Ana Sayfa Blog Sayfa 5184

Chicago konferans finaline çok yakın

0

NBA’de Ömer Aşık’ın formasını giydiği Chicago Bulls, Derrick Rose’un yıldızlaştığı maçta Atlanta Hawks’ı 95-83 mağlup ederek Doğu Konferansı yarı final serisinde 3-2 öne geçti. Bulls, kalan 2 maçtan 1’ini kazanmasını durumunda adını konferans finaline yazdıracak.

NBA’de Chicago Bulls, Doğu Konfernası yarı final serisi 5. maçında Atlanta Hawks’ı evi United Center’da ağırladı.

Karşılaşmaya çok hızlı başlayan ve ilk çeyrekte farkı çift hanelere taşıyan Bulls, Atlanta’nın geri gelmesine engel olamadı ve son çeyreğe 69-68’lik skorla sadece 1 sayı önde başladı. Son çeyrekte Derrick Rose ve Taj Gibson ile ipleri birkez daha eline alan Chicago, salondan da 95-83’lük skorla galip ayrıldı.

Chicago’da Derrick Rose 33 sayı, 9 asist ve 2 ribaundla takımını sırtlayan isim olurken, kullandığı 24 şutun 11’ini sayıya çevirdi. 3 sayı çizgisinin gerisinden 1/5 isabet kaydeden yıldız oyuncu, serbest atışlarda 10/13 ile oynadı.

Ev sahibi ekite Luol Deng 23 sayı, 4 ribaund ve 3 asistle galibiyette büyük pay sahibi olurken, Carlos Boozer da 11 sayı, 12 ribaundla karşılaşmayı tamamladı. Bulls’ta oyuna sonradan giren Ömer Aşık, 20 dakika süre aldı. Oyunda kaldığı süre içinde şut kullanmayan milli basketbolcu, 4 ribaund ve 1 blok üretti.

Atlanta’da sakatlığı devam eden Kirk Hinrich’in yerine sahaya ilk 5’te çıkan Jeff Teague 21 sayı, 7 asist ve 4 ribaundla takımının en skorer ismi olurken, Josh Smith 16 sayı, 7 ribaundla, Joe Johnson da 15 sayı, 3 asist ve 2 ribaundla maçı bitirdi.

Bursa’da Leylek Şenliği başlıyor

Bursa’nın Uluslararası Eskikaraağaç Leylek Şenliği bu yıl 28-29 Mayıs tarihlerinde yapılacak.

Kuşların göç yollarının korunmasına katkıda bulunmak ve Ulubat Gölü etrafındaki çevre sorunlarına dikkat çekmek üzere düzenlenen şenlikte, üç gün boyunca göl kenarına geziler düzenleniyor, fotoğraf sergileri, tiyatro gösterileri, belgesel gösterimi ve konser gibi etkinlikler yapılıyor.

Ramsar alanı olan ve derinligi 6 metreyi geçmeyen Ulubat Gölü; evsel atık, ağır metal kirliliği , balık populasyonunun azalmasi gibi sorunlarla karşı karşıya. Ayrıca Kocadere Açık Marina Projesi, Emet Çayı üzerinde yapımı başlayan HES ve Kırmastı Çayı civarındaki mermer ocağının yarattığı kirlilik bölgedeki ekolojik dengeyi tehdit ediyor.

 

İlk defa Uludağ Üniversitesi’nde görevi bir bilimadamının eşinin çabaları ile başlatılan Leylek Şenliği’nin organizasyonuna  Avrupalı doğa kuruluşları da katkıda bulunuyor. 2007 yılı şenlikleri kapsamında Eski Karaağaç Köyü’nün girişindeki artık kullanılmayan okul binası, leylek evi haline getirildi. Binanın içinde hazırlanan gözlem odasında yuvalara yerleştirilen kameralar sayesinde leyleklerin yuvalardaki hareketleri izlenebiliyor.

 

Ramsar alanı nedir?

 

İran’ın Ramsar kentinde imzalanan Ramsar Sözleşmesiyle koruma altına alınmış sulak alanları ifade eder. Ramsar Sözleşmesi, 3895 sayılı kanunla onaylanarak, 17 Mayıs 1994 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Bu sözleşmenin hükümlerine dayanılarak 30 Ocak 2002 tarihinde Ulusal Sulak Alanları Koruma Yönetmeliği yayımlanmıştır. Bu yönetmelik, sulak alanların korunması ve geliştirilmesini hedeflemektedir. Yönetmelik kapsamında uluslararası ölçekte korunan Ramsar alanları ilan edilebileceği gibi, ulusal düzeyde başka sulak alan koruma sahaları da ilan edilebilmektedir.

