Ana Sayfa Blog Sayfa 5190

En değerli oyuncu Derrick Rose

0

Chicago Bulls’un genç yıldızı Derrick Rose, MVP yani en değerli oyuncu ödülüne layık görüldü. Rose böylece, NBA tarihinin en genç MVP’si unvanını eline geçirdi.

Derrick Rose, 2008 draftında Chicago Bulls tarafından ilk sırada seçilerek NBA’e adım atmıştı. Genç oyun kurucu, Bulls’un beklenmedik şekilde bu sezon NBA’in en iyi derecesinin altına imza atmasında en önemli pay sahibiydi.

Carlos Boozer ve Joachim Noah gibi önemli oyuncuların uzun süreli yokluğunda, Rose, Bulls’u adeta tek başına zirvede tutmuştu. Normal sezonu 25 sayı – 7.7 asist ortalamaları ile kapatan yıldız oyun kurucu, takımı play-off ilk turunda İndiana’yı elerken de en etkili isimdi.

22 yaşındaki Derrick Rose, NBA tarihinin en genç MVP’si unvanını 23 yaşında en değerli oyuncu seçilen Wes Unseld’den devraldı. Kısa sürede süper yıldızlar arasına giren Rose, en değerli oyuncu oylamasında, 120 spor yazarının 113’ü tarafından ilk sırada gösterildi.

Dwight Howard 2. sırada kaldı. Geçtiğimiz 2 sezonun MVP’si Lebron James ise 3. olarak sıralamada kendisine yer buldu. MVP seçilmesinin ardından kameraların karşısına geçen Rose, takım arkadaşlarına, koçuna ve taraftara; “Beni her gün daha hırslı ve tutkulu basketbol oynamam için teşvik ettiniz” sözleriyle teşekkür etti.

Derrick Rose aynı zamanda, Michael Jordan’ın ardından MVP ödülüne layık görülen 2. Chicago Bulls oyuncusu oldu.

İTÜ’den bağımsız adaylara engelleme girişimi

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Rektörlüğü’nün, kampüs içindeki panelde konuşmalarına izin vermediği Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku’nun İstanbul adayları, paneli kampüs önünde kitlesel biçimde yaptı.

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğrencileri tarafından “25. İTÜ Festivali” kapsamında “Demokratik Özerklik” başlıklı bir panel düzenlendi. Öğrenciler, Taşkışla Kampüsü’nde düzenlenen panele konuşmacı olarak Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’nun İstanbul 1. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Sebahat Tuncel, 2. Bölge Bağımsız Milletvekili Adayı Sırrı Süreyya Önder ile İstanbul Kürt Enstitüsü Başkanı Sami Tan’ı davet etti. Fakat konuşmacıların kimliğinden rahatsız olan rektörlük, “Seçime yakın bir sürede üniversitede siyasetçilerin konuşmasının doğru olmadığı” gerekçesiyle üniversitede özerklik konusunun tartışılmasına izin vermedi.

Panelin başlama saatinde yapılan iptal kararına tepki gösteren öğrenciler, üniversite yönetimini protesto etti. Protesto etmekle de yetinmeyen öğrenciler, engellenen paneli kampüsün giriş kapısında gerçekleştirdi. Engellemeyle karşılaşan konferans katılımcıları ise, kampüsün giriş kapısında bağdaş kurarak, yerlere oturan 300 kadar öğrenciye seslendi. Düzenlenen açık hava panelinde ilk sözü alan Sırrı Süreyya Önder, üniversitenin aldığı bu kararı doğru olmadığını söyleyerek, kınadı.

‘GELECEĞİ GENÇLER İNŞA EDECEK’

Bir ülkenin geleceğini inşa edecek olanların gençler olduğunu söyleyen Önder, “Bugün öğrenciler verecekleri haklı mücadeleleriyle haklarını ele geçirebilir. Bu ülkede yıllardır öğrenciler mücadele yürütüyor ve verilen bu mücadelelerle bu gün birçok hak kazanılmış. Ve bugün de öğrenciler verecekleri mücadelelerle ellerinden alınmış hakları elde edecek” dedi. Hükümetin politikalarına da değinen Önder, “AKP, ‘Kürtler bizim sayemizde sorunlarını tartışabiliyor ve talep edebiliyor’ diyor. Ama şu bir gerçek ki; bu zaten Kürtlerin hakkı. ‘Biz verdik’ söylemiyle yıllardır Kürtlerin verdiği mücadeleyi yok sayıyor. Şu artık kabul edilmelidir; Kürtler mücadele ettiği için bugün Türkiye birçok şeyi tartışıyor” değerlendirmesinde bulundu. Önder’in ardından konuşan Sami Tan da, Kürtçe yaptığı konuşmasından, anadilde eğitimin önemine vurgu yaparak, “Biz Kürtler yıllardır anadilimiz ve kültürümüz için mücadele verdik, vermeye de devam edeceğiz. Bu şekilde yasaklamalarla hiç kimse hiç kimseyi engelleyemez” dedi.

Açık hava panelinin bir diğer konuşmacısı olan Sebahat Tuncel ise, okul yönetimin panele izin vermemesinin “üniversitelerin ne kadar demokratik olduğunun” bir göstergesi olduğunu söyledi. Tuncel, “Bu ülkede yıllarca gerçekleri tartışmak yasaklandı ve yasaklanmaya devam ediliyor. Bu ülkenin en önemli sorunların biri bu günün gençlerine bilimsel eğitim vererek, yarının devlet yöneticileri olmaya aday gösterememesi. Öğrencilerin yaptıkları her şey farklı gerekçelerle bir şekilde engelleniyor. Ama Türkiye tarihinde bir ilk YSK’nin bağımsızları veto kararına Taksim’de verilen tepkiyle geri çekildi. Bu bir kazanımdır” dedi. Kürtlerin 4 talep çerçevesinde Türkiye’nin birçok yerinde açtıkları Demokratik Çözüm Çadırları’na yapılan müdahalelere değinen Tuncel, “2011 yılı çözüm çadırlarına saldırı yıllı oldu. Kürtler en temel hakları için ve Kürt sorununun çözümü için 4 talebi dile getirmek için çadırları kurdu. Ama yapılan saldırılar çözüme olan tahammülsüzlüğün bir göstergesidir” dedi. Emek, Özgürlük ve Demokrasi Bloğu’na değinen Tuncel, “Demokrasinin inşası için kurduğumuz blokta sadece Kürtler yok, Türkler de var. Ve elimizden geldiği kadar bütün kesimleri verilecek demokrasi mücadelesine ortak etmek. Ve 12 Haziran günü Erdoğan’a halklar tarafından gereken cevap verilecektir” dedi.

Yapılan konuşmaların ardından öğrenciler, etkinliklerini söyledikleri Kürtçe parçalar ve çektikleri halayla sonlandırdı. (Evrensel)

İşçi filmleri festivali: “Doğal olarak direniş”

VI. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali Başladı.


Festival’in İstanbul ayağı dün İstiklâl Caddesi’nde Ritmart eşliğinde yapılan yürüyüşle başladı ve akşam İTÜ Maçka kampüsündeki Mustafa Kemal Amfisi’nde devam etti. Oyuncu Fırat Tanış’ın sunuculuğunu yaptığı etkinlikte ilk olarak festival komitesi adına Didem Kırış konuştu. Kırış, çevre ve yaşam mücadelesi temalı bu seneki festivalin sloganı olarak neden “Doğal Olarak Direniş”i seçtiklerini açıkladı.

6 yıldır düzenlenen festival, birçok kentte çok sayıda emek ve yaşam konulu yerli ve yabancı uzun metraj film, kısa film ve belgeseli seyirciyle buluşturuyor.

Açılış etkinliğinde direnişte olan Ontex işçileri, Casper Bilgisayar işçileri ve Mas Daf işçileri de sahne aldılar. Kısa konuşmalarla geceye katılan işçilere, düzenleme komitesi adına birer mücadele karanfili verildi. Bir diğer konuşmacı ise, HES’lere karşı mücadelenin içinde yer alan kadınlardan Sevgi Demir oldu. YTÜ Çevre Mühendisliği bölümünden Prof. Dr. Beyza Üstün de çevre mücadelesinin önemini anlatan bir konuşma yaptı.

Festivalde her sene olduğu gibi bu sene de bir set işçisine, yardımcı yönetmen Muharrem Özabat’a plaket verildi. Bandista grubunun da sahne aldığı gece, HES’lere karşı mücadelenin konu olduğu “Sudaki Suretler” filminin gösterimiyle sona erdi.

