Ana Sayfa Blog Sayfa 5177

Engelsiz Film Festivali; “Eşit saygı ve adalet”

Mind the Ad – İstanbul tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen Uluslararası Engelsiz Film Festivali 21-27 Mayıs tarihleri arasında gerçekleşiyor.
Engellilik ve iş göremezlik konularında kısa ve uzun metrajlı filmler ile toplumda farkındalık yaratmayı ve toplum bilincinin güçlenmesini hedefleyen Uluslararası Engelsiz Film Festivali; “Herkes İçin Eşit Yaşam Koşulları, Eşit Saygı ve Adalet” temasıyla yola çıktı.
Festival süresince Hindistan ve Rusya’dan ödüllü 58 kısa film sinema izleyicisiyle buluşacak. Bunların yanı sıra usta yönetmenlerin ödüllü uzun metrajlı filmleri ve festivale başvuran sinemaseverlerin kısa filmleri sergilenecek. Festival kapsamında görme ve işitme engelli sinema izleyicileri için uzun metrajlı sinema filmleri festival ekibi tarafından betimlenerek, ünlü seslendirme sanatçılarının dublajlarıyla altyazılı bir şekilde gösterime sunulacak.
Türkiye’de bir ilk olan Uluslararası Engelsiz Film Festivali’nde, engellilere olan hassasiyetiyle bilinen Ressam Harun Antakyalı zihinsel engelli çocuklara ‘Resim Atölyesi’ düzenleyecek. Ayrıca engelli gençlere yönelik düzenlenecek olan ‘Kısa Film Atölyesi’ ile katılımcılara kısa film yapımı hakkında tüm teknik eğitimler verildikten sonra, ekip olarak birer film üretmeleri sağlanacak ve bu filmler festivalde gösterime sunulacaktır.

Uluslararası Engelsiz Film Festivali kapsamında düzenlenecek yarışmada; En İyi Kısa Film, En İyi Senaryo ve Jüri Özel Ödülleri sahiplerini bulacak. Türkiye genelinde “HERKES İÇİN EŞİT YAŞAM KOŞULLARI, EŞİT SAYGI VE ADALET” temalı kısa film ve senaryo yarışması jüri üyeleri; Güven Kıraç, Levent Ülgen, Levent Üzümcü, İlksen Başarır, Uğur İçbak, Bülent Doruker, Mert Fırat, Ümit Ünal, Ceylan Özçelik, Kerem Sanatel, Cansel Elçin ve Nadir Öperli.
Festival yönetmeni Burak Şenkal, festival ekibinin çok yoğun bir şekilde kaliteli bir festival hazırlamak için çalıştığını belirtirken; festivalin aslında engelliler için değil, herkesin film izleyebilme parolasıyla yola çıktığını söyledi.
Festivalle ilgili tüm ayrıntılara sürekli güncellenen http://www.engelsizfilm.com adresinden ulaşabilirsiniz.

 

Filmler:

  • Başka Dilde Aşk, İlksen Başarır, 2009, Türkiye
  • Abimm, Şafak Bal, 2009, Türkiye
  • Bornova Bornova, İnan Temelkuran, 2009, Türkiye
  • İki Dil Bir Bavul, Orhan Eskiköy, Özgür Doğan, 2008, Türkiye
  • 11’ e 10 Kala, Pelin Esmer, 2009, Türkiye-Almanya-Fransa
  • Ses, Ümit Ünal, 2009, Türkiye
  • Kaç Para Kaç, Reha Erdem, 1999, Türkiye
  • Çakallarla Dans, Murat Şeker, 2010,Türkiye
  • Sinyora Enrica ile İtalyan Olmak, Ali İlhan, 2010, Türkiye-İtalya
  • Merdiven Altı, Nur Akalın, 2008, Türkiye

Gösterim Mekanları

  • Tarık Zafer Tunaya Kültür Merkezi
  • Taksim Pera Müzesi
  • Levent Kültür Merkezi
  • Şişli Haldun Dormen Sahnesi

 

 

 

 

Simav’da deprem, Gümüşköy korkutuyor

Kütahya’nın Simav ilçesinde yaşanan deprem, gözleri tekrar Kütahya’ya çevirdi. Yine Kütahya’da yaşanan başka bir felaket de bu sebeple akıllara geldi. Gümüşköy’de bulunan ve deprem bölgesine 120 km uzaklıkta olan siyanür barajının durumundan şu anda bir haber alınamıyor. Güçlendirme çalışması yapılan duvarların depremden etkilenmiş olma ihtimali endişe yaratıyor.