 

 

7.Uluslararası Eskikaraağaç Leylek Şenliği Programı

28-29 Mayıs 2011 Uluabat Gölü – BURSA

28 Mayıs 2011 Cumartesi
09.00 Açılış Konseri – Ata Üstün Bilgin/Piyano
Avrupa Leylek Dostu Köyler Ağı Yıllık Toplantısı (Gölyazı)
16.00 Bursa – Eskikaraağaç Bisiklet Turu
17.00 Folklor Gösterileri (Eskikaraağaç)
Yerel Müzik Grubu Gösterisi (Eskikaraağaç )
17.30 Uluabat Gölü Çevre Gezisi (Gölyazı)
20.30 FENER ALAYI (Eskikaraağaç)
21.00 ŞÜKRÜYE TUTKUN KONSERİ
23.00 Köyde KAMP ve EĞLENCE

29 Mayıs 2011 Pazar
11.00 Leylek Şenliği Resmi Açılış Töreni Açılış Konuşmaları
Avrupa Leylek Köyleri Ağı Üyelik Belgesi Takdim Töreni
Teşekkür Belgeleri Takdimi
Avrupa Leylek Köyleri Ağı Tanıtım Tabelası Açılışı
Yenikaraağaç İ.Ö.O.Folklor Gösterisi
Yerel Müzik Grubu Gösterisi
Gün Boyu Tekne Gezileri
Gün Boyu Kuş Gözlemi
Gün Boyu Fotoğraf Sergileri
Ziyaretçi Merkezi Belgesel Gösterimi
Şahinkaya Koleji Sokak Gösterisi
DOMİDO Sanat Orf Gösterisi

 

 

Yeşil Gazete

Vicdanın sesi duyulacak mı?

0

BM 4. En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı İstanbul’da başladı. Resmi toplantıların yanısıra sivil toplum ve entellektüeller forumu konunun farklı açılarını 11 Mayıs’a kadar ele alacak.  En Az Gelişmiş ülke kategorisi 1971 yılında BM tarafından kabul edildikten sonra bu ülke grubunun sorunlarının tartışıldığı ve çözümler bulunmaya çalışıldığı toplantıların ilki 1981 yılında yapıldı. Her on yılda bir yapılan toplantıların dördüncüsüne ev sahipliğini büyük pazarlıklar sonunda Türk Dışişleri Bakanlığı yapıyor.

Toplantıların başarılı olduğunu söylemek zor. 1981’de en az gelişmiş ülke olarak kabul edilen sadece 3 ülke bu gruptan bir üst lige terfi edebilmiş. Başlangıçta 24 olan ülke sayısı ise bu süre içerisinde 48’e yükselmiş.  Yoksulluk azalmamış aksine artmış. Toplantılar sonunda yayınlanan Eylem Planları başarısızlığın sebebini açıkca ortaya koyuyor. Zenginleşmenin yolunun küreselleşmekten geçtiği iddia ediliyor. Serbest ticaret, sermaye kontrollerinin kaldırılması, özelleştirme gibi Washington Uzlaşısı’nı oluşturan politika seti geçen 40 yıl boyunca ülkeleri fakirleştirmekten öte bir işe yaramamış.

Yükselen eleştirilere cevaben belki bu yıl resmi toplantılara paralel olarak “vicdanın sesi” altbaşlığı altında farklı görüşlerin tartışılabildiği Entellektüeller Forumu düzenlenmeye başlandı. Boğaziçi Üniversitesi rektörlük binasında aralarında Susan George, Richard Falk, Martin Khor gibi ünlü isimlerin bulduğu aydınlar neden başarsız olunduğunun cevabını arayacaklar. Yoksulluğun yanısıra küresel iklim değişikliği, ekolojik yıkım gibi tehditler en fazla bu ülke gruplarını etkilemekte. Gıda fiyatlarındaki her artış, milyonlarca yeni insanı yoksulluk sınırı altına itiyor, ve bunun sebebi de küresel iklim değişikliği neticesinde artan seller, kuraklık, çölleşme. Bu bağlamda Yeşiller Partisi’nden Ümit Şahin İklim Adaleti konusunda düzenlediği panel 11 Mayıs Çarşamba günü saat 12’de başlayacak.