Gerard Depardieu’den Orhan Gencebay’a, HES’lerden kentsel dönüşüme filmler…

Doğanın talanı ve buna karşı direnişlerle ilgili filmlere özel yer ayıran bu yılki festivalde Türkiye’den ve dünyanın dört bir yanından, yeni ve klasikleşmiş, belgesel ve kurmaca eserlerin bulunduğu 60’a yakın film gösterilecek. Gerard Depardieu’nün rol aldığı, Emile Zola’nın eserinden uyarlama madenci filmi ‘Germinal’, İtalyan yeni gerçekçiliğinin ustası Vittorio de Sica’nın imzasını taşıyan ‘Bisiklet Hırsızları’, Kürt yönetmen Bahman Ghobadi’den ‘İran Kedileri’, kapitalizmin daha fazla kãr güdüsünü sorgulayan ve fikir babası Hayao Miyazaki olan animasyon ‘Pompoko’, programdaki uzun metrajlı yabancı filmler arasında göze çarpıyor. Çernobil faciasını ele alan Maryan DeLeo imzalı Oscar’lı film ‘Çernobil’in Kalbi’, Arjantin’de bir kasabada siyanürlü altına karşı verilen mücadeleyi anlatan kolektif yapım ‘Andalgala’, Almanya’da doğan sonra ülkelerine dönmek zorunda kalan Türkiyeli göçmenlerin ‘Yedek Memleket’ (Martina Priessner) de Festival programının öne çıkan yabancı belgeselleri arasında yer alıyor.

Festival’in yerli uzun metrajlı eserleri arasında ise Şerif Gören’in yönettiği ve Orhan Gencebay’ın başrolde yer aldığı ‘Derdim Dünyadan Büyük’, Yılmaz Güney’in en önemli yapıtlarından ‘Arkadaş’, Metin Erksan’ın elinden Necati Cumalı’nın eserinin efsanevi beyazperde uyarlaması ‘Susuz Yaz’, son dönemin filmlerinden Sedat Yılmaz’dan ‘Press’ ve Seren Yüce’den ‘Çoğunluk’ var. Birçok yerli belgeselin ilk gösterimini yapacağı Festival’de, Fatin Kanat’ın Halepçe katliamını anlattığı ‘Halepçe-Son Umut’u, İmre Azem’in neo-liberal kentleşmenin İstanbul’daki fotoğrafını çektiği ‘Ekümenpolis’i, Erkal Tülek’in HES’lerle ilgili ‘Sudaki Suretler’i, Rüya Arzu Köksal’ın ‘Bir Avuç Cesur İnsan’ı, Sabite Kaya’nın seks işçileriyle ilgili filmi ‘Bedensiz Ruhlar’ı, Turgut Yasalar’dan ‘1 Mayıs İlk Dileğimiz’, fındık işçilerinin yaşamlarını anlatan Sine-Yol Kolektifi imzalı ‘Yola Düştük’, Tunç Erenkuş’tan ‘Oğlunuz Erdal’ın da aralarında bulunduğu 20’den fazla belgesel film yer alıyor. Kısa filmlere de bu yılki programda özel yer verilmiş durumda. Festivalde birçok yönetmenle söyleşiler de düzenlenecek.

Tüm gösterimler ücretsiz

Festival kapsamında gösterimler İstanbul’da Beyoğlu Pera Sineması, İstanbul Fransız Kültür Merkezi, Mezopotamya Kültür Merkezi, İstanbul Halkevi Sinema Salonu, Kolektif Kültür Merkezi, Kazım Koyuncu Kültür Merkezi, İstanbul Tabip Odası Kadıköy Şubesi Salonu’nda yapılacak. Ankara’daki gösterimler Kızılırmak Sineması, Çağdaş Sanatlar Merkezi, Ankara Barosu Konferans Salonu, Nazım Hikmet Kültür Merkezi, ODTÜ Mezunları Derneği Vişnelik Tesisleri’nde gerçekleştirilecek. İzmir’deki gösterim mekânları ise Ahmet Piriştina Kent Arşivi ve Müzesi ile Dokuz Eylül Üniversitesi Süreli Eğitim Merkezi (DESEM). Salonların yanı sıra birçok mahalle ve işyerinde, özel gösterimlerin de düzenleneceği Festival’de tüm gösterimler her yıl olduğu gibi bu yıl da ücretsiz olacak.

Uluslararası İşçi ve İletişim Konferansı ikinci yılında

Festival kapsamında bu yıl da çeşitli fotoğraf etkinlikleri gerçekleştirilecek. Onlarca fotoğrafçının eserinin yer aldığı ‘1 Mayıs 2011’ sergisi 2 Mayıs akşamı İTÜ Maçka Kampüsü Mustafa Kemal (G) Amfisi, 3-8 Mayıs tarihleri arasındaysa Evrensel Sanat Merkezi’nde izleyicilerle buluşacak. Evren Aldoğan’ın ‘Fındık İşçileri’ sergisi 1-6 Mayıs tarihleri arasında İFSAK Sergi Salonu’nda olacak. Festival kapsamında gazetecilerin ve fotoğrafçıların katılımıyla İstanbul’da ‘Hak Haberciliği ve Basın Özgürlüğü’ başlıklı bir panel de düzenlenecek.

 

VI. ULUSLARARASI İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALİNDE

 

Türkiye’den Kurmaca Uzun Metraj Filmler

 

SUSUZ YAZ / DRY SUMMER
1964, 90’
Yönetmen/Director: Metin Erksan ve David E. Durston
Senaryo/Script: Metin Erksan (Necati Cumali’nin eserinden uyarlama)
Yapımcı/Producer: Ulvi Doğan
Oyuncular/Cast: Erol Taş, Hülya Koçyiğit, Ulvi Doğan, Zeki Tüney
Müzik/Music: Manos Hacidakis
Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Ali Uğur
Kurgu/Editing: Stuart Gelman
Özet / Synopsis
Çiftçi Osman (Erol Taş) arazisinde çıkan suyu kendi başına sahiplenmek ister, ancak suya ihtiyaçları olan diğer köylüleri karşısına alır. Bu çatışmada hapse düşen kardeşi Hasan’ın (Ulvi Doğan) karısı Bahar’a da (Hülya Koçyiğit) göz koyar.
Osman (Erol Taş) who is the owner of the land in which the spring of water originates. But this causes some fights between his family and other villagers. In one of these fights his brother (Ulvi Doğan) wounds their opponents and goes to jail. And Osman tries to get his brothe’’s wife (Hülya Koçyiğit) when he is in the jail.

PRESS / PRESS
2010, 100’
Yönetmen/Director: Sedat Yılmaz
Senaryo/Script: Sedat Yılmaz
Yapımcı/Producer: Sedat Yılmaz
Oyuncular/Cast: Aram Dildar, Engin Emre Değer, Kadim Yaşar, Asiye Dinçsoy, Sezgin Cengiz, Bilal Bulut, Mahmut Gökgöz
Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Demir Gökdemir
Kurgu/Editing: Sedat Yılmaz
Filmografi / Filmography
2010 – Press
Özet / Synopsis
’90’lı yılların ilk yarısında çatışmaların yoğun yaşandığı günlerde, bir avuç gazeteci Diyarbakır’da yaşanan insan hakkı ihlallerini dünyaya duyurmaya çalışmaktadır. Faysal, yaptığı bir haberde orduyla ilişkisi olan bir çetenin izine rastlar. Çete, bölgedeki birçok cinayetin zanlısıdır. Çete haberinden sonra Faysal tehdit telefonları almaya başlar, ancak Faysal çetenin üzerine gitmeye devam eder.
During the civil war in 90s a very few number of journalists were trying to cry the news of human rights violations to the world for public opinion. Faysal, as a journalist, finds a clue that the paramilitary gangsters have connections with the army. This paramilitary organization is responsible for most of the murders at the region. After this event Faysal begins to get some threatings but Faysal continues his inquiry to find the ones behind the murders.

ÇOĞUNLUK / The Majority
2010, 110’
Yönetmen/Director: Seren Yüce
Senaryo/Script: Seren Yüce
Yapımcı/Producer: Önder Çakar / Selin Demirci
Oyuncular/Cast: Bartu Küçükçağlayan, Settar Tanrıöğen, Esme Madra, Nihal Koldaş, Erkan Can, Feridun Koç, Mehmet Ünal, Cem Zeynel Kılıç, İlhan Hacıhafızoğlu
Müzik/Music: Gökçe Akçelik
Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Barış Özbiçer
Kurgu/Editing: Mary Stephen
Filmografi / Filmography
2010 Çoğunluk (Senarist – Yönetmen)
2008 Pandoranın Kutusu (Yardımcı Yönetmen)
2007 Yaşamın Kıyısında (Yardımcı Yönetmen)
2005 Takva (Yönetmen Yardımcısı)
Özet / Synopsis
Mertkan’ın hayatı basittir: babasının inşaatlarının getir götür işlerine bakar, arkadaşlarla alışveriş merkezlerinde sağı solu keser, arabayla turlar. Bu basitliğe bir anlam bulmak için pek de hevesli değildir. Ne zaman ki Gül ile tanışır, boşluğu ve basitliği değerlendirmek için bir fırsat çıkar karşısına. Ancak babası Gül’ün kökenleri konusunda şüphecidir. Hayatta ayrımcılıkla karşılaştığı ilk anda ona teslim olan Mertkan, çoğunluğa uyar, babasının kendisi için çizdiği yolda hayatına bir anlam bulur.
The life of Mertkan was simple: he only does legwork in his father’s construction sites, stares at girls in big malls, rambles with his car. He is not aware of this miserable life and he is not curious to find a meaning to his life. Then when she meets with Gül, he finds an opportunity to overcome this meaningless nonsense. But his father is suspicious about Gül’s past. In the first case that he faces with a chance to differentiate himself, he chooses conformism, obeys the majority and finds the meaning at the way that his father draws for him.

