Ana Sayfa Blog Sayfa 5216

Atom bombası ve nükleer santraller

Bundan yaklaşık 5 yıl önce bir gün yürürken yolda bir arkadaşımı gördüm. Beni heyecanlı heyecanlı bir nükleer santral protestosuna çağırıyordu. Bense nükleer enerjinin temiz bir enerji olduğunu, asıl kömürle çalışan termik santrallerin çok ciddi kirlilik yarattıklarını ve Türkiye’de mevcut olduklarını, asıl onların protesto edilmesi gerektiğini belirttim. Uzun uzun konuştuk. O zamanlar nükleer, GDO gibi bence insanlığın yüz akı olan yeni teknolojileri reddeden güruhun aslında bilimsel açıdan cahil olduklarını; bu kişilerin toplaşıp her şeyi protesto etmeyi sevdiklerini ve onların bu romantik tutkularının dünyaya çok zarar verdiğini düşünürdüm.

Fen bilimci olmamın da etkisi ile beni protestoya çağıran arkadaşımı nükleerin iyi, temiz olduğu konusunda neredeyse ikna ettim. Arkadaşım, aklında cevap bulunması gereken yeni onlarca soru ile ayrıldı yanımdan.

Aradan geçen zamanda nükleer teknoloji konusunda okudum, araştırdım, sordum soruşturdum. Tarafsızca tüm koşulları değerlendirmeye çalıştım. Ve art arda o kadar çok bilgi nükleer teknolojinin tam anlamı ile bir hata olduğunu gösterdi ki bana, şu an bunun savunulacak bir yeri olmadığına artık kesin olarak eminim. Fikrimi büyük oranda değiştiren bu bilgileri ve yorumlarımı sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk olarak atom bombasının kısa tarihini James C. Davis’in yazdığı “İnsanın Hikayesi” adlı kitaptan özetleyerek ve biraz yorumlayarak aktarmak istiyorum.

Nükleer Bombanın (Atom Bombasının) Basit Tarihi

Buna göre daha 2. dünya savaşının başlamasından hemen önce bilim adamları nükleer enerjiyi araştırıyorlarmış. Bu teknolojinin ucuz elektrik üretilmesinde mucize bir yöntem olduğu, aynı zamanda üretilen enerji birden ortaya bırakılıra bunun çok korkunç bir bomba olacağı bilgisi tüm dünyada kulaktan kulağa dolaşan bir efsaneye dönüşmüş. İnsanların modern teknolojilerle yeni yeni tanıştıkları böyle bir dönemde, özellikle yöneticilerin bu teknolojiyi hayallerinde nasıl canlandırdıklarını bir düşününüz. Olasılıkla böyle bir teknolojiye sahip olan milletlerin dünyaya hakim olacağını, sahip olmayan milletlerin ise yok olacağını düşündüler.

2. dünya savaşı sırasında Nazi Almanya’sı atom bombası yapmak için çalışmalar başlatmışlar ve bazı bilim adamları bu bilgiyi ABD başkanı Roosvelt’e bir sözcü vasıtası ile bildirmiş. ABD’nin mutlaka Almanlardan önce bu bombayı yapması gerektiğini vurgulamışlar. Ve Roosvelt bir atom bombası yapılması için çalışma başlatılmasına, bunun hızlı ve gizli şekilde yürütülmesine karar vermiş. Öyle bir hız ki 1945 yılına gelindiğinde projede 120.000 kişi çalışıyormuş. 1945 Temmuz’unun ortalarında ABD’ de bir çölde deneme amaçlı yapılan bomba patlatılmış ve patlamayı 30 kilometre uzaktan kaynakçı gözlüğü ile izleyen araştırma ekibinin başı Robert Oppenheimer kutsal Hint metinlerinden birini mırıldanmış: “Artık Ölümüm ben, dünyaları yok eden…”

Sonuçta bomba geliştirilmiş. Roosvelt ölmüş ve yeni başkan Harry Trumanmış. Bir noktada atom bombasının Japonlara karşı kullanılıp kullanılmaması konusunda karar almak gerekiyormuş. Ve Harry Truman kullanmaya karar vermiş. Kitapta kullanmaya karar verme sebebini şöyle açıklıyor (hayatım boyunca bu sebebi merak etmiş ve kendi kendime cevap bulamamıştım):

Atom Bombasının Kullanılma Sebebi

Eğer bomba kullanılmaz ve savaş devam ederse büyük ihtimalle toplamda daha fazla insan ölecekmiş. Japonlar bombanın neler yapabileceğini görünce savaştan vazgeçip teslim olurlar ve böylece bir çok Amerikan askeri ve Japonun hayatı kurtulur diye düşünülmüş.

