Ana Sayfa Blog Sayfa 5244

Bütün incitilme girişimlerine karşın ayakta kalması, onu incitenleri borçlu kılar Diyarbekir – Sırrı Süreyya Önder

Diyarbekir nicedir yoksulların yurdudur.

Kitapta göreceksiniz, gezseydiniz de görecektiniz.

Her karede bir başka kırık ama insan sıcaklığında bir öykü…

Nedense çok parlak evlerin ve yaşantıların çağrıştırdığından daha çok yaşam çağrıştırır bana; öykü çağrıştırır.

Evet, yoksulluğun yüceltilecek, sevilecek bir tarafı yoktur, yaşayan bilir kahrını ama birbirine tutunarak yaşamanın ve bölüşmenin yüceltilecek tarafı çoktur.

Sözü, müziği, ağrısı, sızısı, heves ötesi sevinçleri…

Buralarda “ayakkabının yeniliği” bile, hâlâ bir mutluluk sebebidir mesela…

O, çatlak duvarların, sıvası dökülmüş damların, köyünden getirdiği alışkanlıkların, sazın, sözün, türkünün, şarkının, hikâyesi vardır.

Bunlar ne ki hikâyenin bile hikâyesi vardır.

Yıllarca maruz kaldığı şiddetin enkazları henüz açılıyor, hikâye dile henüz geliyor. Failini, meçhulünü, yazgısının sebebini henüz anlatıyor Diyarbekir.

 

‘Dewlet deyndar derket’

“İki gömleği olan bizden değildir” diyen İslam’ın yalnız sahabesi Ebuzer Gıffari “Aç sabahladığı halde kılıcına davranmayana şaşarım” sözünün de sahibidir.

Wilhelm Reich “asıl önemli olan aç insanın neden çaldığı ya da sömürülenin grev yaptığı değil; neden aç insanların çoğunun çalmadığı ve sömürülenlerin çoğunun greve gitmediğidir” der.

Bu şehir büyük bir greve gitti oysa…

Hem belki de dünya tarihinde hiçbir şehrin direnmediği kadar direndi…

Kanı hep içine aktı, her şeyini dedi de yoksulluğunu demedi.

Olan olmayanla bölüştü, aşını da derdini de…

Diyarbakır Elektrik İdaresi’nde çalışan ve sayaç kontrolüne çıkan memurlar bir yoksul eve giderler. Sayaç önceki aya oranla daha küçük haneli bir sayı vermektedir. Bunun iki anlamı vardır: Ya bu evde bir ay içerisinde çok ciddi bir elektrik enerjisi harcanmış ve sayaç sıfırlanıp başa dönmüştür ki tutarı o zamanın parasıyla milyarlar eder ya da hane sayaçla oynamış, ‘az yakmış’ görünsün diye geriye sardırırken işi biraz abartmıştır. Memur kapıyı çalar. Kapıyı yaşlı bir teyze açar. Teyzeye “Xaltîkê” der, “dewlet deyndar derket.” Memur durumu ironiyle harmanlayarak devletin eve borçlandığını söylemiş ama Yaşlı teyze buna pabuç bırakmamış. Memurun kolunu tutarak “Öyleyse devlet borcunu ödesin” demiş.

Burada yapılan iş hırsızlık hariç her şeydir.

Mesela devletten alacağını isteyen böyle bir teyzenin, Mardin’den satmak için toplayıp ‘kırma’ yaptığı bir kilo zeytini vardır. Bununla belki de bir ay geçinecektir. İstanbul’dan gelen bir kadınla pazarlık ederken kadın ayağını eşikten içeri atınca artık evine girdiği için misafiri olduğunu söyleyip para almaz.

Kadın kabul etmezse eğer daha da fazla kırılacağını söyler.

“Kürtler bizim zenginliğimiz” diyerek ana paranın faizi muamelesi yapanların kavrayamayacağı durum tam da budur işte…

Sur’unu, Bağlar’ını, şehrin içinden ses etmeden geçen Dicle’sini, Gazi Köşk’ünü, gençlerin köprüsü, Ofis’ini; yıllarca barikatlarla kapatılmış yollarını, ablukalarla susturulmuş sesini; panzer izlerinin durduğu caddelerini; sokağa çıkma yasağının kanıksandığı; kepenk indirmenin yoksullaştırdığı ama yoksunlaştırmadığı bu soylu şehir…

O kadar soylu ki yaşadıklarına rağmen dimdik ayakta…

Yüzündeki görkemli çizgiler, yaşadıklarıyla daha da derinleşmiştir.

Yoksul hanelere bakarak da görebilirsiniz, Surlara bakarak da…

Bütün incitilme girişimlerine karşın ayakta kalması, onu incitenleri borçlu kılar.

Olanları, sessiz sedasız köşesinden korkuyla izleyenleri daha da fazla borçlu kılar…

Öyleyse, söylenecek tek şey vardır: Borcu olanlar borcunu ödesin!