ARKADAŞ / The Friend
1974, 105’
Yönetmen/Director: Yılmaz Güney
Senaryo/Script: Yılmaz Güney
Yapımcı/Producer: Yılmaz Güney
Oyuncular/Cast: Yılmaz Güney, Melike Demirağ, Civan Canova, Kerim Afşar, Azra Balkan, Semra Özdamar
Müzik/Music: Atilla Özdemiroğlu, Şanar Yurdatapan
Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Çetin Tunca
Kurgu/Editing: Yılmaz Güney

Özet / Synopsis
Öğrencilik yıllarında oldukça yoksul olan Cemil yıllar sonra sınıf atlayıp zengin bir işadamı olur. Cemil, ilk gençlik yıllarındaki yakın arkadaşlarından Azem’le buluşacaktır. Zamanla Cemil değişmiştir. Cemil’in eşi Necibe evli olmasına rağmen, yozlaşmış bir kişiliğe sahiptir ve Cemil’i başkalarıyla aldatmaktadır. Azem sonunda dayanamaz, sınıf değiştirmenin sarhoşluğu içinde olan Cemil’e gerçeği haykırır. Fakat Cemil kendisini uyaran arkadaşını tekmeler…Azem izni bitince gitmeye hazırlanır. Azem, denizkenti terkederken bir silah sesi duyulur. Ölen ya da intihar eden kimdir?.
Cemil who had suffered from poorness in his university days has gone into the higher class and has been a rich businessman. Azem, one of Cemil’s best friends in school days would visit him. Azem sees that Cemil has changed. Cemil’s wife, Necibe has been cheating her husband. Azem tells this truth to his friend but Cemil does not believe him and kicks his friend. Azem intends to leave the house when his annual leave ends. When he is leaving a gun shot is heard. Who has died or committed a suicide?

DERDİM DÜNYADAN BÜYÜK / My Trouble Is Bigger Than Life
1978, 83’
Yönetmen/Director: Şerif Gören
Senaryo/Script: Erdoğan Tünaş
Yapımcı/Producer: Selim Soydan
Oyuncular/Cast: Orhan Gencebay, İnci Engin, Selçuk Özer, Memduh Ün, Menderes Samancılar
Müzik/Music: Orhan Gencebay
Görüntü Yönetmeni/Cinematography: Çetin Tunca
Kurgu/Editing: Şerif Gören

Özet / Synopsis
Bu filmde, aynı mahallede oturan bir marangoz gençle, fakir bir genç kızın aşk öyküsü anlatılmaktadır. Mahallenin adil ve onurlu bir gelecek için bir araya gelip dertlerine birlikte çare bulmaları gerekmektedir. Bu mücadelede iyi bir öndere ihtiyaçlar vardır.
In this movie the love story of a carpenter and a poor girl who are living in the same neighbourhood is given. The people of neighbourhood should come together to find solution to their troubles for justice and peace of mind. They need a leader in their righteous and self respecting fight.

Türkiye’den Belgeseller
Bir Avuç Cesur İnsan / A Few Brave People
2011, 87’
Yönetmen/Director: Rüya Arzu Köksal
Doğu Karadeniz’in üç vadisinde yapımı planlanan Hidro Elektrik Santralleri (HES) karşısında kendi varoluşuna ve gelecek nesillere karşı duyduğu vicdani sorumluluklarla hareket eden bir avuç cesur insanın 3 senelik hikayesi

Son Bakış / The Last Sight
2010, 16’ 20’’
Yönetmen/Director: Hopa Filmevi

Artvin iline bağlı en büyük köy olan Zeytinlik (Sirya) köyü sular altında kalacaktır. Köydeki insanlar geçmişlerini bırakıp bilinmedik bir geleceğe yol almak zorunda bırakılmıştır.

Jiare / The Pilgrimage
2010, 13’
Yönetmen/Director:  Ozan Munzur
Munzur nehri üzerine, yapımı planlanan barajlardan ilki olan Uzunçayır barajının inşaası tamamlanır ve baraj su toplamaya başlar. Baraj suları önüne çıkan her şeyi yutup yöre halkı için kutsal sayılan ve ibadet yeri olan Gola Çetu ziyaretine doğru ilerler.

Kanımızı Veririz Suyumuzu Vermeyiz / We Won’t Let You Touch Our Water
2011, 15’
Yönetmen/Director: Cihat Bilen
Flu İnsan Siluetleri… Net olan tek şey su ve suyun üzerine kurulan senaryolar. Yediden yetmişe herkesin dilinde aynı kelimeler: Suyumuzu vermeyiz!

Dersim ‘38’
2006, 67’
Yönetmen/Director: Çayan Demirel
1937-1938 yıllarında Türkiye Cumhuriyeti’nin ulus-devlet anlayışını oturtmak istediği Dersim bölgesinde yaşananlar tanıkların ve sanıkların gözlerinden 68 yıl sonra bu belgeselde “sessiz bir çığlık” olarak geliyor karşımıza.

PERA BERBANGÊ / Arpeggio Ante Lucem
2010, 15’
Yönetmen/Director: Arin İnan Arslan
Film, köylerin boşaltılmasıyla birlikte şehre yerleşmek zorunda kalmış insanlar arasında geçmektedir. Bişkov (Pantolon Düğmesi), evcil güvercinleri çarşıda azad ettirerek geçimini sağlamaktadır. Akşam ev yolunda bir kaç genç Bişkov’u oturmakta oldukları harabeye çağırırlar. Harabede tanığı oldukları ve ardından nenesinin sözleri Bişkov’u bir yol ayrımına getirir: Pantolon düğmesi kopmuştur.

An / Moment
2010, 7’
Yönetmen/Director: Nazlı Bayram
Makineler, insan ve modern zamanların yıkıcılığı.

Kadınlar Grevde / Women on Strike

2010, 23’
Yönetmen/Director: Güliz Sağlam, Feryal Saygılıgil
Novamedli grevci kadınların örgütlenme deneyimlerini, örgütlenmenin koşullarını, hak arama mücadeleleri
Babam Tarih Yapıyor / My Father İs Making History
2010, 30’
Yönetmen/Director: Haydar Demirtaş
İnşaat ustası Mehmet Usta ailesi birlikte, Türkiye’nin Güneydoğu bölgesinde, dinlerin ve kültürlerin kesiştiği Mardin kentinde yaşamaktadır.  Mehmet Usta’nın sinema okulunda okuyan en büyük oğlu Haydar, babasının filmini yapmaya karar vermiştir. Çünkü Müslüman bir adam olan Mehmet Usta, yardımcılarıyla birlikte, tarihi bir Mezopotamya köyünde bir Süryani kilisesi tamir etmektedir. Mehmet Usta’nın çevresi Müslüman ve Süryani namazlarının birlikte kılındığı, Türkçe, Kürtçe, Arapça ve Süryanicenin bir arada konuşulduğu, imam ve papazın aynı sofrada yemek yediği tarihin kavşağı bir ortamdır. Mehmet Usta ve çevresindekiler, aslında geçmişle geleceğin ortasında, tarih yapmaktadırlar.

Camdan Köprüler / Bridges Made of Glass
2010, 52’
Yönetmen/Director: Kibar Dağlayan Yiğit
Doğu illerinden gelip batıda mevsimlik işçilerin, günlük yaşam koşulları ve hayat öyküleri.


Gençlik Bir Kuşudu Uçurdum / Youth was a bird; I let it fly

2009, 20’
Yönetmen/Director: Kemal Sevimli
Balık ağı onarıcısı, yaşlı bir Ermeni kadın, eski günlerini, anılarını bizimle paylaşıyor.

İstanbul Çıplak / Istanbul is Naked
2009, 59’
Yönetmen/Director: Zafer Biçen
1980’lerde Dünya Bankasının Dünya kentlerini “Yarılan Kentlere” dönüştürerek finans ve turizm ağırlıklı merkezler oluşturma planlarında Türkiye’den İstanbul sunuldu.

Kadın İş Türküleri / Women’s Work Songs

2011, 48’
Yönetmen/Director: Filiz Bingölçe
Kadın iş Türküleri belgeselinde Türkiye’nin dört bir yanından 42 kadın iş türkülerinde direnişlerini, isyanlarını, kavgalarını ve mücadelelerini dile getiriyorlar.