Oysa yazar bana çok daha çarpıcı gelen ve bence gerçek kullanma nedenini de açıklıyor. Bu kısmı tam olarak yazarın cümleleri ile aktarmak istiyorum:

“Bombayı kullanmak için Truman’ın bir nedeni daha vardı: Ona sahipti! Bombanın gerisinde iki milyar dolarlık ve üç yıllık bir çalışma yatıyordu. Bütün bunların boşa gitmesine izin verebilir miydi? Bu dehşet verici şeyin Japonya’ ya atılmasını emrettiğinde, aslında kullanılmamasına karar vermemek için kullanılmasına karar vermişti.” *

Evreka, işte bu aşırı uzmanlık gerektiren gerektiren teknoloji ile ilgili kafamdaki en önemli soru cevap bulmuştu!

Yani siz dünyanın en büyük ülkelerinden birinin başkanı da olsanız, bir şekilde yatırım yapılmış, emek harcanmış ve iyi ya da kötü bir ürün elde edilmiş teknolojiyi“zararlı, kötü” diyerek ret edemiyordunuz.

Devletler Nükleere Hayır Diyebilir mi?

Yani eğer gelecekteki faydalarına inanıp, atom konusunda büyük harcamalar yapılıp sonucunda bir şey üretilmişse; bu şey bugüne kadar insanın yaptığı en kötü şeylerden biri olan atom bombası olsa bile buna “HAYIR” diyemiyordunuz. Böyle bir özgürlük ve yetkiniz yoktu.

Aynı şekilde genetik konusunda çalışmak, araştırma yapmak isteyen bilim adamlarının söylediklerine ikna olup genetik teknolojinin tarımda kullanılması konusunda büyük bir araştırma yatırımı yapıyorsanız ülke olarak, bu genetiği değiştirilmiş gıdalar bilinen en zararlı şeyler olsa bile bunları kullanmak ve kullandırmak zorundasınızdır. Başka bir şansınız olamaz.

Bu bilgi, bu gerçek bir tokat gibi çarptı suratıma. Artık nükleer teknolojinin iyi olabileceği ile ilgili tüm bilgileri bu süzgeçten geçirerek dinliyordum.

Aşırı Uzmanlaşma Gerektiren Teknolojiler

Sonra çok daha çeşitli bilgiler öğrendim. Yoğun uzmanlık gerektiren teknoloji ve sanayilerin alternatif maliyetlerinin ne olabileceğini. Yani mesela nükleer teknolojinin getireceği, olması düşük ihtimal olarak düşünülen tehlikelerin gerçekleşmesi durumunu… Veya küçücük bir verinin yanlış/eksik hesaplanması ile neler olabileceğini. Temiz-ucuz-güvenli olarak sunulan bu enerjinin:

– Santral inşası sırasında oluşan kirlilik, masraf, riskler

– Gerekli madenin çıkarılması sırasında oluşan kirlilik, masraf, riskler

– Reaktörün soğutulması sırasında oluşan kirlilik, masraf, riskler

– Tesisin lojistik ihtiyacı sırasında oluşan kirlilik, masraf, riskler

– Nükleer atıkların depolanması sırasında oluşan kirlilik, masraf, riskler

– Sabotaja, doğal felaketlere karşı koruma önlemleri alınması ile oluşan kirlilik, masraf, riskler

– Sorun olması durumunda yayacağı radyasyon ile oluşan kirlilik, masraf, riskler

– Sökülmesi sırasında oluşan kirlilik, masraf, risklerin

neredeyse başka hiçbir kirletici ile karşılaştırılamayacağını öğrendim.