Resmi toplantılarda kendine gereken yeri bulamayan konulardan biri de demokrasi sorunu. Toplantıya katılan resmi delegasyonun ya da bu ülke yönetimlerinin halklarını ne ölçüde temsil ettiği cevaplanması gereken bir soru. Ülkenin doğal kaynaklarını tamamen elinde tutan küçük bir kesimin elindeki iktidarın temsilcileriyle ülkenin yoksulluk sorununa nasıl çözüm bulunabileceği merak konusu. Eylem planlarında küreselleşmeye bu kadar bel bağlanmasının arkasında yatan gerçek de belki bu. Küreselleşme, serbest ticaret neticesinde iktidarı elinde tutan zümre zenginleşiyorken, halk fakirleşiyor. O zaman sorulması gereken soru bu politikalar kime yarıyor? Diktatörler mi yaratıyor yoksa yoksulluğu sonlandıracak gerçek politikaların tartışılabilip uygulanabileceği demokratik bir ortam mı yaratıyor. Yine Yeşiller Partisi’nden Ahmet Atıl Aşıcı’nın başkanlığını yapacağı 11 Mayıs Çarşamba günü saat 1430 da başlayacak panelde bu soruların cevabını arayacak.

Barışa Pedal Nesin Vakfı’nda..

Barışa Pedal önümüzdeki Ağustos ayında 5 yaşına basacak.

Bu gönüllü konvoy 2006’da İncirlik’teki 90 nükleer başlığa dikkat çekmek için yola çıkmıştı.

Zaman içinde yaptıkları bununla sınırlı kalmadı.

Bir rüzgar gülü olan bisikletin onu götürdüğü her yere gitti. Savaşa, nükleere, motorize teröre, HES’lere, ırkçılığa,  ötekileştirmeye aklınıza hangi melant gelirse ona  karşı bayrak açtı. O bayrağın üstünde bisiklete ters binmiş Hoca Nasreddin vardı hep.

BP  ‘bitmemiş manifesto’sunda kendini Nasreddin Hoca’nın torunu olarak tarif eder. (Hoş, Cem Yılmaz bu topraklarda yaşayan herkesin Nasreddin Hoca’nın torunu gördüğünü söyler ve sorar: ‘Peki fıkradaki diğer kişiler? Onların hiç mi torunu yok, hepimiz Nasreddin Hoca’dan mı geldik?)

BP, ayıların bile uyku düzenlerinin altüst olduğu, şu küresel dengesi bozulmuş dünyada, uzundur derin bir uykudaydı. Birgün nasıl olduysa grup üyelerinin rüyasına ak sakallı bir dede girdi. (Kim olduğunu belirtmeye gerek var mı?) “…Bre tembeller, bre hımbıllar, bre pedalları pas bağlamışlar…Yekinin artık…”  diye kalayı bastı.   Bununla da kalmadı, rotayı gösterdi. Çatalca’ya Nesin Vakfı’na gidecektik. ‘Çağımızın Nasreddin hocası Aziz Nesin’in binbir emekle kurduğu ve şimdi ‘çocukları’nın yaşatmaya çalıştığı Çocuk Cenneti’ne…

(Acaba Aziz Nesin’e çağımızın Nasredin Hocası demek yerine, Nasreddin’e ‘zamanının Aziz Nesin’i’ demek daha mı doğru? Zor olan bu soruyu, Hangi Nasredin diye bir başka soruyla içinden çıkılmaz hale getirebiliriz. Zira Pertev Naili Boratav’ın çizdiği portredeki hoca ile, milli eğitim müfredatındandaki hocanın hiçbir benzerliği yoktur. Boratav’daki etten kemikten insan, diğer tarafta ihtiyaca göre üretilmiş,  ‘beyaz, türk, sunni, bir noel baba imgesine dönüşür.  Hani ortalama amerikalıyı temsil eden WASP gibi (Beyaz, Anglo-sakson, protestan)

Bizim hocamızın tarifi kolay. O Timurlenk’e bisikletle diklenen neşesi gani bir zatı muhterem. Aziz Nesin’in de  bütün ömrünü Timurlenk’lere karşı diklenerek geçirdiğini düşünürsek, bu parantezin kapanma vakti gelmiştir.)

Velhasılkelam geçen Cumartesi Çatalca’ya doğru yola koyulduk. Maalesefe bütün yolu bisikletle kat edemedik. Aramızda İrden gibi, Damla gibi çok genç arkadaşlarımız vardı.