‘Mazxana’

“Kadim Dîyarbekir’in bazalt taşlı evlerinden biri. Orta yerde koca bir havş (avlu). Kapıları havşa bakan onlarca oda. Her odada yaşayan bir aile. Koca evin tuvalet, mutfak ve çeşmesi ortak. Günün her saatinde salkım saçak renk cümbüşü çamaşırlar avlunun her yanından sarkıyor. Çocuklar ve kadınlar; kokular, kavgalar, çığlıklar, dostluklar birbirine karışır vaziyette.

Şehrin en eski mahallele-rinden biri Gâvur Mahallesi’nde yaşayan Ermeniler “Metz Xana”, Kürtler “Mezin Xana” demişler. Sonra şehri kadimin lügatine ortak ad olmuş Mazxana (Büyük Ev).

Bu satırlar, Şeyhmus Diken’e ait bir fotoğraf altı yazısından alınma.

Diyarbekir’de yoksullukla inayet ve sadaka dışı çözümler için seferber olan bir kuruluş var, adı Sarmaşık… Bu dernek, Diyarbekir’in mahkûm edil-meye çalışıldığı yoksulluğu bir fotoğraf albümünde topladı. Üç dilde yayımlanacak olan bu albüme, başta Yaşar Kemal, Murathan Mungan, Yıldırım Türker olmak üzere 46 kişi, fotoğraf altı yazıları yazdı. Albümün adı ‘Mazxana’ olarak kondu. Geliri, derneğin faaliyetlerine, ‘çorbada tuz’ olacak.

19 Mart’ta hem Diyarbekir’de hem de Almanya-Gelsenkirschen’de fotoğrafların sergisi açılacak.

Hem Newruz’u kutlamak hem de bu sergiye katılmak üzere yollardayım.

Yollara bahar gelmiş, haberiniz olsun. Buz tutmuş gönüllerimize de gelmesi dileği ile albüme yazdığım önsözü sizlerle paylaşıyorum. Bundan sonrasını Diyarbekir’den bildireceğim. Newroz Piroz Be!

(Bütün incitilme girişimlerine karşın ayakta kalması, onu incitenleri borçlu kılar Diyarbekir – Sırrı Süreyya Önder – Radikal -17.03.2011)

 

Nükleerde mavi hapı seçmek

Bir haftadan beri “Nükleer güvenli mi?” döngüsüne sıkışmış bir tartışma yaşıyor ülke. Medyada nükleer ve Türkiye temalı tartışma ve haberlerin cirit attığı neredeyse tek konu bu. “Nükleer güvenli mi?”. “Patlarsa ne olur?” . “Akkuyu’ya yapılırsa patlar mı?”.

Ha bazı medya bunu da haberden saymıyor gerçi. Türkiye’nin tartışmasız en kaliteli ve en tarafsız ve en bağımsız ve gerçek habercilikle uğraşan haber sitesi Habertürk var mesela. Sayfalarında son bir haftada sadece bir tane haber gördüm nükleerle ilgili, o da “G. Kore nükleerden vazgeçmiyor” gibi bir şeydi. Sonra Habertürk’ün sahibi olan Ciner Holding’in Ruslarla Akkuyu için giriştiği nükleer macera geldi aklıma, “Haa, e normal” diyiverdim.

Normal olan başka bir şey daha var, Japonya’daki felaketten beri nükleerin safi güvenlik boyutunun tartışılıyor olması. Nükleer karşıtları, ellerine geçmiş bu ne yazık ki en sağlamından kanıtı bütün güçleriyle kullanıyorlar. Karşılarında ise tohuma kaçmış kabak tadı veren “Nükleer olmadan Türkiye gelişemez” safsatasını, duyanda kendini camdan atma isteği uyandıran “E riskli diye yapmayalım mı yani? Eve tüp de almayalım o zaman” saçmalığıyla bir adım ileri taşımız bir hükümet var. Sırf hükümet olsa yine iyi. Nükleer konusunda kendisine yıllardır anlatılan ve güçlü olmak, en büyük olmak, en birinci olup herkesi yenmek, gibi hep en yaralı eksikliklerine tuz basan yalanları “bilimsel doğru” bellemiş bir kesim de var toplumda.

Hal böyleyken tartışma da nükleerin çok tehlikeli olduğu gerçeği ile bu gerçeğin birileri tarafından inkarı arasında şekilleniyor.. Biz nükleer karşıtları da bile bile kapılıyoruz bu furyaya mecburen. Toplum nükleerci lobilerin ve çıkar peşindeki hükümetlerin ninnilerinden uyanmışken hazır, tüm gücümüzle bastırıyoruz biz de “Nükleer öldürür” diye.

***

Evet, nükleer öldürür. Birşeyler yolunda gitmezse zaten öldürmekten de beter eder, süründürür. Hem sadece seni de değil, henüz doğmamış bebeğinin de hayatını daha başlamadan karartır. Torunun da nasibini alır kanser ve genetik mutasyondan, torununun torunu da. Yedi sülalenin yaşadığı topraklar çitlerle çevrilip bütün yaşama kapatılır. Ülkenin diğer ucunda bile olsan fark etmez. Maske kar etmez, ilaç kar etmez.

Herşey yolunda giderse nükleer yine öldürür. 50 yıldır nükleer enerji geliştiren bilim zira, nükleer atık sorununa bir çözüm bulamadı henüz.