Ayrıca yenilenebilir enerjilerin ihtiyaç duyulan enerjiyi fazlası ile karşılayabildiğini, hatta insanların evlerinde kendi enerjilerini üreten sistemler kurarak çift yönlü sayaçlar kullanabileceğini de öğrendim. (Çift yönlü sayaç: Elektriği kullanabileceğinizden fazla ürettiğiniz zaman fazlası ana şebeke vasıtası ile elektrik kurumuna satılır ve sayaç size artı yazar. Ürettiğinizden fazla tükettiğiniz zamanlarda ise elektrik kurumu size elektrik satar ve size eksi yazılır. Böylece hem kesintisiz enerjiniz olur, hem de ürettiğiniz fazla elektrikten gelir bile elde etmeniz mümkün olur)

Yenilenebilir Enerji Yeterli

Kişiler, özellikle devlet yetkilileri nükleer santralin mutlak gerekli olduğunu savunurken enerji arz güvenliğini sağlamak için her tür kaynağı kullanarak çeşitlilik yaratmak gerektiğini şart olduğunu söylüyorlar. E tamam işte, o halde koca koca tesislere büyük paralar harcamak yerine her hanenin kendi enerjisini üreteceği bir sisteme destek olalım. Böylece üretilen artı değer gerçekten halka ulaşsın, hem de mümkün olan en yüksek kaynak çeşitlendirmesi yapılmış olsun. Yenilenebilir enerji kaynakları çok çeşitli ve insanlar üreteçlerini kendileri bile yapabilirler. Elektrik tüketimi de makul aletlerin kullanımı ile makul şekilde yapılırsa üretilen enerji yeterli olacaktır.

Para, para, para…

Ancak devletlerin bu noktaya gelmeleri pek mümkün değil. Nükleer teknolojisine çok yatırım yapıldı. Bununla ilgili ciddi bir ekonomi dönüyor. Birçokları bundan para kazanıyor. Yatırımı yapanlar elbette yaptıkları yatırımdan planladıkları geliri elde etmek isteyecekler. Ve mallarını satarken her satıcının yapacağı gibi mallarını övecek ya da alıcıyı korkutarak şunları diyecekler: “Nükleer olmazsa enerjisiz kalırsınız, az enerji ile gelişemezsiniz. Hem atom bombasına giden yol nükleer santralden geçer, bombasız kalırsanız güçsüz olursunuz. Gelin size bir nükleer santral yapalım, bu treni kaçırıyorsunuz.”

Sonsöz

İnsanlık olarak koca bir sinema salonunda oturmuş ve perdeye bakıyormuşuz gibi geliyor.

Ve sanki bu perde yavaş,

ama çok yavaaş açılıyor…

O kadar yavaş ki,

perdenin arkasındaki filmi net olarak seyredebilenler

hep azınlıkta kalıyor…

Yeni depremin ardından Onagawa nükleer santralında risk

Japonya’nın nükleer enerji ajansı yetkililerinin verdiği bilgiye göre bugün meydana gelen 7,4 büyüklüğündeki depremin ardından depremin olduğu Miyagi bölgesindeki Onagawa nükleer santralına dışarıdan elektrik veren 3 güç hattından 2’sinde hasar meydana geldi ve elektrik kesintisi oldu.

Nükleer ve Endüstriyel Güvenlik Ajansı 11 Mart depreminden bu yana reaktördeki yakıt çubuklarının soğutulmasında dışarıdan elektrik veren 3 elektrik hattının kullanıldığını, bugünkü depremden sonra sadece 1 hattan elektrik verilebildiğini bildirdi.

Ajans radyasyon seviyesinden bir artış tespit etmediklerini ve reaktördeki son durumu anlamaya çalıştıklarını açıkladı. (NHK)

Doğrular, yanlışlar, şifreler

Soru yanlış sorulursa doğru cevabı bulmak imkânsızlaşır. Milyonlarca insanı yakından ilgilendiren bir konuda günlerdir tartışıyoruz. Günlerdir YGS ile ilgili ortaya atılan iddiaların doğru olup olmadığını, iddialar doğru ise oluşan haksızlığın nasıl giderileceği hakkında tezler ileri sürüyoruz.

Öğrencilere sınavda sorulan soruları bilmiyoruz. Kamuoyuna ise soru sınavda yanlışlık olup olmadığı şeklinde soruldu. Biz de sorunun cevabını yolsuzluk, işgüzarlık, tecrübesizlik şıkları arasında arıyoruz, tabii bir de bütün çoktan seçmeli sınavların vazgeçilmez cevap şıkları var: hepsi ve hiçbiri.

Soru bu şekilde sorulduğunda ve cevap sadece verili şıklar arasında arandığında diğer bütün cevap seçenekleri gözden kaybediliyor. Başka soruların akıllara gelmesi engelleniyor, var olan durum normalleştiriliyor.