(İrden altı yaşında bir belgesel hastası. Yol boyunca bize kaya pitonlarlarını, Sarı kobraları, yeşil ve siyah mambaları, şişen engerekleri ve Titanik’i anlattı. Her cümlesi bir manşetti: “Kaya Pitonu avını  ölümcül bir kucaklaşma ile sarar… Şişen engerek avını güçlü zehiri ile felç eder. Böylece ölümcül şöhretini hak etmiş olur…Titanik buzul tarafından adeta bir elmas gibi kesilmişti…”

Akşamüstü İstanbul’a döndüğümüzde manşeti yine o attı: “…Eyvah! Şehre geldik… “)

**

Çatalca’ya kadar Şişli Belediyesi’nin sağladığı iki araçla gittik. Çatalca’dan sonra kalan 7 kilometreyi pedal çevirerek aldık. (İrden mi? Elbette, o da çevirdi.) Nesin Vakfı’na girdiğimizde temellerini Aziz Nesin’in attığı 1 mayıs pikniği henüz başlamıştı.

(1 Mayıs pikniği, üstadın hayattayken başlattığı bir gelenek. Büyük usta 1 Mayıs yasak olduğu dönemlerde ‘size ne kardeşim, bahçemde kutluyorum, ona da karışacak değilsiniz ya’ diye başlatmış. Dostları ve çocuklarıyla yıllarca kutlamış O öldükten sonra çocukları geleneği devam ettirmişler. 1 Mayıs yasallaştıktan sonra, onu takip eden ilk Cumartesi kutlama kararı almışlar. Biz o pikniğe dahil olduk…Yedik, içtik eğlendik… Çam sakızı hoca armağanı üç tekerlekli bisikletimizi de vakfa bıraktıktan sonra yola koyulduk.

Barışa Pedal’ın manifestosundaki son cümleye nazire olsun diye:

“Bütün tanklardan daha güçlüdür 3 tekerlekli bisiklet…”

www.barisapedal.org

Fotoğraflar: Ebru Satır Çizim: Aydan Çelik

Seçim 2011: Sebahat Tuncel Kadıköylü kadınlarla buluştu

Geçtiğimiz Cumartesi günü, Emek ve Demokrasi Bloğu İstanbul 1. Bölge milletvekili adayı Sebahat Tuncel, Kadıköy Kazım Koyuncu Kültür Merkezi’nde düzenlenen bir kahvaltıda, çeşitli parti ve sivil toplum örgütlerinden kadınlarla buluşarak seçim kampayası hakkında bilgi verdi.

Seçim çalışmalarına geç başladıklarını ve bağımsız kadın adaylara karşı bir takım engellemeler olduğunu ifade eden Tuncel, “Birlikte çalışıp kadın taleplerini birlikte olgunlaştıralım.  Baskıların  karşısında birlik olarak durmak önemli. Bu güne kadar kadın milletvekilleri liderlerini dinleyen ‘akıllı’ kadınlar olmuşlar. Oysa bizler bağımsız kadınlar olarak davranıyor ve cinsiyetçi yaklaşımlara maruz kalıyoruz. Parlementoda iş yapmadan oturmanın bir önemi yok, bizi var edecek olan da birlikte mücadele verdiğimiz halktır.” diye konuştu.

Daha sonra çeşitli parti ve sivil toplum örgütlerinden kadınlar söz alarak seçim sürecine ilişkin değerlendirmeler yaptılar ve önerilerde bulundular. Yapılan açıklamalarda, Sebahat Tuncel’in  geçen dönem meclisin en aktif milletvekillerinden biri olduğu, çevre sorunlarından eşcinseller haklarına kadar pek çok konuyu meclise taşıdığı, ayrımcılığa uğrayanların meclisteki sesi olduğu anlatılarak, kampanya sürecinde bu  çalışmaları  öne çıkarmak ve halka anlatmak gerektiği dile getirildi. Ayrıca kadın mücadelesine de büyük katkıda bulunmuş olan adayın feminist kimliğinin vurgulanması ve feminist örgütlerle işbirliğine gidilmesi önerildi.

Daha sonra sadece kadınlara yönelik bir seçim bürosu açmak, feministerin  Sebahat Tuncel’i desteklediğine dair bir bildiri hazırlamak, gazete ilanı vermek, kamuoyunda tanınan biliminsanlarının desteğini almak, mahalle toplantıları ve şölenleri yapmak gibi öneriler yapıldı. Tüm bu görüş ve önerilerileri değerlendirmek üzere 10. Mayıs Salı günü saat 19:00’da Kadıköy’de EDP bürosunda yeniden toplantı yapılacağı bildirildi.