Nükleerin öldürür ve süründürür ve hayatları felaket filmlerindeki sahneleri aratır hale getirir olduğu gerçeği değil ama benim esas meselem.

Ben diyorum ki, “Nükleer tamamen güvenli ve sıfır riskli olsaydı bile…Nükleere yine de hayır.”

 

Nükleer enerji siyasi bir tercihtir

Bugün enerji konusunun artık iç ve dış politikanın en önemli dinamiklerinden biri haline geldiğini biliyoruz. Bunun aksini savunan yok, neyse ki. Bir ülkenin enerji üretimi ve dağıtımındaki pozisyonunun o ülkenin hem bugününü hem de geleceğini şekillendirdiği konusunda hemfikiriz. Doğalgaz ve özellikle petrolün üretiminde tepe noktasına (peak oil diyorlar buna) yaklaştıkça enerji meselesi iyice önem kazanıyor.

Tam da bu noktada enerjiyi nereden temin edip ne amaçla ve nasıl kullandığınız sorusu muhabbetin tam göbeğine oturuyor. Benim “nükleer tamamen güvenli olsaydı bile, nükleere yine de hayır” dememin nedeni de bu.

Nükleeri tercih etmek, en basitinden, merkezi yönetimleri ön plana çıkarmak demek. Şeffaflık ve “kendi kaderini kendi belirlemek” ilkelerinden uzaklaşmak demek. Yaşamın bir öznesi değil basbayağı bir nesnesi olmayı kabullenmek demek.

Nükleer santraller kurulum kararından inşasına, işletim sürecinden herhangi bir sorun durumunda yaşananlara kadar tamamen kapalı kutudur. Bırakın civarda yaşayan yerel halkın üzerinde bir söz sahibi olmasını, ülke halkı olarak bile kolay kolay karışamazsınız geleceğine, aldığınız kararın uygulanması da yıllar alır. Söz sahibi olmayı geçtim, içeride neler olup bittiği hakkında en ufak bir bilginiz de olmaz. Geçmişte yaşanan nükleer kazaların çoğunun kamuoyuna en az 5-10 yıl sonra bildirilmiş olması da bundandır.

Nükleer santral, “egemenliğin kayıtsız şartsız tek sahibi” olan milletin hiç bir egemenlik hakkının bulunmadığı ayrı bir dünyadır.

Birileri gelir, kurar, elektrik üretir, para kazanır. Bir şeyler olmaktadır o tellerle çevrili kocaman beton yığınında, ve birey olarak siz sadece o elektriği tüketen istatistiklersinizdir. Başka hiçbir şey değil.

Ben yerel halkın onayından geçecek, yerel kaynaklarla işletilecek, üretim önceliği o yereldeki tüketim için olacak bir enerji alt-yapısı istiyorum. Türkiye’nin dört bir yanında yerel halk için sayısız tehlike, kirlilik ve sömürü yaratarak sırf büyük şehirlerin tüketimi için çalışan enerji santralleri görmek istemiyorum.

Bu yüzden nükleer enerjiyi reddetmek “çok mu tehlikeli, yoksa kabul edilebilir riskli mi?” tartışmasında safımızı belli etmenin ötesinde, “nasıl bir Türkiye istiyoruz?” sorusuna “dengesiz, adaletsiz, hantal ve demokrasiden uzak bir Türkiye” cevabı vermemizi isteyenleri de reddetmektir.

***

Nükleere evet demek ise, köy ve kasabaların daha da boşalacağı, şehirlerin ise iyice büyüyerek hepten yaşanmaz hale geleceği bir Türkiye’ye evet demektir.

Nükleere evet demek, bölgeler arası gelir ve refah adaletsizliğini körüklemek demektir.

Nükleere evet demek, doğrudan demokrasi ve yerelciliğin şenlikli ve eşitlikçi muhabbeti yerine, merkezi ve hiyerarşik yönetimlerin halkı kelle hesabı üzerinden gören zihniyetlerini kabul etmek demektir.

Nükleere evet demek, yaşamın hakiki ve eşit bir parçası olmak yerine o pek kızdığımız “sistemin” içinde edilgen ve sıradan bir dişli olmayı seçmektir.

Nükleere evet demek sorumluluktan kaçmak, kaderini ve hayatını “uzmanların” eline bırakmak demektir.

 

Nükleere evet demek, mavi hapı seçip “Matrix” te kalmaya giden yolda esaslı bir adım daha atmaktır.

Japonya kazanın seviyesini yükseltti

Japonya Nükleer ve Sanayi Güvenlik Ajansı, bir haftayı aşkın süredir Fukuşima’da devam eden nükleer kazaları uluslararası radyoaktif olay skalasında 5’e yükseltti. Sebep olarak yakıtın %3’ünün zarar görmüş ve etrafa sızıntı yayılmış olması gösterildi. Fransız nükleer ajansı ve bağımsız kuruluşlar kazayı iki gün önceden 6 ilân etmişlerdi, ancak Japonya seviyeyi 4’te tutmakta ısrar ediyordu. Bu kaza, Japon Başbakanı Naoto Kan’ca ziyarette bulunan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (IAEA) başkanı Yukiya Amano’ya Japonya tarihinin en kötü kazası olarak nitelendirildi. Kan Fukuşima kazalarının tüm detaylarının açıklanacağını söyledi. IAEA daha önce yeterli sağlıklı bilgiye ulaşamadığından şikayet etmişti.