Kağıtçı / Wastepicker
2010, 30’
Yönetmen/Director: Neriman Eldem
Çöplerden kağıt ve atıkları toplayarak yaşamlarını sürdüren ve kağıtçı olarak adlandırılan geri dönüşüm işçilerinin yaşam mücadelelerinden ve sorunlarından kesitler.

Miraz / Umut / Hope
2010, 44’
Yönetmen/Director: Rodi Yüzbaşı
Fransa’ya kaçak yollardan gitmeye çalışan bir genç, aynı yolla Fransa’ya göç etmiş çocuklarını sekiz yıldır görmeyen ve çocuklarının geri dönmesini bekleyen yalnız kalmış bir anne ve baba.

Okuma Yazma Öğreniyoruz / We are Learning How to Read and Write
2011, 17′
Yönetmen/Director: Nimet Yılmaz
Güney Doğu’dan İstanbul’a göç etmiş tekstil işçisi Kürt kızların okuma yazma öğrenme mücadelesi

Sudaki Suretler / Reflections on the Water
2011, süre 77’
Yönetmen/Director: Erkal Tülek
Artvin’den Muğla’ya, Kastamonu’dan Dersim’e dört bir yanda su başlarına taarruz almış yürümüş… Saldırı da, direniş de enikonu sert, belli ki daha da sertleşecek. Müphem bir sestir HES; karşısındaki ise inadına kararlı ve apaçık ortada…

Teoman Öztürk / Teoman Öztürk

2010, 49’ 35”
Yönetmen/Director: Özcan Alper
Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB)’ nin 1973-80 yılları arasındaki yönetim kurullarında başkanlık görevini üstlenen Teoman Öztürk, TMMOB’nin devrimci tarihiyle özdeşleşmiş bir kişidir.

Yola Düştük / We Hit The Road
2011, 60’
Yönetmen/Director: Sine-Yol Kolektifi
Her yıl Kürt göçmen işçiler Karadeniz bölgesine fındık toplamaya giden emekçilerden onları göçmen işçiliğe iten nedenleri, yolculuklarını, nelerle karşılaştıklarını dinleyen bir film.

1 Mayıs İlk Dileğimiz / May 1, Our First Wish
2010, 27’
Yönetmen/Director: Turgut Yasalar
Türkiye’de 1 Mayısların ilk kez 1976’da yığınsal kutlamasının 30. yılı münasebetiyle 1976, 1977 ve 1978 kutlamalarının düzenleyicileri ve katılımcılarının tanıklıklarıyla anlatımı.

1950’den Bugüne Bir Mücadele Öyküsü Petrol-İş / A Story of the Struggle Since 1950: Petrol-Is

2010, 90’
Yönetmen/Director: Özüm Seda Duran, Özgür E. Arık
1950 yılında Beykoz’da küçük bir dükkanda kurulan ve bugün ülke çapında bir sendikaya dönüşen Petrol-İş’in 60 yıllık mücadele öyküsü, Türkiye işçi sınıfı mücadelesinin ve ülke yakın tarihinin perspektifiyle sunuluyor bu belgeselde.
60 yıllık sendikal mücadele öyküsü, fotoğraflar, belgeler ve tanıklıkların yanısıra, canlandır-malarla perdeye yansıyor.

Dayê Dibê Aşitî – Annem Barış İstiyor  / My Mother wants Peace
2011, 54’
Yönetmen/Director: Aziz Çapkurt
Türkiye’de 30 yıldır yaşanan savaşta on binlerce insan yaşamını yitirdi. Her savaşta olduğu gibi bu savaştan da en çok çocuklar ve  kadınlar zarar gördüler. Şimdi onlar barış istiyor

Bedensiz Ruhlar / Souls Without Bodies
2011, 68’
Yönetmen/Director: Sabite Kaya
Film, fuhuş sektöründe kurumlaşmış genelev ya da dışarıda çalışan seks işçisi ya da başka isimlerle tanımlanan kadınların günlük yaşamlarını anlatmaktadır.

Ekümenopolis – Ucu Olmayan Şehir/Ecumenopolis – City Without Limits
2011,  93 dk.
Yönetmen/Director: İmre Azem
Ekolojik eşikler aşılmış, ekonomik eşikler aşılmış, nüfus eşikleri aşılmış, sosyal uyum bozulmuş. İşte neoliberal kentleşmenin fotoğrafı: Ekümenopolis “Ucu Olmayan Şehir“

Göç / …Leaving Behind
2010, 39’
Yönetmen/Director: Mehmet Özgür Candan
Çoruh nehrinin kıyısında oluşturdukları tarlalarla geçimlerini sağlayan ancak yapımına başlanan barjlar nedeniyle topraklarından, evlerinden kopmak zorunda kanla köylünün hikayesi.

Oğlunuz Erdal / Your Son Erdal
2010, 76’
Yönetmen/Director: Tunç Erenkuş
Hiçbir cinayet tek başına bir insanın öldürülmesi değildir. Erdal Eren 12 Eylül rejimi tarafından düzmece deliller ve raporlarla idam edilmiştir.

Dewsala Dawi: Şewaxan: Son Mevsim Şavaklar / The Last Season : Shawaks
2010, 90’
Yönetmen/Director: Kazım Öz
Şavaklar, Dersim bölgesinde yaşayan, hayvancılıkla geçinen göçebe bir topluluktur. Karlar yağmaya başladığında onlar kış uykusuna girmişlerdir. Çünkü önlerinde; yağmurlu, hareketli ve onları oradan oraya savuracak bir mevsim beklemektedir…

Suyun Altındakiler / Underwater
2011, 40’
Yönetmen/Director: Seher Sağlam
Dersim’de yapılan Uzunçayır barajının suları sadece Munzur ırmağının taşıdığı toprakları değil aynı zamanda Dersimlilerin dillerini, inançlarını, mezarlarını, bakmaya doyamadıkları ve sesini dinlemekten bıkmadıkları Munzurlarını yutmuştu.

Vatandaş Mustafa / Citizen Mustafa

2007, 41’ 23’’
Yönetmen/Director: Remzi Kazmaz
Doğanın insan yaşamı ve devamlılığı için ne kadar önemli olduğu Karadeniz’in en güzel yerlerinden biri olan Fırtına Vadisinde bir hidroelektrik santrali yapılmak istenmesiyle birlikte bir kez daha ortaya çıkıyordu.

Türkiye’den Kısa Kurmaca Filmler

Berf / Snow
2010, 20’
Yönetmen/Director: Erol Mintaş
Anne Oğul Üçlemesi’nin ikinci filmi olan Berf, Ağrı’nın küçük bir köyünde yaşayan bir anne, oğul ve torunun hikayesini anlatır. Filmde; ölmeden önceki son isteği “bir avuç kar” olan, oğlunu kaybetmiş bir annenin acısına tanık oluruz.

Deng / Sesler/ Voices
2009, 20’
Yönetmen/Director:  Filiz Işık Bulut
12 Eylül 1980 Askeri Darbe döneminde Diyarbakır 5 No’lu Cezaevinden yükselen çığlıkların duyulmayacağı sanılmaktadır. Oysa yakınındaki bir gecekonduda bütün bu sesler kaydedilmektedir.

Melike’de Bir Gün / A Day in Melike
2009, 14 ‘ 13 ”
Yönetmen/Director: Mehmet Yürekli
Türkiye’nin farklı bölgelerinden Çukurova’daki Melike köyüne giden mevsimlik işçilerin bir günü

Bisqilêt /Bisiklet / Bycycle
2010, 15’
Yönetmen/Director: İ.Serhat Karaaslan
Babasıyla beraber çöp toplayarak yaşayan Fırat’ın, en büyük hayali bir bisiklete sahip olmaktır. Bir gün çöplükte bir bisiklet bulur, fakat bisikletin bir tekerleği yoktur.

Xaçera  / Kavşak / Crossroads
2010, 13’
Yönetmen/Director: Cigerxwin Sinema Atölyesi
Geçimlerini araba camı silerek sağlayan Baran ve arkadaşları “Sildirdiğiniz Arabanın Camı Değil, Çocukların Geleceğidir” sloganıyla başlatılan kampanya sonucu işlerinden olmak üzeredir.

Diren İş / Boycott
2010, 6’
Yönetmen/Director: Burak Koçak
Tekel işçilerinin direniş öyküsüne farklı bir bakış.

 

ULUSLARARASI UZUN METRAJ KURMACA FİLMLER
Ladri di biciclette/Bisiklet Hırsızları
1948, 93’, İtalya
Yönetmen/Director: Vittorio De Sica
II. Dünya Savaşı sonrası yoksul bir genç baba, işinin ilk gününde tek değerli varlığı olan bisikletini çaldırır. Baba ve 10 yaşındaki oğlu Roma’yı karış karış dolaşarak bisikleti ararlar.

Germinal
1993, 160’, Fransa
Yönetmen/Director: Claude Berri
19. yüzyılda Kuzey Fransa’da geçer. Kasabadaki maden işçilerinin öyküsüdür. İşçiler madenin sahibi tarafından sömürülmektedirler ve bir gün greve gitmeye karar verirler.