Türk Tabipler Birliği, yayınladığı raporda tehlike için şu cümleleri kullanmıştı: “Kütahya Gümüşköy’de bulunan gümüş madeni tesislerinde 07.05.2011 günü atık depolama baraj havuzlarında yaşanan göçükle ortaya çıkan ve insan ve çevre sağlığını tehdit eden sorun önemini korumaktadır.”

Büyük Anadolu Yürüyüşü’nde talihsiz kaza

Anadolu’yu Vermeyeceğiz sloganıyla devam eden Büyük Anadolu Yürüyüşü’nün Güney Ege kervanında talihsiz bir kaza meydana geldi. Dün gece Ankara’ya doğru yürüyüşe devam eden kervanda bulunan yürüyüşçülerden Berkay Kuyzu yürüyüş sırasında bir kamyonetin arkadan çarpması nedeniyle ağır yaralandı. Hacettepe Üniversite’si Tıp Fakültesi Hastane’sinde yoğun bakımda bulunan Kuyzu’nun vücudunda kırıklar olduğu ve durumunun cidiyetini koruduğu belirtiliyor.

Kuyzu kaza olduğu sırada grubun en arkasında bulunuyor ve karanlıkta araçlara reflektör tutuyordu. Görgü tanıkları Kuyzu’ya çarpan Isuzu marka kamyonetin hiç durmadan kaçtığını söyledi.

Kaza nedeniyle 9 Nisan günü Yuvarlakçay’dan yola çıkan Güney Ege kervanı yürüyüşçüleri arkadaşlarıyla birlikte Ankara’ya geldi.

Tüm kervanların 21 Mayıs Cumartesi günü Ankara’da buluşması ve sabah 11:00’de Kurtuluş Parkı’nda kalabalık bir grup tarafından karşılanmaları bekleniyor.

Yeşil Gazete olarak Berkay Kuyzu’ya geçmiş olsun diyor ve bir an önce sağlığına kavuşmasını diliyoruz.

(Yeşil Gazete)

IMF Başkanı Kahn görevinden istifa etti

Bir otel görevlisine tecavüzle suçlanan IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn görevinden istifa etti.

New York’ta kaldığı otelin çalışanı olan bir kadına cinsel saldırıyla suçlanan ve tutuklanarak hapisaneye gönderilen  IMF Başkanı Dominique Strauss-Kahn, IMF Başkanlığından istifa etti. Dominique Strauss-Kahn, kurumu korumak ve zamanını masum olduğunu kanıtlamak için harcamak üzere istifa ettiğini bildirdi.

IMF’nin bildirisinde, istifa mektubunu IMF İcra Kuruluna sunan Strauss-Kahn, mektubunda “İcra Kurulu’na büyük bir üzüntüyle istifasını sunma zorunluluğunu hissettiğini” belirtti. Strauss-Kahn mektubunda, “kendisine yöneltilen tüm suçlamaları kesin bir ifadeyle reddettiğini, şeref ve fedakarlıkla hizmet ettiği bu kurumu korumak istediğini” kaydetti.

Strauss-Kahn, tüm gücünü, zamanını ve enerjisini, masum olduğunu kanıtlamak için harcamak istediğini belirtti.

Zapatistalar yeniden sokaklarda

Uzun süreli bekleyişlerinin ardından Zapatistalar yeniden sokaklardaydı. Bu kez ülkenin kuzeyindeki kirli savaşa dur demek için genci yaşlısı, kadını erkeği demeden San Cristobal’in sokaklarındaydılar. Oğlunu hiç nedensiz bu kirli savaşta kaybetmiş bir baba olan Javier Scilia’ya desteklerini göstermek için yürüdüler.

“Javier Scilia, oğlunun 28 Mart’ta Morelos’ta öldürülmesinden sonra 5 Mayıs’ta Cuernavaca’dan Mexico City’ye ‘Barış İçin Yürüyüş’ü başlatan gazeteci ve şair.”

Yönetim kadrosu da dahil yaklaşık 5.000 Zapatista, kar maskeleri ile birlikte sessizlik içinde Katedral Meydanı’ndaydılar. 1994 yılındaki başkaldırıdan sonra 17 yıldır savaştan paylarına düşeni fazlasıyla alan, gerek Chiapas’ın gerekse diğer bölgelerin militarizasyonuna karşı mücadele eden Zapatistaların bu eyleme destekleri de oldukça anlamlıydı.

Ellerinde “Daha fazla kan istemiyoruz”, “Bu savaştan yorulduk” ve “Calderon’un savaşını durdurun” yazan onlarca pankart ile meydanı hınca hınç doldurmuşlardı.