Yeşil Gazete

Yeşiller Partisi: “Siyanürlü madencilik öldürüyor”

Yeşiller Partisi, Kütahya’da bir felaketin eşiğine gelen Gümüşköy madenindeki durumla ilgili bir açıklama yaptı. Bütün siyanürlü madenlerin tamamen kapatılması çağrısı yapılan açıklamada olayın geçen yıl Macaristan’da yaşanan kızıl çamur felaketinden daha büyük hale gelebileceği uyarısı yapıldı. Yeşiller Partisi üyesi Abdullah anar imzasıyla yapılan açıklama şöyle:

“Bergama köylüleri yıllarca ve ısrarla söylediler, anlattılar, öğrettiler. İnat ettik anlamadık. Şimdi bir felaketin eşiğindeyiz, Bergama köylülerinin haklılığını görüyor, ancak sevinemiyoruz.

Kütahya Gümüşköy yakınında Eti Gümüşköy AŞ’ye ait maden işletmesinde atık depolama barajı 7 Mayıs 2011’de kısmen yıkıldı. Asıl baraj beklenmeyen yağışlar nedeni ile taştı ve siyanürlü sıvı taşkın seddesine geçti.

25 milyon ton olduğu söylenen atık son seddeyi zorluyor. Bir felakete ramak kaldı. Artık kalkınma adına doğayı talan edenlere dur demek gerekiyor. Siyanürle yapılan madenciliğim, tıpkı nükleer enerji gibi geri dönüşü olmayan felaketlere neden olduğunu anlamamız gerekiyor.

Siyanürle yapılan madencilik, ister Bergama, Kışladağ veya Efemçukuru’ndaki gibi altın madeni, ister Kütahya’daki gibi gümüş madeni olsun, doğaya ve çevre sağlığına karşı büyük tehdit oluşturur. Bunun nedeni hem madeni işlemekte kullanılan siyanürün bilinen en zehirli madde olması, hem de siyanürle yapılan ayrıştırma işleminde cevherde bulunan ağır metallerin de serbest kalmasıdır. Arsenik, kadmiyum, cıva gibi bu ağır metaller çevrede uzun süre kalır, insan sağlığını ve doğayı tehdit ederler.

Bilinen en büyük zehir olan siyanürün küçük miktarları bile öldürücüdür. Yetişkin bir insanı öldürmek için 0,1 gr siyanür yeter. Ancak siyanür içme suyuyla, bulaştığı yiyeceklerle ve solunum yoluyla alınması öldürücü doza ulaşmadığı zaman da uzun vadede sağlığı olumsuz etkiler.

Ağır metallerin sağlığa etkileri daha da fazladır. Arsenik, kadmiyum ve cıva kansere neden olur. Kurşun, krom gibi atık havuzunda bulunan diğer ağır metallerle birlikte bütün bu zehirli çamur hem doğayı yok edecektir, hem de çevrede yaşayan insanların kanser ve diğer ağır hastalıklara yakalanmalarına neden olacaktır.

Altın ve gümüş madenlerinde siyanür ve atık sularında bulunan diğer zehirli maddeler uzun yıllar boyunca havuzlarda doğal bırakılırlar ve sürekli bir tehdit olmayı sürdürürler.

Olanların 1998’de Romanya’da meydana gelen Baia Mare kazası, ya da geçen yıl Macaristan’da meydana gelen Ajka atık barajı felaketinden bir farkı yok. Eğer atık barajındaki son duvar da çökerse daha kötü bir durum ortaya çıkabilir, atık barajından çevreye yayılan çamur çevre köyleri, ovaları ve Sakarya nehri yoluyla Karadeniz’e kadar her yeri zehirleyebilir.

Ülkemizde bu işletmeler en verimli topraklarda her türlü kanuni engellere ve mahkeme kararlarına rağmen faaliyetlerini sürdürmüş ve artık kanunun değil doğanın sözü ele aldığı aşamada kalkınma adına bir felaketin daha eşiğine gelinmiştir.

Bu işletmelerden kazanılmış olan paraların bile karşılayamayacağı bir felaketin önlenmesi için işletmenin geçici olarak durdurulması yetmez, derhal ve tamamen kapatılması gerekir. Bu işletmeden alınan dersler ile Bergama, Eşme ve diğer yerlerdeki altın madenleri de kapatılmalıdır.

Çok geç olmadan ve keşke demeden ve oy kaygısı gütmeden, insanlık için ve bu ülke için, ne şimdi ne de sonra siyanürlü işletme istemiyoruz.”