Kimse İran Kedilerinden Bahsetmiyor /Kasi az Gorbehaye Irani Khabar Nadareh/No One Knows About Persian Cats
2009/106’/İran
Yönetmen/Director: Bahman Ghobadi
Film cezaevinden salıverildikten sonra bir grup kurmaya çalışan ve daha sonra da İran’ı terketmeye hazırlanan iki genç müzisyeni izlemektedir.

Pompoko/ Heisei tanuki gassen ponpoko
1994, 119’, Japan
Yönetmen/Director: Isao Takahata
İnsanların kentsel gelişimi rakunların yaşam alanı olan orman ve kırları gasp etmeye başladığında, rakunlar kendilerini nesillerinin tükenmesi olasılığı ile karşı karşıya bulurlar. Bunun karşısında inşaatları durdurmak ve kendi evlerini korumak için ümitsiz bir mücadeleye girişirler.

ULUSLARARASI BELGESELLER
2010 Japonya’sından 3 Dakikalık Videolar/3 Minutes Videos from Japan
2009, 30’, Japan
Yapımcı/Producer: LaborFest Japan
Japonya LaborFest’te her yıl gösterilen 3 dakikalık bu kısa filmlerde Japon işçilerin yaşamları ve mücadelelerini anlatılmaktadır.

Mücadelenin 34 Yılı/34 Years of Struggle
2007, 61’, Japonya
Yapımcı/Producer: Zenkin Motoyama Union & Video Pres
Sendai’de Motoyama fabrikasının sahipleri en güçlü sendika üyelerini işten atarlar ve işçiler işlerini geri kazanana dek 12000 gün süren bir lokavta giderler.

Avokado’yu Kim Toplayacak?/Who Will Pick The Avocado?
2007, 22’, Israel/Palestine
Yönetmen/Director: Shiri Wilk
Bir iş bulup yaşamlarını düzene sokmaya çalışan yerli Arap kadınlar; borçlanarak İsrail’e gelmiş, iş bulmak için rekabet etmeye hazır ve düşük ücretlere razı olan Taylandlılar ve tecrit duvarının arkasında sıkışıp kalmış Filistinliler.

Duvarlar-Mauern-Walls
2008, 83’, Türkiye, ABD
Yönetmen/Director: Can Candan
Berlin duvarının yıkılması ve iki Almanya’nın birleşmesinden sonra, 1991 yılı Almanya’da yabancılara yöneltilen saldırıların artık gözardı edilemeyecek boyutlara ulaşır.

Çekim Gücü/Full Signal
2009, 61’, Filistin
Yönetmen/Director: Talal Jabari
Dünya çapında 3,5 milyar cep telefonu kullanıcısı ve binlerce baz istasyonunun mahallelerde, çocukların okullarında ve komşu evlerin çatılarında yükselmesiyle insanlar bunların etkilerine dair tedirgin olmaya başladılar.

Halepçe Sonsuz Umut/ Helebce Hiway Nemir/Halabja Endless Hope
2011, 72’, Türkiye
Yönetmen/Director: Fatin Kanat – Necmettin Salaz
16-17-18 Mart 1988, Halepçe ve çevre köylerin Kimyasal bombalarla vurulduğu günlerdir.

İklim Değişimine Dur Demek Zamanı Geldi/Time to Tackle Climate Change
2009, 21’, ABD
Yapım/Producer: Sustain Labor
Sendikaların somut deneyimlerini, yaşanılan zorlukları, iklim değişikliği için verilen taahhütleri ve tüm dünyada 45’den fazla işçi sendikasının bu konulardaki katkıları.

Kırmızı Kuyruk/The Red Tail
2009, 86’, ABD
Yönetmen/Director: Melissa Koch, Dawn Mikkelson
Çalışanlar, “Kırmızı Kuyruk” olarak isimlendirdikleri ve işçilerin %53’ünü işten çıkartıp onların işlerini taşeronlara vermek isteyen Northwest Havayollarına karşı greve giderler.

Lokavt/Locked Out
2010, 60’, ABD
Yönetmen/Director: Joan Sekler
Dünyanın en büyük 3. madencilik şirketi Rio Tinto’ya karşı direnen Kaliforniya’nın Boron isimli bir çöl kasabasından 560 sendikalı işçinin öyküsü

Mücadelenin İzinde/On The Track of The Struggles
2010, 26’, Brezilya
Yönetmen/Director: Ana Cristina Silva, Rodrigo Correia
Brezilya’nın Sao Jose dos Campos kentinde General Motors işçileri esnek çalışmayı zorlayan patron, devlet ve basına karşı bir araya gelir.

Bedia’nın İzinde /Sur Les Traces de Bedia/On The Way of Bedia
2011, 62’, Fransa
Yönetmen/Director: Kudret Güneş
Film 1996 yılında politik düşüncelerinden dolayı Türkiye’de tutuklanan genç bir Kürt kadının cezaevi, açlık grevleri sonrasında siyasi ve insani mücadelesini anlatmaktadır.

Yedek Memleket /Wir Sitzen Im Süden/Based Down South
2010, 88’, Almanya
Yönetmen/Director: Martina Priessner
Frankonya ya da Baden şivesi veya kusursuz yüksek Almanca konuşan çağrı merkezi çalışanları İstanbul’un göbeğindeki klimalı büyük ofislerde çalışıyorlar. Aradan geçen onca yıla rağmen, kendilerini memleketlerinde hissetiklerini söylemek mümkün değil.

Andalgala – Altının gölgesinde direnen bir ağaç/Andalgala
2008, 55’, Arjantin
Yapımcı/Producer: Harnup Birliği
Arjantin’in Andalgala kasabasının sakinleri Kanada sermayeli Yamana Altıncılık şirketine karşı yaşam alanları için mücadele ediyor.

Çernobil’in Kalbi/Chernobyl Heart

2003, 39’, ABD
Yönetmen/Director: Maryann DeLeo
Çernobil nükleer felaketinin bu bölgede çocuk sağlığı üzerindeki etkileri: Mutasyon ve ağır radyasyon zehirlenmesine ek olarak, pek çok çocuk daha önceden bilinmeyen ve bölgede “Çernobil Kalbi” olarak bilinen bir kalp hastalığından muzdariptir.
İrtifa 437/Attitude 437
2011, 42’, İran
Yönetmen/Director: Mohsen Khan Jahani
Bu film, İran’da yıllardır inşaatı  süren 437 metrelik kulede çalışan işçilerin yaşamlarını ve sıkıntılarını anlatmaktadır.

Kısa Kurmaca Film
Dönüşü Olmayan Yolculuk – Son durak Frankfurt Havaalanı/Journey of No Return – Last stop Frankfurt Airport

2010, 25’, Almanya
Yönetmen/Director: Güçlü Yaman
Gercek olaylara dayanan film Sudan’li göçmen Aamir Ageeb’in hikayesini anlatmaktadir. Aamir ceketinin çalındığını polise bildirmek ister. Ama karakolda işler onun düşündüğünden tamamen farklı gelişir ve illegal olarak damgalanir. Aamir’in yolculuğu artık başlamıştır.

 

Festivalle ilgili tüm bilgilere, www.iff.org.tr adresinden ulaşmak mümkün.

(Yeşil Gazete- Sol Haber)

Vıdı Vıdı Alışveriş Kartı

Seçim, nükleer ve bir sürü yoğun politik gündem varken bu yazacaklarım bazılarınıza biraz şımarıklık gelebilir bazılarınıza da “oğlum sen hasta mısın, çatlak mısın? Dedirtebilir ama dayanamayıp yazacağım.

Artık hemen hemen hepimiz büyük marketlerden alışveriş yapıyoruz, küçük market, büfe gibi kavramlar kalmadı pek. En azından benim oturduğum semtte ve bölgede küçük market yok, 4 tane büyük süpermarket şubesi var. Haliyle, genellikle mecburen en ufak bir şeyde bile bu marketlerden alışveriş yapıyoruz.

Kanıksamış durumdayım artık buralardan bir şeyler almayı, alışveriş yapmayı. Her ne kadar bazen rahatsız olsam da buralardan alışveriş yapmak eskisi kadar batmıyor.

İşte yine böyle bir alışveriş sırasında yaşadıklarımı paylaşacağım. Daha dün yaşandı bu olay.

Bir süre önce bu büyük marketlerden biri, “indirim” geyiği kapsamında bir kart vermişti bana, sonra da internet sitemize girip kartınızı kaydettirebilirsiniz demişti.  Ben de sallamamıştım.

Dün yine aynı yerden yağ, bira vs. alırken, kartımı kaydetmediğim için kartın iptal olduğunu, yeni kart çıkartmam gerektiğini söylediler. Kartı kayıt için de kişisel bilgilerinizi, isim soy isminizi, telefonunuzu, e-mailinizi vermeniz vs. gerekiyor dediler.