Saat 12:00’de şehrin batısındaki CIDECI’den başlayan yürüyüş 17:30’da son grupların da meydana varmasından sonra ulusal marş ile Zapatista marşının okunmasıyla başladı. Kumandan David’in Altkumandan Marcos’un imzalı bildirisini İspanyolca ve yerli dillerde okumasıyla devam etti.

“… Tüm kötü hükümetler, federal, eyalet hükümetleri ve belediyeler, sokakları ve caddeleri artık yürünemeyen ve yaşanamayan birer savaş alanına çevirmişlerdir.

…Bu kötü hükümetler, okulları, özel ve devlet üniversitelerini artık çocukların ve öğrencilerin gidemediği pusu alanlarına çevirmişlerdir.

…Bu kötü hükümetler, yarattıkları problemi çözememeleriyle birlikte gittikçe uzayan ve tüm Meksika’ya yayılan bir sorun haline getirmişlerdir.

…Kurbanların tek hatası ise savaştan, ölümden ve yok etmekten başka bir şey istemeyen legal ve illegal grupların yönettiği bir ülkede yaşıyor olmalarıdır.

…Buradaki iyi insanların sesleri ve sessizlikleri kötü hükümetleri ne çalan, insan kaçıran ve öldüren suçluları ne de bu ulusal rezaletten pay çıkarmak isteyen politik sınıfı temsil etmektedir.  Buradaki iyi insanların sesleri ve sessizlikleri kişisel çıkar gütmeyen dürüst ve sıradan insanları temsil etmektedir. Sadece adalet isteyen, yüreğinde kaybettiklerinin acısını hissedip yaşamaya devam etmekten başka şansları olmayan anneleri, babaları, kardeşleri, gençleri, çocukları temsil etmektedir.

… Bu kirli savaşta ölen çocukların aileleri hataların tekrarlanmaması için kötü hükümetten adalet talep etmektedirler. Kötü hükümetin adalet çağrılarına cevabı ise tutamadıkları sözler vererek yaşananları unutturmaya çalışmaktır.

…Birkaç gün önce şair bir baba, anneler, babalar, kardeşler, arkadaşlar sessiz bir yürüyüş başlatmışlardır. Dün sözleri ile ifade ettiklerini bugün onurlu sessizlikleri ile ifade etmektedirler. Sesleri ve sessizlikleri aynı şeyi söylemektedir: Barış, adalet ve onurlu bir yaşam istiyoruz.

…Kavganız kişisel çıkarlarınız için doğmadı. Kavganız kaybettiklerinizin acısından doğdu.

…Bugün buraya acılarımızı, kavgalarımızı, rüyalarımızı, ölümü ve yaşamı konuşmaya gelmedik. Bugün buraya neyin yapılması gerektiğini konuşmaya ve sorular sormaya gelmedik. Bugün buraya binlerce Zapatistayı temsilen onurlu sessizliğimizi sese çevirmeye geldik. Bugün buraya hayatı için savaşanların çağrısı için geldik.

…Herhangibir din, politik görüş ve fakir için çağrıda bulunmayacağız. Başka bir hükümete oy vermeniz için çağrıda bulunmayacağız. Bugün burada özgür, adil ve barış icinde bir yaşam için savaş çağrısında bulunacağız. Ve biz Zapatistalar özgür, adil ve barış icinde bir yaşam icin savaşmayı seçtik. Ve bugün buradan sessizlik içinde Mexico City’ye yürüyen iyi insanlara sesleniyoruz: Yalnız değilsiniz. Daha önce kelimelerinizdeki öfke gibi, bugün sessizliğinizdeki acıyı dinliyoruz.

“Daha fazla kan istemiyoruz”, “Bu savaşı durdurun”, “Yalnız değilsiniz”

(Güneydoğu Meksika Dağları’ndan, EZLN Genel Kumandanlığı, Altkumandan Marcos. 7 Mayıs 2011)           (Barış için yürüyüşe dair EZLN bildirisinin özeti)

Bildirilerin okunmasından sonra Zapatistalar için yaklaşık 18 saat süren bu yorucu eylem süreci dönüş yoluna geçerek bitirildi.

2001 yılından bu yana en büyük eylem olduğu belirtilen 7 Mayıs eylemi uzunca süredir sessizlik içerisinde olan Zapatistalar için de katılımı ve görkemi ile güçlerini ve örgütlülüklerini tekrar göstermek açısından önemli bir gündü.