Şu anda kazanın idaresinde öncelik elektrik kabloları bağlayarak soğutma sistemlerini tekrar çalıştırılmasıa veriliyor.

Bunu başarmak için dün 3 numaralı reaktöre itfaiye kamyonları deniz suyu sıkıtılar. Yaşanan bir hidrojen patlamasının ardından tehlikeli MOX yakıt yüklü bu reaktörün muhafaza kazanı delinmiş olabileceği açıklanmış, ancak görülen buhar daha sonra soğutma sorunu yaşayan yüksek dereceli atık havuzuna bağlanmıştı. Ardından 4 numaralı reaktör binasında çıkan bir yangın üzerine santraldeki atık havuzlarının soğutma fonksiyonunu yitirdiği ortaya çıktı, ve öncelik bu atık havuzlarına kaydı.

Yerel saatle Cts 12’de (TSİ 05:00) soğutma ve su ekleme çalışmalarına tekrar başlanılacak. Reaktörlerde şu anda öncelik verilen sorun kullanılmış yakıt havuzlarnın soğutulabilmesi, böylece havuzlarda bulunan yüksek derecede radyoaktiş atıkların kritik bir reaksiyona girmemesi ve suyun dışında kalıp havaya karışmaması, ciddi bir sızıntı olmaması. Ancak yaşanan buharlaşmaya karşı dün 50 ton su kullanıldığı açıklanıyor. Daha önce Perşembe günü de helikopterlerden 140 ton su dökülmüştü.

1,2, ve 3 numaralı reaktörlerde çekirdek erimesi yaşandığı tahmin ediliyor, ancak yetkililer 2 numaralı reaktöre öncelik veriyorlar. Bu reaktörün soğutmada kritik bir rolü olan basınç bastırma odacığı (suppression chamber) hasar görmüş vaziyette, ve bu kaza ve serpinti riskini artırıyor. Ayrıca, 2 numaralı reaktör binası zarar görmemiş olduğu için öncelik dışarıdan su sıkılamayan bu binada. Burada radyasyon seviyesi ölümcül olan 15 mSv/saat dozunda tespit edilmişti. 1 numaralı’da da  ise yine ölümcül seviyede 10 mSv/saat. Müdahalenin yapılabilmesi için bu dozların şu anki gibi birkaç 500 mikro Sv/saat seviyelerinde seyretmesi gerekiyor.

(Yeşil Gazete, Kyodo News, NHK)

 

Galatasaray’da nükleere karşı büyük buluşma Cumartesi günü

Japonya’da yaşanan nükleer felaket nedeniyle zarar görenlerle dayanışmak ve Akkuyu’da nükleer yapımına hayır demek için insan zinciri eylemi Cumartesi günü (19 Mart) 16:00’da Galatasaray meydanında yapılıyor.

İnternet ve sosyal medyadan örgütlenen eyleme yoğun katılım bekleniyor.

Takip etmek ve katılmak için facebook sayfasına bakılabilir.

Eylemin çağrısı şöyle:

“Eyleme çağrı – Nükleere zincirleme reaksiyon”

Japonya’da dünyanın en büyük nükleer felaketi yaşanıyor. Japon halkı önce deprem ve tsunamiyle, ardından Fukuşima nükleer santralindeki patlamalar ve radyasyon sızıntısıyla darbe aldı.

Japonya’daki nükleer cinayet, atom çağının sonuna gelindiğini gösteriyor.

Ne yazık ki Türkiye’de hükümet hemen atom enerjisinden vaz geçtiğini açıklayacağına; halka, nükleer karşıtlarına meydan okuyor. Nükleer felaketleri tüpgaz kazalarına indirgeyerek hem Japonya’daki felaketi küçümsüyor, hem de nükleer santral yapmakta ısrar edeceğini gösteriyor.

Bizler, nükleerin felaket, nükleer santrallerin ise cinayet olduğunu düşünenler, nükleer enerji çılgınlığına karşı tüm yurttaşlarımızı eyleme çağırıyoruz.

19 Mart Cumartesi günü Galatasaray Lisesi önünde “Akkuyu Fukuşima olmasın!”, “Nükleeri durdurun” demek için insan zinciri, yaşam zinciri oluşturacağız.

Nükleere zincirleme reaksiyon
Yer: Galatasaray Lisesi önü
Saat: 16:00
Tarih: 19 Mart Cumartesi
Etkinlik sayfası: http://www.facebook.com/event.php?eid=210935815587265

(Yeşil Gazete)

 

“Eyleme çağrı – Nükleere zincirleme reaksiyon”


Japonya’da dünyanın en büyük nükleer felaketi yaşanıyor. Japon halkı önce deprem ve tsunamiyle, ardından Fukuşima nükleer santralindeki patlamalar ve radyasyon sızıntısıyla darbe aldı. 