Eğer uyanık bir Artvinli avukat bizleri uyarmasaydı her şey ne kadar sıradan gidecekti. Öğrenciler sınav sonuçlarını merakla beklerken ikinci basamak sınavına hazırlanacak, yaz ortalarında sınav sonuçları üniversite adaylarına ulaştığında sınavın birincileri ve ikincileri gazete sayfalarında başarılarının sırlarını tefrika edecek, kazanamayanlar şanslarını önümüzdeki senelerde denemek üzere yeniden dershane sınıflarını doldurmaya devam edeceklerdi.

Bu sene şifre iddiaları ortaya atılana kadar eğitimde her şey olması gerektiği gibi miydi? Soruyu bu şekilde sorarsak kuşkusuz alacağımız cevap günlerdir tartıştığımız şıklar arasında olmayacak. İlköğretimden itibaren eğitim politikalarının itaatkâr yurttaşlar yetiştirme amacı gütmesinde, okulların ezbere yönelik, düşünmeyi ve soru sormayı engelleyen antidemokratik niteliğinde, eğitim kurumlarının tamamen ticarileşerek öğrencileri müşteri olarak görmesinde, ilk aşamadan başlayarak fırsat eşitsizliğinde hiç mi yanlışlık yoktu senelerdir.

Piyasa ekonomistlerinin çok sevdiği klişeyi biz de kullanabiliriz ve YGS krizini fırsata çevirmek için kullanabiliriz. Yapılacak araştırmalar sonucunda sınavı iptal etseler de etmeseler de biz kendi sorularımızla ortaya çıkabiliriz. Yanlışın ve usulsüzlüğün sadece ÖSYM ‘de olmadığını haykırabiliriz. Eğitim sistemini temelden sorgulayabiliriz. Eğitimden ne beklememiz gerektiğini, özgür ve yaratıcı bireylerin nasıl yetiştirilebilineceğini sorabiliriz.

Genç bireylere kendilerine sunulan cevap şıkları arasındaki doğruyu bulmayı gösteren şifreleri değil, mutlu olmanın şifrelerini aramayı öğretebiliriz. Hayatın bir yarışma olmadığını, başarının başkalarının mutsuzluğu üzerinde kurulamayacağını hatırlatabiliriz. Dostluğun ve dayanışmanın önemini, doğanın bir parçası olmayı hissetmenin hazzını, paylaşmanın güzelliğini anlatmaya çalışabiliriz.

Sürekli yanlış sorulmuş sorulara cevap aramak yerine, soru sormanın çekiciliğini gösterebiliriz.

Japonya’da 7,4’lük artçı deprem, Tsunami bekleniyor

Japonya’da biraz önce 7,4 büyüklüğünde yeni bir deprem meydana geldi.

Başkent Tokyo’da şiddetli hissedilen deprem sonrası tsunami uyarısı yapılıyor.

Yeni depremin 9 büyüklüğündeki 11 Mart depreminden sonra dört reaktörü çekirdek erimesi ve yangından zarar gören ve halen kontrol altına alınamayan Fukushima Dia-ichi nükleer santralında yeni bir hasar yartmasından da endişe ediliyor.

18 günde 4 Barcelona Real Madrid maçı

0

Barcelona fırtınası Şampiyonlar Ligi’nde de esiyor. Barça, 8 maçta 8 gol yiyen Lucescu’nun takımı Shakhtar’a 5 gol atarak evine gönderdi. Katalan ekibi rakibinin işini mucizelere bırakırken yarı finale de göz kırptı.

Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk maçında kupanın en büyük favorisi Barcelona sahasında Mircea Lucescu’nun takımı Shakhtar Donetsk’i ağırladı. Karşılaşmanın mutlak favorisi olarak sahaya çıkan Barcelona henüz 2. dakikada Inıesta’nın attığı golle 1-0 öne geçti ve ilerleyen dakikaların haberini verdi. 34. dakikada Inıesta’nın pasında defansın arkasına sarkan Dani Alves kalecinin zamanlama hatasından da yararlanarak topu önünde bulup filelere gönderdi ve takımını rahatlatan golü kaydetti. Barcelona bu golle 2-0 öne geçti. İlk yarı bu skorla sona erdi.

İkinci yarıda Ukrayna temsilcisi gol için Barcelona’ya karşı daha atak oynamak isteyince Katalanlar yine gaza bastı. İkinci yarının ilk golü 53. dakikada Gerard Pique’den geldi. Geçtiğimiz hafta oynanan Villarreal maçında gol atıp tribünlere bir işaret yapan Pique bu maçta da bunu tekrarlarken sevgilisi Shakira’ya selamını gönderdi.