Başkan Felipe Calderon’un seçilmesinden sonra başlattığı operasyonlar yüzünden 5 yıl içinde karşılıklı olarak 30.000’den fazla insan öldü. Uyuşturucu kartellerinin hiç güç kaybetmemesinin yanı sıra, silah kartellerinin bölgeye ilgisi aslında bu savaşın ne kadar kirli olduğunu görmeye yetiyor. 2006-2010 yılları arasında çatışmalarda 90.000 kadar ABD yapımı hafif silahlar ele geçirildi.

Birgün

Kısa ve acılı – Oya Baydar

Yazı kısa olacak, çünkü söze sığmayacak kadar acılı. Hakkâri’de gerilla cenazeleri kaldırılırken çıkan olaylarda oğlunu götüren polisin önünde diz çökmüş yalvaran Kürt ananın fotoğrafı kadar acılı.

Bu acının karşısında eziliyorum ve isyan ediyorum. Edi bese, artık yeter, diyorum. Bir sözleri, bir kararlarıyla, bir cesur ve vicdanlı adımla bu kanı, bu savaşı, bu isyanı durdurabilecek olanların tümüne: Başbakan’a, siyasal parti liderlerine, asker-sivil paşalara, pek etkili cemaat liderlerine, algımızı biçimlendiren medya baronlarına, toplumda devlette etkili yetkili kim varsa hepsine bir soru soruyorum. Sevinçlerimizi ortaklaştırmayı bir yana bırakalı çok oldu; ama hiç değilse yasımızı ortaklaştıramaz mıyız? Öldürülen Kürt gençlerinin yasıyla öldürülen Türk çocuklarının yasını birlikte tutamaz mıyız? Mesela bu gece, Doğu kan ağlarken, – yanlış bile olsa yaptıkları, terörist yaftasını yapıştırmış bile olsak o çocuklara- Başbakan, siyasi liderler, bu ülkenin egemenleri, ve de bizler,  Batı Yakası’nın beyaz çocukları, birkaç dakikacık olsun televizyonlardaki eğlence programlarımızı, şarkı türkü yarışmalarımızı, kim kiminle yatmış sosyete haberlerimizi, hayatımızın anlamı dizileri, seçim meydanlarındaki atışmalarımızı -sadece birkaç dakika- kesip son iki haftada ölen Türk-Kürt çocuklarımız için ortak bir yas anı yaşayamaz mıyız? Ah, bir yapabilseydik, bir kerecik yüreklerimizde duyabilseydik birbirimizin tasasını, sevincini, acısını, ne çok şey bir anda değişirdi bu ülkede!…

Bir halk, çocuklarının cesetlerini sınır ötesinde aramak için ölümü umursamadan silahlara karşı yürümeyi göze almışsa; bir halk, öyle eskiden olduğu gibi zorla falan değil, ölülerine sahip çıkmak için, ölümleri, zulmü, baskıyı protesto için bütün bölgede kendi iradesiyle kepenk kapatıyor, hayatı/ kendi hayatını durduruyorsa; CHP’si, AKP’siyle bölgedeki bütün siyasal kesimler açıkça veya içten içe gizlice “artık yeter” diyerek yasa katılıyorsa,  o zaman “teröristlere karşı savaş” söylemi inandırıcılığını yitirmiş, ya da halkın tümü teröristleştirilmiş demektir. Ve de bunca yıllık aymazlığınızla, bunca yıllık devlet güvenliği refleksinizle Türkiye toplumunun en az yüzde yirmisini “bölücü terörist” kategorisine sokmayı başarmışsanız, asıl bölücülerin ve halk düşmanlarının kendiniz olduğunu görme zamanı artık gelmiş demektir.

Sizler; bölgede kan gövdeyi götürürken seçim meydanlarında belden aşağı kaset muhabbeti; senin oğlun – benim kızım, sen dedin – ben dedim atışmalarıyla, dinleyenleri utandıran iğrenç kayıkçı döğüşüyle kafa bulan liderler! Kürtler bu ülkenin halkı değil mi? Hani, nerede vatanın – milletin bölünmezliği? Siz yüreklerinizde çoktan bölmüşsünüz bu ülkeyi ve halkı. Ne tasada, ne sevinçte, ne de yasta ortaklığınız yok artık…