 

 

Japonya’daki nükleer cinayet, atom çağının sonuna gelindiğini gösteriyor. 

 

 

Ne yazık ki Türkiye’de hükümet hemen atom enerjisinden vaz geçtiğini açıklayacağına; halka, nükleer karşıtlarına meydan okuyor. Nükleer felaketleri tüpgaz kazalarına indirgeyerek hem Japonya’daki felaketi küçümsüyor, hem de nükleer santral yapmakta ısrar edeceğini gösteriyor. 

 

 

Bizler, nükleerin felaket, nükleer santrallerin ise cinayet olduğunu düşünenler, nükleer enerji çılgınlığına karşı tüm yurttaşlarımızı eyleme çağırıyoruz. 

 

 

19 Mart Cumartesi günü Galatasaray Lisesi önünde “Akkuyu Fukuşima olmasın!”, “Nükleeri durdurun” demek için insan zinciri, yaşam zinciri oluşturacağız. 


 

Nükleere zincirleme reaksiyon.
Yer: Galatasaray Lisesi önü
Saat: 16:00
Tarih: 19 Mart Cumartesi
etkinlik sayfası: http://www.facebook.com/event.php?eid=210935815587265

 

 

Şampiyonlar Ligi’nde kuralar çekildi: Barcelona-Real Madrid yolda…

0

Dünyanın beklediği eşleşme yarı finale kaldı. Real Madrid, Tottenham’ı; Barcelona ise Lucescu’nun takımını elemesi durumunda iki İspanyol devi yarı finalde birbirine rakip olacak.

Şampiyonlar Ligi’nde çeyrek ve yarı final eşleşmeleri belli oldu. Lucescu’nun çalıştırdığı Shakhtar Donetsk, İspanyol devi Barcelona ile eşleşti. İki İngiliz ekibi Chelsea ile Manchester United eşleşmesi dikkat çekerken Real Madrid tarihinde ilk kez çeyrek finale çıkan Tottenham ile karşılaşacak.

İşte çeyrek final eşleşmeleri

Real Madrid – Tottenham
Chelsea – Manchester United
Barcelona – Shakhtar Donetsk
Inter – Schalke

Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde ilk maçlar 5-6 Nisan, rövanşlar ise 12-13 Nisan tarihlerinde oynanacak.

Yarı final eşleşmeleri

Inter – Schalke 04 / Chelsea – Manchester United
Real Madrid – Tottenham Hotspur / Barcelona – Shakhtar Donetsk

Yarı finalde ilk maçlar 26-27 Nisan, rövanş maçları ise 3-4 Mayıs’ta oynanacak. Şampiyonlar Ligi Finali ise 28 Mayıs tarihinde Londra’daki Wembley Stadyumu’nda oynanacak.

18 GÜNDE 4 “EL CLASİCO” İHTİMALİ

Avrupa Şampiyonlar Ligi çeyrek ve yarı final kuralarının çekilmesiyle 18 gün içinde 4 kez Barcelona-Real Madrid maçı (El Clasico) oynanma ihtimali ortaya çıktı.

Kurada çeyrek finalde Real Madrid-Tottenham, Barcelona-Shakhtar Donetsk ile eşleşti. Bu eşleşmelerde tur atlayan takımlar yarı finalde karşılaşacak. Barcelona ve Real Madrid, rakiplerini eleyerek tur atlamaları halinde yarı finalde 2 kez karşı karşıya gelecekler.

Şampiyonlar Ligi’nde yarı final maçları 26-27 Nisan ve 3-4 Mayıs’ta oynanacak.

İki takım İspanya Birinci Futbol Ligi (La Liga) maçı için 17 Nisan’da Madrid’de, Kral Kupası finalinde ise 20 Nisan’da Valencia’da karşı karşıya gelecek.

İki takımın Şampiyonlar Ligi’nde yarı finale kalması halinde 26 ya da 27 Nisan’daki ilk maç Madrid’de, 3 ya da 4 Mayıs’taki rövanş ise Barcelona’da oynanacak.

İspanya’da Barcelona ve Real Madrid arasında oynanan maçlara “El Clasico (Klasik)” deniliyor.

HERNANDEZ, TAKIMININ CHELSEA İLE EŞLEŞMESİNDEN ÇOK MEMNUN DEĞİL

Manchester United’ın golcü oyuncusu Javier Hernandez, Avrupa Şampiyonlar Ligi çeyrek finalinde Chelsea ile eşleşmekten çok memnun olmadığını söyledi.

Meksikalı futbolcu, çeyrek finalde kendilerini güçlü bir ekibin beklediğini belirtti ve “Aynı ligde oynadığımız bir rakiple eşleştik. Stamfond Bridge çok güzel bir stadyum”  diye konuştu.

İkinci maçı kendi sahalarında oynayacak olmalarının kendileri için avantaj teşkil ettiğini kaydeden Hernandez, takımının Şampiyonlar Ligi’ndeki gidişatından çok memnun olduğunu ifade etti.