Pique’nin bu golüyle 3-0 öne geçen Barcelona 59. dakikada Rakitskyi’den yediği golle tabelada 3-1’i gördü. 60’da sahneye Seydou Keita, 86. dakikada ise Xavi çıktı ve skoru belirledi. Barcelona, Şampiyonlar Ligi çeyrek final ilk maçında Shakhtar’ı 5-1 yenerek rövanş öncesi büyük avantaj sağladı hatta Ukrayna temsilcisinin işini mucizelere bırakıp yarı final için göz kırptı.

Şampiyonlar Ligi’nde bu sezon Shakhtar 8 maçta 8 gol yemişti. Bu maçta 5 gol yiyerek taraftarlarını hayal kırıklığına uğrattı.

Seçim 2011: Oy pusulası belli oldu, 4 parti seçimden çekildi


12 Haziran’da yapılacak genel seçimlerde kullanılacak birleşik oy pusulasında partilerin sıraları belli oldu.

Çekilen kura sonucunda AKP oy pusulasında birinci, CHP dördüncü, Saadet Partisi 8. MHP 12. sırada yer alacak.

Partilerin oy pusulasındaki sırası şöyle:

1 Adalet ve Kalkınma Partisi
2 Demokrat Parti
3 Eşitlik ve Demokrasi Partisi
4 Cumhuriyet Halk Partisi
5 Emek Partisi
6 Millet Partisi
7 Liberal Demokrat Parti
8 Saadet Partisi
9 Halk ve Eşitlik Partisi
10 Halkın Sesi Partisi
11 Alternatif Parti
12 Milliyetçi Hareket Partisi
13 Özgürlük Ve Dayanışma Partisi
14 Halkın Yükselişi Partisi
15 Yurt Partisi
17 Türkiye Partisi
18 Genç Parti
19 Bağımsız Türkiye Partisi
20 Hak ve Özgürlükler Partisi
21 Türkiye Kominist Partisi
22 Milliyetçi Muhafazakar Parti
23 Büyük Birlik Partisi
24 Demokratik Sol Parti

Dört parti seçimden çekildi
İşçi Partisi, Yeni Parti, Barış ve Demokrasi Partisi ile Eşitlik ve Demokrasi Partisi seçimlere katılmayacağı için oy pusulası için yapılan kuraya katılmadılar.

(Yeşil Gazete)

Şifre itiraf edildi. Yeni soru: Kimler yararlandı?

Günlerdir tartışılan ve hergün yeni kanıtlarla olduğu kesinleşen YGS şifresini sonunda ÖSYM de itiraf etti. İlk gün kesinlikle yok denilen şifre, ortaya çıkan yeni kanıtlar ve her kitapçığa uyan algoritmalar ile artık inkar edilemez bir noktaya gelmişti.

Radikal Gazetesi’nden Betül Kotan’ın haberine göre ÖSYM, Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı’na (YGS) ilişkin günlerdir süren ‘şifre tartışmasına’ sonunda açıklık getirdi. 1 milyon 700 bin adaya, ayrı ayrı kitapçık hazırladıklarını belirten ÖSYM Yürütme Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ensar Gül, ‘’Programımız başarılıydı. Ancak Meteksan’da kitapçıkların hazırlanışı sırasında programın bir kısmı eksik çalışmış. Şıkları ve soruları rasgele dağıtması gerekirken, hep aynı kalıbı kullanmış. Biz de dün gece ‘önceki gece) farkettik’’ dedi.

Şimdi ise, skandalın ikinci ayağını konuşmak gerek. Bu şifreleme kime hizmet etti? Şifrelerin tüm sorulara geçerli olmadığı ama “yeteri” kadar soruda doğru olarak kullanıldığı biliniyor. Durum böyle olunca da geçen seneki KPSS skandalındaki gibi tam yapan kişilere bakarak çözülebilecek bir sorun olmadığı da ortada. Bu yüzden de ÖSYM’nin “Tam yapanları kontrol ettik, bir sorun yok” açıklaması da yakında geri dönülecek bir açıklama gibi durmakta.

Şimdi kamuoyu yeni bir sorunun yanıtını arıyor: Şifrenin olduğu bir gerçekse, bu şifreden kimler yararlandı? Bu şifre olayının üstünü örtmek için seferber olanların bununla bir alakası var mı?