Siz, bu ülkenin Başbakanı! Daha bugün, bütün bir bölge ayağa kalkmış ölülerine ağlarken, yüreklere iyi gelecek birkaç söz, yatıştırıcı bir söylem yerine, ağzınızı köpürterek “tek ülke, tek halk, tek…tek” diyerek tektekçilik yapmaktan başka bir şey yok mu elinizden gelen? Gerilimi artıran, neredeyse  dönüşsüz noktaya getiren son operasyonların emrini siz vermediyseniz eğer, yaşadığımız şu bıçak sırtı günlerde bölgeyi büsbütün istikrarsızlaştıracağı gün gibi açık olan bu operasyonlardan kimlerin sorumlu olduğunu araştırıp açıklamak size düşmez mi? Askeri vesayetle mücadele sadece üç beş paşayı içeri tıkmakla olmaz, barışın arkasına siyasi irade koyabilmekle, militarizme topyekûn karşı çıkmakla olur. BDP’ye, BDP destekli bağımsız adaylara, barışçı aydınlara, demokrasi ve özgürlük isteyenlere en ağır sözleri söylemekle, Kürt halkının tepkisine, öfkesine, yasına katılanları suçlamakla olmaz, boş ve kof sözleri bir yana bırakıp cesur adımlarla barışa doğru yürümekle olur.

Kör gözlerinizi açın, siz ey muktedirler. Kör gözlerimizi, köreltilmiş vicdanlarımızı, yüreklerimizi açalım, oralarda neler olup bittiğinden habersiz,  o halkın acısına, sorununa, özlemlerine ve taleplerine Fransız kalan biz Batı Yakası’nın tasasız Beyazları. Başbakanımıza göre “olmayan bir sorunun” öznesi o halk, “bilinmeyen bir dil”in konuşulduğu o bölge, anaların çocukları için diz çöküp yalvardıkları o yoksul kentlerin sokakları, bu kadar mı uzak bizden?  Kürtlerin acılarını bile anlayamıyorsak, acısılarına bile düşmansak neden tepinip duruyoruz “bölücüler, ayrılıkçılar” diye. Asıl bölücüler ve ayrılıkçılar onları gündemlerinden ve  yüreklerinden atmış olanlar değil mi?

Öyle palavralarla, içi boş duygusal söylemlerle, açılamayan açılımlarla işi idare etmekten vazgeçip somut barışçı adımlar hemen atılmazsa; ilk adım, en azından bölge halkından bir özür ve operasyonların hemen durdurulacağına dair bir taahhüt olarak devletten gelmezse, yüreklerde çoktan başlamış olan kopmanın fiiliyatta kanlı mı kansız mı olacağını tartışmaya başlayacağız yakında.

Bugünler geçip gider. Seçimler, iktidarlar, liderler geçip gider. Tarihi barışla değil kanla yazanların adları, bütün resmi tarih yalanlarına rağmen gün gelir gelecek kuşaklarca öğrenilir. Bugün, geçmişteki kanlı muktedirler nasıl lanetle anılıyorsa, gün gelir sizler de öyle anılırsınız.  Hiçbir şey bir insan yaşamı ve bir halkın özgürlüğü kadar değerli ve önemli değildir. Her tarafa, herkese, bütün muktedirlere hatırlatması benden…

www.t24.com.tr

BAY kervanları Ankara’ya varıyor

Büyük Anadolu Yürüyüşü adı altında Anadolu’nun 7 ayrı bölgesinden yola çıkan kervanlar 21 Mayıs Cumartesi günü saat 11:00’de Ankara Kurtuluş Parkı’nda buluşacak.  ODTÜ, yürüyüşçüler için kendi kampüsünde bir arazi tahsis etti. Kervanlar Cuma günü bu mevkide konaklayacaklar. Büyük Anadolu Yürüyüşçüleri’ne katılmak isteyen Yeşil dostlarımız isterlerse Cuma gecesinden de kervanlara eşlik edebilirler.

Açık Radyo’da her hafta Çarşamba günleri 10:00 – 10:30 arası yayınlanan ve Ömer Madra ile Yeşiller Partisi Eş Sözcüsü Ümit Şahin tarafından hazırlanarak sunulan Açık Yeşil programında bu hafta kervanlar ile telefon bağlantıları kuruldu. Yürüyüşçüler, 18 Mayıs itibarı ile ulaştıkları son noktayı ve durumlarını şöyle anlattılar:

Ayşegül Baydar – Güney Ege Kervanı

“Şu anda Konya’dayız ve Ankara yönüne ilerliyoruz. Cumartesi Ankara’da olacağız. Ben Güney Ege kervanındanım. Yuvarlakçay’dan 9 Nisan’da yola çıktık. Şimdiye kadar Muğla, Denizli, Burdur,  Isparta, Konya güzergahını takip ettik ve yürümeye devam ediyruz.

At arabalarımız var yanımızda. Atlarımıza bakmak, onlarla ilgilenmek dışında pek sorun yaşamadık.  At arabaları ile yürüyoruz biz, Doğu Akdeniz Kervanı ise develer ile yürüyor.