Hernandez, 2. tur rövanş maçında Marsilya’ya attığı 2 golle takımının çeyrek finale yükselmesini sağlamıştı.

Vurgunu yapan dışarıda, yazan içeride

Milliyet muhabiri Nedim Şener’in “delil durumuna göre kaçma ve delilleri etkileme şüphesi bulunduğu” için tutukluluğu sürerken, sahte belge üreten ve paravan şirketler kuran, 13 yıldır aranan, hakkında 15 yıla kadar hapis cezası istenen Aslıtürk serbest bırakıldı.

“Ergenekon” soruşturması kapsamında tutuklanan Milliyet muhabiri Nedim Şener, gazeteci Ahmet Şık ile ODTÜ öğretim görevlisi Coşkun Musluk ve Odatv çalışanı Müyesser Yıldız’ın tutukluluğuna yapılan itiraz İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Heyeti tarafından oy birliğiyle reddedildi. Mahkeme heyeti, “Şüphelilerin üzerine atılı suçu işledikleri hususunda dosya kapsamı ve delil durumuna göre kaçma ve delilleri etkileme şüphesinin bulunduğunun ve mahkemenin üye hakimi tarafından verilen tutuklama kararında herhangi bir isabetsizlik bulunmadığının anlaşıldığını” belirtti.

Nedim Şener’in avukatı Nurcan Çalışkan, Ahmet Şık’ın avukatı Akın Atalay, Coşkun Musluk’un avukatı Hüseyin Ersöz ve Müyesser Uğur’un avukatı Ali Altay, müvekkilleri hakkındaki tutuklama kararlarının kaldırılmasını istemişti. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hakimliği tarafından verilen tutuklama kararına yapılan itirazı, aynı mahkemenin heyeti değerlendirdi. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Ali Açlık, üye hakimler Yakup Hakan Günay ve Mehmet Hamzaçebi‘nin yer aldığı heyet, yapılan itirazı oybirliği ile reddetti.

O kitapla Simavi ödülünü almıştı
Nedim Şener 2002’de Orhan Aslıtürk’ün hayali ihracat girişimlerinden yola çıkarak “Naylon Holding” adıyla bir kitap yayımladı. Kitapta belgelere dayalı olarak Aslıtürk’ün “vurgunları” anlatıldı. “Naylon Holding” kitabına konu olan bir diğer isim Muhammet Ciğer oldu.

1995-1998 yılları arasında toplamda 270 şirketle 1.7 milyar dolarlık hayali ihracat gerçekleştirdiği öne sürülen Aslıtürk ile Ciğer’in, devletten 256 milyon dolar haksız KDV iadesi aldığı öne sürüldü. Ciğer, “Aslıtürk’ün teklifiyle yüzde 50, 50 hayali ihracat işlerine girdiğini” açıkladı.

Nedim Şener, “Naylon Holding” isimli kitabıyla, 2002 yılında Sedat Simavi Vakfı tarafından düzenlenen yarışmada yılın en başarılı gazetecisine verilen “Sedat Simavi Ödülü”ne layık görüldü.

2 milyar liralık vurgun yapan Orhan Aslıtürk dışarıda
İade kararı çerçevesinde İngiltere’den Türkiye’ye gönderilen işadamı Orhan Aslıtürk, dün 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından serbest bırakıldı. Duruşmaya 1998’den beri aranan ve hakkında “yakalama emri” bulunan Aslıtürk ile avukatı Adil Güreşçi katıldı. Aslıtürk, ticaretle uğraştığını, bekar olduğunu ve aylık gelirinin ise 15 bin TL olduğunu söyledi.

Aslıtürk hakkındaki yakalama ve tutuklama emirlerinin kaldırılmasına karar veren mahkeme heyeti, savunma için süre verilmesini kararlaştırarak duruşmayı erteledi. Avukat Güreşçi, İngiliz mahkemesinin iade etmeden önce garanti verdiğini belirterek, “Güvence kararı gereğince müvekkilim buraya geldi” dedi.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca hazırlanan iddianamede, Aslıtürk’ün de aralarında bulunduğu 3 sanığın, malları sahte belgelerle ihraç ediliyormuş gibi gösterdikleri, mal ve hizmet üretmeyen paravan şirketler kurdukları ifade ediliyor. Aslıtürk, Mehmet Argun Kızılırmak ve Fethi Namlıoğlu hakkında 10 ile 15 yıl arasında değişen hapis cezası isteniyor.

Güvence verilince geldi
Hakkında Bursa, İzmir, Bakırköy ve Şişli’de açılan davalar zaman aşımına uğrayan Asiltürk’ün sadece İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen “teşekkül halinde kaçakçılık” davası kaldı. “Tutuklanmama” karşılığında Türkiye’ye dönmek için başvuran Aslıtürk’e 1 Aralık 2010’da güvence verildi.

Hayali ihracat ve vergi dosyası çok
90’u aşkın paravan şirket kurarak 1.7 milyar dolarlık hayali ihracat gerçekleştirdiği iddia edilen Orhan Aslıtürk’ün, 150 trilyon vergi borcu için hakkında açılmış onlarca vergi kaçakçılığı davası bulunduğu belirtiliyor. Aslıtürk hakkında Türkiye‘de açılan davaların bazılarının zaman aşımına uğradı, bazılarının ise zaman aşımına yaklaşmış durumda.