Yeşiller Partisi Basın Bürosu

Siyanür bir hak sorunudur!

Dünden beri Kütahya Gümüşlü’de olanları hep beraber izliyoruz. Siyanürle madencilik yapılan sahada atık havuzunda meydana gelen kaza zehirli bir madde olan Hidrojen Siyanürün suya karışma riskini, hatta porsuk çayı ve devamında Karadeniz’e karışma riskini barındırıyor.

Siyanür ile madencilik aslında bu ülkenin 1989’dan beri gündeminde. Bergama’ya kıyarak başladı her şey. Siyanürle altın 30 yıldır hayatları zehirliyor.

Madenler sorunsuz işlerken bile havuzlarda buharlaşan bu Hidrojen Siyanür zaten hayatları tehdit ediyordu. Ama gözden uzak olan gönülden de ırak oluyor. Bölgede yaşananları, zehirlenen kanser olan hayatları, mutasyonlu hayvanları, ölen yok olan toprakları ancak o bölgede yaşayanlar biliyor. Biz ise, kaza gibi medyatik olaylarda gündemimize alıyoruz bu kıyımları.

Bu kıyımların çevre kıyımı olduğu, doğayı mahvettiği ortada, tekrar tekrar yazmanın anlamı yok, ancak atlanılan başka bir nokta var.

Siyanür ile madencilik ve getirdiği felaketler sadece güncel bir çevre sorunu değil, medyanın çevirdiği bir magazin haberi de değil.

Bu madencilik bir hak sorunu. Yaşam hakkı, temiz suya, çevreye  erişim hakkı ihlali.

“Yaşamak, özgürlük ve kişi güvenliği herkesin hakkıdır.” Diyor İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi. Sizce siyanürle madencilik yapılan bölgelerde bireylerin bu hakkı korunuyor mu? Bile bile zehirleyenler halkı ve haklarını gözetiyor mu?

Bölgede yaşayan insanların hepsinin yaşamı pamuk ipliğinde. Siyanür basitçe DNA’ları mutasyona uğruyor.  İnsan hayatı ciddi tehlike altında kalıyor. Kanser derseniz gırla, zeka geriliği başta olmak üzere diğer genetik hastalıklar derseniz gırla…

Kalkınmacılık ve istihdamla özdeş tutuluyor ya bu madencilik. “Kalkınma hakkı” diyorlar ya. O da büyük bir yalan. Bölgede kalkınan sadece şirketler. Şirketler de halkın üzerinden kalkınıyor.  Kırsal bölge halkı ise geçim kaynaklarını yavaş yavaş kaybediyor. Tarım ve hayvancılık yapamıyorlar; çünkü zehirlenen toprakta, zehirlenen suda takat kalmıyor, üretim yapılamıyor oralarda.

Bu durum özgürce çalışma hakkını da ihlal ediyor. Zaten fakir olan, zaten “Köylü Milletin Efendisidir” diye diye köleleştirilen, tarım politikaları ile aç kalan köylülerin önünde iki seçenek kalıyor: Göç etmek veya maden şirketinde köle olarak çalışmak.  Tabii elinde sadece şirkette çalışmak kalan bireyler de ekmeği gitmesin diye, akrabalarına, dostlarına saldırıyor, kraldan çok kralcılık yapmak zorunda kalıyor. bir nevi köylüyü köylüye kırdırmaya çalışıyorlar.

“Herkesin çalışma, işini serbestçe seçme, adaletli ve elverişli koşullarda çalışma ve işsizliğe karşı korunma hakkı vardır.” Diyor Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi. Maden şirketlerinin -tabiri caiz ise- kucağına düşürülen köylülerin böyle bir hakkı devlet tarafından korunuyor mu acaba?

Haktan hukuktan konuşan Başbakan ve Çevre Bakanı bu hakların varlığından haberdar mı acaba? Yoksa para ve sözde kalkınma uğruna insan hayatı o kadar da önemli değil mi?

Burada siyanürle madenciliğin yerine, diğer çevre/ekoloji kıyımlarını da koyarsanız aynı hak ihlalleri devam ediyor. Nükleer enerji, konvansiyonel tarımı destekleyen politikalar, HES inşaatları vs. vs. Bunlar hepsi kalkınma gelişme adı altında yapılıyor ama kıyılan doğayı ve ihlal edilen hakları ne yapacağız? Yaşam hakkını, çalışma özgürlüğünü, temiz suya erişim hakkı, temiz bir doğada yaşama hakkı ve daha birçok hak ne olacak merak ediyorum.