En büyük sıkıntı asfalt. İnsan da hayvan da asfaltta yürüyemiyor. Toprak bir yol gördüğümüz zaman çok seviniyoruz ve hemen köy yollarına sapıyoruz.

Hazal Akturan – Güney Ege / Mezopotamya Kervanı

Güney Ege ile Mezopatamya Kervanı buluştu ve ben de onlarla birlikteyim şu anda. 17 Nisan’da yola çıktık. Ben eskiden bırakın uzun mesafeleri yürümeyi okula dahi otobüsle giderdim ama şu anda yorgunluk hissi taşımıyorum.

Aslında Ankara’da yapılacak miting için değil de, birlikte yürüme düşüncesi çok cazip geldiği için katıldım ben. Fakat yürüye yürüye bende uyanan bilinçten de bahsetmek isterim. İlk günler gökyüzüne ufuklara bakarken bir süre sonra adım attığım toprağa da bakmaya başladım. Karıncaları farkettim, onların da doğanın bir parçası olduklarını anladım diğer tüm canlılar gibi. HES inşaa eden şirketler aslında sadece ağaçları katletmiyor. Biz sadece ağaçları farkettiğimiz için öyle sanıyoruz. Bu şirketler ağaçlar ve dereler ile birlikte tüm bir ekosistemi: ağaçları, karıncaları, diğer  tabiatı varlıklarını da yok ediyorlar. 22 yaşındayım ve bu yolculuk benim ilk defa tabiatı bu kadar içeriden algılamamı sağladı.

Pervin Çoban Savran – Doğu Akdeniz Kervanı

“Kulu Kavşağı’nı geçtik. Gelincik tarlaları, papatyalar ve gökbaşları arasından yürümeye devam ediyoruz. Arkamızdan çıngırak sesleri geliyor belki siz de duyuyorsunuzdur. Biz develerimizle yürüyoruz. Yürümek biz Sarıkeçililer için hayatın kendisi ve bizim ibadetimiz aslında. Yürüyüş

tempomuzu doğa ve hayvanlarımız belirliyor. Onlar izin verirse daha hızlı ilerleyebiliyoruz. Onların isteğine rıza gösterdiğinizde onlar da size yardımcı oluyor.

52 yaşındayım ve 2 çocuk anasıyım. Bu yolculuğa kendi çocuklarım ve gelecek tüm kuşak için çıktım diyebilirim.

Yol boyunca tabi bazı olumsuz durumlarla da karşılatık. Örneğin Cihanbeyli’de TRT muhabiri bana, “Sizi kim, kaç paraya tuttu” diye soru yöneltti. Düşünebiliyor musunuz, biz kendi doğamız, kendi geleceğimiz için hiçkimseden ve hiçbir kuruluştan menfaatimiz olmamasına rağmen bu şekilde yaklaşımlar da olabiliyor. Tabi bunun dışında çok güzel ve bize cesaret veren gelişmeler de oldu.

Bu yolculuğun sonucunda ne olacağını elbette bilemiyorum. Siyasi entrikaları bilmem ama tek bildiğim, bir şeyleri netleştirmeden geri dönmeyecek olduğum. Bunu çok iyi biliyorum.

Eğer mümkünse sizden tüm Anadolu için onun insanları ve doğası için bir türkü istiyorum.

“Bu da gelir bu da geçer ağlama” türküsünü çalmanız mümkün mü?

Program, türkünün Sabahat Akkiraz yorumuyla çalınmasıyla sona erdi.

Büyük Anadolu Yürüyüşü en güncel bilgileri, güzergahları, hedefleri www. vermeyoz.net adresinden takip edebilirsiniz.

 

Yeşil Gazete

Beşiktaş Nihat’ı gönderdi

0

Siyah-beyazlı kulüp, Nihat Kahveci ile olan sözleşmesini karşılıklı olarak feshederek tecrübeli oyuncuyla yollarını ayırdı.

Süper Lig’in 30. haftasında oynanan Konyaspor maçında takım arkadaşı Quaresma ile maç sonrasında da gazeteci Turgay Demir’le kavga eden Nihat Kahveci, NTV Spor’a yaptığı açıklamada, Türkiye kariyerini sonlandırma kararı aldığını söylemişti.

Beşiktaş yönetimi, Nihat’ın geleceği konusunda son kararını verdi. Deneyimli futbolcunun menajeriyle yapılan görüşmenin ardından siyah-beyazlı kulüp, Nihat Kahveci’yle olan sözleşmesini feshetme yönünde karar aldı. Beşiktaş Kulübü, tecrübeli oyuncunun sözleşmesinin feshedildiğini IMKB’ye de bildirdi.