1985’te Oras Şirketler Grubu adına “hayali ihracat” yaparak devletten haksız vergi iadesi aldığı öne sürüldü. Türkiye’yi yaklaşık 2 milyar 200 milyon TL zarara uğrattığı iddiasıyla hakkında “Vergi Usul Kanunu’na muhalefet”, “sahtecilik”, “kaçakçılık”, “emniyeti suiistimal” gibi suçlardan beş ayrı dava açılan Aslıtürk, yine yolsuzluk yaptığı iddialarıyla gündeme gelen o dönemki eşi ve eski Şişli Belediye Başkanı Gülay Aslıtürk ile birlikte 1998’de yurt dışına kaçtı.

(Milliyet-sendika.org)

Yeşiller Partisi Libya’ya NATO müdahalesine karşı

Yeşiller Partisi Birleşmiş Milletler’in Libya’ya askeri müdahale kararına karşı çıktı. Eş sözcüler Ümit Şahin ve Yüksel Selek imzasıyla yapılan açıklamada Kaddafi diktatörlüğünün isyanı kanlı bir şekilde bastırmasının kabul edilemeyeceği, ama bunun bir savaş makinesi olan NATO müdahalesini haklı çıkarmayacağı belirtildi. Yeşiller “İtalya’dan Fransa’ya, ABD’den İngiltere’ye kadar Batılı ülkeler bu kadar vicdan sahibi iseler, önce ucuz petrol heveslerini dizginlesinler ve Libya’nın ve Ortadoğu’daki bütün diğer zalim diktatörlüklerin ürettiği petrolü boykot etmeyi denesinler.” dedi.

Açıklamanın tam metni şöyle:

ÇİVİ ÇİVİYİ SÖKMEZ: ASKERİ MÜDAHALEYE VE SAVAŞA HAYIR!

Birleşmiş Milletler’in Libya’ya uçuş yasağı ve operasyona yeşil ışık kararıyla, NATO’nun Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da başlayan halk ayaklanmalarına askeri yöntemlerle müdahale etme talebi uluslararası toplumun mutabakata vardığı bir duruma dönüştürülmüş oldu.

Kaddafi yıllardır Batı’nın enerji oburu endüstriyel sistemine ucuz petrol sağlaması karşılığında desteklenen bir diktatördü. ABD ve Avrupa ülkeleri Kaddafi’yle ticari ilişkilerini geliştirmekten hiçbir beis duymuyorlardı. Bunun sonucunda Kaddafi 42 yıldır sürdürdüğü diktatörlüğünü iyice sağlamlaştırdı ve bugün haklı bir halk hareketini kanlı bir şekilde bastırma cesaretini kendinde buldu.

Kaddafi diktatörlüğünün isyancılara yönelik kanlı operasyonları kabul edilemez. Dünyadaki bütün halk hareketlerinin ve demokratik ülkelerin ve siyasi aktörlerin isyancıları desteklemesinin bir borç olduğu ortada. Ancak bu Libya’ya yönelik bir NATO müdahalesini haklı çıkarmaz. Emperyal bir savaş makinesi olan NATO işine geldiği yerde, işine geldiği kadar müdahale etme stratejisini BM onayından geçirerek Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’da başlayan halk hareketlerini kontrolü altında tutma “hakkını” meşrulaştırmaya çalışmaktadır.

Çılgın bir diktatörün kanlı oyununa göstereceğimiz tepkiyle, bir başka savaş örgütünün temsilcisi olduğu sinsi planları haklı çıkaramayız. Bundan sonra yaşanacak başka halk hareketlerine de, ikiyüzlü sanayi imparatorluklarının stratejik çıkarları gereği müdahale etme hakkını savunamayız.

Yeşiller Partisi bu müdahalenin karşısındadır. Şiddet karşıtı ve antimilitarist bir siyasi hareketin partisi olarak savaş karşıtlığına ara vermenin yeri ve zamanı olmadığını düşünüyoruz. Her türlü NATO müdahalesine karşı çıkıyoruz.

İtalya’dan Fransa’ya, ABD’den İngiltere’ye kadar Batılı ülkeler bu kadar vicdan sahibi iseler, önce ucuz petrol heveslerini dizginlesinler ve Libya’nın ve Ortadoğu’daki bütün diğer zalim diktatörlüklerin ürettiği petrolü boykot etmeyi denesinler. Libya sorunu bir yandan zalimi besleyip, bir yandan  kahramanlık gösterisi yaparak çözülemez.

Ümit Şahin – Yüksel Selek
Yeşiller Partisi Eşsözcüleri

Hükümetten Libya’ya saldırıya destek

Birleşmiş Milletler’in dün gece Libya’nın hava sahasını uçuşa kapatma kararı alması sonrasında başlayan ‘askeri operasyon’ tartışmalarına hükümet üyeleri ve Cumhurbaşkanı Gül de katıldı. Görüşlerinin toplamı, Libya’ya askeri operasyona Türkiye’nin yöneticilerinin destek verdiği yönünde.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ‘Bugün Libya’nın derdi bizim derdimizdir. Libya’da devam eden çatışmaların derhal durmasını, masum insanlara karşı orantısız güç kullanımına derhal son verilmesini istiyoruz. Libya’da tarafların, ellerini vicdanına koyup tekrar ve tekrar düşünmesini istiyoruz’ dedi.