Bana manyak diyebilirsiniz ama şalter attı bende. Ya, elin özel şirketi bana bir götü boklu kart vermek için tüm şeceremi kayıt altına alsın ki? Niye paylaşayım ki bu özel bilgilerimi?

Yok efendim benim güvenliğim içinmiş, ya biri alıp da kartımı alışverişte kullanıp sonra puanlarımı hüpletseymiş?

Haydi, iyi niyetlisiniz, peki bana sormadan bu bilgileri paylaşmıyorum diye niye kartı iptal ediyorsunuz?

Dostlar bu size çok basit gelebilir ama, bu kadar kolay mı insanların kişisel bilgilerine dokunmak, veya bilgisini vermeyenin hakkını sanki bu bilgiye sahip olmak çok doğal bir şeymiş gibi, gasp etmek?

Tamam, facebookta da paylaşıyorum bu bilgileri, ama özel şirket, bir süpermarket zinciri kişisel bilgilerimi paylaşmamı nasıl dayatır?

Gerçekten, manyak mısın dediğinizi duyar gibi oluyorum. Ama böyle ufak, çaktırmayan adımlar ile her şirket artık müşteri ilişkileri hakkında kendi veri tabanlarını yaratıyor, bizi manipüle etmeye çalışıyor. Sonuç mu, emeğimizin karşılığını elimize geçer geçmez onlara teslim ediyoruz. Aracı oluyoruz bize para veren ile bizi manipüle edip soyanlar arasında. Maaşımızı birinden  alıp birine veriyoruz.

Özgürlüklerimiz de böyle böyle kısıtlanıyor işte. Kişisel bilgileri artık paylaşmayı kanıksıyoruz, doğal bir şeymiş gibi dağıtıyoruz.

Unutuyoruz neler döndüğünü…

PS: Akşam süper markette, Vıdı Vıdı İndirim kartı ile peynir almaya gideceğim. İndirim varmış. Gelmek isteyen var mı?

 

Çılgın Proje’nin tarafları: AB ve Karadeniz’e kıyısı olan ülkeler – Pelin Cengiz

Türkiye’de son dönemde büyüme ve kalkınma odaklı ekonomi modelinin bir unsuru olarak yapılmak istenen HES’ler, nükleer enerji santralleri gibi projelerle çevre ve ekoloji ile ilgili konulardan çokça söz edilir oldu. Biz henüz ‘Çernobil’den ders çıkarmıyoruz bari Fukushima’dan korkun’ diyorduk ki, karşımızda Başbakan’ın ismiyle müsemma çılgın projesi denilen devasa bir Kanal İstanbul projesi bulduk. Karadeniz ile Marmara Denizi arasına kanal açma üzerine kurulu proje, şüphesiz pek çok tartışmayı da beraberinde getiriyor. Karadeniz ile Marmara arasına açılacak bu kanal ile Panama gibi gemilere alternatif geçiş sağlanacakmış.


Çevre Etki Değerlendirme! O da ne?

Tahmin edeceğiniz gibi projeye çevrecilerle birlikte bilimadamlarının pek çok noktada itirazı var. Karadeniz ile Marmara arasında Boğaz’daki akıntılardan oluşan su akımından farklı olarak doğal dengeyi bozacağı ve farklı sorunlar ortaya çıkaracağı yönünde görüşler var. Üstelik sadece sudaki değişime yönelik değil, tüm ekosistemi etkileyebilecek bir olumsuzluktan bahsediliyor. Kanalın yapılması halinde, tuzluluk açısından yatay denge bozulacak, Karadeniz’in tuzluluğu azalacak ve tatlı su gölü haline gelecek. Mevcut fauna ve flora yapısı yokolacak. Havzadan su çıkışı artacağı için havza kendisine su taşıyan nehirlerden daha fazla su isteyecek. Havzaya su taşıyan nehirlerin su seviyeleri azalacak, hatta kurumaları söz konusu olacak. Hacettepe Üniversitesi’nden Cemal Saydam hocanın görüşü konuyu gayet iyi özetliyor ve şöyle anlatıyor: “Süveyş Kanalı’nın iki tarafındaki denizdeki tuzluluk oranı birbirine yakın ve Süveyş Kanalı bu iki denizin tuzluluk oranlarını bozmaz. Korent ve Panama Kanalları doğu-batı istikametinde olduğu için her iki yakadaki deniz suyu tuzluluğu eşit ve bu kanallar tuzluluk açısından bu denizlere etki yapmaz. Karadeniz’in tuzluluk oranı yüzde 0,19 iken Marmara’nın tuzluluk oranı yüzde 0,38. İstanbul Boğazı’nın derinliği yeterli olduğu için üstten az tuzlu su güneye giderken, alttan çok tuzlu su kuzeye gidiyor ve denge bozulmuyor. 25 metre derinlikte bir kanal yapılacağı için üstten kuzey güney istikametinde az tuzlu su yine akacak ama alttan çok tuzlu su kuzeye akamayacak. Bu durumda havzadan net az tuzlu su çıkışı olacak. Net çok tuzlu su girişi de azalacağı gibi Karadeniz’in tuzluluk oranı uzun vadede gittikçe azalacak. Bu da suyun kaldırma gücünü olumsuz etkileyecek ve hatta 300 bin dwt’luk tankerler artık yeterli su kaldırma kuvveti olmayacağı için geçemeyecekler.” Saydam’ın konuyla ilgili açıklamalarını okuyunca, proje hazırlanırken bilimadamları bunları bilmiyor olabilir mi sorusu akla geliyor ki, bilmemeleri imkânsız.


Sınır aşırı ÇED raporu gerekli

Bunlar işin özetle çevreyle ilgili boyutu. Bir de Karadeniz’e kıyısı olan diğer ülkelerle ilgili boyutu var. Türkiye dışında, Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Rusya ve Gürcistan’ın da Karadeniz’e kıyısı var. Bu tip projeler sadece o projenin hayata geçtiği ülkeyi değil, Karadeniz’e kıyısı olan tüm ülkeleri ilgilendiriyor. Projeyle ilgili bir ÇED (Çevre Etki Değerlendirme) analizi yapılması halinde, projenin etkilerinin sadece kanalın gerçekleştirileceği Karadeniz ve Marmara kıyılarını değil, Karadeniz’e kıyısı olan tüm ülkeleri ilgilendirdiğini de hesaplamak lazım. Üstelik Karadeniz’e kıyısı olan bu ülkelerin ikisi Avrupa Birliği üyesi. Yani, Türkiye’nin “bu bizim iç işimiz, uluslararası boyutu yok, size mi soracağız” demek gibi bir durumu yok. Her ne kadar hükümet, 3’üncü köprü, Akkuyu ve Sinop Nükleer Santralleri, Ilısu Barajı gibi büyük projeleri ÇED’den muaf tutma uyanıklığını gösterse de, Kanal İstanbul gibi bir proje için sınır aşırı ÇED hazırlanması gerekiyor. Bağımsız uzmanlar tarafından hazırlanan raporların ortaya çıkması yıllarca sürerken, genel olarak ÇED raporunun finansmanını da projeyi yapmak isteyen ülke ödüyor.


Hesap verebilirlilik önemli

Böyle bir projeye hazırlanacak ÇED raporunun maliyetinin de milyon dolarlar mertebesinde olduğu belirtiliyor. Çok farklı parametre gözetileceği için raporun olumsuz çıkma olasılığı da hesaba katıldığında, bu maliyetli işe ödenecek paranın çöpe atılacağını söylemek yanlış olmaz. Kanal İstanbul için böyle bir raporun sonucunun ne olacağını kestirmek zor değil, birkaç gündür bu konuda uzmanların söyledikleri ortada. Böyle durumlarda Avrupa ne yapıyor diye bakıldığında, hem büyüklük, hem de birden fazla ülkeyi ilgilendirmesi sebebiyle Manş Tüneli’nin yapımı akla geliyor. İlginçtir, Manş Tüneli için hazırlanan ÇED raporu, proje sahiplerinin projenin çevre üzerindeki etkileri konusunda hesap verebilirliklerinin aracı haline getirilmiş. Yani ÇED bulguları, çevreye gelebilecek zararlar konusunda proje sahibini sorumlu tutmuş. Tünelin yapılacağı dönemde ÇED raporu çok önemli bir rol oynamış.

Manş Tüneli’ndeki etki analizi

Hatta Avrupa Komisyonu, ÇED raporlarında projenin vatandaşlar üzerinde direkt, ikincil veya kümülatif, kısa, orta ve uzun vadeli, kalıcı veya geçici, pozitif veya negatif sonuçlarının değerlendirilmesini istemiş. Bağımsız çevre uzmanları tarafından yapılan 46 tavsiyenin 42’si Manş Tüneli’nin kurucu anlaşmasına girmiş. Bunların arasında topografya, yeraltı suları, hidrojeoloji, toprak kalitesi ve tarım, karasal ekoloji, kıyısal hidrografi, deniz ekosistemi ve balıkçılık, arkeoloji, mimari miras, yerleşim, elektrik altyapısı ve telekomünikasyon, su ve gaz altyapısı, enerji tüketimi, dizayn ilkeleri ve görsel etki, ulaşım ağı, gürültü ve titreşim emisyon ve kalıntıları, hava, su ve atık emisyon ve kalıntıları başlıklarından oluşan 18 ayrı etki analizi yapılmış.
Çılgınların böyle “lüzumsuz” konularla işi olmaz ama bu defa kaçış yok.