NİHAT KAHVECİ’NİN KARİYERİ
Nihat Kahveci, Beşiktaş “Özkaynak” düzeninin simge oyuncularından biriydi. 1996’da Esenlerspor’dan Beşiktaş altyapısına kazandırılan Nihat, sadece 1 yıl sonra John Benjamin Toschak tarafından “A” takıma alındı. 5 yıl süreyle formasını giydiği Beşiktaş’ta 114 maça çıkıp 27 gol atan yıldız oyuncu, 2002 yılının Ocak ayında, 5 milyon euro karşılığında La Liga takımlarından Real Sociedad’a transfer oldu.

2003-2004 sezonunda çıktığı 32 maçta 23 gol atan ve Ronaldo ile Roy Makaay’ın ardından gol krallığında ikinci sırada yer alan Nihat, İspanya’da 2004 yılının en iyi futbolcusu seçildi. Nihat Kahveci’nin dünya çapında kariyer yapmasını sağlayan Sociedad’da, taraftarlar ona artık “El Turko” diye seslenmeye başlamıştı.

2006 yılında bedelsiz olarak Villarreal’in yolunu tutan Nihat’ın kariyerini daha fazla parlatmasına, yaşadığı sakatlıklar engel oldu. İlk sezonunda sadece 9 maçta şans bulup, 1 gol atabilen Nihat Kahveci, ikinci sezonunda attığı 18 golle dönüş siyalleri verdi.
Villarreal’in ligi ikinci bitirmesinde başrolü oynayan yıldız futbolcu, 2008 Avrupa Futbol Şampiyonası sonrasında ise tam anlamıyla düşüşe geçti. Euro 2008’de özellikle Çek Cumhuriyeti maçında attığı 2 golle A Milli Takımı çeyrek finale taşıyan Nihat, Hırvatistan maçında adalesinden sakatlandı ve şampiyona sonrası ameliyat masasına yatmak zorunda kaldı.

SAKATLIĞIN ARDINDAN
Sakatlığı sonrası 2008-2009 sezonunda istikrarsız bir grafik çizen Nihat Kahveci, 23 maçta gol atma başarısı gösteremeyince, 7 buçuk yıl sonra Türkiye’ye ve eski takımı Beşiktaş’a döndü. Ancak Nihat, yetiştiği kulüpte de bir türlü beklenen çıkışını yapamadı.

Sakatlıklar ve istikrarsız performansı, basında Beşiktaş’ın onun için ödediği toplam 15 milyon euroluk maliyeti gündeme getirdi. Nihat, Beşiktaş’a geri döndükten sonra iki sezonda 34 Süper Lig, 5 Türkiye Kupası, 1 Süper Kupa ve 12 Avrupa Kupası olmak üzere 52 maça çıktı, sadece 9 gol atabildi.
32 yaşındaki oyuncu, son olarak Konyaspor maçında takım arkadaşı Quaresma ve maç sonrası bir gazeteciyle kavgaya varan agresif tavrı ile gündeme oturdu.

MLKP Davası’nda Çiçek, Polat, Ulusoy ve Kayacı’ya tahliye

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi, 24 sanıklı MLKP davasında beş yıldır hapiste tutulan Atılım Gazetesi genel yayın yönetmeni İbrahim Çiçek ve üç sanığı daha tahliye etti. Özgür Radyo yayın koordinatörü Füsun Erdoğan’ın tahliye istemi reddedildi.

İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi,  Marksist Leninist Komünist Partisi’ne (MLKP) yönelik operasyonla ilgili 16’sı tutuklu 24 sanıklı davada, Atılım gazetesi yayın koordinatörü İbrahim Çiçek, Ali Hıdır Polat, Ziya Ulusoy ve Uğur Kayacı‘yı tahliye etti. Bir sonraki duruşma 13 Ekim 2011’de görülecek.

Mahkeme, dün (17 Mayıs) süren davada, aralarında İstanbul Özgür Radyo genel yayın koordinatörü Füsun Erdoğan ve Atılım gazetesi çalışannı Sedat Şenoğlu‘nun da içlerinde bulunduğu 12 sanığın tutukluluk halinin devamına karar verdi.

Eylül 2006’da bir çok ilde yapılan “Gaye” operasyonu kapsamında yargılanan sanıklar MLKP örgütüne üye olmakla suçlanıyorlar. Mahkeme heyetinin tamamın değiştiği dünkü duruşma müdahil avukatların savunmasıyla başladı.