Konu hakkında gazetecilerin sorularını cevaplayan Davutoğlu da ‘Barışın tesisi yönündeki çabalara katılırız. BM’nin bu kararı sonrasında saldırıların durmasını ümit ediyoruz. Barışın tesisi konusunda gereken tüm katkıyı vermeye hazırız’ dedi.

‘ULUSLARARASI MEŞRUİYET’ VURGUSU
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, BM Güvenlik Konseyi’nin Libya ile ilgili kararını değerlendirirken “Şimdi uluslararası meşruiyet söz konusu. Bu çerçevede hareket edilmesinin doğru olduğu kanaatindeyiz” dedi. Gül, Kırıkkale Valiliğini ziyaretinde gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. BM Güvenlik Konseyi’nin Libya ile ilgili kararına ilişkin değerlendirmesi sorulan Gül, daha önce de uluslararası meşruiyet çerçevesinde hareket edilmesi gerekliliğinin altını çizdiğini anımsattı.

BM Güvenlik Konseyi’nin Libya ile ilgili karar aldığını belirten Gül, “Şimdi uluslararası meşruiyet söz konusu. Bu çerçevede hareket edilmesinin doğru olduğu kanaatindeyiz” dedi.(Yeşil Gazete)

Direnen işçilere polis müdahalesi

0

İzmir Konak Belediyesi’nde taşeron şirkete bağlı olarak çalışan işçiler, talepleri için yol kapatınca polis saldırısına uğradı. İşçilere karşı şiddet kullanan polis 60 kişiyi gözaltına aldı.

Saat 12.00’da basın açıklaması yapmak üzere Konak Meydanı’na yürüyen işçiler, buradaki açıklamanın ardından Basmane’deki belediye binası önüne döndü. Ancak işçiler, kendilerinin ayrılmasını fırsat bilen belediye görevlilerinin eylem alanını çöp kamyonları ve “İzmir’in gülen yüzü” yazılı çam fideleriyle doldurduğunu görünce tepki gösterdi.

Konak Belediyesinin taşeron şirketi Efekent bünyesinde çalışan, “sendikal hak kazanımı, iş güvencesi ve belediye kadrosuna geçmek” için Konak Belediyesi binasının önünde eylem yapan işçiler, Basmane Meydanı’nda yolu trafiğe kapattı.

İşçilerin yolu trafiğe kapatarak eylemlerini sürdürmekte direnmesi üzerine çevik kuvvet ekipleri işçilere saldırdı.

Gözaltına alınan işçiler, polis otobüsleriyle emniyete götürüldü.

Toplam 60 kişinin gözaltına alındığı bildirildi.

Olay yerinde sinir krizi geçiren 3 işçi hastaneye kaldırıldı. (Sol, Sendika.org, Yeşil Gazete)

Ömer Aşık’tan double double

0

Chicago Bulls, New Jersey Nets’i 84-73 yenerek üst üste 8. galibiyetini alırken, Ömer Aşık 11 sayı-16 ribaundla kariyer rekoru kırdı.

NBA’e oynanan 3 maçla devam edilirken, Chicago Bulls’un önlenemez yükselişi sürüyor. Deplasmanda New Jersey Nets ile karşılaşan Bulls, ilk yarısını 43-36 önde geçtiği maçtan 84-73’lük skorla galip ayrıldı.

Etkili savunmasıyla rakibini bu sezonun en düşük sayısında tutan Bulls, üst üste 8. maçını kazanarak, son 6 yılın en uzun galibiyet serisine imza attı.

Galibiyet yüzdesinde Boston’ı geçerek Doğu’nun lideri olan Chicago’da gecenin en dikkat çekici ismi Ömer Aşık’tı. Bu sezon adım attığı NBA’de az süre alan ve etkili oyununa rağmen istatistik anlamında kısır kalan milli basketbolcu, en iyi performansını Nets karşısında sergiledi. Ömer, maçı 11 sayı-16 ribaundla tamamlayarak ‘double-double’ yaptı.

24 dakika süre alan Ömer Aşık, 7 şutunun 5’ini sokarken, faul çizgisinden 1/4 ile ayrıldı. Milli oyuncu istatistiklerine 1 asist-2 blok da ekledi.

Konuk ekipte Derrick Rose 21 sayı-4 ribaund-2 asist, Luol Deng de 19 sayı-4 ribaund-3 asistle etkili oldular.

6 maç sonra mağlup olan New Jersey’de ise Brook Lopez’in 22 sayı-8 ribaund, Kris Humphries ve Sasha Vujacic’in 13’er sayılık performansları yeterli olmadı. Rose’un etkili savunmasında kalan Deron Williams ise maçı 5 sayı-11 asist-4 ribaundla tamamladı.