Taraf

Kanada’da ilk Yeşil Milletvekili

Kanada’nın British Columbia eyeletinden Kanada parlamentosuna seçilen Yeşiller Partisi lideri Elizabeth May Kanada’nın ilk Yeşil milletvekili oldu. May seçim sonuçlarının belli olmasından sonra  yaptığı konuşmada tarih yazdıklarını belirtti. “ Korku politikasına son verdik ve Meclise saygınlık getiriyoruz” diyen Elizabeth May  kampanyasına omuz veren  2000’i aşkın gönüllüye teşekkür etti.

Yeşiller May’in seçildiği bölgede oyların %47’sini almayı başardılar. Geçen seçimlerde aynı bölgedeki oy oranları ise %10 civarındaydı.

Kanada seçimlerinden Muhafazakarlar Meclis çoğunluğunu elde ederken sosyalist kökenli Yeni Demokratik Parti ana muhalefet grubunu oluşturdu. Liberaller ise Kanada’nın kuruluduğu 1867’de beri ilk kez 3. parti oldu.

(NY Times, Yeşil Gazete)

Basın özgürlüğü günü hapishanelerde kutlanıyor

‘Gazetecilere Özgürlük Kongresi’nde konuşan Türkiye Gazeteciler Sendikası Başkanı Ercan İpekçi, “67 meslektaşımız cezaevinde, 37 meslektaşımız tahliye olmuş ya da yargılaması devam ediyor. 50 meslektaşımız hakkında verilmiş para ve hapis cezaları var” dedi.

Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) tarafından düzenlenen ”Gazetecilere Özgürlük Kongresi”nin açılışında konuşan GÖP Dönem Başkanı ve Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Ercan Sadık İpekçi, bugünün 3 Mayıs Dünya Basın Özgürlüğü Günü olduğunu hatırlatarak, bugünü uluslararası bir dayanışma günü yapmak istediklerini, çünkü Türkiye’deki şartların çok daha vahim tarzda ilerlediğini savundu.

İpekçi, ”Son gelişmeler, dünya kamuoyunda ciddi şekilde tartışılır boyuta ulaştı. Bunda cezaevlerindeki gazeteci ve davaların sayısında artış elbete çok etkili oldu. Uluslararası meslek örgütlerimizin göstermiş olduğu dayanışma da bir o kadar anlamlı” diye konuştu.

İpekçi, ”Bizim tespitlerimize göre 67 meslektaşımız cezaevinde, 37 meslektaşımız tahliye olmuş ya da yargılaması devam ediyor. 50 meslektaşımız hakkında verilmiş para ve hapis cezaları var” dedi.

”Türk Ceza Kanunu ve Terörle Mücadele Kanunu’nun ilgili hükümleri değiştirilmediği müddetçe gazetecilerin yargılanmaması, ceza almaması mümkün değil. İşte bizim mücadelemiz bunun için” diye konuşan İpekçi, gazeteciler ve onların yakınlarının bu acıyı çektiklerini dile getirdi.

GÖP’ün, duruşmalarını izlediği 86 gazeteci bulunduğunu belirten İpekçi, sadece Bakırköy Adliyesi’nde 2 bin 500’den fazla basın suçu davasının devam ettiğini, Adalet Bakanlığı verilerine göre de 4 binden fazla soruşturma olduğunu ancak kendi bilgilerine göre 10 binlerce soruşturma bulunduğunu, bunun abartılı bir rakam olmadığını aktardı.

Bu ortamın meslek örgütlerini ortaklaştırmaya ittiğini ve GÖP’ü oluşturma ihtiyacını hissettiklerini söyleyen İpekçi, ”ABD’deki kadar ileri bir demokrasimiz olsaydı böyle bir yola gitmeyecektik. Bizler farklı dünya görüşlerinde ve farklı yayın politikalarına sahip gazeteciler, bu kadar geniş bir platformda bir araya gelme ihtiyacını duymayacaktık. Platform, 93 ulusal ve yerel düzeyde faaliyet gösteren meslek örgütünü barındırıyor’ dedi.

”Biz kişilik haklarına aykırı, meslek ilkelerine aykırı bir yayıncılığı savunmuyoruz” diyen İpekçi, mesleklerini iyi yaptıklarından dolayı gazeteciler cezalandırılıyorsa bu kabahatin yasa koyucuların olduğunu ifade etti. İpekçi, ”Gazetecilerin hiçbiri terör örgütü üyesi değildir, örgüt propagandası yapmamaktadır. Bu kanunlar bu nedenle yargılanmalarına neden oluyorsa bu kabahat sizindir. Bunlar değişmediği sürece bu kanunlarla yargılanmaktan gurur duyacağız. Sayın Başbakan, bir daha hiçbir gazeteciyi terör örgütü üyesi olmakla suçlamayınız” diye konuştu.
Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Platformu’nun 20 Nisan 2011 tarihi itibariyle verilerine göreyse, 12’si imtiyaz sahibi ve yazı işleri müdürü 58 gazeteci ve yazar cezaevlerinde tutuklu bulunuyor.

Tutuklu gazetecilerin isimleri, görevleri ve tutuklu bulundukları cezaevleri şöyle:

1- Abdulcabbar Karadağ, Azadiya Welat Gazetesi Mersin Temsilcisi, Mersin E Tipi Kapalı Cezaevi

2- Ahmet Birsin, Gün TV Genel Yayın Koordinatörü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

3- Ahmet Şık, Gazeteci-Yazar, Silivri L Tipi Cezaevi

4- Ali Buluş, DİHA Mersin Muhabiri, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi

5- Ali Çat, Azadiya Welat Gazetesi Mersin Çalışanı, Mersin E Tipi Kapalı Cezaevi

6- Ali Konar, Azadiya Welat Gazetesi Elazığ Temsilcisi, Malatya E Tipi Cezaevi

7- Baha Okar, Bilim ve Gelecek Dergisi Editörü, Silivri L Tipi Cezaevi, B Blok

8- Barış Açıkel, İşçi-Köylü Gazetesi Eski Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Kandıra 1 Nolu F Tipi Cezaevi, KOCAELİ

9- Barış Pehlivan, Odatv İnternet Sitesi Genel Yayın Yönetmeni, Silivri L Tipi Cezaevi

10- Barış Terkoğlu, Odatv İnternet Sitesi Haber Müdürü, Silivri L Tipi Cezaevi

11- Bayram Namaz, Atılım Gazetesi Yazarı, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi

12- Bayram Parlak, Gündem Gazetesi Mersin Temsilcisi, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi

13- Bedri Adanır, Aram Yayınları Sahibi ve Genel Yayın Yönetmeni, Kürtçe Hawar Gazetesi Yazı İşleri Müdürü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

14- Behdin Tunç, DİHA Şırnak Muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

15- Cihan Gün, Yürüyüş Dergisi çalışanı, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA

16- Coşkun Musluk, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi

17- Dılşa Ercan, Azadiya Welat Gazetesi Mersin Çalışanı, Adana Karataş Kadın Kapalı Cezaevi

18- Dilek Keskin, Atılım Gazetesi Muhabiri, Karataş Kadın Kapalı Cezaevi, ADANA

19- Doğan Yurdakul, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi

20- Emine Altınkaya, DİHA Ankara Muhabiri, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi, ANKARA

21- Ensar Tunca, Azadiya Welat Gazetesi Iğdır Çalışanı, Iğdır Kapalı Cezaevi

22- Erdal Süsem, Eylül Dergisi Editörü, Edirne F Tipi Cezaevi

23- Erdoğan Altan, DİHA Batman Muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

24- Erol Zavar, Odak Dergisi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Şair, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA

25- Faysal Tunç, DİHA Şırnak Muhabiri, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

26- Fazıl Duygun, Yeni Nizam Dergisi ve Baran Dergisi Yazarı, Kızılcahamam Cezaevi, ANKARA

27- Füsun Erdoğan, Özgür Radyo Eski Genel Yayın Koordinatörü, Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi, KOCAELİ

28- Günay Kubilay, Sosyalist Demokrasi Gazetesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi

29- Hakan Soytemiz, Red ve Enternasyonal Dergilerinin Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi, B Blok

30- Halit Güdenoğlu, Yürüyüş Dergisi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA

31- Hamdiye Çiftçi, DİHA Hakkari Muhabiri, Bitlis E Tipi Kapalı Cezaevi

32- Hasan Coşar, Atılım Gazetesi Yazarı, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA

33- Hatice Duman, Atılım Gazetesi Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü, Gebze M Tipi Cezaevi, Gebze/KOCAELİ

34- Hıdır Gürz, Halkın Günlüğü Gazetesi Yazı İşleri Müdürü, Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi

35- İbrahim Çiçek, Atılım Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni ve Gazeteci-Yazar, Kandıra 2 Nolu T Tipi Cezaevi, KOCAELİ

36- Kaan Ünsal, Yürüyüş Dergisi çalışanı, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA

37- Kadri Kaya, DİHA Diyarbakır Bölge Bürosu Temsilcisi, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

38- Kenan Karavil, Radyo Dünya Yayın Yönetmeni, Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi

39- Mahmut Güleycan, Özgür Halk Dergisi Çalışanı, Van F Tipi Cezaevi

40- Mehmet Karaaslan, DİHA Mersin Muhabiri, Karaman-Ermenek M Tipi Cezaevi

41- Mehmet Yeşiltepe, Devrimci Hareket Dergisi Çalışanı, Gazeteci-Yazar, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi

42- Musa Kurt, Kamu Emekçileri Cephesi Dergisi Yazı İşleri Müdürü, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA

43- Mustafa Gök, Ekmek ve Adalet Dergisi Ankara Temsilcisi, Sincan 1 Nolu F Tipi Cezaevi, ANKARA

44- Müesser Yıldız, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi

45- Nedim Şener, Milliyet Gazetesi Muhabiri, Silivri L Tipi Cezaevi

46- Nuri Yeşil, Azadiya Welat Gazetesi Tunceli Çalışanı, Malatya E Tipi Cezaevi

47- Oğuzhan Kayserilioğlu, Toplumsal Özgürlük Gazetesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi

48- Ozan Kılınç, Azadiya Welat Gazetesi Eski İmtiyaz Sahibi veYazı İşleri Müdürü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

49- Sait Çakır, Odatv İnternet Sitesi Yazarı, Silivri L Tipi Cezaevi

50- Sedat Şenoğlu, Atılım Gazetesi Genel Yayın Koordinatörü ve Gazeteci- Yazar, Edirne 1 Nolu F Tipi Cezaevi

51- Seyithan Akyüz, Azadiya Welat Gazetesi Adana Temsilcisi, Adana Kürkçüler F Tipi Cezaevi

52- Sinan Aygül, DİHA Bitlis Muhabiri, Van F Tipi Cezaevi

53- Soner Yalçın, Odatv İnternet Sitesi İmtiyaz Sahibi, Gazeteci-Yazar, Silivri L Tipi Cezaevi

54- Suzan Zengin, İşçi-Köylü Gazetesi Kartal Bürosu Çalışanı, Bakırköy Kadın ve Çocuk Tutukevi

55- Şahin Baydağı, Azadiya Welat Gazetesi Çalışanı, Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi

56- Vedat Kurşun, Azadiya Welat Gazetesi Eski Yazı İşleri Müdürü, Diyarbakır D Tipi Cezaevi

57- Yavuz Arslan, Beklenen Nizam Dergisi Yazı İşleri Müdürü, Çanakkale E Tipi Kapalı Cezaevi

58- Ziya Ulusoy, Atılım Gazetesi Yazarı, Tekirdağ 1 Nolu F Tipi Cezaevi

(Ntv)

Seçim 2011: Partilerin isimleri 14 punto

Seçim pusulaları basıma hazır, parti özel işaretinin altında kısaltılmış hali 14 punto, onun altında da 11 punto olarak tam yazı halinde adı yer alacak.

Seçim takvimine göre, 24. Dönem Milletvekili Genel Seçiminde kullanılacak birleşik oy pusulası, YSK tarafından özel surette imal ettirilen ve üzerinde ”Türkiye Cumhuriyeti Yüksek Seçim Kurulu” filigranı bulunan beyaz kağıtlara, her seçim çevresinde seçime katılan siyasi parti ve bağımsız aday sayısı göz önünde tutularak bastırılacak.

Birleşik oy pusulasının en üst kısmına ”XXIV. Dönem Milletvekili Genel Seçimi Siyasi Partiler ve Bağımsız Adaylar Birleşik Oy Pusulası” ibaresi, bunun altına hangi ile, kaç numaralı seçim çevresine ait olduğu yazılacak.

Bu yazı altına en başta ve ortada partinin özel işareti, özel işaretinin altında kısaltılmış adının 14 punto, onun altında da 11 punto olarak tam yazı halinde adı, onun altında koyu renk ve büyük harflerle 10 punto olarak parti genel başkanının adı ve soyadı, belirli bir aralık veya çizgiden sonra çapı iki santimetre olan bir boş daire basılarak bütün bunların altı çizildikten sonra bu çizginin altına o partinin kesinleşen aday listesinde yer alan adaylarının ad ve soyadları 8 punto halinde aldıkları sıra numarasına göre yazılacak.

Birleşik oy pusulasındaki siyasi parti sütunları arasında 0,75 santimetre ve iki çizgi ile belirlenmiş bir aralık yer alacak.

Bağımsız adaylar, birleşik oy pusulasının en sağ tarafındaki siyasi parti sütunundan sonra ve aynı hizada olmak üzere 0,75 santimetre aralık bırakılarak, dikey ve kalın bir çizgi çizildikten sonra yerleştirilecek. Birden fazla bağımsız aday sütunları arasında da 0,75 santimetre ve iki çizgi ile belirlenmiş bir aralık bırakılacak.

Her siyasi parti ve bağımsız aday için ayrılan 3,5 santimetrelik bu sütuna, çapı 2 santimetre olan bir boş daire basılarak dairelerin altına ve üstüne ortalı şekilde 2 santimetrelik yatay çizgi çizilecek ve bu çizginin başta ve ortada olmak üzere kesinleşen aday listesinde yer alan bağımsız adayın ad ve soyadları 8 punto olarak kura sonucu aldıkları sıra numarasına göre yazılacak.

15 Siyasi parti yarışacak
Oy pusulasında seçime katılan 15 siyasi parti şu sırayla yer alacak:

1- Adalet ve Kalkınma Partisi
2- Demokrat Parti
3- Cumhuriyet Halk Partisi
4- Emek Partisi
5- Millet Partisi
6- Liberal Demokrat Parti
7- Saadet Partisi
8- Hak ve Eşitlik Partisi
9- Halkın Sesi Partisi
10- Milliyetçi Hareket Partisi
11- Doğru Yol Partisi
12- Türkiye Komünist Partisi
13- Milliyetçi ve Muhafazakar Parti
14- Büyük Birlik Partisi
15- Demokratik Sol Parti.

(Ajanslar)

Milliyet-Vatan’ın devri tamamlandı

Doğan Gazetecilik, Milliyet Gazetesi ile Vatan Gazetesi’ne ait tüm marka, isim hakları ve internet sitesi alan adlarını barındıran Bağımsız Gazeteciler Yayıncılık’ın 73.96 milyon dolar bedelle DK Gazetecilik ve Yayıncılık’a devrinin tamamlandığını açıkladı.

Doğan Gazetecilik, Milliyet ve Vatan gazetelerinin satışının tamamlandığını duyurdu.

Doğan Gazetecilik’in Kamuyu Aydınlatma Platformu’nda (KAP) yayımlanan açıklamasında, şirket bünyesinde yayınlanan Milliyet Gazetesi’ne ait tüm marka ve isim hakları ile internet sitesi alan adlarının KDV dahil 47 milyon 960 bin dolar bedel üzerinden, şirketin 129 milyon lira sermayesinde yüzde 99,99 oranında pay sahibi olduğu ve bünyesinde Vatan Gazetesi’nin tüm marka ve isim hakları ile internet sitesi alan adlarını barındıran Bağımsız Gazeteciler Yayıncılık A.Ş’de sahip olduğu 1 milyon 289 bin 996 adet hisse senetlerinin tamamının 26 milyon dolar bedel üzerinden, Demirören ve Karacan Grubu’nun ortak girişim şirketi DK Gazetecilik ve Yayıncılık A.Ş’ye devrinin tamamlandığı bildirildi.

(Ntv, Yeşil Gazete)

Dünya’da düştü, Türkiye’de 4,5 liraya yaklaştı

Tüpraş’ın rafineri çıkışına yaptığı zamla birlikte bugünden itibaren pompada 95 ve 97 oktan benzine 9 kuruş zam yapıldı. Böylece 95 oktan benzin 4,29 liraya, 97 oktan ise 4,4 liraya yükseldi.

Geçen hafta cuma günü akaryakıtta yeni bir ayarlama yapması beklenen Tüpraş, benzine bugünden geçerli olmak üzere 9 kuruş zam yaptı.

Zam sonrasında 95 oktan benzinin litresi 4 TL 29 kuruşa, 97 oktan benzinin litresi de 4 TL 40 kuruşa kadar çıktı.

(Ntv, Yeşil Gazete)