Müdahil avukatlar, tutukluların suçlanmasına delil oluşturan  Nazilli’de yapılan operasyonda ele geçirildiği iddia edilen 40 sayfalık dökümanın “gerçek” olmadığını belirtti. Operasyon esnasında çekilen ses ve görüntü kayıtlarının karartıldığını ve mahkeme heyeti tarafından tekrar incelenmesini talep etti.

Sanıkların tutukluluk hallerinin cezaya dönüştüğünü belirten avukatlar, bunun Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına uygun olmadığını belirttiler.

Avukat Ercan Kanar, sanıkların yargılandığı özel yetkili mahkemelerin “savaş hukuku”nu gündeme getirdiğini belirtti. Avukat Gülser Tuncer, “yalan üzerine” kurulu bu davayı yürüten mahkeme heyetinin beş yıldır devam eden bu süreci sorgulaması gerektiğini söyledi. Avukat Ahmet Koç, “Hakimler kanun ve vicdanlarıyla hareket ederler, burada kanun konuşuldu artık bu davayı sizin vicdanınıza bırakıyoruz” dedi.

Sanık ve sanık yakınlarına jandarma müdahalesi

Sanıkların savunmasına geçildiğinde mahkemede gerginlik yaşandı. İlk gerginlik, Arif Çelebi’nin savunmasını mahkeme heyetinin çok uzun bulup, bitirmesini istemesiyle başladı. Bu gerginlik Seyfi Polat‘ın savunmasında Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası” nedeniyle Hasan Ocak‘ı anmasıyla yükseldi.

Savunmasını kısa tutması için uyarılan Polat beş dakika süre istedi. Mahkeme heyeti buna izin vermeyip Polat’ı mahkeme salonundan çıkarmak isteyince, sanık ve sanık yakınları buna engel olmak istedi. Bu esnada, jandarma sanık, sanık yakınları ve müdahil avukatlar arasında arbede yaşandı.

Heyet, Polat’ın duruşmanın inzibatını bozduğu gerekçesiyle duruşmalara getirilmemesi kararı verdi.

“TMY kaldırılmalı, Çiçek serbest bırakılmalı”

Dava sırasında 50 kişilik grup, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP), adliye önünde MLKP davasından tutuklu İstanbul birinci bölge bağımsız milletvekili adayı İbrahim Çiçek‘in serbest bırakılması için basın açıklaması yaptı.

Açıklamada, Terörle Mücadele Yasası (TMY) ortadan kalkmadığı sürece devrimcilere yönelik tutuklamaların devam edeceği belirtildi.

“Birçok sosyalist emekçi, Kürt siyasetçi TMY dayanak gösterilerek yüzlerce yıl cezaya mahkum edildi. AKP’nin emekçileri sindirme yasası TMY derhal kaldırılmalıdır.

Meclise girip ezilenlerin sözcülüğünü yapacak bağımsız aday İbrahim Çiçek’in özgürlüğünü istiyoruz. Herkesi seçim sürecinde Çiçek’e destek olmaya çağırıyoruz.”

GÖP de davayı izledi

Davayı Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) genel sekreteri Sibel Gümüş, Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) başkanı Ercan İpekçi, Tutuklu Gazetecilerle Dayanışma Derneği başkanı Necati Abay, Gazetecilere Özgürlük Platformu (GÖP) dönem sözcüsü Ferai Tınç da davayı izleyerek mahkemeye gazetecilerin ifade özgürlüğünün kısıtlandığına dair bir açıklama verdi.

Duruşma arasında açıklama yapan Tınç, GÖP heyetiyle bugüne kadar gazetecilerin yargılandığı 95 tane dava izlediklerini ve hepsinde de karşılaşılan sıkıntıların aynı olduğunu söyledi.

“Her davada delil oluşturan ses ve görüntü kayıtları bölük pörçük. Aralar usulsüz, bilirkişi raporları dikkate alınmıyor. Tutukluluk hali cezalandırma gibi işleniyor. Gazeteciler her iktidar döneminde terör örgütü üyeliği bah

Seçim 2011: MHP 11 yıl sonra Diyarbakır’da

MHP Lideri Devlet Bahçeli, 11 yıl sonra Diyarbakır’a giderek oy isteyecek.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, “Gavurdağı’nın ötesine geçemiyor” diyerek eleştirdiği MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli sürpriz bir kararla 6 Haziran’da Diyarbakır’a gitmeye karar verdi.

Diyarbakır’a en son 2000 yılında Başbakan Yardımcısı olarak bazı açılışlar için giden Bahçeli, böylece 11 yıl aradan sonra ilk kez oy istemek için gidecek.