Polise rağmen, gazeteciler Şık için yürüdü

Kocaeli’nde gazeteciler, meslektaşları Ahmet Şık’ın kitap taslağının yasaklanmasını internete düşen taslak sayfalarını ağaçlara asarak ve imza kampanyası başlatarak kınadı. Polis “işlem yaparız” diye uyarsa da eylemciler Uğur Mumcu parkına kadar yürüdü.

Kocaeli Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) çatısı altında toplanan basın emekçileri ve kendilerine destek veren demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler ve sendika temsilcileri gazeteci Ahmet Şık‘ın yayımlanmamış kitabına sansürü Yürüyüş Yolu üzerinde yürüyerek protesto etti.

Kocaeligazetesi.com.tr sitesine göre protestolarını kitabın internete düşen sayfalarını ağaçlara asarak ve imza kampanyası başlatarak dile getiren yürüyüşçüleri polis, eylemlerini sonlandıracak oldukları Uğur Mumcu Parkı’na yürümemeleri konusunda uyardı.

Yürüyüş başlamadan önce polis ekipleri “Valilik çevresinde toplantı ve basın açıklaması yapmak alınan karara göre yasaklandı. Biz yürüyüşünüze karşı çıkmayacağız ama yürüyüş sorumlusu hakkında işlem yapacağız”  dedi.

Ancak gazeteciler Uğur Mumcu parkında eylemi sonlandırmanın kendileri için önem taşıdığını ve cezai işleme de razı olduklarını belirttiler.

Basın susarsa herkes susar”

Yürüyüş sırasında “Susma, sustukça sıra sana gelecek”, “Basın susarsa, herkes susar”, “Gazeteciysen boyun eğmeyeceksin, boyun eğeceksen gazeteciyim demeyeceksin”

gibi sloganlar dikkat çekerken polis ağaca asılan kitap sayfalarını topladı.

Uğur Mumcu Parkında  “Türkiye’de basılmamış bir kitabın yasaklanması ayıbı acilen ortadan kaldırılmalı. Kitap suç unsuru taşımıyorsa gazeteciler neden hapiste?” içerikli bir basın açıklaması yapan grup daha sonra ”Adalet ve Özgürlük Çağrısı” başlığıyla başlattığı imza kampanyasıyla eylemlerini sonlandırdı. (Bia)

Bilirkişi bilmez polis bilir

Bilirkişinin ‘Başbakan’a hakaret içeren’ slogan atmadıklarını tespit ettiği 8 kişiye mahkeme polis tutanağını dikkate alarak 1 yıl hapis verdi.

Eskişehir’de, iki yıl önce bir açılış için şehre gelen Başbakan Tayyip Erdoğan’ı; “Zam, zulüm, işkence, işte AKP” diye slogan atarak protesto eden sekiz genç, polis tarafından hazırlanan ve “Gerici, hırsız Başbakan’ı istemiyoruz” diye bağırıldığı şeklindeki tutanak nedeniyle 11 ay 20 gün hapis cezasına çarptırıldı. Oysa mahkemenin atadığı bilirkişi, eylemin görüntülerini incelemiş ve böyle bir slogan atılmadığını kaydetmişti.

[Seçim 2011] CHP Elazığ’da sağa yöneliyor

34 yıldır Elazığ’da milletvekili çıkaramayan CHP, merkez sağın önemli isimlerinden Ali Rıza Septioğlu’nun oğlu Feyzi Septioğlu’nu aday göstermeyi planlıyor.

CHP En son 1977’de yapılan seçimlerde, Elazığ’dan iki milletvekili çıkarmıştı.

-BABASI 5 DÖNEM VEKİL OLDU-

CHP’den aday adayı olan Feyzi Septioğlu, eski bakanlardan ve DYP eski Elazığ Milletvekili Ali Rıza Septioğlu’nun oğlu.

5 dönem Meclis’te milletvekilliği yapan Ali Rıza Septioğlu, parlamentoya 3. dönemde girdi. Septioğlu, 5, 18 ve 19 ve 21. dönemlerde yine Elazığ milletvekili seçildi.

CHP’nin Elazığ’dan bir diğer adayı ise İstanbul eski İl Başkanı Ali Özcan.

Edinilen bilgiye göre Elazığ’da yapılan eğilim yoklamalarında, Feyzi Septioğlu ile Ali Özcan’ın ismi ön plana çıktı.

Yeşil Gazete