 

Her mağdur kadının değil ama her afişin başına bir polis dikebiliriz!

Edirne’de AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük fotoğrafının bulunduğu seçim afişinin İl Emniyet Müdürlüğü’nde görevli sivil polislerce 24 saat korunduğu ortaya çıktı.

AKP Edirne İl Teşkilatı, geçen hafta seçim bürosu olarak kiraladıkları bir dükkanın dışına yarın kentte miting yapacak olan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük fotoğrafının bulunduğu seçim afişi astı. Üzerinde ‘Edirne hazır, hedef 2023’ ve ‘İstikrar sürsün, Türkiye büyüsün’ yazılı yaklaşık 5 metre uzunluğunda, 2 metre yükseklikteki afiş, geçen 4 Mayıs sabahı kimliği belirsiz kişi ya da kişilerce yırtıldı. Parti üyeleri tarafından fark edilen afişin kalan parçaları, polis ekiplerinin incelemenin ardından yenisi asılması için yerinden sökülerek çöpe atıldı.

Polise afiş nöbeti

AKP Edirne İl Başkanlığı tarafından bir gün sonra afişin yenisi yapılarak aynı dükkanın dışına yapıştırıldı. Edirne Emniyet Müdürlüğü, afişi korumak için başına sivil polis dikti. 24 saat görev yapan sivil polis, elinde telsizle afiş çevresinde dolaşarak Başbakan Erdoğan’ın fotoğrafının bulunduğu seçim afişini koruma altına aldı.

Sivil polisler, 7 Mayıs günü maket bıçağı ile afişi yırtmaya çalışan biri kız, 2 üniversite öğrencisini suçüstü yakaladı. İki öğrenci daha sonra serbest bırakıldı.

Erdoğan yarın Edirne’de

AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, seçim mitingi için yarın Edirne’ye gelecek. Saat 18.00’da Selimiye Meydanı’nda halka seslenecek olan Erdoğan, saat 19.00’da ise Tapu Kadastro Bölge Müdürlüğü’nün hizmet binasının açılışına yapacak. (Cnnturk, Yeşil Gazete)

ÖSYM, başkanını yalanladı: Şifre yokmuş!

ÖSYM’nin dün sunduğu savunmanın detayları belli olmaya başladı. ÖSYM’nin savunmasında YGS’deki şifre iddialarını yalanladığı belirtildi.

ÖSYM Başkanı Ali Demir’in daha önce basına yaptığı açıklamada “Var” diyerek itiraf ettiği şifre, savcılığa verilen savunmada yalanlandı.

YGS’deki şifre iddiaları üzerine sınavın iptali istemiyle dava açan avukat  Ahmet Gürol Şağban, ÖSYM’nin mahkemeye yaptığı savunmayı aldı ve gazetecilerle paylaştı.

Şağban, ”Birilerinin bilgisayara müdahalesi olmadan bir sistem nasıl yanlış çalışır” diye sordu.

“Skandaldan öte rezalet”

“ÖSYM Başkanı’nın itiraf ettiği şifre savunmada yalanlanıyor. Yine ÖSYM Yönetim Kurulu üyelerinin itiraf ettiği kurgulama hadisesinin doğru olmadığı ifade ediliyor” diyen Şağban, “O zaman ÖSYM Başkanı ve Yönetim Kurulu mu bize yanlış bilgi verdiler yoksa savunmayı yapan avukat arkadaşlar mı? Ortada artık skandaldan da öte bir rezalet yaşıyoruz” şeklinde konuştu.

Avukat Şağban sözlerine, “Az önce içerde bir öğrenci arkadaş denk geldi, iki farklı sonuç gelmiş kendisine. Birisinde siz LYS’ye katılabilirsiniz diyor, diğerinde LYS’ye katılamazsınız diyor. Bu işin cılkı çıkmıştır. Ancak yargı konuyu enine boyuna irdeleyecektir ve en doğru kararı verecektir. Biraz daha bekleyeceğiz. Süreç işliyor. Benim tahminim bu hafta içinde olumlu veya olumsuz bir karar çıkacaktır” diye devam etti.

ÖSYM Kanunu’nda, ÖSYM’ye, “sınavın güvenilirliği” konusunda yükümlülük verdiğini ifade eden Şağban, bu yükümlülüğün yerine getirilmediğini söyledi.

Şağban, “Kamuoyunun yüzde 72’si bu sınavların güvenilir yapılmadığı kanaatindedir. Bu ilke zedelenmiştir” dedi.

