, Resul Eşiyok, Yaşar Aras, İsa Çelik, Ayşe Çelik, Enver Malk ve Ekrem Yakut’un ise beraatlerine karar verildi.

BDP Iğdır Milletvekili Pervin Buldan, Adliye çıkışında gazetecilere yaptığı açıklamada, davanın başlangıcından beri bilinen bir kararın bugün devreye konulduğunu ileri sürdü.

Yargılanan kişilerin ceza aldığını ifade eden Buldan, ”Iğdır Belediye Başkanı, halkın iradesiyle seçilmiş bir halk temsilcisi 9 yıla yakın bir ceza aldı. Bu da gösteriyor ki bugün kadar bu insanların burada yargılanması hep formalite icabıydı. Bizler buraya bu davaları izlemeye formalite icabı geliyor ve gidiyorduk. Çünkü karar başından beri belliydi. Verilecek olan karar başından beri verilmişti” diye konuştu. (Ajanslar)