“Ankara Üniversitesi’nin raporu”

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesinin sınavı detaylı bir şekilde inceleyerek rapor hazırladığını belirten Şağban, “Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi bu konuda kurul kararı vermiştir. Bu kurul kararı sınavın bilimsellikten uzak olduğunu yeterince ortaya koymaktadır. Mahkeme tüm bunları inceleyecektir. ÖSYM’nin savunmasında cezaevlerinde tekrar edilen sınava ilişkin hiçbir husus yok. Bu konuya hiç girmemişler. Mahkeme tüm bu hususları, savunmayı, bizim ortaya koyduğumuz verileri değerlendirecek, bir karar verecektir” diye konuştu.

Şağban, gazetecilerin soruları üzerine ÖSYM’nin savunmasında “şifre yok” denildiğini belirterek, “Ama bunun adı ne onu ortaya koymuyorlar. Şifre yok diyorlar, sistem yanlış çalışmış deniyor” dedi.

Grup Yorum üyelerine gözaltı

Okmedyanı’nda bulunan İdil Kültür Merkezi, Gençlik Federasyonu ve Okmeydanı Haklar Derneği’ne dün gece yapılan baskında aralarında Grup Yorum üyelerinin de bulunduğu 36 kişi göz altına alındı.

Şişli Okmeydanı’nda aralarında dernekler ve kültür merkezlerinin bulunduğu üç adrese gece saat 03.00 sıralarında eş zamanlı operasyon düzenlendi.

Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne bağlı polislerinin düzenlediği operasyona, çevik kuvvet ekipleri de destek verdi.

Operasyon yapılan adreslerin bulunduğu cadde ve sokaklar güvenlik şeridi ile kapatıldı.

Operasyon düzenlendiğinin farkına varan içeridekiler ise demir kapıları kilitledi; “Kahrolsun Faşizm, Yaşasın Mücadelemiz”, “Baskılar Bizi Yıldıramaz” sloganları attı.

Polis ekiplerinin uzun uğraşları sonucunda demir kapılar demir kesme makasları ve balyozlarla açıldı.

Ayrıca, bir derneğin bina girişinde asılı olan kırmızı bez parçası da polis tarafından indirildi.

Yapılan eş zamanlı operasyonda 3’ü müzik grubu “Grup Yorum” üyesi olan toplam 36 kişi gözaltına alındı.

Baskın Okmeydanı Haklar ve Özgürlükler Derneği, Gençlik Dernekleri Federasyonu ile müzik grubu Grup Yorum’un çalışmalarını yürüttüğü İdil Kültür Merkezi’ne düzenlenirken, polisin girdiği adreslerde arama yaptı.

Adreslerden bulunan çok sayıda dökümana el konuldu. Aralarında Grup Yorum üyesi, Ali Aracı, Ali Papur ve Caner Bozkurt’un da bulunduğu 34 kişi İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne götürüldü.

Gözaltına alınan kişilerin avukatı Taylan Tanay, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nin arama ve yakalama kararına istinaden bu aramaların yapıldığını belirterek, “DHKP-C isimli örgütle bağlantılı oldukları gerekçesiyle bu kişilerin gözaltına alındığı” belirtti.

Halkın Hukuk Bürosu’nun yaptığı yazılı açıklamaya göre, İstanbul 13. Ağır Ceza mahkemesinin verdiği kararla polislere 09.05.2011 gününden itibaren 72 saati kapsayan süre arama izni verildi.

Açıklamada, yapılan baskın şeklinin hukuka aykırı olduğu belirtildi.

“Binlerce polis, balyoz, gaz bombaları ile yapılan bu operasyonun kararının cumhuriyet savcısı yahut hakim tarafından verilmesi bu terörü hukuka uygun hale getiremez. Gözaltına alınanların tümüne gündüz herhangi bir saatte ulaşmak mümkünken, yasaya aykırı bir biçimde yapılan baskınlar AKP’nin demokratik yüzüdür.”

Yaşanan olayın Anayasada ve uluslar arası sözleşmelerde tanınmasına rağmen Türkiye’de örgütlenme ve dernek kurma hakkının olmadığının kanıtı olduğu söylenen açıklama şöyle devam ediyor:

“Yakın zamanda yüz binlerce insana konserler veren Grup Yorum’un ve 1 Mayıs’ta demokratik haklarını kullanan on binlerce insanın yürütüldüğü demokratik kurumların baskınlara, gözaltılara konu olması tesadüf olarak değerlendirilemez.” (Cnntürk, Bia)